Seksen yaşına merdiven dayadım. Bugüne kadar bildiklerimin yanıldıklarıma yetmediğini öğrendim. Yaptığım yanlışları kimse anlamasa da ben öğrendiğimde üzüntümü anlatamam.

Bugün ünlü Kâtip Çelebi’nin ölüm yıldönümüydü. Ülkenin yüz akı olmasına karşın, idam edildiğine ilişkin bilgimle yazıma girmek istedim. Aynı dönemle idam edilen Çelebileri araştırmak istedim:

Kanuni Sultan Süleyman döneminde baş defterdarlık yapmış olan İskender Çelebi, idam edilmiş. Tâcîzâde Câfer Çelebi, Yavuz Sultan Selim döneminde nişancılık yapmış bir devlet adamı ve şairken, haksız bir suçlama ile idam edilmişti. Osmanlı'da fikir ve siyasi çekişmeler sonucu, Molla Lütfî Çelebi, Hekimbaşı Emir Çelebi gibi bilim adamları idam edilenler arasındaydı. Meğer bunlardan dolayı yanlış düşünceye kapılarak Kâtip Çelebi'nin de idam edildiği yanılgısına düşmüşüm.

Şimdi öğrendim ki, Kâtip Çelebi, Ünlü eseri Mîzânü'l-Hakk'ı tamamladıktan sonra, kırk sekiz yaşındayken evinde aniden rahatsızlanarak ölmüş. Cenazesi Zeyrek civarına defnedilmiş, daha sonraki yıllarda yol çalışması nedeniyle kabri Voynuk Şücaattin Camii kabristanına taşınmış. Bugün kabri, Unkapanı İMÇ 3. Blok bitişiğinde, Atatürk Bulvarı kenarında etrafı çevrili özel bir açık hazirede bulunuyor. Bu küçük mezarlıkta Kâtip Çelebi, İstanbul’un ilk kadısı ve belediye başkanı kabul edilen ünlü alim Hızır Bey ve ünlü Divan şairi Necati Bey ile yan yana yatmakta.

17. yüzyıl Osmanlı dünyasının en büyük aydınlarından, coğrafyacılarından, tarihçilerinden ve bibliyograflarından olan Kâtip Çelebi, devlet düzenindeki aksaklıkları Düstûrü'l-Amel gibi eserlerinde açıkça eleştirmiş olmasına rağmen, padişahlar, idama kararı vermemişler.

Kâtip Çelibi’nin en önemli eserlerinden bazılarını çok kısa şöyle özetleyebilirim:

Bir bibliyografya Kitabı olan Keşfü'z-Zunûn, Kâtip Çelebi’nin en büyük ve dünya çapında tanınmasını sağlayan başyapıtıydı. Yaklaşık 15.000 kitap ve risale ile 10.000'e yakın yazarı alfabetik olarak tanıtan devasa bir ansiklopediydi. İslam dünyasındaki ilimleri sınıflandırmış ve kendisinden sonraki bibliyografya çalışmalarına temel ve örnek olmuştu.

Cihannümâ, Osmanlı coğrafyacılığın bir dönüm noktası oldu. Kâtip Çelebi bu eserinde sadece İslam coğrafyacılarının eserlerinden değil, Batılı kaynaklardan ve haritalardan da yararlanmıştı. Dünyanın yuvarlak olduğunu, dönme hareketlerini ve coğrafi keşifleri Osmanlı penceresinden anlatan, haritalarla süslenmiş ilk sistematik coğrafya kitabıydı.

Mîzânü'l-Hakk fî İhtiyâri'l-Ahakk (Felsefe ve Sosyoloji) kitabı, bağnaz ve katı dini tartışmalarına, Kadızadeliler ve Sivâsîler kavgasına karşı yazmıştı. Hoşgörü ve mantık kitabıydı. Tütün kullanımı, kahve, musiki, raks ve Hızır'ın hayatta olup olmadığı gibi dönemin hararetli tartışmalarını akıl, mantık ve bilim süzgecinden geçirerek ele almıştı. Toplumsal barışı ve gericilikten uzaklaşmayı savunmaktaydı. Adeta topluma bıraktığı fikri vasiyeti niteliğindeydi.

Tuhfetü'l-Kibâr fî Esfâri'l-Bihâr, Osmanlı denizcilik tarihini, donanmanın yapısını ve yapılan büyük deniz savaşlarını anlatan eseridi. Girit Seferi'nin uzaması üzerine, Osmanlı denizcilerine rehberlik etmesi ve eski deniz başarılarından ders çıkarılması amacıyla yazılmıştı. Barbaros Hayreddin Paşa gibi büyük kaptan-ı deryaların stratejilerine yer vermekteydi.

Düstûrü'l-Amel fî Islâhi'l-Halel, Osmanlı Devleti'nin içine düştüğü ekonomik ve idari bunalımları, bütçe açıklarını ve askeri bozulmaları inceleyen bir ıslahat risalesi, devleti insan vücuduna benzeterek; tıp bilimi gibi önce hastalığı teşhis etmiş, ardından padişaha ve devlet adamlarına çözüm önerileri sunmuştu.

Takvîmü't-Tevârîh, Adem Aleyhisselam'dan 1648 yılına kadar yaşanan tarihi olayları, devletlerin kuruluş ve yıkılış tarihlerini kronolojik bir cetvel halinde sunan pratik bir tarih özetiydi.