Düşünce dünyasının unutulmaz ismi ve 39 yıl önce aramızdan ayrılan gönül adamı Fethi Gemuhluoğlu için, ölüm yıldönümünde birçok anma töreni düzenlendi. Biz de bu hafta sizlere, Gemuhluoğlu'nu anlatan duayen isimlerin bugüne yansıyan düşüncelerini aktarıyoruz

''İnsana dost olmak, fikre dost olmak, coğrafyaya dost olmak, tarihe dost olmak, kendi vücuduna dost olmak, komşuya dost olmak gibi kademe kademe ama entegre bir bütün içinde tüm dostluklar söylenmeye mecburdur, bütün dostluklar söylenmelidir.''

Yukarıdaki sözler, 5 Ekim 1977 günü,  "zahiren" aramızdan ayrılan ama Onu tanıyanlar! için, hâlâ gönüllerde, muhabbeti, aşkı ve fikirleri ile yaşayan İrfan Fethi Gemuhluoğlu'na ait. Bir gönül ve bir muhabbet adamı, bir kültür, sanat adamı ve bir vakıf adamı olan Gemuhluoğlu, 1958 yılında, Arapgir Postası'nda yazdığı "Yeniden Bir Merhaba" yazısında, insanın içine düşmesi gereken bir tohumdan, onun yeşermesinden, başak tutmasından bahsediyor. Ama o merhaba, o tohum mübarek, muazzez bir nazardan, bir dost nazarından gelmeliydi.

Yıllar geçti, Gemuhluoğlu'nun attığı tohumlar yeşerdi ve tekrar vücud bulmak istedi. Fethi Ağabey, gönlümüzün boşluğunda, elimizden tutacak bir "gönül eri"nin arandığı bir zamanda, yine çıkageldi. İrfanı ve fethedici bilgeliğiyle.

Evet "gerçek olan aşk"tı; Fethi Beyi de 39 yıl sonra bile hatırlatan, özleten, ondaki gerçek olan aşktı. Aşkın onda olması, aşk ile vücud bulması idi. O aşk ki Rasûl i Ekrem (s.a.v) ve Ehl i Beyt menbaından, akıp dolmuştu yüreğine. Onun gönüllerin fethindeki esas sır, iman ve aşk ehli bir veliden, 'Öz' bir 'Eren'den, himmet ile nasiplenmiş olan, hakiki anlamda çağdaş bir "alp eren"i, fikirleri, düşünceleri ile yeniden ve tekrar tekrar okumak, anlamak ve tefekkür eylemek gerekiyor. Vefatından yıllar sonra bile, söyledikleri, yazdıklarına, bugünün insanları olarak, yine ihtiyaç duyabiliyor isek, bu sırra vakıf olma gayreti ile biz de, yeniden yazalım, dostlarının gördükleri ve duyuşları istedik...



İman, aşk ehli ve cesur bir şahsiyet

Fethi Gemuhluoğlu'nun, hususi dostlarından Dr. Hamdi Hızalan,  nev'i şahsına münhasır bir kişi olarak tarif ettiği Fethi Bey için, "Şahsiyetli, iman, aşk ve hizmet ehli, memleket menfaatlerini, şahsi menfaatlerinin üstünde tutan, kültürlü, şahsiyetli, cesur, dürüstlüğü ile daha birçok güzelliklere sahipti" diyor.

Ondaki iman ve kültür meselesine ve güzel Türkçesi'ne ise Erdem Bayazıt şöyle temas ediyor: "Onunla birlikte olduğunuzda Osmanlı ülkesi gibi geniş olan alnından gözlerinizi alamazdınız. Velayet nuru alnında çadır kurmuştu. Onu dinlerken kimi zaman içiniz aydınlanır, kimi zaman ağır bir yükle dolduğunuzu duyardınız. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'a atfen sık sık "Ben kavmimin en fesih konuşanıyım" hadisi şerifini hatırlatırdı. Osmanlı Türkçesini, onun kadar güzel konuşan bir kişi daha tanımadım. İstanbul şivesine tam hakimdi. Türk şiirinin en güzel beyitlerini, en çarpıcı mısralarını sohbetlerinde ondan dinlerdiniz. Ceketinin göğüs cebinde daima bir deste kart bulunurdu: Onlarda yeni yakaladığı beyit ve mısralar kayıtlı olurdu, bir de Efendi Hazretleri'nden yani şeyh efendisinden işittiği kelamı kibarlar. Bazen sıkıldığında, bazen keyifli anlarında göğüs cebinden çıkartıp, o kartlarda yazılı olanları okurdu, birden ufkumuz genişler, feraha ererdik.."

