Ankara'da patlayan bombanın kulaklardaki uğultusu, yüreklerdeki sızısı sürerken "Neden" sorusuna en iyi cevabı Mesud Barzani verdi. Tam da Ankara'daki hain saldırıyı iki gün önceden haber vermesi tartışılan ABD'nin, "Nevruz'a dikkat" diyerek 20 Mart'ta yeni ve büyük saldırıların olabileceğini açıkladığı saatlerde düştü haber ajanslara. Daha önce Irak'ın "ayrılıkçı teröristi" olarak bilinen ve ABD'nin Irak'ı işgalinden sonra Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı sıfatını kazanan Barzani, Amerikan Philadelphia Media Network isimli ajansa konuşmuş ve önemli şeyler söylemiş.

Hatırlanacağı gibi, Barzani Irak'ın kuzeyinde kazandığı "özerk bölgesel yönetim"den ayrı bir devlet çıkarmak için referandum sürecini başlattı. Türkiye de bu süreci ve ayrı bir Kürt devleti kurulmasını destekleyeceğini açıkladı.

Barzani'nin tanımlaması, sol jargona göre "şovenist" ve hatta "ırkçı" bir tanımlama. Önemli tespitler yapıyor Barzani ve adeta bizleri; yani Türkiye'nin bölünmesine, teröre, ırkçılığa, şovenizme, toplumların etnik, dini hatta mezhebi kimliklerine göre ayrıştırılmasına tartışmasız karşı olanları tekrar düşünmeye davet ediyor.

Ortadoğu'daki eski sınırların sadece kağıt üzerinde kaldığı tespitini yaptıktan sonra "Bölgedeki yeni gerçekler Ortadoğu haritasını yeniden çiziyor" diyor Barzani.

Büyük Ortadoğu Projesi'nin Ortadoğu'da parçalanmış ülkelerden yeni devletler ortaya çıkarmayı hedeflediği gerçeğinden yola çıkan Barzani, "Eninde sonunda bir Kürt devleti kurulacak" dedikten sonra dayanaklarını da şöyle izah ediyor:

"Kürtler, 1923 tarihinde yapılan Lozan Antlaşması'ndan bu yana bağımsızlığı hayal ediyor. Söz konusu anlaşmada Osmanlı İmparatorluğu'ndan geri kalanlardan Kürtlere bir devlet sağlanması taahhüdüne uyulmadı."

* * *

Lozan Antlaşması'nda Kürtlere bir devlet taahhüdü olmadığını biliyoruz biz. Lawrence'nin, Osmanlı'yı sırtından hançerlemesi karşılığında Araplara vaadettiği gibi Kürtlere de "isyan" karşılığı devlet sözü verildiğini söylüyor Barzani. Bölgede, bu amaçla çok sayıda İngiliz ajanın faaliyet gösterdiğini, hatta bir Kürt ayaklanması organize etmek için tüm gücünü ortaya koymasıyla "Kürt binbaşı" unvanını alan "İngiliz Binbaşı Noel"i hatırlatıyor bir anlamda.

Lozan'da Kürtlerin de "azınlık" olarak tanımlanmasında ısrarcı olan Lord Curzon'un Türk heyetine "Onlar azınlık değil diyorsunuz ama, ben onlara bir alfabe verdiğim zaman görürsünüz" sözünü de hatırlatıyor.

Türk heyetinin masadan kalkmasına kadar varan bir pazarlık, Lozan Antlaşması'nda Kürtlerin "azınlık" olarak tanımlanmamasıyla son buldu.

Kürt Binbaşı Noel'in Türkiye'den kaçmadan önce zemin hazırladığı Doğu ve Güneydoğu'daki aşiret isyanları daha sonra kanlı bir şekilde bastırıldı. Ruslarla da ittifak yapan Seyid Rıza, Şeyh Said ayaklanmalarının altında yatan da, İngilizlerin Lozan öncesi verdiği "devlet" sözüydü.

* * *

Barzani'nin açıklamalarına, terörü ülkenin her sokağına yayarak son kozunu oynayan PKK'nın ele başlarından Cemil Bayık'ın sözlerini de ekleyerek büyük fotoğrafa bakalım. İngiliz Times'in muhabiri Anthony Loyd'a konuşan Bayık, "Savaş artık her yerde olacak" diyor ve karşısındaki düşmanı tanımlarken her seferinde "Türkler" ifadesini kullanıyor.

Hatta, dayanaksız, fütursuz ve utanmaz şekilde "algı" oluşturmak için şu cümleyi de kuruyor:

"Türkler, sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı Kürt kentlerinde mümkün mertebe her şeyi yağmalayıp yaktılar. Bu nedenle halkımız intikam hisleriyle dolu. Gerillalarımıza, onlara yapılanların intikamını almaları çağrısında bulunuyor. Bu, halk mücadelesinde yeni bir dönemdir."

PKK'nın yöneticileri ile, onlar tarafından siyaset sahnesine sürülen figüranların tüm açıklamalarını alt alta koyduğumuz zaman tartışılmaz bir gerçek var: Irkçı, şovenist bir örgütle karşı karşıyayız. 1. Dünya Savaşı öncesinde İngilizlerin attığı ırkçı temeller üzerine bina edilmiş, sözde Marksist ama özde şovenist bir örgüt var karşımızda. Hiç bir zaman içinden bir Che Guevara hikayesi çıkmayacak bir örgüt... Feodal kalıntılar üzerine inşa edilmiş bir terör aşireti...

Barzani'nin, ABD desteğiyle kurduğu "özerk" yönetim topraklarından, Kürtler dışındaki tüm etnik unsurları sürgün etmesi gibi, PKK da Doğu ve Güneydoğu'nun tüm farklı renklerini yok etmedi mi bugüne kadar? Ezidiler, Süryaniler, Keldaniler asırlardır yaşadıkları topraklardan göç etmek zorunda kalmadı mı PKK zoruyla. Örgütün gücünü arkasına alanların işgal ettiği arazilerini almak için mahkemelerde çare arayan Süryanilerin hikayelerini görmezden gelerek "Halkların kardeşliği" masalına inanmamızı mı bekliyorsunuz?

Kanlı saldırıların, hepimizi "federatif sistemi" öngören bir devlet modeline mecbur bırakmayı amaçladığını biliyor, bu oyuna gelmiyoruz...

* * *

Tüm bu gelişmeler yaşanırken, ABD Özel Kuvvetleri ile Türk Özel Kuvvetleri arasında işbirliğini öngören, ABD askerlerinin NATO şemsiyesi olmaksızın silahlarıyla birlikte Türkiye'ye gelmesinin önünü açan bir yasa geldi sessiz sedasız TBMM'ye.

Suriye'nin kuzeyinde PYD'yi destekleyip, Cerablus-Azez hattını ele geçirmesini sağlayan ABD Özel Kuvvetleri'nden birliklerin Türkiye'de konuşlanmasının önü neden açılmak isteniyor anlamakta güçlük çekiyoruz. "Tatbikat" kılıfıyla topraklarımıza konuşlanacak Coniler, bölgede çıkarılacak bir savaşın habercisi değilse bile, "karanlık operasyonlar"ın işaret fişeği olduğu kesin.

1970'li yıllarda 6. Filo'ya karşı dik duruş sergileyen ve "Go home Yankee" diye slogan atanlar, bugün ABD-İngiliz şemsiyesi altında "ırkçı" bir devlet kurmaya çalışan Barzani, Öcalan ekseniyle ilişkilerini yeniden gözden geçirmek zorunda...