
Ortadoks olmayanlar, kadınlar ve dişi sinekler bile giremez
Ayan Oros; Meryem Bahçesi anlamına geldiği için, Meryem Ana’dan sonra gelen tüm kadın ve dişilerin “Şeytan” olduğuna inanılıyor. Bu nedenle adada dişilerin yaşamasına izin verilmiyor. Ayan Oros’da sayıları 900 kadar olan erkek keşişler ve hizmet gören erkek eşekler yaşıyor yalnızca. Athos’a ayak basan ve burada 5 gün ayinlere katılıp, çalışarak ve Yarımadanın tamamını gezip, Ortodoks papazlarla birlikte yaşayan ilk Müslüman Türk araştırmacı yazar olmamı sağlayan Silifke eski Ortodoks Metropoliti Bay Krilos. Fener Baş Patriği Bartelomos ve “Silivri Tarihi” kitabı yazarı Dr. Cemal Kozanoğlu’nun özel mektupları işe yaradı.

Amacım Anadolu’dan göç eden Rumların yaşayanlarıyla konuşmak, düğün ve kına gecesi başta olmak üzere ortak kültür ve sosyal ilişkileri araştırmaktı. Tabii Athos’daki yaşam da çekiyordu beni. Athos Dağı’nın zirvesine yakın bir yerde oturan Silivri’nin Selimpaşa kasabasından göç ettiği için Türkçe konuşabilen papaz Rodostolo Hrisostolo ile de konuşmak istiyordum. Ama olmadı. Çünkü bu papaz, Atos Dağı zirvesinde buluna “Cennet Evi”ne gitmiş ve orada ölmek için sıra beklediğini öğrendim. Ayrıca Ortadoks keşişler; “cinsel ilişkinin günah ve yasak olduğu” inancını şiar edinmiş genç papazları da merak ediyordum doğrusu…

Medeniyetten uzakta Orta Çağı yaşamak...
Umberto Eco’nun ünlü romanı “Gülün Adı” kitabındaki zaman ve mekana bir yolculuktu benim maceram… Keşfetme duygusu, merak, biraz korku ve biraz da araştırmacı yazar olmanın delice çılgınlığı denebilir bu geziye… Athos Dağı’nın defne kokulu yamaçlarına ve deniz kıyısındaki uçurumların üzerine inşa edilmiş, özgün mimarisi olan rengarenk tarihi dev kale şehirler, manastırlar, kiliseler ile papaz evlerinde akşam saat 7’de dev kapılar kilitleniyor, dışarıdakiler içeri giremiyor ve içerdekiler de dışarı çıkamıyor. Manastırlar bazılarında jeneratörler olsa da genelde mum ışıklarıyla aydınlatılıyor. Telsizli dağ minibüslerini saymazsanız telefon, faks, radyo ve televizyon yanı sıra, teknoloji yok burada.
Uzun zaman dağ yollarında yaya yürüyerek akşam olunca sığınmak zorunda kaldığım Romanya Manastırında, “hoş geldiniz” ikramında verilen su, kahve ve lokum yorgunluğumu birazcık olsun dindirdi. Yarımadanın ucunda bulunan 50 papazın yaşadığı ve o akşam 300 kişinin katıldığı yılın en büyük yortu ayininin yapıldığı Büyük Lavra Manastırı’nda geçen günler ve sonrasında konuştuğum Başpapaz Angolidos Yakodos (85) ve öteki iki büyük papazın da katıldığı akşam yemeği yenirken, bir papaz sürekli yüksek bir yerde “Amen!..) diyerek dua ediyordu…

Manastırlarda, sabah saat: 4’te çan sesleriyle başlıyor yaşam. Saat 6’ya kadar her onbeş dakikada bir, elindeki uzun kalasa ağaç tokmakla vurarak melodik sesler çıkaran Uyandırma görevlisi papaz, tüm koğuşların önünde dolaşıyor. Dış duvarları kızıla boyalı, çatısı ince taş duvaklarla kaplı yaşlı kilisede önce üç mum yakılıp ve gerekli kutsal yerler öpüldükten sonra sabah duası yapılıyor. Kahvaltı sonrası herkes işine, tarlaya, arıcılık yapmaya, balık tutmaya, odun toplamaya ve hizmet işlerine gidiyor.
Devamı haftaya…