"Güneş balçıkla sıvanmaz" dense de, bizde bir "gerçeği örtme" hastalığı var. Yani, "Aman bize laf gelmesin, olayı minimize edelim, mümkünse yok sayalım" takıntısı bu. Evet "takıntı" çünkü ciddi ciddi tedavi gerektiren bir "kronik" hal aldı ülkemizde. Ama siz, eğitim gibi evrensel kriterleri olan çok ciddi bir "siyaset üstü" konu üzerinden bile "siyaset" yapma hastalığına tutulursanız, elbette diğer hastalıklar peşinden gelir. Özellikle "kafasını kuma gömünce görünmediğini zanneden devekuşu" sendromu...
Haber şu:
Öğrencilerin uluslararası ölçekte fen, matematik ve okuma becerilerini ölçen en önemli sınavlardan biri PISA 2015 sonuçları açıklandı. Türkiye'nin fen, matematik ve okumada 2003'ten beri yükselen puanları büyük oranda düşerek, 2003'teki sonuçların bile altına geriledi. Türkiye, 70 ülke içinde fende 51'inci, matematikte 48'inci, okumada 49'uncu.
Yani, eğitimde durum vahim. Uluslararası karnemiz kırıklarla dolu ve "geçer" notumuz yok gibi.Tekrar ediyorum "uluslararası" karnede sözkonusu olan.
Tıpkı, üniversitelerimizin sayısının hızla çoğalmasına rağmen uluslararası literatüre girecek niteliğe kavuşamaması gibi bir ölçü bu.
* * *
Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, bu vahim sonuçlar gündeme oturunca anında yapıştırdı açıklamayı ve fen lisesinden katılan öğrencilerin PISA'dan 534 puan aldıklarını hatırlatıp şu değerlendirmeyi yaptı: "534 puan hangi ülkenin puanına denk geliyor? Onu söyleyeyim size; Estonya'nın, Japonya'nın. Yani dünyanın ikincisi Japonya 538. Üçüncüsü Estonya 534. Dolayısıyla sadece Fen Lisesi'ndeki öğrencilerimiz girmiş olsaydı, bugün aldığımız derece dünyanın ilk üçü arasındaydı."
Ne kadar güzel değil mi?
Kefere yine yapmıştı kefereliğini ve PİSA değerlendirmesini fen lisesi öğrencilerine göre değil,matematik ve okuma becerileri gibi ölçümler de yapmıştı.
"Fen Lisesi öğrencilerimizin dünya ile yarışma konusunda hiçbir sıkıntısı yok. Hatta dünyanın çok çok daha önünde" diyen Milli Eğitim Bakanı Yılmaz'a hiç kimse "İyi de sayın bakan, öğrenci sayımızın fen lisesinde okuyan öğrencilere oranı ile, sizin sözünü ettiğiniz ülkelerdeki oran arasında uçurum var" demeyecek. Çünkü, tıpkı enflasyon hesabında, gayrı safi milli hasıla hesabında olduğu gibi hesaplama yöntemini değiştirerek zirveyi yakalamış olduk. İçimiz rahatladı, sorun olmadığına göre çözüm bulmaya da gerek yok değil mi?
* * *
Sadece PİSA değerlendirmesi üzerinden bakınca Milli Eğitim Bakanı Yılmaz yüreğimize su serpmiş oluyor ama bir gerçeği de üstü örtülü olarak itiraf etmiş oluyor.
Fen lisesi öğrencileri ölçü alındığına göre zannedersiniz ki; Türkiye'de açılan fen lisesi sayısı diğer liselere göre daha fazla. Toplam okul sayısı içerisindeki fen lisesi oranı da sürekli bir yükseliş gösteriyor ve gelecekte çok iyi noktada yer alacağız.
Öyle mi peki?
Milli Eğitim Bakanlığı bürokratları elbette bunu da açıklar ve hep birlikte öğreniriz. Ama eğitim üzerinden siyaset yaparak, sorumlu makamdaki siyasetçiyi rahatlatacak cümleler kurarak değil. Açık ve net bir şekilde...
* * *
Şimdi "Senin maksadın üzün yemek değil bağcıyı dövmek" diyenler çıkacak elbette. Bu da ayrı bir "takıntı" veya "klinik vaka" oldu. En ufak bir eleştiriye, durum tespitine ve uyarıya tahammül edemeyip, kötü niyet arama ve suçlama en iyi savunma yöntemimiz oldu. Bahanemiz de hazır nasılsa. "Okuduğunu anlama oranı düşük" der, geçeriz...
Bu ülkeyi ve toplumu gelecekte bağımsız, özgür ve çağın gereklerine göre sağlıklı bir şekilde yönetecek nesiller yetiştirmek boynumuzun borcu. Nasıl ki; ülkeyi gelecekteki tehlikelerden korumak için silahlanma planları yapıyor, o silahları kullanacak asker sayısını, kurmay kadrosunu planlıyorsak, geleceğin bürokratlarını, eğitimcilerini, devlet ve siyaset adamlarını çağın gereklerine göre eğitim öğretimden geçirmeye mecburuz.
Silahta "çağı" ve "teknolojiyi" yakalama hassasiyeti gösterdiğimiz gibi ama...
Bu yüzden eğitime dair tüm sorunlar ve negatiflikler benim için dolar kurunun artışından daha önemli.
Dolar-euro kurlarındaki artış global ekonomik dengeler veya küresel komplolar vesaire ile izah edilebilir. Bu dengesizlikleri veya komploları aşmak için imkanlar el verdiği ölçüde tedbirler alınır, tulumbaya su konulur falan. Hiç olmadı ithalat rejimine müdahale edilir, ülkenin dövize olan bağımlılığı azaltılır vs.
Ama eğitim öyle değil. Global dengeler veya dengesizliklerle de alâkası yok, küresel komplolarla da.
Sayın bakana tavsiyem; son 20 yıllık eğitim karnemizi ortaya koyup, kaç bakan ve kaç ayrı sistem değişikliği yapmışız, hangisinden ne sonuç almışız bir incelesin. Ardından da, "fen liselerini çoğaltma" yanında "matematik ve okuma becerisini artırma" konusunda da milli seferberlik başlatsın.
Bu seferberlik, eğitimdeki başarısıyla (!) ülkenin her kurumuna kök salan FETÖ'yü de kılcal damarlarımızdan söküp atacaktır ve zafer hepimizin olacaktır. Hiç kuşkunuz olmasın.