Vehbi Koc╠Ğ

Ankaralı Vehbi Koç’un Başarı Hikayesi

Hacı Bayram-ı Veli soyundan Koçzade Hacı Mustafa Efendi ile Kütükçüzade Fatma Hanım’ın tek erkek çocuğu olan Vehbi Koç, 1901 yılında ailenin Ankara Keçiören’de Çoraklık semtinde bulunan yazlık evinde doğdu. Baba tarafından üç, anne tarafından Hacı Bayram-ı Veli sülalesine dayanan altı asırlık bir aileden geliyordu.

Koçzade Hacı Mustafa Efendi varlıklıydı 5 yaşındaki Vehbi’yi mahalle mektebine vermişti. Oradan ilkokula geçip birincilik ile mezun oldu. Hayatını değiştirecek karar ise ortaokul son sınıfta verecekti. Vehbi artık okumayacaktı.

Çevresindeki olaylar onu çok etkilemişti. Ankara’da 2 tür insan vardı. Birisi çok varlıklı olan gayrimüslimler, birisi ise fakir, gariban Türklerdi. Bu durum onu çok rahatsız etmişti. Türkler Askerlik, bakkalcılık, tarımcılık, bekçilik yaparken, Gayrimüslimler askerliği bile parasını ödeyip yapmıyordu. Kısacası Türklerin aksine rahat yaşıyorlardı. Bu olayları gören Vehbi Koç çalışmaya başlamıştı.

Her ne kadar annesi ve babası okumasını istese de Vehbi’nin kararı netti. Babası da sonunda “Ne kadar varsa o kadar” deyimiyle arka çıkmaya başladı.

Babasıyla evlerinin hemen altına bir bakkal açtılar. Adı ise Koçzade Hacı Mustafa Rahmi Firması oldu.120 TL sermayeleri vardı. İstanbul’dan 1 sandık ayakkabı lastiği, 1 sandık şeker, 1 sandık kaşar peyniri, zeytin, makarna getirmişti (Yıl 1917).

Mustafa Efendi çevresine bakıp kararını verdi. Mademki bu gayrimüslimler bu kadar ticaretten anlıyordu işi onlarla ve onların yardımıyla yapacaklardı. 1 yıl içersin de bakkal dükkanı genişlemişti ve kendisini hırdavatçıya ve köseliğe atamıştı.

Artık esnaflıktan çıkıp tüccarlığa geçiş yapmıştı. O yıllarda Ankara Ticaret Odası Başkan yardımcılığına seçilmişti. Hacı Mustafa Efendi 1926 yılında Vehbi Koç 25 yaşındayken şirketi Vehbi Koça devretmişti. Bu Koç topluluğunun doğum tarihiydi. Ankara’da bakkal dükkanından, uluslarası tekelci holding patronluğuna giden yolun başarı öyküsü böyle başladı…

Peygamber Cicegi Cicekpostasi 12345698752

Başkentin Tacı: Aşk Alı-Peygamber Çiçeği

Mogan Gölü’nün iki yakasında bulunan Hacılar Köyü’nden Ali ile Karaoğlan Köyü’nden Aygül adlı iki çoban koyunlarını otlatırken; birbirlerine aşk türküleri söyler, kaval çalar ve manilerle sevgilerini dillendirirlermiş. Mogan’ın iki yakasından esen meltemle gönüllerinin ateşini söndürürlermiş. Aşkları tüm Anadolu’da dillenmiş, herkes bu aşkı konuşur olmuş. Gelgelelim, yağız sevdalı delikanlı Çoban Ali’nin ağa babası bu aşkın önünde büyük engelmiş. “Ben oğluma ağa kızı alırım…” deyip, fakir çoban kızı Aygül’ü aşağılarmış. Aygül; göl mavisi gözleri, ok gibi kirpikleri, kiraz alı dudağı, başak sarısı saçları, dolunaydan aydınlık gül yüzü ve endamı ile tüm erkeklerin imrendiği dünya güzeli bir kızmış. Kader onu Ali’ye yazmış. Ölümüne bir aşk ve kara yazgı…

Peygamberc╠Ğic╠Ğeg╠Åi1

Peygamber Çiçeği Öyküsü

Aşkları yüreklerinde, şarkıları dillerinde, kaval ellerinde Mogan kıyısında hüzünlü seslenişlerle dertleşen bu iki sevdalı genç, kavuşamadıkları için ince hastalığa(vereme) yakalanırlar. Yıllarca, karşılıklı iki kıyıda ayrılık şarkılarını söylerken, yüreklerinden ve ciğerlerinden gelen kanlar etrafa yayılıp, kan rengi açan çiçekler; “peygamberinizi severseniz sevenleri ayırmayın” fısıltısıyla ilahiler söylermiş. Mogan’ın iki yakasında sevdiğine kavuşamadan ölen gençlerin taze, körpe bedenleri gölün iki kıyısına defnedilir. Ruhları çoktan buluşur ve gölün üzerinde dans etmeye başlar… Ölümsüz bir aşktır bu… Şimdilerde ise, Mayıs ayı geldiğinde, kan kırmızısı açan bu çiçekleri toplamaya gelen aşıklar, iki sevgilinin mezarını da türbeye çevirmişler. Bu gün halk arasında Karadonlu Türbesi diye de anılan bölgede yetişen çiçeklere türbe çiçeği, peygamber çiçeği de denilmektedir. Sevdiklerine kavuşamayan sevdalılar, bu türbeye gelip dua ederek ve Şaman geleneğine göre dilek tutarak aşk ve mutluluk isterler. Bu çiçek, dünyada yalnızca Gölbaşı’nda yetiştiği ve nesli tükenmekte olduğu söyleniyor. Tıpkı can çekişen göller gibi çevredeki işyerleri atıkları ve villa inşaatları nedeniyle can çekişen peygamber çiçeğini korumak için seferber olan ODTÜ’lü çevreci gençlerin “Eymir ölmemeli…” çabaları boşa mı?

Devamı haftaya…