Bugün, kışlı, karlı şarkılardan, türkülerden, şiirlerden söz etmek istedim. Sanırım birkaç gün benzer konularda yazacağım.

“Karlı dağı aştım geldim

Aşk oduna düştüm geldim

Ben yâre kavuştum geldim”

Âşık dediğin böyle olmalı. Şirin’e kavuşmak için dağları delen Ferhat gibi olmalı:

Karlı dağı aştım geldim” demeli. Çünkü sevgiliden ayrılış âşığın gül benzini soldurur. Engellere aldırış etmeden ona kavuşmak için kendini karlı dağlara vurur.

Ah artık öyle bir âşığın sevgilisi de gözleri pencerede bir şarkı dilindedir:

“Pencereden kar geliyor”

Bu esnada karlara gömüle gömüle yaklaşmakta olan genç âşığı görüverir. Üstü başı kardan bembeyaz olmuştur. Ama rüzgara, tipiye, engellere aldırış etmeden yürümektedir: Şarkının ikinci dizesi sevgilinin dilinden dökülüverir:

“Karşıya baktım yâr geliyor”

Âşık böyle, sevgili böyle olmalı.

“Kar yağar kürek ister, / Meyveler direk ister / Nazlım hamamdan çıkmış/ Öpmeye yürek ister.”

Geliniz bu şarkı üzerinde de biraz duralım. Geçmiş günlere doğru gidelim:

Dağlar karla örtülmüştür. Yol vermiyor artık. Dereler donmuş. Şehirdeki karları kürekle temizlemeden yürümek mümkün değil. Böyle bir gün, hamamın kapısı açılıyor, yanakları al al olmuş nazlı yâr hamamdan çıkıyor. Uzaktan onun ter temiz kokusu hissedilir gibi. Al yanak dışarının soğuğundan bir kat dana allanmıştır. Böyle bir yanak öpülmez mi? Âşık koşacak öpecek ama, bir an duraklıyor.

“Ya naz ederse?”

“Ya gören olursa ne der?”

Âşık kendisini yüreksizlikle itham ediyor ve kendi kendinden utanıyor:

“Nazlım hamamdan çıkmış, / Öpmeye yürek ister.”

Geliniz bir manzaraya şehirden ve köyden bakalım.

Kış günü sevgilisine kavuşan âşık, bir daha ayrılmak istemiyor. Sevgilisi “Üşüdüm!” demiş mi dememiş mi bilmiyoruz ama bizim şehir âşığı sevgilisi üşür diye korkar, onu ısıtmak ister:

Ateşlik eder sana bu sinemdeki dağım / Sert oldu hava çıkma kuyundan kuzucağım” der.

Bizim köylerde böyle “cağım , ceğim”li sözler yoktur. Köylü delikanlı aynı şeyi düşünse bile açık açık dobura dobur pat diye söyleyeceğini söyler:

“Dağa taşa kar yağar / Rüzgar vurur boynuma / Isıtayım ben seni / Gel gir yavrum konuma!”

Bir başka manzara açıyım istedim. Ama bu iş uzayacak. İnsan kışı arar mı? Arayan, kışa doyamayanlar da var.

“Gülüşerek o yollardan geçerdik kışın. / Nerde şimdi gönülleri yakan bakışın. /Ayrılırken ellerini o bırakışın. /Nerde şimdi gönülleri yakan bakışın” dizeleri var Bimen Şen’in hicaz şarkısında.

Onların geçtiği yollar her yerde olabilir. Belki de bu sabah camdan dışarı baktığımızda, bir genç kız ile yakışıklı delikanlının gülüşerek sokaktan geçtiğini gördük. Varsayalım ki delikanlı dört ay sonra askere gitti. Bu şarkı dilenden düşmese gerek.

Bir hicaz faslını dinlerken nereden nereye geldik. Fasıl bir hicaz türkü ile bitmekte:

“Yürü dilber yürü ömrümün varı / Eridi kalmadı dağların karı”

Bizim halk şairlerinden kendini karla özdeşleştirenler var.

“Şu dağın başında bir top kar idim / Yağmur yağdı, güneş vurdu eridim” diyeninden “

“Karlı dağlar ne olur ne olur / Asker ağam gelse yaralarım iy’olur” diyenine kadar yüzlerce örnek verebiliriz.

Biraz da kar ve kışlarla örtülü şiir ikliminde gezinelim:

Küçük bir kasabadaki karlı günleri anlatan Necati Cumalı şiirinde şöyle diyor:

“Uyandım kar aydınlığında

O küçük kasaba uykuda

Uykusuz bir sıra kavak

Hem gider hem dinlerim

Düş önüme yol göster derem benim

Kar mıhı atımın nallarında

Cebimde bir şişe konyak

Evlerinin avlusunda ayna nar

Sedirinde acı biber rengi bir kilim

Odan ıslak tahta kokar biraz da toprak

Gözlerim sana değer ısınır

Uzattım mı mangalına ellerimi

Her yanım tane tane mısır

Sanırdım patladı patlayacak

Sen sıcaktın yataklar sıcak

Pencerende aydınlık kar

Ateşim kömürüm esmerim benim

O günlerin tadı başka nerde var

Gençtik âşıktık deliydik

Seviştikçe ağardı karanlıklar

Bunca dağın karlarını erittik”

YARIN: KIŞ KAR VE KOMŞULUK GELENEĞİ