Türlü etkinliklerde Yunusça oyalanan şairler, müteşairler, şiir severler içinde Tahsin Ayata adını bilen ya da hatırlayanlar var mıdır? Ben hatırlatayım. Şiir ve şair dostu, arkadaşı, sanatın hizmetçisiydi. Bakardınız ki, bir toplantıya kucak dolusu karanfillerle gelirdi. Bir başka toplantıya yeni basılmış hatıra paralarla veya ağızları tatlandıracak bir paketle gelir, orada bulunanlara armağan ederdi. Bir şubat ayında kaybetmiştik.
Arkasından yazdığım ağıtta “Şu gücük şubatın ettiğine bak,” diye bir dize yazmıştım. Tahsin Ayta’nın gönül değil günün dostları bir sabun köpüğü gibi uçup gittiler. Daha o yıl böyle bir insan geldi mi, gitti mi hatırlayan olmadı.
Gerçekten şubat ayının küçük olduğuna bakmayın acısı, travması büyük şubat depremi unutulmaz. Bu ay birkaç sanatçıyı andım. Bir iki gün sonra Cenap Şehabettin’i anacağım. 2 Şubat’ta kaybetmemize rağmen bugün sözünü edeceğim Nezahat Bayram ve daha nice sanatçılar sayabilirim. Gönlüm ister ki, her birini birer birer anayım. Ne çare dilde var, elde yok! İşte gücük şubatta kaybettiğimiz müzisyenlerden bir demet:
Emin ONGAN (02.02.1985), Şerif İÇLİ (03.02.1956), Sadettin KAYNAK (03.02.1961), Selahattin PINAR (06.02.1960), Ali Ulvi BARADAN (07.02.1984), Nuri Halil POYRAZ (08.02.1956), Muhlis Sabahattin EZGİ, (10.02.1947), Teoman ALPAY, ( 12.02.2005), Kaptanızade Ali Rıza Bey, 16.02.1934 Alaeddin ŞENSOY, (17.02.1997), Kasım İNALTEKİN, (18.02.2005), Ekrem GÜYER (19.02.1954), İsmail Hakkı Bey (20.02.1965), Faize ERGİN (21.02.1954) Cevdet ÇAĞLA (22.02.1988) Muzaffer İLKAR (23.02.1987), Yorgo BACANOS, (24.02.1977), Baki DUYARLAR (26.02.2003), Giriftzen Asım Bey (26.02.1929)
Şimdi sözü Nezahat Bayram’a getireyim. Radyonun radyo olduğu, bizim de ilk gençliğimizi yaşadığımız zamanlarda Nezahat Bayram’ı haftada birkaç kez dinledik. Ya Yurttan Sesler’de ya da Türk Halk Musikisi Solistleri programında çıkardı. Emel Sayın gibi Nezahat Bayram’ın adı geçtiğinde, radyo başındakiler, birbirlerinin gözünü bakar eskilerin malum-u ilan dedikleri bilinen bir şeyi yeniymiş gibi duyururlardı.
“Şarkışlalıymış.”
“Yok lan Şarkışlalı değil, kocası Demiryolu İstasyonunda şefmiş.”
“Bir türkü çağırdığı zaman İstasyondan ta ötelere kadar sesi duyulurmuş.”
Benzer diyaloglar tekrarlanırdı. Babası mı, kocası mı, bilmiyorum, ama Şarkışla istasyonunda çalışmışlığı doğru…
Radyoda onun söylediği uzun havaların, kırık havaların onlarcasını bilirdik. Hele hele “Yola gel sevdiğim yola", "Giderim giderim de yolum yan gelir", "Erzurum dağları kar ile boran", "Sarılma çapaya pek nazikçesin", "Şekerdağının hiç eksilmez gırcısı" gibi uzun havalar bizleri ne hallere sürüklemezdi?
Kırık havalar içinde "Dam başına asa da koymuş galbırı", "İndim havuz başına", "Cevizin yaprağı dal arasında", "Söğüdün erenleri", "Meşeler güvermiş," gibi yüzlerce türküyü halka sevdirdi.
Sarılma çapaya pek nazikcesin, uzun havasının Sivas Yurdundan ağabeyimiz Yener Okatan’ın olduğunu çok sonraları öğrenmiştim.
Nezahat Bayram ile ilgili birkaç biyografi karıştırdım. Hayret. Muzaffer Sarısözen’den hiç söz edilmemiş. Oysa yetişmesinde Sarısözen’in emekleri çok büyük. Gelelim üç beş satır biyografik bilgiye:
1926 yılında Samsun'da doğmuş. Demiryollarında memur olan babası Mehmet Nuri Çınar, ve annesi Şefika Hanım enstrüman çalan müzik sever kimselermiş. Aileden gelen müzik tutkusunun sonucu olsa gerek, kardeşleri Necla Erol ve Ülkü Beşgül de başarılı birer THM ses sanatçısı olarak uzun yıllar TRT hizmet vermişler.
1939 yılında babasının memuriyeti dolayısıyla Afyon'a taşındıklarında Nezahat Bayram 13 yaşındaymış. Babasının görevi nedeniyle taşındıkları Kayseri'de Cevat Bayram ile evlenen Nezahat Bayram, 1953 yılında Ankara Radyosu'nun açtığı sınavı kazanarak TRT THM Ses Sanatçısı olmuş. 1962 yılında sahne yaşamını tercih ederek İstanbul'a yerleşti. 200'e yakın plakla sesini milyonlara duyurmuş. 2 Şubat 2004 tarihinde İstanbul'da yaşamını yitirmiş.