"Kalleş", "hain", "alçak", "satılık", "insanlık dışı", "canavarca" gibi ne kadar kelime varsa hepsini ard arda dizerek terörü bir kez daha lanetliyoruz. Gerek resmi ağızlar, gerekse sokaktaki vatandaş benzer sözcükleri kullanıyor. Dağarcığımızda ne kadar "çirkinlik" ifade eden kelime varsa, teröre ve terörden medet umanlara sarfediyoruz.

Ama diğer yandan "Nereye varacak bu işin sonu?" diye de endişelenmeden edemiyoruz.

Evet, biz büyük bir milletiz... Asırlardır acılarla yoğrulduğumuz halde, insanlığımızı yitirmediğimiz için büyüğüz...

Yüzyıllardır ama cephe savaşlarında, ama "gizli" ve "sinsi" savaşlarda can veriyoruz. Ama yine de diz çözmüyoruz, boyun bükmüyoruz.

Gerek tetiği çeken, gerekse bombanın pimi çeken kim olursa olsun, biliyoruz ki onun arkasında bir karanlık el var. Hiç de yabancısı olmadığımız, daha dün karşı cephede bize kurşun yağdıran ama istediğini alamayan bir karanlık el. İnfiale yol açan her büyük eylem bir "stratejik akıl" tarafından planlanıyor ve sonuçları üzerine senaryolar yazılıyor.

Patlayan her bombanın birden fazla mesaj içerdiğini de biliyoruz. Bu ülkenin insanları üzerinde oluşturacağı etki de hesaplanıyor, ülkeyi yönetenlerin takınacağı tavır da.

İşte o yüzden, biz terör eylemini kimin yaptığına, kime karşı yaptığına bakmıyoruz. Tavrımızı "kim yapmış" diye bekleyerek ya da "kimlere karşı yapılmış" diye bakarak belirlemiyoruz.

* * *

İşte o yüzden, Reyhanlı'da patlayan bombalı araçların kimleri öldürdüğüne bakmaksızın "Türkiye'ye karşı yapılmış saldırı" diyoruz.

Suruç'ta, Diyarbakır'da, Ankara Garı'nda, Sultanahmet'te, Ankara'nın kalbinde patlayan bombaların da kimi öldürdüğüne ya da kim tarafından patlatıldığına bakmıyoruz.

Evet, yüreğimiz yanıyor, içimiz daralıyor, gözlerimiz doluyor ve aynı zamanda öfkeleniyoruz.

Ama ne üzüntümüzün, ne de öfkemizin insanlığımızı öldürmesine izin vermiyoruz.

Kimin öldüğünün ne önemi var? Terör, bu ülkenin insanını öldürüyor... Subay, polis, mühendis, doktor, öğretmen veya köylü, işçi, işsiz olmasının önemi var mı ölen kişinin? Terörü diplomasi ve siyaset aracı olarak seçenler, kaç kişiyi öldüreceklerini hesaplamadan yapıyor eylemini. Ama, terörün kimi hedef aldığına, ya da kim tarafından yapıldığına bakarak tavır belirlediğimizde "insanlık" ölüyor farkında mısınız?

* * *

Ankara'da patlayan bombalı aracı kimin sürdüğü beni çok ilgilendirmiyor. Pimi kimin çektiği de... Aracın içindeki pimi çekmekten vazgeçer diye, elinde uzaktan kumandayla pusuda bekleyen var mı, yok mu bunu da umursamıyorum.

Ama, bu milletin bir ferdi olarak beni de temsil ettiğini iddia eden siyasetçinin, terörü lanetleyen bildirinin altına "siyasi çekincelerle" imza atmaktan geri durması beni ilgilendiriyor. "Şu katliamı da birlikte lanetleyelim" gibi bir ucuz bahaneyle terörü lanetlemekten geri duran zihniyetin, "ya altından bizimkiler çıkarsa" diye bir kaygıyla geri durduğunu düşünmeden edemiyorum. "Bugün teröristi kınamaktan geri duran kişi, yarın kırmızı plakalı aracında bir bombacı taşır mı?" diye endişelenmeden edemiyorum.

Sınır boyunda bir askerimizin boğazının kesilmesiyle, askeri servise bombalı saldırı yapılması arasında bir fark görmüyorum. Askerin boğazının kesilmesine "hesap soruldu" diye sevinenlerin, çeşitli sebeplerle gözden uzak tutulmasını nasıl "iki yüzlülük" olarak görüyorsam, asker-sivil seçmeksizin yüzlerce insanın arasında bomba patlatanları "yaptı ama niye yaptı" diyerek aklamaya çalışanların da yüzüne tükürmek istiyorum...

* * *

Bu ülkenin insanı üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi umursamaz davransa da, bu ülkeyi yönetenler ve yönetmeye aday olanlar akan her kandan siyasi rant elde etmeye çalışsa da, "yurtsever" insanların yılgınlığa düşmeyeceğine ve terör pazarlığına teslim olmayacağına inanıyorum.

Türkiye'ye karşı, "istihbarat destekli" kirli bir savaşın yürütüldüğünden daha fazla eminim artık. "Ya bizim aldığımız kararlara uyarsın, ya da her gün kan revan içinde debelenirsin" diyen ülkelerin, Ankara'daki "stratejik terör" eyleminin ardından avuçlarını ovuşturduğundan da eminim.

Türkiye'nin herhangi bir yerinde patlayan bombanın Washington'da, Tel Aviv'de, Moskova'da, Tahran'da, Londra'da, Şam'da, Rakka'da, Kandil'de "havai fişek" etkisi yaptığını da biliyorum. İşte bu yüzden, terör kaç insanımızı öldürürse öldürsün, onların kimliğine bakarak "insanlığını öldüren"lerden olmamakta kararlıyım.

Nazım Hikmet'in "Yüreklerin kulakları sağır" dediği dizelerini haykırıyorum:

Hava toprak gibi gebe
Hava kurşun gibi ağır!!
Bağır bağır bağır bağırıyorum.
Koşun kurşun eritmeğe çağırıyorum...