Anayasa'da Cumhurbaşkanının yetkilerini arttıran, sorumluluk sınırlarını çizen 18 maddelik değişiklik, TBMM'de kavgalı oturumlarla kabul edildi ve referandum süreci başladı. YSK'nın netleştireceği bir tarihte Nisan ayında sandığa gidecek, tarihi bir değişimi oylayacağız.
Dilerim sandığa gidene kadar geçecek süre içerisinde, TBMM'de yaşananlar sokağa yansımaz. FETÖ'cü ithamıyla karşı karşıya kalmamak için kullandıkları oyun rengini parti yetkililerine ispat etme derdine düşen milletvekilleri ile buna tepki gösterenler arasındaki tartışmalar, Meclis'te utanç verici görüntüler yaşanmasına yolaçtı. Bu gerilimin sokağa yansıması, şer güçlerin yıllardır uğraşıp başaramadığı bir noktaya getirebilir ülkeyi.
Daha şimdiden "evet diyen hainler" ve "hayır diyen hainler" diye listeler yayınlanmaya başlandı. Vatan hainliği gibi affedilmez bir suçlamayı bu kadar kolay, bu kadar ucuz ve sınırsızca dile getiren kim olursa olsun kabul edilmesi mümkün değil. Kim karşısındakine "hain" diyorsa, asıl ihaneti o yapıyor benim gözümde. "Evet" diyen de, hayır diyen de nedenlerini özgürce anlatsın, madde madde getireceği-götüreceği şeyleri sıralasın ve vatandaşı "bilgilendirerek" yürütsün propaganda sürecini. Bunun dışındaki her türlü "algı operasyonu", "karalama kampanyası", "hain suçlaması" demokrasiye de haksızlık, referandum sonucu ortaya çıkacak tabloya da...
* * *
Anayasa'nın değişecek 18 maddesinin sahibi AK Parti ve ona destek veren MHP yönetimi. Başbakan Binali Yıldırım, MHP ile ortak bir kampanya yürütmeyeceklerini açıkladı. MHP'nin nasıl bir kampanya yürüteceği henüz net değil. Ancak görünen o ki; Devlet Bahçeli'nin yapacağı toplantılar ve mitinglerle sınırlı kalacak referandum kampanyası. Parti içerisindeki "hayır" cephesini "tasfiye" ederek susturmaya çalışan Bahçeli ve kurmaylarının "ikna" için kullanacağı çok fazla argüman yok. Çünkü, Devlet Bahçeli en başından yaptığı açıklamayla "fiili durumu Anayasa değişikliği ile meşrulaştıracağız" diyerek söyleyeceğini söyledi zaten. MHP içerisindeki "karşı cephe" gittikçe genişliyor ve bu da Bahçeli ile kurmaylarını kara kara düşündürüyor.
AK Parti'nin kampanyasını "güçlü Türkiye" sloganı üzerine kurduğunu, toplu ulaşım araçlarında, bilboardlarda görmeye başladığımız reklamlarda görmeye başladık. Güçlü Türkiye'nin anahtarı olarak da Recep Tayyip Erdoğan'ı göstermeyi tercih etmiş AK Parti'nin kampanya planlayıcıları. Erdoğan'ın, halktaki karşılığını hiç tartışmaya gerek yok. AK Parti, kampanyada "Erdoğan için değil, millet için" diyeceğini açıkladı. Ama "Ya Erdoğan'dan sonra?" sorusu ise orta yerde duruyor. Bu soru bana ait değil, AK Parti ile özdeşleyen önemli "kalem"lere ait...
* * *
Gelelim "hayır" cephesine...
Saadet Partisi "hayır" diyeceğini açıkladıktan sonra bu doğrultuda kampanya yürütmeyeceğini belirterek meydanları boş bırakacağını deklare etti.
Legal siyasetin PKK terörüne kurban edilmesine direnç gösteremeyen, Kandil'deki terör baronlarının çizdiği stratejiye boyun eğen HDP, "nötr" kalmayı yeğledi. HDP'nin "boykot" eğiliminde olduğu, Meclis'teki tavrını meydanlarda da sürdüreceği konuşuluyor kulislerde. Sandığı boykot etmek, "evet" cephesine dolaylı destek anlamına geldiği gibi, demokrasiye karşı da ciddi bir tavırdır. Kandil'den veya İmralı'dan bir işaret gelip, HDP net bir tavır ortaya koymazsa tabii...
CHP, Meclis'te tek başına kaldı "hayır" diyenler arasında, meydanlarda da öyle olacak gibi. CHP, referandum yarışına 5-0 geride başlıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kamuoyundaki karşılığı, AK Parti'nin çalışkan teşkilat yapısı, kampanya araçlarının büyük bölümüne sahip oluşu, medya desteği, kampanya bütçesi düşünüldüğünde CHP'nin yürüteceği her türlü kampanya "cılız" kalacak.
Bir başka açmazı daha var CHP'nin: Halkın karşısına çıkaracağı güçlü figürleri yok. Mesajını ev ev, sokak sokak halka ulaştıracak teşkilatı da... Daha önceki seçimlerde gördüğümüz "körler sağırlar, birbirini ağırlar" manzarasını referandumda da yaşayacak CHP.
Vatandaşa "bidon kafalı", "göbeğini kaşıyan adam" sıfatını reva görenleri bağrına basan, hatta "makarna-kömüre satılmış" diyerek aşağılayan bir dili her mecrada kullanan bir teşkilatı var CHP'nin. "Hayır"a ikna edecek geçerli sebepleri olsa da, bu sebepleri vatandaşa ulaştıracağı iletişim organlarından da yoksun bir yarışa girecek Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi.
* * *
Onlarca yıldır sivil bir Anayasa yapma becerisi gösteremeyen siyasetçiler, vatandaşa 18 madde için "evet" veya "hayır" demeleri için dertlerini anlatacak. Gazeteler, televizyonlar yanında birçok iletişim aracıyla bize ulaşıp tercihimizi onların istediği şekilde kullanmamız için uğraşacaklar. Nisan ayının ortalarında sandıktan ne sonuç çıkarsa çıksın, Türkiye yoluna devam edecek. Bu kampanya sürecinde kim "ayrıştırırsa", kim "ötekileştirirse", kim "bana uymayan hain"derse Türkiye'ye en büyük kötülüğü yapmış olacak. Siz ne derseniz deyin, demokratik tercihinizi ortaya koyun, sandığa gidin. Ama sakın ülkedeki fay hattının daha da genişlemesine hizmet etmeyin, izin vermeyin.