Aynı gazete ve sosyal çevrelerde birlikte bulunmaktan onur duyduğum meslektaşım İskender Özsoy’un, Bağlam Yayınevi’nin “Mübadele Kitapları” dizisinde iki kitabı daha yayınlandı: “Selanik’in Mavi Suyu” ve “Topraksız Memlekete Ağıt” adlarını taşıyan kitaplar, “Mübadele Röportajları / İzlenimler”ini içeriyor.

“Mübadele ve Mübadil” sözcükleri, değiş tokuş, değişim" ve “değişen” anlamlarını taşıyor.

30 Ocak 1923'te Türkiye ve Yunanistan arsında imzalanan sözleşme, Türkiye'deki Rumlarla Yunanistan'daki Türklerin zorunlu göçünü öngörüyor.

Özetle, dil, etnik köken veya göç ettirilenlerin isteği dikkate alınmamıştı. Türkiye’den 1.2 milyon Ortodoks Rum Yunanistan'a, 500 bin civarında Müslüman Türk ise Türkiye'ye gönderilmişti.

Çok zor koşullar altında yapılan yolculuklarda, hava koşulları, açlık, yorgunluk ve salgın hastalıklar pek çok çocuk, yaşlı ve hastanın canını almıştı.

Mallarını terk etmek, yeni bir ülkede sıfırdan başlamak, kültürel uyum sorunları, ölümler ve ayrılık acısı yaşandı. Köklerinden koparılmış insanların yaşadığı dram, yüz yılı aşkın süredir, mübadiller tarafından kuşaktan kuşağa anlatılıyor.

İskender Özsoy, Türkiye’de ve Yunanistan’da yaşayan mübadiller ve çocuklarına ulaşarak röportajlar yaptı. İzlenimleriyle birlikte gazete ve dergilerde yayınladı. Bunların kitaplar halinde yayınlanmasını da sağladı. Bu kitapları okuyanlar, konuya empati yaparak duygu yoğunluğu içinde yaklaşmaya başladılar.

Topraksız Memlekete Ağıt kitabında, akıcı, şiirsel ve etkileyici anlatımla, hüzünlü duygular uyandıran yirmi yedi röportaj yer alıyor. Artı değer olarak dipnotlarla tarihi bilgilerle zenginleştirilmişler.

Niçin Topraksız Memleket? Tanıtım yazısından aktarıyorum:

Yüz yıldır oralarda yaşanmıyor, o toprakların kokusu solunmuyor; onların oralarda bir karış toprağı yok. Ama orası yine de memleket. Orası atalardan, dedelerden miras memleket. Düşlere giren, düşlerden uyanınca özlemi yürekleri yakan memleket; topraksız memleket. Şimdi yakılan ağıttır topraksız memlekete, dillerde çığlık çığlık yükselen. O ağıtlar ki, bir zamanlar kök saldıkları ata memleketlerindeki tarlaların toprağı kadar yerli, ormanların ağaçları kadar köklü bir yaşama selam duruştur. Aldanmayın siz köklerin kuruyup çatlayan topraklardan sıyrılışına. O kökler, yüzyılların tanığıdır. O kökler yeniden filizlenişin ve yeniden köklenişin sembolüdür…”

Kitabın finalini, İskender Özsoy, şiir diliyle tamamlamış:

“……

Ozanların yüreğinden, dilinden, sazından doğan türküler

gibi türküdür mübadele.

Bir Selanik türküsüdür, belki bir Drama türküsü.

Bazen Girit'te söylenen bir mânidir.

Ayrılıktır, hasrettir, ölümdür, doğumdur, acıdır, sevinçtir, kavuşmadır mübadele.

Anaların, ninelerin dilinde yankılanan ağıttır mübadele.

Kimi zaman dağa taşa yakılır, kimi zaman evlada, sevgiliye.

Sevgili, kimi zaman candır, canandır; kimi zaman toprak.

Türkü hayatın ta kendisidir, gerçeğidir.

Tıpkı mübadele gibi”

“Selanik'in Mavi Suyu”, Yirmi beş mübadele röportajı ve izlenim yazısından oluşuyor.

Kitabın tanıtım yazısı mübadele trajedisini anlatmaya yetiyor:

Yollara düşürüldüler sofaların kandilleri söndüremeden, kapıların eşiklerini öpmeden. Yollara düşürüldüler kağnılarla, at arabalarıyla ve dolma lastikli kamyonlarla. Kimileri de vakti zamanı gelince kara bir trenin kara vagonlarında Selanik’e doğru yola koyuldu. Selanik’in mavi suyunu gördüklerinde, gönüllerine mavi suların limanı döven sesiyle bir ferahlık geldi ama nedense o ferahlık zamanla suların kararması gibi karardı; karabasana dönüştü...”

Mübadele, iki devlet arasındaki savaş, karşılıklı güvensizlik ortamını gidermek, kalıcı barış sağlamak, etnik çatışmaları önlemek amacını taşıyordu. Ama ağır yaralar bıraktı. Mübadiller “yabancı” olarak görüldü, entegre olmakta zorlandı. Bırakılan bahçeler, evler, mezarlar ve “orada yarım kalan hayat” özlem olarak kuşaktan kuşağa anlatıldı.