İsterseniz, Gölbaşı gezimizi sürdürelim ve Anadolu coğrafyasındaki bu zengin kültür ve doğal varlıklarımızın tanıtımı ile farkındalığımızı belgeleyelim…

Karaoğlan ve Hacılar köyü arasında yaşanmış dillere destan aşk yarasından sızan kandan filizlenen Peygamber Çiçeği’nin kutsal öyküsünü ayrıca anlatacağım. Eskiden pamuk yetiştirilen ve yılkı atlarının özgürce otladığı meraları bulunan, tarım ve hayvancılığı ile ünlü 60 haneli, Gölbaşı’na 20 km. uzaklıkta bulunan Hallaçlı Köyü’nde yoksulluk içinde, yıkık toprak damlı evde yaşamış ve burada medrese eğitimi görmüş olan eski işadamlarımızdan Vehbi Koç’un köyü ve Koç’un akrabası olan “Gölbaşı’ndan Gökkubbe’ye uzanan” mavi yolculukta Onur Air farkıyla uçan Kaptan Pilot Bilal Başar’ın, daha çocuk yaşlarında “Ferhan” isimli yabanıl-yılkı(örü) atı sırtında “Eymeli” türküsü çığırarak, mavi bulutları hallaç pamuğu gibi savurup sonsuzluğa yönelen ve Samanyolu’ndan dolunaya uzanan düşsel gökyüzü serüveni, bir başka farkındalığımızın detayları…
Anıtkabir, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve çok sayıdaki tarihi yapıda kullanılan andızıt taşının çıkarıldığı Gerder taş ocaklarında, tuğla ve kiremit fabrikalarında çalışan Artvin, Kars ve Bayburtlu hünerli ustaların savaş anıları ve Doğu Karadeniz Bölgesi kültürünü yaşatan gelenekçi özellikleri de, Gölbaşı’nın bir başka zenginliği olarak dikkatimizi çekti…
Ankara’nın bu şirin ilçesi Gölbaşı, ilk çağdan günümüze dek pek çok uygarlığın izlerini taşıyor. En belirgin dönem ise, Osmanlı İmparatorluğu’nu kuran Kayı Boyu’nun Söğüt’e gitmeden önce bu topraklarda yaşadığıdır. Ayrıca, 1402 Ankara Savaşı’nda Timur’un fillerinin Gölbaşı ormanlarında saklandığı bilinmektedir. Bu topraklarda gerçekleşen “Kör(Yıldırım Beyazid) ile Topal (Timur Lenk)’ın Savaşı” tarihte espri konusu olmuştur. Belki de, bu yörenin insanlarının muzip, şakacı, alaycı, esprili ve hicvedici olması bu olaya bağlıdır. Tıpkı, Hallaçlı Köyü’nden Deli Bekir gibi yörenin öteki köylüleri de; bir sevda öyküsünü ya da köpek döğüşünü anlatırken bile, Nasrettin Hoca gibi alaycı ve bilge özellikler taşıyorlar…
Bir zamanlar Gölbaşı’ndan Ankara’ya giden yaya, at arabalı ve kağnılı kervanların önünü kesip soyan eşkıyaların mekânı olan Kepekli Boğazı’na girmeden önce, eşkıyaya yem olmamaları için kurulan Abdi Paşa Hanı bir sığınak olarak kullanılmış. Damı göl kamışlarından yapılan ikinci han ise Kör Niyazi tarafından işletmeye açılmış. O zamana dek, trampa(değiş-tokuş) usulü ile yapılan alış verişler, para ile yapılmaya başlanmış. Yörenin ilk bakkal dükkanı ve fırını da bu handa açılır. Daha sonra handa besicilik ve mandıra işleri yapılır…
Akgündüz Hanı’nda yaşayan hayvanlar ve insanlar, 1928’de görülen kuraklık ve kıtlık yıllarında zor anlar yaşamış. Hatta Mogan Gölü 11 yıl süreyle kurumuş ve tarlaya dönmüştür. Aynı yıllarda Beypazarı’ndan gelip Gölbaşı’na yerleşen tonton Âdem Baba, zor durumda kalan halka yardım elini uzatmış. Gölbaşılı Fahriye hanımlı mutlu bir izdivaç yapan nalbant Âdem Baba kız ister, oğlan evlendirir, iş kurar ve küsleri barıştırır… Dikmen’deki hanın çeşmesinden su içip Ankara’ya giren Atatürk’ü karşılayan seymenlerin de mekânıdır bu han…
Kör Niyazi kavaklığını ve gölün çevresini bir mesire yeri haline getiren ve çevrede çok sevilen Halil Derman, aralıksız 33 yıldır muhtar olarak hizmet veriyor. Bir rekor olduğu söyleniyor…
Gölbaşı’nın bir başka ilginç insan manzarası ise, ramazan topu atıcısı Tahir Avcı’dır. Tornacı Dodurgalı Halit’in yaptığı ramazan topunu Tahir Avcı’nın evinin damına yerleştirirler. Uzun yazışmalardan sonra devletten 5 kilo barut gelir. Yetsin diye azar azar kullanılan barut, iftarın neşesi olur. Ramazanın son günü bakıyor ki Tahir Avcı, bir sürü barut artmış. Seneye kadar nemlenir bozulur diye hepsini topun içine doldurur. Son günü daha bir gür ses çıkarsın diye, çevreden topladığı ot çöp ne bulursa namlunun içine basar. Tahir Avcı, zamanı gelince topu ateşler ve kulaklarına zarar vermesin diye hızla uzaklaşır. İyi ki uzaklaşır…

Ramazan topu, kendini patlatır. Paramparça olur. Gölbaşı’nın ilk ve son topu ile birlikte, top ateşçisi Tahir Avcı’nın da evi yıkılır. Ertesi bayram günü, neşe içinde tüm halk tam bir dayanışma örneği göstererek, yıkılan evi yaparlar…
1965 yılında belediyelik olan Gölbaşı’nda belediye binası olmadığı için, Belediye Meclisi ilk toplantısını Tuzcu Bahri Dayı’nın dükkanında yapar. Bu günlerde ise, modern binasında hizmet veriyor.
“Başkentimiz Ankara’nın akciğeri, köy kadar bakir, Paris kadar şenlikli. Doğası, ekonomik değerleri, insan manzarası, zengin tarihi ve kültürel dokusu ile Ankara’nın Akdeniz’i diyebileceğimiz Gölbaşı’nı korumak ve yaşatmak, bir insanlık görevidir… “ diyen çevreci berber ve Gölbaşı Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Hulusi Gürpınar’ı alkışlıyoruz…
Devamı haftaya…