Suriye'deki iç savaş nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kalanlar Avrupa sınırlarını da aşınca akla gelen Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri yeni bir boyut kazandı. Bu yüzden Başbakan Ahmet Davutoğlu, Brüksel'de geçtiğimiz hafta yapılan görüşmelerin ana aktörüydü. Avrupa, çok az bedel ödeyerek Türkiye'yi mülteci deposu yapmak için çırpınıp durdu. Fransa, İngiltere gibi AB'nin devleri, Kapıkule'den öteye bir tek mültecinin dahi geçmesine karşı çıkıyor ve "Türkiye'de kalmaları için her türlü önlemi alalım" diyor. Almanya Başbakanı Merkel, Türkiye'yle uzlaşmanın kaçınılmaz olduğunu, Avrupa'nın da birtakım sorumlulukları olduğunu vurguladığı için eleştiri oklarına hedef oldu ve siyaseten zayıflıyor.
Bizde ise, mültecilerin karşılığında ne kadar para alacağımız ve bunu da ne zaman, nasıl alacağımız konuşuluyor. Her ne kadar muhalefet partilerinin "Mültecileri Avrupa alsın, biz onlara 6 Milyar Euro verelim" teklifi kulağa hoş gelse de, uygulanabilir değil.
Suriyeli mülteciler, artık hayatımızın ayrılmaz bir parçası. Devletin en yetkili ağızlarının "Çoğu Türkiye'de kalıcı, geri dönmeyi düşünmüyor" sözlerine tepki gösterilmediği için toplum olarak "mültecilerle birlikte yaşamayı" öğrenmek zorundayız.
* * *
"Esenyurt'ta Özbek sevgilisine şiddet uygulayan Suriye'li genci öldüren Afgan mülteciyi ihbar eden Irak'lı esnaf: ''Çocuklarımızı sokağa salamaz olduk!'' esprisi, sosyal medyada ironik bir paylaşım olarak büyük ilgi görüyor.
İşin esprisi bir yana; sadece Suriyeli mülteci sorunumuz yok. Son dönemde Afganistan, Irak ve Orta Asya'nın değişik ülkelerinden gelen yabancı sayısında hızlı bir artış gözleniyor. Kalabalık yerlerde farkına varmıyoruz ama, "kaçak yabancı işçi"nin günü birlik tercih edildiği lüks semtlerdeki çeşitliliğe baktığımızda, Türkiye neredeyse ülkesinden kaçanın yolunu tuttuğu bir ülke haline gelmiş.
Sabah saatlerinde İstanbul'un Boğaz kıyısında Küçüksu yolunda 50'den fazla Afgan, Tacik, Özbek gencin bekleştiği "amele pazarı"ndaki sayı her geçen gün artıyor. Merdiven altı atölyelerde, gözden uzak izbe imalathanelerde çalışanlar, sadece pazar günleri ortaya çıkıyor ve Eminönü meydanı gibi insan selinin içerisinde Türkçe konuşanların sayısı hızla azalıyor.
* * *
Avrupa Birliği'nin Suriyeli mültecileri ülkemizde tutma, bir şekilde sınırı aşıp AB topraklarına geçenleri geri kabul etme şartıyla taahhüt ettiği 3 milyar Euro'nun ilk taksidinin ödenmiş olması belli çevrelerde büyük sevinç yarattı. Bugüne kadar yaptığımız 10 milyar dolar, sadece devlet kaynaklarından, yani ödediğimiz vergilerden harcanan para. Suriyeli mültecilerin halka yansıyan maliyeti, bunun 5 katından da fazla. Dar gelirli vatanaşların yaşadığı bölgelerde, Suriyeli mülteciler hem "ucuz iş gücü" hem de "yüksek kira kaynağı" olarak devreye girince, canı yanan insan sayısı gün geçtikçe artıyor. Asgari ücretle yaşam savaşı veren bir ailenin 500 liraya oturduğu evin kirası, Suriyeli mülteciler sayesinde 800 liraya kadar çıktı. 25-30 lira yevmiyeyle çalışan Suriyeliler yüzünden işini kaybedenler de çoğalıyor hızla.
* * *
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Avrupa'nın proje karşılığı taahhüt ettiği 3 milyar Euro'ya, 2018 yılına kadar bir 3 milyar Euro daha ekleyeceğini müjdeledi. Ama aynı hafta, Avrupa Merkez Bankası çok kritik bir kararla faizleri sıfırladı. Yani, Avrupa'da "finansal fon yöneterek" para kazanma alanlarını daralttı.
Bu kararla birlikte Türk lirası değer kazanmaya başladı ve sevindirik olduk nedense. Ama kazın ayağı hiç de öyle değil. Avrupa'da yatırım yapacakların finanman maliyeti düşecek. Ama parasını finansal alanlarda değerlendirip yumurtlatanlar için Türkiye daha cazip hale gelecek. Bankacılık sistemimizin yüzde 70'e yakını yabancıların elinde. Ekonomimizin ihtiyacı olan sıcak para da yabancıların.
İşi, derin ekonomik analizlere dökmeden hemen belirtelim: AB'nin bize ödeyeceği 3 milyar Euro, faizler düştüğü için Avrupa'dan kaçarak bize gelen paraya ödeyeceğimiz faizle birlikte tekrar geri dönüş yapacak.
Ne AB'nin ödediği milyar Euro'lar, ne de başka sıcak para Türkiye'de "yatırıma" dönüşmeyecek, iş sahası açmayacak. Borsa, faiz, döviz tulumbası inip çıkarak kaynak emmeye devam edecek. Kısaca, önümüze gelen tüm adisyonlara minik minik ekleyerek faturayı yine bize ödetecekler.
Suriye ve değişik ülkelerden gelen mültecilerin yol açacağı sosyal sorunları da Müge Anlı'nın programına konu olmaya başlamadan önce fark edeceğimizi zannetmiyorum.