Yıl 1997 İletişim Fakültesi Radyo- Televizyon- Sinema bölümü öğrencisiydim. Televizyon programcılığı dersinde hocamız bize bir ödev vermişti. Sizi rahatsız eden bir toplumsal davranışı düşünün bunun üzerine bir program formatı belirleyin demişti. O anda ilk aklıma gelen konuyu seçtim ve hazırlıklarıma başladım. Belirlediğim konu başlığı kitap okuma merakıydı enteresan dimi kitap okuma merakını beni rahatsız eden bir konu olarak seçmiştim. Üstelik bunu bir televizyon programı haline getirecektim.
Hazırlıklarımı tamamladım sunum zamanı geldi çattı. Sıra bana gelince hoca sordu nedir senin programın ismi? Okuma merakı diye söyleyince diğer öğrenci arkadaşlar ve hocamız şaşkın bir şekilde bana bakarak okuma merakı seni rahatsız mı ediyor diye sordular. Bende neden bu konu başlığını seçtiğimi kendilerine izah ettim. Okula giderken sürekli Üsküdar- Sirkeci vapurunu kullanıyorum. Vapura binmeden iskeledeki gazete bayisinden sürekli okuduğum gazeteyi alır sakin bir yere oturur Sirkeci'ye yanaşana kadar okuyup bitiririm.

Buraya kadar sıkıntı yok peki nedir seni rahatsız eden bu okuma merakı diye şaşkın bakışlarla beni dinliyorlar. Belli bir süre sonra vapur kalabalıklaşınca etrafım dolmaya başlıyor. Sağımda, solumda, önümde, arkamda oturan insanlarda benim gazeteyi okumaya başlıyor 5 kişi aynı anda bir gazeteyi okuyoruz bu durum beni rahatsız ediyor. Hatta bir seferinde o kadar rahatsız oldum ki al abi sen oku ben sonra okurum diye tepki verme noktasına geldim son anda bir tatsızlık çıkmasın diye kendimi frenledim. Bu açıklama arkadaşlarımı ve dersimizin hocasını çok tatmin etmese de ben bir kere bu konuyu belirlemiştim ve sunumu ona göre gerçekleştirdim. Sonuçta hocamız bir konu belirleyin diye söylemişti, bize bir konu vermemişti bende kendi belirlediğim program konusu üzerine bir format geliştirmiştim. Bu format bir televizyonda yayınlansa izlenir miydi bilmem ama ben dersin hocasının gözünde farklı bir izlenim bıraktığımı söyleyebilirim.

Bunu neden anlattım 22 sene önce yaşadığım bu olayda beni rahatsız eden durumu arar duruma geldik. O dönemde 1 gazeteye 5 kişi düşüyordu şimdi ortada gazete okuyan yok!!! Herkes bir noktaya odaklanmış sosyal medyada trollük yapıyor ya da magazin dünyasında geziniyor. Ben okumanın önemini Üniversite'ye başlayınca kavradım öncesinde çok okuyan bir insan değildim. Biraz geç olsa da bunu kavramak benim kişisel gelişimime çok fayda sağladı. Okumak, araştırmak, bilgi sahibi olmak insanın fikri altyapısının oluşmasında, kendini ifade etme becerisinde alınması gereken çok önemli bir gıda gibidir. 
Ben bu gıdayı aldım okumaya devam ediyorum çok faydasını gördüm ve görmeye devam ediyorum. Hepinize tavsiye ediyorum okumaktan uzak durmayın, okunan her kitap, makale, edinilen her bilgi değerlidir.

TÜRK MİLLETİNİN KİTAPLA İMTİHANI...

Yapılan istatistiklere göre kitap okuma oranımız maalesef içler acısı. Dünya'daki kitap okuma oranlarına baktığımızda %21 ile Fransa ve İngiltere başı çekerken, Türkiye % 0,1 oranla 86'ıncı sırada yer alıyor. Yine bir araştırmaya göre; Türkiye'de 4 kişilik bir aile cep telefonu ve iletişim masraflarına ayda 173 TL ayırırken, kitap için sadece 5,5 TL ayırıyor. Türkiye'de kitap okuyanların % 45'i aşk romanı, %43'ü dini kitap ( namaz hocası- dua kitapları), % 12'si masal, fıkra, siyasi kitap ve kişisel gelişim kitapları okumayı tercih ediyor. 
Geçtiğimiz hafta sonu uzun yıllar polis-adliye muhabirliği yapmış Önder ŞUŞOĞLU abimle kahve içip sohbet ettik. Ülke gündemine yönelik önemli konuları usta Gazeteci abim ile değerlendirme fırsatım oldu. Önder ŞUŞOĞLU 35 yıllık meslek hayatında yaşadığı deneyimleri, şahit olduğu olayları yazarak geleceğe yönelik kalıcı eserler bırakıyor. 
"Etiler Koğuşu" isimli kitabı basıldığı dönemde en çok satılanlar arasında yerini aldı. O dönemde yazılı görsel basında kitapla ilgili haberler yapılmıştı. Günümüzde tartışılmaya devam eden hala güncelliğini koruyan toplumun rol model olarak gördüğü ünlülerin uyuşturucuyla imtihanı bu kitapla gündeme gelmişti. Gazeteci arkadaşı Emrullah Erdinç ile birlikte kaleme aldıkları Etiler Koğuşu kitabı uyuşturucu batağına saplanmış ünlülerin polisteki ifadelerini öyküleştirip okuyucuya sunuyor.   
Önder abinin mesleki tecrübesi ve güçlü kalemi ile yazdığı bu kitap ülkemizin okuma oranı artışına ciddi bir katkı sağlamıştı. Ne diyelim kitap okuma oranının yerlerde süründüğü ülkemde söz konusu ünlüler olunca en çok satılanlar arasına giriyor. Biz bardağın dolu tarafına bakalım magazin merakı, okuma merakına sebep olmuş, milyonlarca insan bu vesileyle kitap okuma alışkanlığı edinmiş. 

