Bizim âşıklarımız, çiftçilerimizin rızklarına kavuşmalarında öküzlerin yararlarını biliyor ve önemini destanlarında dile tele getiriyorlardı. Örneğin Âşık Veysel, çiftçilere ilişkin bir destanında şöyle demişti:

".....

Yağmur bol olursa, güler yüzleri
Bakar göğ  ekini görür bizleri
Çayır çimen bürüyünce dizleri
Öküzün boyunu hoşlar çiftçiler..."

Pir Sultan Abdal, yukarıda örnek gösterdiğimiz deyişinde olduğu gibi başka deyişlerinde de öküzlere merhametle yaklaşılmasını öğütlemişti:

"Mümin olanların kalbi tacıdır
Mürşit eşiğine varan hacıdır
Berk basma sabana boynum acıdır
Zor edip zerveyi kırana benzer."

Öküzü sabana bağlayan boyunduruğun bağına zerve adı verildiğini belirtmek istiyorum.

Geçimi çiftçilik ve hayvancılığa dayalı olan köylerde yaşayan Ruhsatî'nin destanları içinde öküzler geniş yer almıştı.  Yoksul bir çiftçi için bir çift öküz sahibi olmaktan daha büyük dilek yoktu. Ruhsati  dileklerini sıraladığı destanına şöyle başlamıştı:

"Ya İlâhi görünmezden bir devlet
Zekâtını veremezsem geri al
Helalından dört öküz ver yarabbi
Koşup çifte süremezsem geri al"

Ruhsatî onca uğraşın, duaların sonunda bir çift öküze sahip olmuştu. Bölgenin tek geçim kaynağı, elde ettikleri buğdayı Sivas'a götürüp satmak, alacakları para ile diğer gereksinimlerini temin etmekti. Bunun için kağnılardan yararlanılmakta,  olmayanlar da kiralamaktaydı.. O da öküzlerini kağnısına koşup buğday taşımak istemişti.  Ama ne var ki her şey umduğu gibi olmamıştı. Nedenini ondan dinleyelim:

".....

Nice gün yalvardık gani rahmana
Bir çift öküz verdi bahara doğru
Otuz urublağı arpa yükledim
Dönderdim yönümü şehire doğru

Yolu yarı eyledik öküz yoruldu
Kolum kaldı kanatlarım kırıldı
Perişanlık yakamızdan sarıldı
Kulağın biri tut hayıra doğru

Çağırdım komşular hele durunuz
Toplanup ta müşavere kurunuz
Şu bizim öküzün hâlin sorunuz
Uzatır boynunu betere doğru

Dediler sür peşin hele buraya
Geri kalma düşürelim araya
Senin nene lâzım gelmek kiraya
Dönderüp yönünü zarara doğru

............

Komşulara bildi gayri kalacak
Yatsu namazını anda kılacak
Dedim ki yoldaşlar nasıl olacak
Yan yan bakıştılar harara doğru

.........."

Velhasıl, Âşık Ruhsati, öküzünün birini kaybetmişti. Tek öküzü kağnıya koşması  ve öküzlerin taksitini  ödemesi imkansızdı. Kangal yöresinde "yalnız öküz, çifte koşulmaz," derler. Nasıl ki iki kişi ile yapılması gereken bir işi tek kişi ile yapmaya kalkışmak, yanlışsa, tek bir öküzle çift sürülmez, kağnı koşulmazdı. Öküzün yanına bir eş gerekiyordu. Çareyi Sivas Valisi'nden yardım istemekte buldu:

".....

Bülbül figan eder gülistan ağlar
Yedi baş külfet var gözü kan ağlar
«Öküzüm» tek kaldı meydanda ağlar
Ne yaman dertlerde kaldım efendim...."

Öküzüne eş alamamaktan yakınan âşıklarımızdan biri de Şarkışlalı Serdarî olmuştu. O da ünlü "Nesini söyleyim canım efendim" diye başlayan ünlü destanında şöyle söylemişti:

".....

Şu yalan dünyada hoş olamadım
Borçlardan bir kere baş alamadım
Şu küçük öküze eş alamadım
Söylemeden aciz dilimiz bizim."

Sivaslı Talibi Coşkun, şiirlerinde, köylümüzün coşkularını, sevinçlerini, acılarını, yakınmalarını, şaşkınlıklarını dile getirmişti. Özellikle 1930'lardan sonra toplum hayatımızdaki değişmelerin karşısında Türk köylüsünün takındığı tavrı saptamak isteyen sosyologlar için Talibi Coşkun kaynak olabilir. Talibi Coşkun'un hikayesini yarın anlatacağım.