Sevr sürecinin Batılı emperyalistler için hiç bitmediğini, Türkiye ve bölge ülkelerini 100 yıl önce çizilen fotoğrafa uygun hale getirmek için sabırla ve sinsice oyunlar oynandığını söylemiştik dün. Türkiye'nin yaşadığı siyasal, sosyal ve ekonomik tüm kırılmaların altından bir yabancı parmak çıktı bu yüzden. NATO'ya girişimizin ardından ve toplumda "şok" etkisi yapan tüm olayları tekrar gözden geçirince ya CIA ajanları çıkıyor karşımıza ya da onların devrişdiği iç dinamikler... Siyasi suikastler, sabotaj, terör yanında ekonomik dengeyi bozacak her türlü "dış" müdahaleleri bu çerçevede okumazsak, daima çıkmaz sokağa çıkar yolumuz.
Irak, ardından Libya ve Suriye'deki savaş da aynı dinamiklerin planladığı şekilde yürüyor. Zaman zaman uygulamada aksaklıklar çıkıp gecikmeler yaşansa da, ara müdahalelerle tekrar rayına oturtup, nihai hedefe ulaşma yolunda ilerliyor emperyalizmin sahipleri.
* * *
ABD, Türkiye'yi Suriye savaşının içine çekmek için iç savaşın başlangıcından itibaren büyük gayret sarf etti. Bir dönem Tayyip Erdoğan-Beşar Esad arasındaki "kıskandıran" yakınlaşma, iç savaşı tetikleyen "diktatörce katliam" yüzünden bozulunca buna en çok sevinen ABD, İngiltere, Fransa ve dolayısıyla İsrail oldu. Çünkü İsrail, Golan tepeleri üzerinden yıllardır Suriye ile bir savaş halindeydi.
Türkiye, Gaziantep'te, Kilis'te patlayan son füzelerin ardından Fırat Kalkanı harekâtını başlattı. Yıllarca ABD'ye ve Batı'ya "Suriye'nin kuzeyinde güvenli bölge kurulmalı" fikrini anlattık ama bu "insani" ve "mantıklı" yönteme nedense hep karşı çıktılar. Neden? Suriye'nin tamamının "güvensiz" olması, Türkiye'nin "mülteci" ve "terör" baskısı altında kalması şarttı çünkü. Bunu nereden mi çıkarıyorum? Hemen aktarayım...
ABD'nin en önemli düşünce kuruluşlarından biri olan Brookings Enstitü'de 27 Haziran 2012 tarihinde bir savaş oyunu oynandı. Bu oyuna ülkenin 3 önemli düşünce kuruluşu katıldı. "Düşünce kuruluşu" diyoruz ama, hepimiz biliyoruz ki, derin ABD'nin politika geliştirme ve planlama merkezleridir buralar. Washington'da oynanan bu savaş oyununda, Ağustos 2012'den Nisan 2013'e kadar bölgede yaşanacaklar "simülasyon"la sahneye konuldu.
Liberallerin kalesi Brookings ve Cumhuriyetçilerin toplandığı American Enterpise ile Savaş Çalışmaları Enstitüleri'nin "savaş oyunu"nda Pentagon, ABD Dışişleri Bakanlığı ve CIA'de çalışmış Ortadoğu uzmanları yer aldı.
Simülasyonun en kilit ülkesi Türkiye'ydi. Çünkü hem ABD, hem Suudi Arabistan ekipleri, oyun boyunca atacakları adımlarda önce Türkiye'yi gözledi, liderlik beklediler... Türkiye oyunun sonuna kadar Suriye'ye tek başına müdahale etmekten kaçındı. ABD ve Suudi Arabistan ekipleri ise Türkiye'yi buna zorladı. Oyunda Suriye'de ölenlerin sayısı artmasına rağmen Türkiye müdahale etmeyince devreye bombalar girdi.
* * *
Oyunda bombaların patladığı yerler olarak da Gaziantep ve Kahramanmaraş tahmini yapıldı. Türkiye'yi Suriye'ye sokacak formül, bu simülasyon sayesinde bulunmuştu: Bombaları patlatmak... İlk bomba Ağustos 2012'de patladı Gaziantep'te. Bombalalar patlamaya devam edince dengeler değişti ve Türkiye, Suriye'ye tek başına girmek zorunda kaldı...
Gaziantep, Kilis, Suruç, Ankara, İstanbul derken patlayan bombalar 3 yıl gecikmeyle Türkiye'yi Brookings Enstitü'de oynanan "savaş oyunu"nun öngördüğü sonuca taşıdı ve bugün Fırat Kalkanı operasyonunu sürdürüyoruz. "Oyuna düştük" anlamında aktarmıyorum bunları. Türkiye'nin, iki sınır komşusu Suriye ve Irak'taki savaşa kayıtsız kalmasını kimse beklemesin zaten. Asırlarca bir bütünün parçaları olarak yaşadığımız coğrafyadaki ateşin bizi de yakıp kül etmesi muhtemelken, nasıl "bize ne" diyebiliriz ki?
Bir de olayın İsrail ayağı var. İsrail'deki "dinamikler" Suriye kriziyle ilgili olarak "iki tarafın da kazanmadığı ve sürüp giden bir savaş" stratejisinde ittifak ettiklerini kayıt altına defalarca aldılar. "Birbirlerini öldürüyorlar işte, ne güzel" diye de özetledi bu stratejiyi Netanyahu hatırlarsanız.
Sevr'in yazıcıları şimdi Türkiye'nin Suriye'deki istikametini değiştirmeye çalışırken, diğer yandan Musul'dan uzak durmamız için Bağdat'taki kuklasını hareket geçirdi. Fransız uçakları binlerce kilometre öteden gelip Musul'u bombalarken, Türkiye'nin tarih, kültür ve ortak geçmiş bağları olan Musul'dan uzak durması için "İtilaf Devletleri" hep birden ayağa kalktı.
Sevr'de devre dışı tutulan Rusya, bu oyuna savaş hayli ilerledikten sonra dahil oldu. Batı'nın oyununu bozmak mı istiyor, yoksa "ben de payımı alırım arkadaş" mı diyor analizini ayrıca yapmak zorundayız. Bunu da konuşalım ama, önce Sevr'in çerçevesini iyi tanıyalım ve bugün yeniden güncellenerek önümüzde durduğunu kabul edelim. Bu "ortak fikir" etrafında birleştiğimizde, asıl milli birlik ve beraberliği ancak o zaman başarabiliriz... Kurtuluş savaşı ruhunu harekete geçirelim, gerisi kolay çünkü...