Bir bayram daha geldi. Bilmem kışın son deminde gönüllerimizde baharı, sevgi, saygı ve sevinç çiçeklerini açtırabildik mi? Dostluğu, ekmeğimizi, sımsıcak duygularla paylaşabildik mi? Acımızı, yalnızlığımızı, küskünlüğümüzü bir yana bırakıp barış ve hoşgörü içinde yaşamanın güzelliğine erebildik mi?

Kuşkusuz, bayramlar, ulusça kutlu sayılan, birlikte sevinç, içerisinde kutladığımız manevî bütünlük ve beraberliğimizi, kardeşliğimizi gösteren mutluluk günleri.

Herkes yakınlarının, sevdiklerinin ziyaretine gitmekte, armağanlar alıp vermekte, kırgınlık ve kızgınlıklarını unutmakla, yoksulları sevindirmekle yarışmakta. Çocuklara, akrabaya cömert, sevgi ve saygıyla davranmakla, İslâm’ın temelindeki, iyiliksever ve koruyucu nitelikleri kişiliğinde canlandırmış olmakta.

Şiir diliyle söyleyecek olursak:

Bayramlardır kutlu günler, / Özlemle anılır dünler, / Şimdi dargınlar küskünler / Barışmanın zamanıdır.

“Anıl bir tatlı sözünle, / Bakın hoşgörü gözünle, / Arınıp kendi özünle / Duruşmanın zamanıdır.

Yolunu uğratma sapa, / İyilikler olmaz heba, / Kardeş, bacı, ana, baba; / Sarışmanın zamanıdır.

Kulak verin bu arzuma, / Sevginiz benzesin kuma, / Çıkar ummadan topluma, / Karışmanın zamanıdır.

Başa kakma satır satır, / İğneyi kendine batır / Kaynaşıp herkesle hatır, / Soruşmanın zamanıdır.

Kimseler çekmesin çile, / Güzellikler doğsun dile, / Sevgi ile, saygı ile / Yarışmanın zamanıdır.” (Sitem Taşları- Avcıol Yayınları sf 14)

Bayram, yalnız eş dost, hısım ve akraba ziyaret günleri değil. Tebrikler yollamak, ikramlarda bulunmak güzeldir. Ancak, en önemli bayram töresi; dargınların barışmaları, kinlerin unutulması, verebilen elin, alabilecek ele uzanması olsa gerekir.

Şaka bu ya; boşa dememişler deliye göre her gün bayram, diye. Bayram günü borç ödeyecek olana Ramazan uzun sürmezmiş. Tanrıdan borçlulara kolaylık versin, bayram istemeyen, bayrama ermesin, diyorum.

Kendisine söylenen sözleri anlamadığı gibi sürekli yanlış yorumda yapanlara “Ben diyorum bayram haftası, o anlar mangal tahtası” derler. Çok gezenlere, “Bayram pabucu”na benzetirler. Atalarımız, her şeyin zamanında, gereksinim duyulduğunda değerli olacağını vurgulamak için “Bayramdan sonra kınayı başına çal” demişler.

Halkımız söylemek istediğini, Bektaşi’ye, Nasrettin Hoca’ya söyletmiş yüzyıllar boyu. “Nakl-i küfür, küfür değildir” fetvasına uymuşlar. Bektaşi’ye, Nasrettin Hoca’ya yükletmişler esprilerini. Allah var, onların da gıkı çıkmamış.

Bektaşiye sormuşlar :

-Rakı içer misin?

-Akşamdaaaan akşaaaama...

-Namaz kılar mısın?

-Bayramdan bayrama, bayramdan bayrama...

Yunus Emre gibi:

“Ben oruç-namaz için sücu ettim, esridim;

Tesbih-secde için dinlerim ceste kopuz”

diyenlerin sözlerini yanlış anlamayınız. Bunlar melâmet neş’esinden doğan sözlerdir. Gerçekten sücu, yani şarap içip, esridiğini yani şarhoş olduğunu söylemiyor Koca Yunus.

Ramazan bayramında herkes yeni ve temiz elbiselerini giyip, birbirleriyle bayramlaştıkları gün, bir fakir Bektaşi dedesi, üstü başı pis halde Beyazıt Cami'nin önünden geçerken, bembeyaz sarığı, tertemiz cübbe ve latası ile bir hoca karşısına çıkıp :

- Be adam, mübarek bayram günü bu pis gömlekle dolaşılır mı ? Gömleğini yıka ! deyince Bektaşi aldırmayarak:

- Be hocam, yıkayayım ama kirlenir, demiş. Hoca:

- Yine yıka, demiş. Bektaşi:

- Yine de kirlenir, diye diretmiş. Hoca inatla:

- Yine yıka, deyince Bektaşi'nin tepesi atmış ve şu cevabı vermiş:

- Behey imanım. Biz bu dünyaya gömlek yıkamaya mı geldik?

*****

Esenlik içinde nice bayramlar diliyorum.