Hz. Peygamber'e bağlanmadan yürünmez

O bir Hazreti Peygamber aşığı idi. O öyle bir aşk ki; Onunla ile Onun aşkı ile her dem nefes alır, Onun ile varlığını yaşar ve O aşkı hayatında, her an, işinde, aşında, dostunda paylaşırdı, bu mübarek ve sevgi yaşansın isterdi.

Nuri Pakdil, Fethi Ağebeyi hakkında kaleme aldığı  'Bağlanma' adlı eserinde bu aşk derecesindeki sevgiyi şu şekilde ifade ediyor:

"Peygamber'e Bağlanmadan Yürünmez" derdi, "Aşılmaz Hiç Bir Engel" derdi. "Peygamber'le Algılanabilir Yeryüzü" derdi. Konuştuğu kim olursa olsun, ya doğrudan ya da dolaylı olarak, hep Peygamber'den bir söz, bir ilke aktarırdı onlara; kök salmamızı istiyordu, çok derinlere, bağlantıyı çok dipten kurmak istiyordu, yüzeysel konumların yapaylığını çok iyi anlamıştı. İyi biliyordu tarihi, "Ulusumuzun yapay konumu düzelir" derdi." İnsanın elinden tutuyor, adetâ çağa çıkartarak yürüyüşe alıştırıyordu. Onun yanında.

Ne yaparsanız, aşk ve şevk ile...

Yaşadığı dönemde de, bugün de, çok farklı meşreblerde olup, onu tanıyan kimseler tarafından heyecanla anlatılan, bu 'aşk eri' kimdi? Onu, farklı kılan neydi?

Üstad Necip Fazıl, Gemuhluoğlu'nun bu esrarengiz yönünü "O'nu meydan yeri tanımaz. Fakat meydan yerinin tanıdığı politikacılar, muharrirler, fikirciler, hususiyle 'sağ' yaftasının belirttiği çerçeve içindekiler, çok iyi tanır. Fethi Gemuhloğlu, harp meydanında görünmeyen, fakat ateş hattındakilere sakalık eden, nakliye ve levazım kollarına yön veren, hususi çevrelerde mayası halis bir gençlik yoğuran, gönlü tasavvuf kokusiyle ıtırlı ve dili en murassa Osmanlıca zarfı içinde İslami zevk mazrufiyle nakışlı, son turfanda bir tipdi" diye anlatıyor. Zübeyir Yetik'in "Bizi pişiriyor, insan içine çıkabilecek bir donanıma kavuşturuyordu" sözleri de bunu ifade ediyor olsa gerek.

Dosttan gelen nazarın tecellisi



Nuri Pakdil'e göre onunla görüşmek bile, dosttan gelen nazarın tecelli etmesiydi gözden gönüle ve bütün uzuvları kaplamasıydı. "Bu; görüşme değil, kuşkusuz, salt bir dinlemeydi, bir onarılmaydı. (Onunla konuşan, daha doğrusu salt onu dinleyen, onun yanından ayrıldığında, iç aygıtlarının bir bakımdan geçirildiğini, onarıldığını mutlaka duyumsamıştır). İnsan kalbinin, o kalpdeki manevi yaraların büyük bir onarım ustasıydı." Mustafa Miyasoğlu diğer bir çok dostuna tercümanlık edercesine "ağabey" olmak kolay değildir diyor; "O yüzden bunu hakkıyla ihraz etmiş olanlar unutulmaz. Bunlar bir çeşit hoca gibidirler, baba gibidirler, baba gibi hakları vardır. Öylesine iyilik ederler, Allah rızası için çevresini gözetirler." Nuri Gürgür de, rahmetli Fethi Beyin, gönlünce yaşayan, gönlünce konuşan, yâni güzel konuşan, seven bir insan olduğunu ifade ederek, hayatı boyunca üzerinde tesirlerini hissettiği Gemuhluoğlu hakkında;  '' Ona her rastlayışımızda, içimizde duyduğumuz rikkat, iç dünyasından intikal eden engin sevginin, gönüllere aksedişi olsa gerekti. Kendisini sürekli bir arayışla vazifeli sayardı. Yeni nesillerin arasından «alnı secdeli», «göğsü imanlı» millet mimarlarını bulmak, onlara yeşerip büyüyecekleri, kök salacakları vasatı hazırlamak, imkân sağlamak için çırpınırdı. Çoğu kere, çevrede gerekli anlayış ve yakınlığı bulamayan, bu sonsuz gayretlerin verimsiz kaldığı zamanlar bile, teşebbüslerini bırakmayı düşünmezdi. Genç nesil içerisinden, yüzlerce insan O'nun bu çırpınışlar neticesinde, hayatlarına istikamet vermiş, meslek ve meşgalelerini seçmişler, iş düzenlerini kurmuşlardır. Maddenin saltanatı altına giren günümüz insanını, mânevi dünyalara, gönül ufuklarına çekip sevk edecek diller, gittikçe tükeniyor. Ellerini üzerimizden çekmemelerini, bizi kendimizle, nefsimizle başbaşa bırakmamalarını dilemek ümit kaynağımızdır.'' Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan da, Gemuhluoğlu'nun bu hususiyeti hakkında: " Fetih ağabey, güzel sözün sevdalısıydı. Kimin nerde makalesi, kitabı çıkmış onlardan haberi olur ve görüşlerini iletirdi. Bizler dahil birçok kişinin Fetih ağabeyi tanımasıyla dünyaları değişti. Yüzlerce akademisyen, onun yönlendirmesiyle akademik kariyer yaptı." Diyor. Akif İnan da, Fethi Beyi şu sözler ile ifade ediyordu; ''Kelamın en zarifini, edebin en kâmilini, siyasetin en ferasetlisini, edebiyatın en muhtevalısının onun aziz varlığında erimiş bulurduk. O, bir uygarlığın temsilcisiydi''

