Sait Faik’in eserlerinde çizdiği manzara, anlattığı kişilere, kendinden kattığı duygudan, şiirden ileri gelmektedir.

Topu topu on sekiz parça şiirden oluşan "Şimdi Sevişmek Vakti", Sait Faik'in tek şiir kitabıydı. Kimi edebiyat eleştirmenlerine göre, oldum olasıya şairdi. Yalnızca, şiir yazmaya kalkıştığı zaman belki başarılı sayılmazdı Onun şiiri kendi içindeydi. Şiirinin sırrı, aşırı duygulu olmaktan çok, dış hayatın ayrıntılarını, içinden geldiği gibi sıralayıvermesindendi:

Sait Faik de hikâyelerinde ve şiirlerinde sürekli olarak aşkı arıyordu. Şimdi Sevişmek Vakti, 1953 yılında yayınladığı zaman olumlu ve olumsuz eleştirilere uğradı. Büyük çoğunluğu, bu kitapta yer alan, daha önce çeşitli dergilerde de yayınlanmış olan bu şiirlerin birer sanat eseri olduğunda birleşiyorlardı.

Edebiyatçıların çoğu yazı hayatına şiirle başlar. Daha sonra hikâyeye, romana, gazeteciliğe geçer. Sait Faik, 1936 yılından beri Türk Edebiyatı’nın en güzel hikâyelerini yazmaktayken, şiire başlamıştı.

Birçok hikâye kitabından sonra şiir yazması ve bu şiirlerde kişiliğini koruması, mizacının şair olmasından ileri geliyordu. Sait Faik' in kişiliğinde şiir cevheri vardı. Onun hikâyelerinde hayatın sefaleti, acısı, çirkin yönleri şiirin aydınlığında görünüyordu.

O, sevginin mucizesini anlamıştı. Seviyorsanız, gazete örtülü bir yemek masası, acı zeytinyağı kokusu, güftesi bayağı şarkılar ve adi havalar bir şiir konusu oluverirdi:

Sait Faik'in kuvveti, kendi kendisi olmasında; kendi mizacını, hayat çerçevesini kabul etmesindendi. O duymadığı, bilmediği şeylerden bahsetmezdi. Görmekten ve sevmekten başka bir iddiası yoktu.

O bize kendi kendisi olan bir sanatkârın ne kadar kuvvetli olabileceğini gösteren büyük bir örnektir. Başkaları da onun gibi kendi gerçek ve yegâne varlıklarının hususi tecrübelerini anlatsalardı edebiyatımız ne kadar zengin olurdu...

Roman, zaman ve sabır isteyen bir sanat dalı… Sait Faik, yaradılışına uygun olarak hikâyeciliği tercih etmişti. İki romanı, hikâyelerinin uzamasından başka bir şey değildi. Bir başka anlatımla, Sait'in çalışma metodu kısa zamanlıydı. İnşa yeteneği isteyen roman ise uzun nefes gerektirirdi.

Medar’ı Maişet Motoru’nda Burgaz Adasının renkli fotoğraflarını seyreder, denizin zorluğunu yaşayan insanların serüvenlerini birlikte yaşarsınız. Kayıp Aranıyor’ da sürekli olarak yalnızlık teması işlenmişti. Yalnızlık Sait Faik'in şuur altındaydı.

"Ne olur, bir kedicik, bir köpekçik olsaydı. Bütün bu olmayan şeyle, ağrılar, boşluklar, terler, üşümeler bir daha dönmemek üzere gideceklerdi ... " cümlelerinde olduğu gibi, ruhuna ağaçlardan, bulutlardan, kuşlardan, kedilerden, köpeklerden, böceklerden bir yankı aramaktaydı.

Sonuç olarak Sait Faik'in tek başına roman alanında verimli bir sanatkâr olduğunu söyleyemiyoruz. Ancak, özellikle son romanında yerleşik ahlak kurallarını tartışması, toplumun türlü kesimlerinden insanları karşı karşıya getirmesi ve toplumdan kopmuş aydınları eleştirmesi ile dikkati çekmişti.

Sait Faik' in hikâye, şiir, roman ve röportajlarının dışında da gazete ve dergilerde yayınlanmış, sohbet veya deneme diyebileceğimiz yazılan vardı. Örnek vermek gerekirse 2 Şubat 1947'de Yedi Gün Dergisinde yayınlanan "Orhan Veli İle Konuştum" başlıklı yazısı, Orhan Veli için araştırma yapacak olanlara bir kaynaktı. .

Eleştirmekten ve eleştirilmekten hoşlanmasa da eleştiri yazıları yazmak zorunda da kalmıştı. Bunlardan birisi eleştirmenleri eleştirdiği yazıydı.

"Eleştirmecilik sanattan daha zordur. Çünkü eleştirme, güzel eseri bulup onun üzerinde düşünüp bir güzel eser meydana getirmektir." Ama günümüzde eleştirmeciler bir acemiliği bir sürçmeyi yakalayarak tadını çıkarmak, yazarın canına okumak peşindedir.” Diye yazmış, iyi ve kötü sanatçılara, eleştirmeci denilen mizah yazarlarının vız gelmesi gerektiğini belirtmişti.