Dünkü yazımda Kanlıca’ya vapur yolculuğundan söz etmiştim. Lemi Atlı nasıl bir beste yaptığını ve Paşa tarafından nasıl taltif edildiğini anlatacağım:

Yine böyle bir akşamdı. Köprüden kalkan vapurda Paşa ile karşılaştı. Paşa yanına çağırdı. Koştu. Yan kamaraya yerleşince Paşa cebinden bir kâğıt çıkarıp güftesini okudu:

“Pembelikle imtizaç etmiş tenin

Sime ya kâfure benzer gerdenin

Ben siyah pırlanta zannettim benin

Görmedim cananım emsalin senin.”

Paşanın Canan adında bir cariyesiyle fazla ilgilendiği söyleniyordu. Bu şarkıyı da Canan için yazmıştı. “Haydi Lemi Bey, göreyim seni, yarına kadar bu şarkıya güzel beste hazırla...”

Temennayı basıp ayrıldı. Doğruca Köprü Gazinosu'na gitti. İki saate varmadan besteyi bitirdi.

Akşam vapur dönüşü karşısına çıkıp: «Paşam, beste hazır» deyince şaşakaldı. Lemi bestesini yan kamarada, ağır ağır geçti. Paşa çok memnun oldu. Ertesi sabah, Paşa'nın ağası, elinde pırlantalı bir altın sigara tabakası, harıl harıl onu arıyordu.

Aldı, teşekkür etti. Cebimde o günlerde on para yoktu. Tabakayı kuyumcunun birine götürüp beş altına sattı.

Alçak gönüllüydü. Kendine "Üstadım" diyenlere, büyük bir mahcubiyetle üstat olmadığını, musikide amatör bir kimse olduğunu söylerdi.

Bir süre Kanlıca ve Rumelihisar'ında oturdu. Ömrünün son yıllarını Suadiye'de yeğenlerinin yanında geçirdi. Küçükağa sokağında olan bu eve Selâhaddin Pınar, Nuri Duyguer, Fevzi Aslangil, Sadi Hoşsses, Dr. Hamid Hüsnü Bey, Bedriye Hoşgör, Melek Tokgöz, Arif Sami Toker devam ederdi.

İkinci hanımı Lemi Atlı’yı terk etmişti. Bir süre sonra pişman olmuş aracılar koymuştu. Kibar yaradılışlı olan sanatçı kabul etmemişti. Elindeki güfte listelerini karıştırdı. Duygularına uygun birini buldu. Yaşar Şadi Bey’in şiiriydi. Ortaya çok güzel Kürdîlihicazkâr eser çıkmıştı.

Bir kendi gibi zalimi sevmiş yanıyormuş

Duydum ki beni şimdi vefasız anıyormuş

Kalbim gibi feryat ediyor sızlanıyormuş

Duydum ki beni şimdi vefasız anıyormuş

Lemi Atlı sık sık âşık olurdu. Her şarkısın bir güzel kadına ithaf ettiği söylenirdi. Bu yüzden bir mecliste iki kadın arasında şiddetli kavga olmuştu.  Her ikisi de üstadın meşhur bir şarkısını kendine mal ederek saç saça, baş başa gelecek bir hale düşmüşlerdi.

İki hanım arasında paylaşılamayan Hicaz makamındaki şarkı şuydu: “Severim her güzeli senden eserdir diyerek…”

Lemi Atlı, ömrünün son yıllarında tanınmış bir ses sanatkarımıza âşık olmuştu. Bu sanatçı, o yılların en ünlü sanatkârlarından biri olan Mualla Arçay’dı. 

Son günlerinde ve hastalığında, aşkına, saygıyla karşılık veren vefakâr sanatkara duygularını bir hicaz şarkıyla anlatmıştı:

“Hastayım yalnızım seni yanımda

Sanıp da bahtiyâr ölmek isterim…”

 Bu bestenin şairi Rıza Tevfik de şiirini hasta yatağında yazmıştı.

Bir süre sonra, bu kez Mualla Gökçay hasta olmuştu. Lemi Atlı ziyaret etmişti.  Mualla Hanım, ateşlenmiş, rengi solmuş halsizdi. Bu şarkıyı onun için yazıp bestelemişti:

 “Nedir a sevdiğim söyle bu halin

Neden böyle sarardı gül cemalin …”

Lemi Atlı’nın 500 civarında şarkısı notaya alınmadığı için unutulup gitti. 168’i günümüze geldi. Kırkı günümüzde çalınıp okunuyor.

Başından dört evlilik geçti. Çocuğu olmamıştı. Duygularını şarkılarına yansıtmıştı.  25 Kasım 1945'te hayata gözlerini yumdu.

Mualla Gökçay, bir gün Alâeddin Yavaşça’ya Lemi  Atlı’nın aşkından  söz etti. Çantasından bir resim çıkarıp Alaattin Yavaşça’ya gösterdi. “İşte bu resim ve arkasına yazdığı şiir bendeki son hatırasıdır,” dedi.

Alaattin Yavaşça resmi alıp arkasındaki Lemi Atlı’nın yazdığı mısraları okudu:

 “Baktıkça gölgeme yadigâr diye

Yad eyle hazanımı bahar diye

Ağarmış saçlarımı tarumar diye

Atma bir kenara ihtiyar diye

 

“Baktıkça gölgeme yadigâr diye

Yad eyle hazanımı bahar diye

Ağarmış saçlarımı tarumar diye

Atma bir kenara ihtiyar diye …”

 …”

Yavaşça, Mualla Gökçay’ı ikna ederek şiiri  Kürdîlihicazkâr makamında besteledi.