Kabiliyetleri keşfedip yükselten bir kişiydi

Fethi beyi tanıyan ve Onun bugün insanı için de ne kadar ihtiyaç duyulan farklı özelliklere sahip bir şahsiyet olduğunu şu şekilde ifade ediyor: ''Osmanlı yönetimi, kabiliyetli insanları bulup, onların kabiliyetlerini daha da geliştirmek için çok özel mekanizmalar geliştirmiş ve bu anlayış ve uygulamalar, Osmanlı Devleti'nin sonuna kadar devam etti. Ancak bu anlayışın Cumhuriyet dönemindeki tek temsilcisi Fethi Beydi. Toplumda haset duygusunun çok yaygınlaştığına şahit oluyoruz ve bu çok üzücü bir durumdur. İnsanlara yardım etmek de vardır ama biz, düşene yardım ederiz. Birisi düşmüşse, ona yardım ederiz ama bulunduğu yerden daha yukarı çıkması için, yardım edildiğini hiç görmüyoruz. Fethi Bey, bunun son ve mükemmel örneğiydi. Onun ölüm yıldönümlerinde hatırlanması ve anılmasında, sadece bu vasfı algılanır ve benimsenirse, bu bile yeter diye düşünüyorum; Çünkü ben, Fethi Beyden başka, insanların bulundukları düzeyin daha üstüne çıkmaları için yardım eden hiçbir insan görmedim.''

Sanatla yeniden ayağa kalkacağız



Nuri Pakdil de, Fethi Beyin kültür ve sanat hassiyetine öyle bir vurgu yapıyor ki; 'Bağlanma' adlı eserinde, "Şiir yazmayan, ama şiiri en iyi anlayanlardan biriydi sanıyorum. Bir oyunu, bir denemeyi, bir öyküyü, bir işçinin fırından aldığı taze ekmeği yiyişindeki hazla özümlerdi içinde. Okuduğu romanları, dinlediği türküleri, gezdiği resim sergilerini anlatırdı sürekli. Güzel sanatlardan söz etmeye görsün, bir kımıltı eklenir gibi olurdu doğaya. Sanat dergilerini izlerdi büyük bir titizlikle. "Kişi düştüğü yerden kalkar" derdi bana. "Sanatla başladı yurdumuzda yabancılaşma, gene sanatla atılacak yurt dışına". Eklerdi; "Sanatla kalkacağız ayağa." Ve Gemuhluoğlu, yine kültür sanat, sinema, tiyatro, edebiyata, müziğe olan hassasiyetini vurgulamak için söylerdi ki; ''Cebinizde kalan son parayla simit alıp da karnınızı doyurmayın, gidin onunla bir film yahut bir tiyatro seyredin.''

GEMUHLUOĞLU'NDAN KALANLAR...

''İnsan; fikre dost olunca, tarihe, coğrafyaya, ormana da dost olur, ağaca da dost olur.

Tarihe dost olunamadığı için, tarihe dost olamadığımız için... Tarihe dost olacak kadar ciddî bir ilimle ilimlenmediğimiz için, talib olmadığımız için ilim ve irfana, tarihe de, tarih fikrine de dost değiliz.

