Elektriğe yapılan okkalı zamdan sonra daha doğru ifade ile soygun tarifesinin yürürlüğe girmesi ile herkes isyanlarda…
Sosyal medyada yüksek elektrik faturaları paylaşılıyor, sağda solda kahvelerde hep elektrik faturası ile hayat pahalılığından şikayet ediliyor. İşyerleri ödedikleri elektrik faturalarını cama yazarak sesini duyurmaya çalışıyor.
Akaryakıta yapılan zamlardan sonra da kamyoncular kontak kapattı… Toplu taşıma ve şehirlerarası ulaşımda da yakında feryat sesleri yükselecektir…
Akaryakıttan doğalgaz ve elektriğe, gıdadan giyime, kira fiyatlarından temizlik ürünlerine kadar her şey ateş pahası…
Dar gelirlilerin beli büküldü diyeceğim ama beli bükülmekle kalmadı yerlerde sürünüyor.
Sadece nefes alıyor, biraz daha darlarsa nefesi de kesilecek.
Vatandaş tepki göstermekte, sesini yükseltmekte haklı diyeceğim ama…
Çok geç kalındı…
Türk Telekom tuz fiyatına satıldı, yabancı sermaye geliyor diye bayram edildi.
TÜPRAŞ elden çıkarıldı, “Devlet mi iyi yönetir Koç mu? Tabii ki Koç daha iyi yönetir” diye dalga geçildi, güldük geçtik.
Tekel, özelleştirme ayaklarıyla peşkeş çekildi, işçiler ayaklandı. Ekmek mücadelesi veren işçiler neredeyse terörist ilan edildi, “Devlet rakı mı üretecek” denilerek peşkeş alkışlandı.
Elektrikte her şeyi devlet yaparken fatura okuma işini özelleştirdiler, halkın cebinden birileri zengin edildi, ediliyor. Görmezden, duymazdan geldik.
Şeker fabrikaları, PETKİM, Tank Palet, limanlar, demir çelik fabrikaları, madenler akla gelen ne varsa satıldı. Karşı çıkanlar sermaye ırkçısı olmakla suçlandı. Devlet ticaret yapmaz, dendi.
Şehrin merkezindeki devlet hastaneleri kapatıldı, şehrin uzağında, ulaşımı neredeyse imkansız, kıyı köşelerde kullanışsız izbe binalar yapıldı, “Sağlıkta çağ atlıyoruz” diye bayram havası yaratıldı.
Yap işlet devret ayaklarıyla yol köprü yaptırıldı, eski köprünün dört katı geçiş ücreti alıyorlar.
Devletin elinden tek kuruş çıkmadan köprü, yol, otoban yapıyoruz dediler, geçiş garantisi ile devleti adeta haraca bağladılar.
Düşünün hastaneleri bile hasta garantili yaptılar; bir tek “Hastalık ver Ya Rabbi!” diye camide dua etmedikleri kaldı.
Tepki göstermek, eleştirmek şöyle dursun; ayakta alkışladık, çağ atlıyoruz diye bayram ettik.
Eleştirmeye yeltenenleri çağ dışı, hain terörist diye suçladık.
Devletin, kamunun olan her şey peşkeş çekilip, sudan ucuza satılırken, yap işlet devret ayaklarıyla devlet haraca bağlanırken alkışladık…
Şimdi hayat pahalılığı var, fiyatlar çok arttı, geçinemiyoruz diye ayaklanıyoruz.
Devlet soyuldu, cebimizden para çıkana kadar yer yer alkışladık, destekledik, sustuk. Hatta eleştirenleri de susturduk.
Ne zamanki cebimize dokundu sesimizi yükselttik.
Cebimize dokunmazsa yine umursamazdık ya…
Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belliydi; hiç mi takvime bakmadınız!
*****
Bakmak, görebilmek değildir
Adam, ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezinirken yol kenarında duran bir arabanın arka koltuğunda tek başına oturan çocuğa yaklaşır:
- Buraların yabancısıyım... Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum, çok yakın olduğunu söylediler.
Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra cevap verir:
- Ben de buraya ilk defa geliyorum. Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.
Adam, yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını çocuğa sorar:
Çocuk gülümser:
- Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.
Adam iyice şaşırır:
- İyi ama bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği nereden biliyorsun?
- Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez. Üstelik, manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.
Adam, gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, teşekkür etmek için döndüğünde çocuğun kör olduğunu fark etmiş.
Çocuk, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın kendisinin göremediğini fark ettiğini…
Çocuk, ışığa hasret gözlerini adamdan saklamaya çalışır:
- Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim, görmeyi o kadar çok özledim ki. Sizinkiler sağlam öyle değil mi?
Adam, çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken şaşkındır:
- Artık emin değilim. Emin olduğum tek şey, senin benden iyi gördüğündür.
*****
TEBESSÜM
Adalet
Orhan Gazi’ye sordular:
- En büyük zulüm nedir?
Orhan Gazi cevap verdi:
- Geciken adalet.
*****
GÜNÜN SÖZÜ
Küçüklerin büyüklük taslaması kadar tehlikeli bir şey yoktur.
Slefan Zweıg