Henüz kayıp ve kaçak elektrik bedelinin tüm dürüst abonelerden tahsil edilmesini yasal hale getiren düzenlemenin şokunu atlatamamıştık. Ağırlıklı olarak Doğu ve Güneydoğu illerinde kullanılan kaçak elektriğin parasının 77 milyon aboneden tahsil edilmesi hiç bir şekliyle savunulmayacak bir adaletsizlik. İstatistiklere bakınca insanın dudağı uçukluyor neredeyse. Kaçak elektrik kullanım oranının yüzde 90'a ulaştığı il ve ilçeler olduğunu öğrenince, insanın şaşkınlığı daha da artıyor. Konut aydınlatması ve ısınmasının yanında tarım arazilerinin sulanması için de kaçak elektrik kullanılıyor.
İşin "haram-helal" bölümü konusunda camilerde hutbeler verildiğini duyuyor, şaşırıyorduk. Buna rağmen insanların kaçak elektrikten vazgeçmemesi, dağıtımcı firmaların da kayıp kaçağı önleyecek kesin çözüm yolu bulamaması da şaşırtıcı.
* * *
Gazete ve televizyonlarda pek yer almasa bile, dağıtıcı şirketin denetimlerinde çıkan meydan kavgaları insanı ürkütüyor. Jandarma veya polis eşliğinde kaçak elektrik denetimine çıkan ekipleri daha köy veya mahalle girişinde taş yağmuruna tutan insanlarla konuşup "neden kaçak elektrik kullanıyorsunuz" diye sorana rastlamadım bu zamana kadar. Tarım arazilerinin sulanmasında kullanılan elektrikte daha ucuz kullanım imkanı getirilse kayıp-kaçak önlenebilir mi onu da bilemiyoruz. Çünkü, bugüne kadar bu konuda yapılmış bir saha araştırmasına rastlamadık.
Bazı konularda nasıl her şeyi devletten beklemiyor, çözümü halka bırakıyorsak kaçak elektrik için de halkın devreye girmesini sağlamamız hiç de zor değil. Örneğin, Van'da geliştirilen akıllı şebeke sistemi Gevaş'ta uygulanmıştı. Pilot bölge seçilen ilçede, sayaçlar direklere çıkarılınca kayıp kaçak oranı da yüzde 60'lardan yüzde 10'a düşmüştü.
Kayıp-kaçak bedelinin 77 milyon aboneye yayılmasının yol açtığı farklı sosyal sonuçları da göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Kayıp kaçak oranının düşük olduğu bölgelerde, kayıp kaçak elektrik kullanımının yüksek olduğu bilinen illere karşı bir düşmanlık oluşuyor. Artık, kahvehane sohbetlerinde bile "Onların elektrik parasını biz ödüyoruz" gibi hiç yakışık almayan diyaloglar yaşanıyor.
Kayıp kaçak bedeli konusunda en makul olan yöntem bence, çemberin daraltılması. Elektrik iletim hatlarının mahalle ve köy bazında denetimi mümkün olduğuna göre, kayıp kaçak bedeli paylaşımında da mahalle ve köy sınırları baz alınabilir. Kaçak elektrik bedelini ödemek istemeyen abone, ister istemez "kaçakçı" komşusunu, akrabasını engelleyici bir görev üstlenir. Bu ilk etapta akla gelen bir yöntem.
Ama hem devlet, hem de dağıtıcı firma teknolojinin bu kadar geliştiği ve dijital sistemlerin yaygın kullanıldığı bir devirde, kayıp kaçak elektrik için "vur abalıya" dışında çözümler de üretmeli.
* * *
Vatandaştaki "kayıp kaçak elektrik" hoşnutsuzluğu henüz soğumadan ve hatta bu konuda doyurucu bir açıklama yapılmadan, ikinci şok Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık verileceği açıklanınca yaşandı. Korunaklı sitelerde yaşayan ve sokağın nabzından habersiz bazı "kalemşörlerin" plazalardan yazdığı uçuk kaçık senaryoların bile olumlu etkisi olmadı. Halkın büyük bölümü "neden" sorusuna cevap bulabilmiş değil daha. Elbette bu konuda değişik fikirler var. Olumlu olumsuz görüşler var, ama Suriyeli sığınmacılarla ekmeğini, sokağını paylaşan insanlar vatandaşlık konusuna gelince "hayır" demeyi sürdürüyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, iyi eğitimli, kalifikasyonu yüksek Suriyelileri Batı ülkelerine kaptırmamak için böyle bir adımın atılacağı açıklaması da tepkiyi yumuşatmış değil henüz. Hemen ardından gelen "Şimdilik 300 bin Suriyeli için sözkonusu olacak ve 1 yıl oy kullanamayacaklar" açıklaması da pek tatmin edici olmadı.
Bu konuda kafa yoran, kelam eden ve hatta ahkâm kesenler önce Türkiye Cumhuriyeti yasalarını gözden geçirsinler. Vatandaşlık Kanunu'nun "istisnai vatandaşlık" dahil, yabancı uyruklu şahıslara vatandaşlığın yollarını açan maddeleri gayet açık. İnisiyatif de İçişleri Bakanlığı'nın önerisiyle Bakanlar Kurulu'nda...
Kısa bir bilgi vereyim ki, ufkunuz genişlesin:
Türkiye'de ikametgah tezkeresiyle kesintisiz olarak 5 yıl kalan yabancı uyruklu bir şahıs, İçişleri Bakanlığı'nın önerisiyle ve Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaşlık hakkına sahip olabiliyor. Ayrıca, Türkiye'de doğan ve başka bir ülkenin vatandaşlığına geçme şansı bulunmayan bebekler de Vatandaşlık Kanunu çerçevesinde Türk vatandaşı olarak nüfus kaydına geçiyor. Bir detay daha... Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 1. derecede akrabası olanlar, aile bütünlüğünün sağlanması gerekçesiyle vatandaşlık hakkına sahip olabiliyor...