Ne kadar da çok FETÖ uzmanımız varmış. "Kumpas" mağduru olup da örgütün nasıl TSK içerisinde organize olup canlar yaktığına, ocaklar söndürdüğüne şahit olanlara değil sözüm. Mesleğin namusunu onuruyla taşırken, Emniyet teşkilatına çöreklenenlerin "rüşvetçi" falan diyerek karaladıkları da dilediği kadar konuşabilir Gülenistler hakkında.
Çünkü onlar bedel ödediler, mesleki kariyerleri yanında aile huzurları, onurları zedelendi. Yıllarını parmaklıklar arasında geçiren de var aralarında, boynu bükük her gün evine gidip gelirken "açığa alınmış" olduğu için çocuklarına taksicilik yaptığını söyleyemeyen polis de…
Peki; yıllarını Gülen'in dizinin dibinde geçirmiş olanlar bugün ne anlatıyor bize? Gülen'in ne kadar büyük hain olduğunu ve etrafındaki hainler çetesiyle birlikte ne kötülükler yaptığını… Mesela bir tanesinin "Evli barklı Cevdet Türkyolu'nu tekme tokat dövdü" sözüyle, "Dershanelerin genel müdürünü falakaya yatırdı, ben de ayaklarını tuttum" anlatımından başka pek bir şey kaldı mı aklınızda?
Bunların dışında aklımızda kalan, FETÖ'nün ne kadar güçlü ve büyük bir örgüt olduğu, her an her türlü musibeti başımıza saracağı gibi paranoyak söylemler. 40 yıl içinde yer aldıkları sistemin "derin" işlerinden hiç söz edeni gördünüz mü? Peki amaçları ne? Onu da, televizyonlara çıkaranlar, gazete sayfalarını açanlar ve itirafçıların sözlerine itibar ederek kişilik suikastine soyunanlar düşünsün.
Benim bunu neden dert edindiğimi merak ediyorsunuz değil mi?
Biz, bugüne kadar hep "sahte" ve "uydurulmuş" bir tarih okuduk. Ne Osmanlı'yı, ne de sonrasını tüm gerçekleriyle öğrenemedik değil mi? Peki, Atatürk ile İnönü arasında yaşananları, İnönü'nün devlet yönetiminde kalmasına Atatürk razı mıydı, değil miydi iyi biliyor muyuz? Hayır… Hep perdenin arkasında yaşandı gerçekler, biz ise öndeki tiyatroyu izledik değil mi?
Mesela, Gülen camiası Ergenekon, Balyoz gibi "kumpas" operasyonlarını çekerken, siyasi iradeyi nasıl ikna etti biliyor muyuz? Balyoz belgelerini İstanbul'daki bir otelden alan bir gazeteci ile ordudan atılmış bir edebiyatçının yanında hangi siyasetçi vardı? O siyasetçi bugün nerede?
TSK'ya FETÖ ayarı çekmek için başlatılacak operasyonlara dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan nasıl ikna edildi biliyor muyuz? Kumrular Çarşısı'nda patlayan bombanın, komuta kademesini ikna etmeye yettiğini farz edelim. Peki, Ankara'da bir katlı otoparkta bulunan ve 3 km'lik bir alanı yok etmeye yeteceği söylenen Mercedes Vito içerisindeki bombaların hedefinin kim olduğu anlatıldı siyasi iradeye?
Recep Tayyip Erdoğan, çok kritik bir telefon görüşmesi yaparken Mercedes marka yüksek güvenlikli makam aracının kapıları nasıl kilitlenebildi? Uydudan mı müdahale vardı, yoksa yakın korumaları ile şoförü de işin içinde miydi? Bu olay ve bazı suikast iddiaları nasıl da allanıp pullanıp anlatıldı Erdoğan'a… Tepkisini ve kuşkularını, makam odasını ve konutunu dinleyerek öğrendikten sonra, iddialarını güçlendirmek için nasıl argümanlar sürdüler ortaya? Erdoğan'ı nasıl, kimlerle kuşattılar ve enformasyon zehirlenmesiyle kandırıp aldattılar?
Bülent Arınç, gerçekten suikaste uğrayacağını mı düşünüyordu, yoksa buna ikna edildiği için mi TSK'nın en mahrem yerine, Kozmik Oda'ya girilmesine alet oldu? O odadan "karanlık operasyonlar" çıkacak ve "derin devlet" tasfiye edilecek fikri mi hakimdi siyasi iradede yoksa?
Daha bunun gibi bir yığın "muğlak" hatta karanlıkta kalan şey yok mu sizce de?
