Gazilik Oğuz Kaan’dan Başkumandan Mustafa Kemal’e ve günümüze kadar Türk vatanseverliğinin, Türk kahramanlığının, Türk özverisinin yaşayan destanı… .  Gazi ise bu destanın var edicisi. Şehide nurlanmış, gaziye, onurlanmış asker diyebiliriz. Onlar, toprağı vatan; insanı ulus yapan değerlerin en büyüğü olsa gerek.. Önce, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın dizelerinden alıntı yapayım:

SES

Verdi ana, baba canını,

Gökler: "Daha da ver" dedi.

Bir savaştı, Allah! Allah!

Su: "Allahuekber" dedi.

Toprak ölüme taş iken,

Taş ecele: "mermer" dedi.

Duyamadım bir Mehmetçik,

Yüz düşmana neler dedi.

Dağlar dağ oldu bir daha,

Sömürgene: "yeter!" dedi.

Sakarya Zaferi 13 Eylül 1921’de kazanılmıştı. 14-15 Eylül gecesi, Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa ile  Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Edirne ve Kozan Milletvekilleri sıfatıyla  Büyük Millet Meclisi Başkanlığına cepheden, Mustafa Kemal’e mareşal rütbesi ile gazilik unvanı verilmesini teklif eden bir telgraf göndermişlerdi.

19 Eylül 1921’de, TBMM tarafından Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’e, “Mareşal” rütbesi ile “Gazi” unvanı verilmişti.

O gün Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden Sakarya Muharebesi’ni ayrıntılarıyla anlattıktan sonra, bu savaşın niteliği ve Türk ordusunun komutan, subay ve erleri hakkındaki görüşlerini anlatmıştı. Birkaç satır başı şöyleydi:  

“……Bu parlak zaferin yapıcısı olan kimseleri, yüksek huzurunuzda ve bu kürsüden büyük hürmet ve takdirlerle anmayı bir vicdan borcu sayarım. Genelkurmay Başkanımız Fevzi Paşa Hazretlerinin bu meydan savaşında yaptığı hizmet, pek büyük bir övgüye layıktır. Pek değerli, erdemli ve kıymetli olan bu büyük adam, savaş meydanlarının hemen her noktasında, gece ve gündüz hazır bulunmuş ve pek isabetli ve değerli tedbirlerini yerinde, gerekenlere bildirmiş ve daima gönül ferahlatan, moral yükseltici öğütler vermiştir. … “

Birilerinin kulağına küpe olsun. İsmet İnönü için de şöyle demişti:

“Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa Hazretleri, derin bir zeka, yorulmaz bir azim, iman ve yetenekle, gece gündüz harekatın en ufak noktasına varıncaya kadar etkili olmuş ve olağanüstü bir görüşle ordusunu sevk ve idare ederek bu başarıya ve zafere ulaştırmıştır….”

Ve devam etmişti:

“… Diğer grup ve kolordu ve tümen ve alay komutanlarının her biri, diğeriyle yarışırcasına, fedakârlık ve beceriklilik göstermişlerdir. .... Erlerimizi, her türlü övgüye layık görürüm. … Böyle bir milleti bağımsızlıktan yoksun bırakmaya kalkışmak hayal ile uğraşmaktır.

Hayatta olmayan ve olan gezilerimizi saygı ile anarken yazımı yine bir Fazıl Hüsnü Dağlarca şiiriyle bitireyim.

“Atılıyorduk kâfire,

Hepimizin bir yanı hilal gibi.

Bir göz vardı üstümüzde göklerden.

Mustafa Kemal gibi!

Savaşırken yaşamak,

Anam sütü kadar helal gibi,

Ölüm hem büyüktü hem kolaydı,

Mustafa Kemal gibi!

Atlıyorduk bir devre.

Tarihten süzülmüş bir hal gibi;

Hepimiz, hepimiz,

Mustafa Kemal gibi!”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.