Tarihe dost değiliz. Coğrafyaya da dost değiliz. Coğrafyaya dost olmadığımızı göreceksiniz. Türkiye bir iç harbin eşiğindedir. Bir doğu-batı meselesi çıkabilir. Anadolu Beylerbeyliğini bile size çok görürler. Sonra, bu içinizdeki çocuklardan Batı Trakya'yı yahut Kırım'ı kurtarmalarını ve belki orada yaşamak imkânımız olup olmadığını araştırmak gibi bir gaflete düşeriz.''

''Eğer Türkiye'de insanlar, Türk insanı, Müslüman insan, Millet-i İslâmiyye'nin insanı yeniden bir 'ba'sü ba'del mevt' sırrını yaşamak istiyorsa, onu ihya etmek istiyorsa, yeniden bir 'ba'sü ba'del mevt' e doğmak istiyorsa uykuyu kaldırmalıdır. Her şeye dost olalım, uykuya dost olmayalım."

"Yalnız insanların değil; kurdun, kuşun, dikenin, otun da hakkını görüp gözetin."

''Şevki seçiniz. Aşkı seçiniz. Ben aşksız insanlar görüyorum: huzur içinde uyuyorlar, gidiyorlar, gülüyorlar, vitrinlere bakıyorlar; hala büyük büyük pazarlıklar peşindeler, hala büyük büyük ihalelere giriyorlar. Türkiye'nin içinde bulunduğu felaketi idrak etmiyorlar, huzur içindeler. Onun için onlara küsüm, onun için onlara kırgınım.Onun için kırgınlıkta bir feyz buluyorum.''

''İnsan iddia ettiği yerden imtihan olur mu''

FETHİ GEMUHLUOĞLU KİMDİR?

Mustafa Neşet Bey ile Fatma Sâniye Hanım'ın çocukları olarak 1922 yılında İstanbul'da doğdu. 1940 yılında Haydarpaşa Lisesi'nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğrenimini sürdürdü. 1950-55 yıllarında İstanbul'daki çeşitli okullarda, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği yaptı. 1955-63 yıllarında, İstanbul'un o zaman en önemli kültür ve spor etkinlikleri merkezi olan İstanbul Spor ve Sergi Sarayı'nın müdürlüğünü yaptı. 1959 yılında Dr. Emine Suzan Hanım'la evlendi ve Mehmet Ali ile Veli Selman adında iki çocukları oldu. 1963-65 yıllarında Almanya'da kaldıktan sonra, 1965-66 yıllarında Milli Eğitim Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğü görevinde bulundu. 1966-70 yılları arasında, Türkiye Odalar Birliği Basın Müşavirliği yaptı. Eğitim alanında faaliyet gösteren çok sayılı vakıflardan biri olan Türk petrol Vakfı'nın kuruluşunu 1970 yılında gerçekleştirdi ve vefatına kadar Genel Sekreterliğini yürüttü. 5 Ekim 1977 tarihinde İstanbul'da vefat etti.

Yakın tarihimize bir gönül ve hizmet adamı olarak damgasını vurdu. Aydınlar Ocağı ile Türk Edebiyat Cemiyeti'nin İstişare Kurulu ve Anadolu Bankası Yönetim Kurulu Üyeliği ve pek çok hayır kurumunun da yöneticiliğini yapar. Kendi yazdıkları ile 1977-78 yıllarında vefatından sonra, hakkında yazılanların büyük bir kısmı, " Dostluk Üzerine" (1978) adlı kitapta toplanmıştı. Nuri Pakdil'in, Fethi Gemuhluoğlu üzerine yazdığı "Bağlanma"(1979), hatıra ve deneme tarzında kaleme alınmıştır. Gemuhluoğlu'nun elimizde olan şiirleri ile 72 şairin kaleme aldığı büyük kısmı ithaf edilen şiirler ve yazılardan oluşan " Gerçek Olan Aşktır "(2000) adlı kitaptan sonra, kendi yazdığı yazılardan ve mektuplardan meydana gelen "Dostluk Üzerine "(2001) adlı kitap yayınlanmıştır.

Birbirinden kopuk çevrelerin ortak bir aşk ve hizmet zemininde buluşması yönünde yoğun çaba harcayan Fethi Gemuhluoğlu, toplumu ve insanlığı bir bütün olarak ele alan yaklaşımından kaynaklanan birleştirici dostuk abidesi kişiliğiyle, sadece kendi nesli için değil, sonraki nesiller için de örnek şahsiyetlerden olmuştur.