* * *
Hadi itirafçıların bu konularda hiç bilgisi yok. Peki, "2012'ye kadar cemaatten maaş aldım" diyen koca koca adamlar, bu sütunda anlattığım Özal'ın Gülen'e verdiği devlet görevinden neden hiç söz etmezler?
Ebulfez Elçibey'in Nahcivan'da olduğu dönemde, Gülenistlerin MİT içerisindeki bir yapıyla birlikte Haydar Aliyev'e darbe girişiminden ve bu girişimin Süleyman Demirel'in devreye girmesiyle engellendiğini neden anlatmazlar?
İşadamı, öğretmen, yeni yetme gazetecileri olan Gülen camiasının, Nurcular içerisinde hakimiyetini ilan ettikten sonra dar muhafazakâr kitle ve liberal kesime "açılım" sürecinde görev alan isimler kimlerdi?
Zaman Gazetesi'nin "üst danışma kurulu" olarak oluşturulan sağ kesimin duayen isimleri n tür kazanımlar sağladı Gülen'e ve camiasına. O isimleri Gülen'e Özal mı yönlendirdi, yoksa sağ kesimde bir konsensus sağlandığı için mi görev bildiler danışmanlığı. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nı, Gazeteciler Cemiyeti ile Basın Konseyi'ne alternatif olarak kurma fikri kimindi?
Fethullah Gülen'in sağ kolu olarak bilinen Cevdet Türkyolu'nun geçmişine dair neden hiç kimsenin detaylı bir bilgisi yok? "Evli barklı adam" dışında, ne mezunudur, mesleği nedir, Gülen'in yanına nasıl ve kim tarafından monte edilmiştir neden kimse bunu araştırmaz, sorgulamaz veya bildiği bir şeyler varsa anlatmaz? Türkyolu'nun, Gülen'in yanına iliştirilmiş "derin" bir isim olup olmadığını bilen var mı? Gülen'in, Türkiye'de, dünyada, teşkilatının içinde neler olup bittiğinden Cevdet Türkyolu tarafından doğru bilgilendirildiğinden emin miyiz? Gülen'in emirlerinin alt kademelere doğru aktarıldığından peki? İtirafçılar, tamamı "kayıt dışı" olan himmet havuzundan zamanında ne kadar nasiplendi ve kavganın sebeplerinden biri de bu mu yoksa?
Cevdet Türkyolu'nun, Gülen'e hayat hikayesini anlattırıp teyibe kaydetmesiyle oluşan ve Zaman'da çözümü yapılıp Küçük Dünyam başlığıyla tefrika edilen hayat hikayesini, bugün itirafçı olan biri neden "Ben yazdım" diye böbürlenir? Geleceğe yatırım mı yapıyor koca koca adamlar.
Yoksa, günü geldiğinde "Her kötülüğün başı Gülen gitti, camia temizlendi, mukaddes istikametlerde hep birlikte yola devam edebiliriz" diyerek yeni organizasyonlara mı girişilecek?
* * *
Hey itirafçılar ve itiraflarda bulunurken üç doğrunun yanına iki yanlış ekleyerek masum bazı insanlara iftira atanlar. Madem, gayet halis niyetlerle, din, iman, hizmet, emri bil maruf için, altın bir nesil yetiştirmek için Fethullah Gülen'in yanında 40 yıl kaldınız, ona hizmet ettiniz, soruların çalınmasına, insanların hayatlarıyla oynanmasına göz yumdunuz. Peki tüm bunlara rağmen neden orada kaldınız? 1998'de Gülen, Papa'yla "ittifaka" girişirken hangi akla hizmet ettiniz?
Fethullah Gülen'in Papa II. John Paul'a sarfettiği "Papa 6. Paul Cenapları tarafından baslatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog İcin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazi yardımlarımızı sunmak için size geldik" sözleri hiç mi sizi rahatsız etmedi? Yoksa siz de, Gülen'in Hz. İsa olduğuna inanıyor, Papa'yı ziyaretinde söylediği "Harran'ın üç büyük kitabi dinin doğuş yeri (Hz. İbrahim, Hz. İsa ve Museviliğin), olması itibariyle bizim için fasl-ı müşterek olabilir. Bu sebeple çok rahat görüşüp konuştuğumuz Hz. İsa'nın 2000. doğum yılı kutlamaları münasebeti ile önemli mesajlar verilebilir. Hoşgörü adına önemli imzalar atılabilir" sözlerindeki derin anlama biat edip, Hz. İsa'nın yeryüzünde ve çok yakınınızda olduğuna mı inanıyordunuz?