FENOMEN DEDEKTİF "KAVARA NURİ "

Sir Arthur Conan Doyle ( Sherlock Holmes) , Agatha Christie (Doğu Ekspresinde Cinayet), Edgar Allen Poe ( Morgue Sokağı Cinayeti ) dünyanın en çok okunan polisiye romanları. İngiliz dedektif Sherlock Holmes'un maceraları polisiye roman alanında 150 yılı aşkındır bir klasik haline gelmiş. Agatha Christie'nin " Doğu Ekspresinde Cinayet " kitabını okumayanlar bile en azından duymuştur. Edgar Allen Poe " Morgue Sokağı Cinayeti " kitabı da dünyada en çok satılan polisiye romanlar arasında yerini almıştır.
Merak ettim araştırdım Türkiye'de polisiye roman yazan kimler var diye tabi ki karşımıza ilk önce Ahmet Ümit çıkıyor. Ahmet Ümit'i hepimiz tanıyoruz "Sis ve Gece" isimli polisiye romanı en çok okunan kitaplar arasında. Ayrıca yunanca basılarak, yabancı dile çevrilen ilk Türk polisiye roman olma özelliğini taşıyor ve sinema filmi de çekildi. 

Türkiye'nin en çok okunan polisiye roman yazarı Ahmet Ümit dışında bir isme rastlamadım diyordum ta ki Kavara Nuri kitabını okuyana kadar. Kavara Nuri'nin yazarı etiler koğuşunun da yazarı olan Önder ŞUŞOĞLU. Sağ olsun imzalı bir kitabını bana hediye etti bir solukta okuyup bitirdim. Polisiye roman alanında dikkat çeken sürükleyici bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Ünlü bir profesörün cinayeti ile başlayan kitap, başkarakter Kavara Nuri'nin üstün zekâsıyla uluslararası bir organ mafyası ve dolandırıcılık çetesini çökertmesiyle sona eriyor. Türkiye'de ve uluslararası medyada fenomen olan Kavara Nuri bir süredir geri görevde tutulan Karadenizli sıra dışı bir dedektiftir. Faili yakalanmış ancak tam anlamıyla çözülemeyen bir cinayeti kendi yöntemleriyle ortaya çıkarıyor. Baştan sona heyecan dolu müthiş bir polisiye roman diyebilirim. Türkiye'de kitap okuma oranı ne kadar düşük olsa da kitapta magazin dünyasının ünlüleri yer almasa da en çok satılan kitaplar arasında yer alacağına eminim. Okumayanlar varsa tavsiye ediyorum.

Değerli büyüğüm, meslektaşım Önder ŞUŞOĞLU'NA polisiye romanların devamı gelecek mi diye sordum. Niyetim var ancak elim kaleme gitmiyor çünkü ülkemde kimse kitap okumuyor dedi. Maalesef durum böyle ülkemizde kimse kitap okumuyor % 0,1 kitap okuma oranı utanç verici bir durum. Ancak bu durum karşısında havlu atmak, neticeyi kabullenip elimizi kaleme götürmemek doğru değil diye düşünüyorum. Hepimize büyük görevler düşüyor elimizi taşın altına koymalıyız, imkânlarımız dahlinde yazmalıyız hayata dair kalıcı bir şeyler bırakmalıyız. 

Bu bağlamda; Önder abiyi yeni bir polisiye roman yazma noktasında ikna ettim diyebilirim. Ayrıca Polis- Adliye muhabirliği döneminden yakın arkadaşı olan emekli Emniyet Müdürü Feramuz Erdin ile birlikte bomba bir proje hazırlığı içerisinde olduklarını öğrendim merakla bekliyoruz. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.