Türkiye bir yandan 16 Nisan'da yapılacak 18 maddeyle sınırlı Anayasa değişikliği referandumuna hazırlanıyor, diğer yandan savaşta yeni cepheler açmaya. Suriye'de adı konulmamış bir savaşın içerisindeyiz ve bu savaş daha yıllarca sürecek. Türkiye içinde olsa da sürecek, olmasa da sürecek. Çünkü dünyanın süperleri henüz Ortadoğu'da istediğini alabilmiş, planlarını gerçekleştirmiş değil.
ABD'nin 2000'li yıllarda yürürlüğe koyduğu Büyük Ortadoğu Projesi, Rusya'nın gecikmeli olarak Suriye'de devreye girmesiyle hız kesti. Irak'ta ve Libya'da istediğini başaran Sam Amca, bu ülkeleri "demokrasi ambalajlı" iç savaşa mahkûm etti. Irak ve Libya halkı kan kaybetmeye devam ederken, bu ülkelerin yeraltı kaynakları el değiştirdi.
Her iki ülkedeki Arap baharı, Türkiye'ye büyük zararlar verdi, adeta kışa döndü. Libya'da iş yapan bir tane Türk işadamı da kalmadı, işçi de. Rusya, Mısır, İsrail ve Irak'ın merkezi yönetimiyle yaşadığımız krizlerin ekonomik faturası da ağır oldu.
ABD, Trump'un başkanlık koltuğuna oturmasıyla dünyada ve Ortadoğu'da daha radikal adımlar atacağını ortaya koydu. Hâlâ Trump'la güzel ilişkiler kurulabileceğini ve Türkiye'nin bundan kârlı çıkacağını umanların hayalleri de yavaş yavaş sönmeye başladı.
Başbakan Binali Yıldırım, Almanya'da "ABD ile yeni bir sayfa açtık" dedi ama, ABD'nin attığı adımlar pek yeni adımlar değil. Yıldırım bence bir temennide bulundu ve ABD'ye "yeni bir sayfayla daha sağlıklı ilişkiler kurmaya hazırız" mesajı verdi. Bu mesajın Washington'un planlarını değiştirmediği ortada.
Biz istediğimiz kadar yeni sayfa açalım, ABD'den aynısını beklemek hayalperestlikten başka birşey değil.
ABD, açsa açsa BOP'ta yeni bir sayfa açar ve önceliklerini revize eder sadece. Bunu da net bir şekilde gösteriyor zaten. Trump'un, Obama döneminde yumuşayan İran'la ilişkileri krize dönüştüren adımlar atması da bunun en net sonucu.
* * *
Truman doktrini ile Türkiye'ye nüfuz eden ABD'nin, o günden bugüne bize hangi hayrı dokundu?
27 Mayıs'ın, 12 Mart muhtırasının, 12 Eylül'ün, 28 Şubat'ın en büyük destekçisi ABD değil miydi?
Türk ordusunu NATO'nun bir paravanı olarak kullanıp, içeriden kuşatarak istediğini yaptıran Sam Amca değil miydi?
NATO'ya girişin ardından nüfuz alanına aldığı TSK içerisinde darbelerle, darbe girişimleriyle, muhtıralarla ve bazen de YAŞ kararlarıyla şekillendirerek halkıyla kavgalı hale getiren ABD değil miydi?
15 Temmuz yıkıcı ihanetinin tüm aktörlerinin arkasındaki gücün ABD olduğu, Pentagon subaylarının "İrtibatta olduğumuz tüm askeri kadro şu anda cezaevinde" açıklamasıyla net bir şekilde ortaya dökülmedi mi?
FETÖ ve işbirlikçilerinin, TSK içerisinde kökleşmesini sağlayan Ergenekon, Balyoz, Ayışığı, Sarıkız gibi "çok özel kumpas operasyonları"nın "delil üreticisi ve sağlayıcısı" CIA değil mi?
Türkmenlerin Kuzey Irak'ta oluşturulacak yeni yapıda etkin olmaması için, Süleymaniye'de askerimizin başına çuvalı geçiren ve o çuvalın içerisinde 15 Temmuz'u pişiren ABD değil mi?
Daha, Kıbrıs'ta katliamı durduran Barış Harekâtı'nda uygulanan ambargoyu ve diğer ayak oyunlarını saymıyorum bile.
* * *
Şimdi aynı ABD, aynı Sam Amca, aynı Rothschild hanedanlığı ile Kissinger Vakfı (yani üst akıl) bizi Suriye'de Rakka'da savaştırmak için çırpınıyor.
CIA Başkanı ile başlayan Ankara'yı ikna turları ABD Genelkurmay Başkanı ile devam etti. Son "iknacı" ise ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi Başkanı John McCain idi. Cumhuriyetçiler içerisinde Trump'tan daha fazla ağırlığı olan bir isim McCain.
"Fırat'ın batısında PYD olmayacak" sözünü tutmamış bir ABD, şimdi bizi Menbiç'e uğramadan Rakka'ya 180 kilometrelik bir maceraya sürüklemek istiyor. Ya da ABD üniformasıyla kamufle ettiği Suriye PKK'sı ile omuz omuza cepheye gitmemizi.
Bizi ikna etmek için de Fethullah Gülen'in iadesini imkansız göstermiyor. ABD yargı tarihinde görülmeyeni yapıp, Rıza Sarraf'ın duruşmalarını 10 ay gibi uzun bir süre erteliyor.
Biz "PYD ile olmaz" dedikçe, değişik kanallardan da baskı uyguluyor. "CIA, ÖSO'ya askeri yardımı kesti" haberi de bunlardan biri. Gerekçe ise "ÖSO'ya yapılan yardımlar IŞİD'e gidiyor" gibi ağır bir itham. Aynı gün, ÖSO'nun elinde tuttuğu Azez'e PYD'nin saldırması da tesadüf değil elbette.
ABD'nin amacı, Türkiye'yi "ya bizimlesin ya da bir başına" noktasına getirmek. Biz ne kadar yeni sayfa açarsak açalım, ABD "yeni ülkeler oluşturmak" için hazırladığı BOP'u hızlandırarak sürdürecek. Bu oyunu bozmanın yolunu bulmak lazım.