Ortadoğu'nun yeni belası haline gelen "laboratuvar virüsü" IŞİD'i İslâm'la savaşın da aracı haline getirmiş olan ABD, Türkiye'yi bu örgüte karşı kara harekatında koç başı olarak kullanmak için çırpınıp duruyor. "PKK" diyorsun, adam anında "IŞİD" diyor, "YPG" diyorsun, Esad, Rusya, İran diyorsun anında "IŞİD"i koyuyorlar önümüze. Tek gündem IŞİD'le mücadele, geri kalan beni bağlamaz diyor ABD...

IŞİD'in kökleri El Kaide, onun da tohumlarını filizlendirip, sarmaşık gibi dünyaya yaydıkları "sera" Afganistan değil mi? Bu örgütü Afganistan'daki Rus işgaline karşı ABD kurmadı mı?

ABD, Irak'a girdikten sonra etnik ve mezhebi bir dizayn peşinde koşup, Saddam'ın tüm günahını bu topraklardaki Sünni kesime yükleyip, bir yandan Şii'lerin, öbür yandan Barzani'nin kıskacına alıp, Suriye sınırına sürmedi mi?

Saddam'ın eski generallerini El Kaide'nin kucağına iterken, sivil halka da "mezhepçi" kurtuluş reçeteleri empoze etmedi mi? Bölgeyi kangren haline getiren örgütün başına koyduğu isim, yıllarca ABD'nin "gizli" sorgu odalarında eğitimden geçirilip, bir kahraman olarak "çaresiz" insanların önderi yapılmadı mı?

* * *

Suriye'deki son durumun fotoğrafını net bir şekilde önümüze koyduğumuzda, emperyalist güçlerin nereye varmak istediğini ve bize biçtiği rolü daha kolay anlayabiliriz. PKK'nın, ya da Abdullah Öcalan'ın "istihbarat örgütleri"yle dayanışma içerisinde kurduğu "Kürtçü illegal silahlı mücadele örgütü"nün Suriye kolu YPG-PYD bugün dört devletin partneri haline geldi.

ABD ve Rusya bu örgütü IŞİD'le mücadelenin "kara gücü" olarak görüyor. İran ve Şam yönetimi ise, bölgedeki Sünni muhaliflere karşı müttefik... ABD, bölgedeki Arap muhaliflerle "kağıt üzerinde" bir araya getirerek "direniş gücü" adını taktığı YPG'ye, orta ölçekli kara gücünün sahip olduğu silahlarla donattı. Bunların içerisinde ağır silahlar da var. YPG, Türkiye'nin de desteğiyle IŞİD'in ilerlemesini durduran yerel direniş güçlerinden, düzenli kara ordusu olma yolunda hızla ilerliyor. Elindeki silahı da, bölgedeki demografik yapıyı dizayn etmek için kullanıyor.

Tıpkı, ABD işgalinden sonra Barzani'nin Irak'ta hakim olduğu bölgelerdeki Sünnileri ve Türkmenleri sürmesi gibi, YPG de Suriye'nin kuzeyindeki diğer etnik çeşitliliği yok ederek başladı işe. Kendisini mutlak otorite kabul etmeyen, yani Kürt milliyetçiliği yapmayan Kürtleri dahi bölgeden uzaklaştıracak kadar da ileri götürüyor işi.

* * *

Türkiye, Esad'ın devrilmesini Suriye politikasının temel meselesi haline getirmiş durumda. Partneri de, Suriyeli Sünni ve Arap güçler. Parça parça silahlanmış bu güçleri Özgür Suriye Ordusu çatısı altında toplamak için çok çaba harcadı Türkiye, ama ABD ve Suriye'de aktif hale gelen emperyalist diğer güçler desteğini ansızın çekince tek başına kaldı. ABD'nin işgal ettiği Irak'tan Suriye'ye 4 milyon insanın göçmesi gibi, Suriye'den Türkiye'ye göçleri biz bile sorun yapmadık. "Ensar" dedik bağrımıza bastık ama, bu ölçekte göçün sonuçlarını daha yeni görmeye başladık.

YPG adına Ankara'da bomba patlatan da, Reyhanlı'da bombalı araçla 52 yurttaşımızı öldürenler de "Suriyeli muhacir" olarak bağrımıza bastıklarımız arasından çıktı. Reyhan'dan Ankara'ya gelene kadar geçen sürede patlayan bombalarda elbette yerli işbirlikçiler vardı ama "yalama olmuş" bir sınır hattındaki geçişkenliğin ürünüydü hepsi.

* * *

Savaş lobisi, Türkiye'yi Suriye topraklarına bir kara harekatı yapmak için her yolu deniyor. Osmanlı bakiyesi üzerine kurulmuş "uydu devlet"lerden partnerler bulunuyor bize. Suudi Arabistan ve Kuveyt'le neredeyse ortak ordu kurmuşuz gibi bir görüntü oluşturuluyor. Suud uçaklarının İncirlik'e gelmesine ne NATO muhalefet ediyor, ne de ABD. Dünden razılar sanki bu üç ülkenin "kara gücü" oluşturarak Irak'a girmesine. Kuveyt'e girmiş Saddam muamelesi yapmak için mi çırpınıyorlar bu kadar bilmiyoruz ama, Türkiye'yi istedikleri kıvama getirmek için kara savaşına sokmayı çok arzu ediyorlar.

PKK'nın eylemlerinin, YPG'nin kırmızı çizgileri allak bullak edişinin yanında IŞİD'in sınırda askerimizin boğazını kesmesine kadar bir yığın olay Türkiye'yi savaşa sokmak için fırsat biliniyor.

Türkiye'nin tanklarını yürütmesi halinde Şam'a kadar gideceğini iddia edenler, daha bir asır önce Osmanlı'yı kimlerin sırtından hançerlediğini unutmuşa benziyor.

Benim derdim Diyarbakır, Mardin, Şırnak... Gözlerim Sur'da, Nusaybin'de, İdil'de, Cizre'de...

"Ne Şam'ın şekeri, ne Arap'ın yüzü" demenin zamanı geldi artık...