25 Eylül 1993, Türkiye'nin çok önemli kültürel miras davalarından birinin zaferle sonuçlandığı ve dünyaca ünlü Karun Hazinesi'nin Türkiye'ye iade edildiği gün olarak takvimlerimizde yer alıyor.

Karun Hazinesi, 1960'lı yıllarda Uşak ve çevresindeki tümülüslerden kaçak kazılarla çalınarak yurt dışına kaçırılmıştı. Türkiye ile New York Metropolitan Sanat Müzesi (MET) arasındaki uzun hukuk mücadelesinin ardından, 1993 yılında resmi olarak Türkiye'ye iade edilmişti. Ünlü 363 parçalık Lidya koleksiyonu, şimdi ait olduğu topraklarda, Uşak Arkeoloji Müzesi bünyesinde sergileniyor.

Anadolu insanı, Uşak'ta toprağın altından çıkan Lidya altınlarını bulduğunda, onu efsanelerle bağdaştırmış ve buluntulara "Karun Hazinesi" adını vermişti.

Divan, tasavvuf, halk edebiyatımızda, deyimlerimizde atasözlerimizde, kıssalarımızda çok geçen Karun kim?

Bir iki cümle ile şöyle özetleyebilirim:

Karun, zenginliğin ve cimriliğin simgesi kabul edilir. Hz. Musa döneminde yaşamış. Hazinelerinin bulunduğu odaların anahtarlarını taşımak için onlarca güçlü insana gereksinim duyulurmuş.

Malına, güvenen gurur ve kibir abidesi gibiymiş. İnsanlara tepeden baktığı gibi yüce Tanrı’ya da sırt çevirmekten çekinmezmiş. Hasılı Yaratan onu serveti ile birlikte yerin dibine batırarak cezalandırılmış.

Esası bu veya buna benzer anlatılar nedeniyle "Karun gibi zengin olmak", deyimi, kıssadan hisselere kaynak olmuştu. Karun'un bu şekilde cezalandırılması halk anlatılarında kibir, nankörlük ve dünya malına aşırı tamah etmenin getirdiği acı sonu anlatan kıssadan hisselere konu olmuş. Kuşaklar boyu insanlara "servetin gerçek sahibinin Yaratıcı olduğunu " dersini vermek için anlatıla gelmiş.

"Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün,

Dünya kadar malın olsa ne fayda?

Söyleyen dillerin söylemez olur,

Bülbül gibi dilin olsa ne fayda?"

Kul Himmet’in bu deyişini “Harun gibi zengin olsan ne fayda” diye söyleyenler de bulunuyor. Türk halk edebiyatında ve tasavvuf kültüründe hem de toplumsal hafızada çok önemli bir yer tutan bu ifade de büyük dersler var. İnsanın ne kadar büyük bir maddi güce, servete ya da mülke sahip olursa olsun, bunların ölüm karşısında ve manevi değerler yoksa hiçbir anlam ifade etmeyeceğini vurguluyor. Anadolu irfanında ölümü anımsatıyor. Biraz daha açacak olursak, mal mülk insanı asil yapmaz, demek istiyor.

Her insanın, sonunda bir kefenle toprağa gireceğini, dünyalık malların dünyada kalacağını hatırlatırken, Kul hakkı yemeden, gösterişten uzak ve adil bir yaşam sürmenin, milyarlara sahip olmaktan daha değerli olduğuna ilişkin mesajlar veriyor.

Tasavvuf edebiyatında kalbin dünya malına tamah etmesini eleştirmek için Karun benzetmesi sıklıkla yapılıyor:

"N'ideydin ey gönül Kârûnlara Musa mısın yâ ne.

N'ideydin ey gönül bî-fâide ömr eyledin ifnâ

Yunus Emre tarzı nasihatname ve ilahilerde dünya malının kimseye kalmayacağı anlatılır:

“Mal sahibi mülk sahibi

Hani bunun ilk sahibi?

Mal da yalan mülk de yalan

Var biraz da sen oyalan.”

Yunus Emre, şiirlerinde mal ve mülkle övünenlerin hazin sonunu doğrudan isim vererek anlattığı da olmuştu:

Ne kadar çok ise malın ecel sana sunar elin

Ne assı eyledi Kārun bu dünyaya batmış iken

Bir taç örek vermek istiyorum:

Bezlini evvel bahârın kûha sor hâmûna sor

Mâl-i dünyâdan ne alıp gittiğin Kārûn’a sor ( Hayali)

Uğradı cümlesi hışm u hatara

Mâl-i Kārun gibi geçti yere (Taşlıcalı Yahyâ)

Tecrîd ile felekte oldum Mesîh-i sânî

Mâliyle yere geçsin Kārûn’a minnetim yok (Fakîrî)

Türk-İslam folklorunda bu hikâye, "Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?" felsefesinin en büyük dayanağı olmuştu. Anadolu'da bir kişi parasıyla insanları ezmeye veya kibirlenmeye başladığında, "Unutma, Karun da malıyla yerin dibine battı," diye hatırlatma yaparlar.