Global etkiye sahip ABD, Alman ve İngiliz medyası son dönemde sık sık Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı ve Türkiye'yi hedef alan değerlendirmelere yer veriyor. Bunu da doğal olarak Türkiye'deki muhalif olmaya çalışan gazete ve televizyonlar ellerini ovuşturarak haberleştiriyor. Batı basını Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı dünyada biraz daha yalnızlığa itmeye çalışırken, Türkiye'deki bazı dinamikler de bu durumdan siyasi sonuç devşirmeyi umuyorlar. Peki, bu mümkün mü?

Türkiye'deki siyasi iktidarın son yıllarda Ortadoğu politikası konusunda "dünyayı ne dersek o" diyen güçlerle aynı hizada durmadığı ortada. Büyük Ortadoğu Projesi'nin ekseninden sapması ve adeta Türkiye'yi de "sınırları yeniden çizilecek ülkeler" içerisine almasının bunda etkisi büyük. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BOP'u bekleme odasına ya da buzdolabına kaldırıldığını resmen açıklamadı. Ama son yıllarda gündeme hiç getirmediğine göre BOP'un unutulmasını tercih ettiği kesin.

Ortadoğu'daki kanlı sürecin nedenlerini ve nasıllarını uzun uzun konuşuruz ama bu süreci BOP'un başlattığına hiç kimse itiraz edemez.

* * *

Ordusunu Kuveyt'e sokarak hem ülkesi hem de kendisi açısından en büyük yanlışı yapan Saddam Hüseyin, iktidarı boyunca ABD ve Batı basınının hedefindeydi. BOP'un ilk kurbanı, Saddam Hüseyin'den kurtulma sevinci yaşayan Irak halkı oldu. O dönemde Suriye'ye 4 milyon Iraklı göç etti. Bunlar, Irak'ta kalan ve ABD postalları altında insanlığın utanç tarihine geçecek zulümler yaşayan akrabaları için pek birşey yapamadı. Ama, Irak'ın büyük bölümü, ABD kadar olmasa da Türkiye'ye de büyük sorumluluk yükledi, öfke besledi. Halen de besliyor. 1 Mart tezkeresine TBMM "hayır" dediği halde, Irak halkının büyük bölümü Türkiye'nin ABD ile birlikte hareket ettiğine inanıyor.

ABD işgali sayesinde "bağımsız devlet" sahibi olma yolunda hızla ilerleyen Barzani aşireti dışındaki Iraklılar tabii...

* * *

Afganistan'da Rus işgaline karşı Taliban'ı kuran, eğiten, büyüten hatta Suud istihbaratı aracılığıyla devreye sokulan Bin Ladin'e yıllarca göz yuman ABD, yıllarca Libya'yı ve lideri Muammer Kaddafi'yi "terörist" ilan etmek için çırpındı durdu. 1988 yılında yaşanan ve infilak eden Pan Am uçağında bulunan 259 kişinin ölümüyle sonuçlanan Lockerbie faciası konusunda ABD sürekli Kaddafi'yi suçladı. Ülkesindeki son teneke barakayı 1970 yıllarda törenle yıkan ve halkına sosyal refahı yaşatan Kaddafi, gittiği her ülkeye kıl çadırını götürmesi, geleneksel kıyafetleri ve ritüellerinden vazgeçmemesi sayesinde de halkı tarafından seviliyordu. Ama ABD ve Batı için "diktatör", hatta "terörist" olmasını değiştirmiyordu bu. BOP, Kaddafi'nin de sonunu getirdi. Önce, Kaddafi'yi "kafir" görenler ayaklandı, ardı da geldi zaten. Evet, Kaddafi bir diktatördü, darbeyle iş başına gelmişti ama daha iyi bir alternatif doğana kadar en iyisiydi. BOP bir kez daha başardı ve Fransızların NATO çerçevesinde bomba yağdırdığı Libya'da merkezi otorite yerle bir oldu. IŞİD'in bir bölümüne hakim olduğu ülkede taş üstünde taş kalmadı. Diktatör Kaddafi'den kurtuldu ama ne demokrasiye kavuşabildi Libya halkı ne de özgürlüğe... Neredeyse haftada bir kaç gün Kaddafi'nin diktatörlüğünü anlatan ABD ve Batı basını artık Libya'dan aylarca tek satırlık dahi haber geçmiyor...

* * *

Suriye'de de benzer bir durum vardı. PKK'nın eğitim kampları ve lider kadrosunu topraklarından çıkardıktan sonra gayet iyi ilişkiler kurmaya başladığımız Suriye de BOP kapsamında iç savaşla tanıştı. Evet, Esad halkına zulmediyor, diktatör olarak "güvenlikçi ve sıkı denetimci" bir yönetim tarzı sergiliyordu. Evet, medya özgür değildi. Evet, ülkenin istihbaratının birinci görevi Esad'a muhalefet edenleri takip etmekti. Evet, her şeye tolerans gösterilebilirdi ama Esad'ı ve rejimi eleştiren anında kendisini cezaevinde bulurdu. ABD ve Batı basınının o dönemde zulümlerle anlattığı, toplu katliamlarla andığı Esad, bugün neredeyse yedi başlı ejderha ile savaşan bir kahraman haline geldi neredeyse. IŞİD, El Nusra, Ahrar-u Şam gibi örgütler sayesinde tabii... "Derin dünya devleti"nin icadı, Batı'nın korkulu rüyası "İslamcı terör" (!), Esad rejiminin tüm kötülüklerini unutturmaya yetmişti çünkü. Batı basınının baba ve oğul Esad'a dönük kampanyaları hiç işe yaramamıştı zaten...

Tüm bunları neden mi anlattım. Büyük laflar etmeden önce "nedenlerini" sıraladım ki, altında başka niyetler aranmasın...

ABD ve Batı basını, Türkiye'yi hedef tahtasına alarak siyasete yön verebileceğini zannediyorsa yanılıyor. Türk halkı, ABD'nin ve Batı'nın hedef aldığı lider kim olursa olsun sahip çıkar, hatta varsa bile hatalarını görmezden gelir.

Batılı emperyalistler, medyanın karşı propagandasıyla Müslüman ülkelerde "iç siyaseti" yönlendiremeyeceklerini anlamalı artık. Batı'dan ve basınından medet umanlar da...