Delibaş, cahil bir hocaya yazdırdığı duayı okutarak, davullu zurnalı bir törenle “Padişahım Çok Yaşa” naraları ile isyanı başlattı.
3 Ekim 1920 sabahının alacakaranlığında Konyalılar gözlerini kurşun sesleriyle açtı. Delibaş etrafında bir sürü avanesi ile Konya’yı basmıştı. Birtakım aymazlıklar sonunda Konya isyancıların eline geçti. Halk olaylardan korkulu ve endişeliydi.
Bir grup serseri, Ali Kemalî’nin Piri Mehmet Paşa Mahallesi’ndeki evine yürüdü. Ali Kemali’nin zevcesi Emine Hanım’ın telaşına karşı Ali Kemalî:
“Kadere rıza göstermek lazımdır,” diyerek kapıyı açtırdı. Delibaş’ın adamları Ali Kemalî’yi yaka paça dışarı çıkardılar. Hakaret ve eziyetlerle sürükleyerek, Kayıklı Kahve civarındaki hapishane olarak Abdurrahim Hanı’na attılar. Burada Ali Kemalî gibi, sürüklenip getirilen çoğu subay ve memur kesimler de vardı. Ali Kemalî, bunlara nasihat ederek teskine çalıştı. Biraz sonra da Piri Mehmet Paşa Camii’ne götürüldü. Piri Mehmet Paşa Camii’nde, Akşehirli Ahmed Efendi ile buluşan Ali Kemalî, o gece sabaha kadar mihrabın önünde dua etti.
Sabah diğer mahkûmlarla birlikte Arslanlı Kışla yoluna düşmüşlerdi. Ali Kemalî, 67 yaşında kafilenin gerisinde sürüklene sürüklene gidiyordu. Ara sıra inen sopa darbelerine hiç ses çıkarmayarak, sadece “Allah!” diyordu. Beyaz sakalı şakağından sızan kanlarla kıpkırmızı oldu. Son bir darbe onu yere serdi. Nefesi güçlükle çıkarak: “Allah sizleri affetsin… Ben affettim. Çünkü sizler cehlin elinde cezanızı çekiyorsunuz,” diyerek ruhunu teslim etti.
Vefatından önce, Postahane memurlarından yakın dostu İsa Ruhi Bey’e:
“ Ben bunları afettim! Müsebbip cehalettir. Aileme söyleyiniz, davacı olmasınlar.” vasiyetinde bulundu.
Cesedini de rahat bırakmadılar. Delibaşın adamları tarafından üzeri soyularak bir arabaya atıldı. Hükümet Meydanına getirildi. Şehidin cenazesi saatlerce orada kaldı. Bu sırada isyancılardan Çifte Merdiven Mahalleli Mecik Oğlu Purkar Artin, Ali Kemalî’nin cesedini dakikalarca tekmeleyerek: “Boynuzlu gidi, hadi halka nutuk et!” diyerek hakaret etti.
Üçler Kabristanı’nda toprağa verildi. Kabri, Üçler’in Mevlâna Dergâhı karşısındaki kapısının hemen girişinde bekçi kulübesinin yanında bulunuyor.
Kabir taşı kitabesi şöyle:
“Zâir!
Bu mezarda, cehlin tasallutu ve taassubun kini meknuz isyanda darben şehid edilen Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Konya Heyet-i Merkeziyesi Reisi ulemadan Sivaslı Ali Kemâli Efendi Hazretleri metfundur. Düşmanlarını afeden bu ruhun af-ı İlâhiyeye mazhariyeti için dua et.” Yevm-i İsneyn 4 Teşrinievvel 1336”
Olaydan sonra Ankara Hükümeti isyanı bastırmak için bir kuvvet gönderdi. İsyancıların hepsi yakalandı. Mahkemeye çıkarılarak idamda dahil çeşitli cezalara çaptırıldı.
Âşık Abdi, bir destanında olayı şöyle anlatmıştı:
Üç Teşrin sabahı bir ateş düştü
Neye uğradığını bilmez ahali.
Ol günde şahadet şerbetin içti
Müderris Sivaslı Ali Kemalî…
Şehidimizin Fuat, Şefik, Nefise ve Feride adlarında dört çocuğu vardı. Konya’nın tanınmış avukatlarından Mehmet Ali Apalı onun kızı Nefise’den olma torunuydu.
Sözüyle sohbetiyle toplantıların aranan insanıydı. Düzenlenen mitinglerde ateşli konuşmalar yapıyor, halkın ve zamanının uleması arasında yapılan gereksiz kavgalara karşı uyarılarda bulunuyordu. Ömrünü cehalet ve taassupla mücadele ile geçirdi.
Bir anekdot aktarıyım:
Ali Kemalî Efendi bir gün evinde kitapları ile ilgilenirken, bir komşu kadın yanında on sekiz yaşlarında bir genç kızla içeri girdi:
“- Aman hoca efendi! Bizim kıza nazar oldu, yavrucak sararıp soluyor, bir kitap açıverin!” dedi.
Öyle kitap açan, halkı kandıran adamlardan değildir. Hiç itiraz etmedi. Önündeki ders kitaplarından birisini rastgele açtı. Kadına:
“- Bak hanım! Kitap diyor ki, bu kıza koca bulunuz!” Bu sözleri duyan kızın gözleri parlamıştı. Sevinçle:
“- Hoca Efendi! Rüyamda aksakallı bir dede de öyle söylediydi!” dedi. Ali Kemâlî’ gülmüştü.