Önce "Bekir Sıtkı Erdoğan, öğretmenliği, şairliği, hattatlığı ve benzer nitelikleri dışında benim için kimdir?"  sorusuna cevap vereyim.  Sık sık görüşme imkânı bulamasam da insanlık sanatı yolunda pozitif enerji kaynağımdı.

Kişiler vardır varlığıyla huzur, güven, sıcaklık duyduğum bir insandı. Candanlığın, dostluğun, sevginin ve saygın olmanın bütün niteliklerini üzerinde taşırdı. Onu bütün içtenliğinizle seversiniz. Aynı içtenlikle elini öpmek ister ve bunu yaparken manevi haz duyarsınız.

Bekir Sıtkı Erdoğan böyle biriydi. Atalarımızın "özü sözü bir " diye andıkları moda bir deyimle hormonsuz bir büyük, yol göstericiydi.

"Bir Yağmur Başladı"nın sunuş yazısında şöyle diyor:

"Milli zevk, toplumun geniş zaman boyutları içerisinde oluşan ortak beğenilerinin odaklaşmasından doğar. Çağdaş düşünceler ancak onları estetik bir sisteme kavuşturacak dozda devreye girer. Yoksa duyguları bir kenara itivermiş, kurak düşüncelere dayalı hızlandırılmış yenilik adımları milli zevkten kopar ve giderek san'atı yozlaştırır."

Bekir Sıtkı Erdoğan yozlaşmaya yol açmayacak dozda yenilikçiydi. Milli Edebiyat akımının devamı olduğunu söyleyebilirim.

Dili yalın, özentisiz ve doğaldı.  Anadolu ağızlarında görülen deyimleri yerinde ve bütün güzelliği ile kullanmıştı.

"Eminem çeşme başında
Çekişi çekişi vermiş;
Goncaları ak döşüne
Tokuşu tokuşu vermiş...

Bu sevdâ köyün başına
Benden gayrı kim düşüne
Cümle âşıklar peşine
Takışı takışı vermiş

İçten güler o şuh yosma
Dışa nazdır bu yüz asma
Endamma allı basma
Yakışı yakışı vermiş

Duydum gerine gerine
Uzamış harman yerine!
Konu komşu birbirine
Bakışı bakışı vermiş

Dünür saldım bayram ayı
Alt üst oldu Türkmen köyü
Annesi pek küçük deyü,
Çıkışı çıkışı vermiş.

Musikisini kendi içinde taşıyan şiir, Rüştü Eriç tarafından Hüseyni makamında bestelenmişti. Bekir Sıtkı Erdoğan'ın şiiri çağlar boyu işlene işlene gelişmiş, değerlenmiş ve musikilermiş öz Türkçe kelimelerle söylenmişti. Onun dilinde, oturmamış türedi kelimeleri değil, halkın yüz yıllarca kullandığı sözcükleri bulabiliyoruz.

Şiirimizde Anadolu'nun çeşitli yönleri "Milli Edebiyat" akımı ile işlenmeye başladı. Bu akım beraberinde realizmi de getirmişti. Yıllarca Anadolu'yu kulaktan duyduklarıyla anlatan şair ve yazarların yerini, Anadolu'yu bizzat görerek gezerek yazanlar aldı.

Cumhuriyet yönetiminin Anadolu'da açtığı yeni devlet kurumlarında çalışmak için Anadolu'ya giden aydınlar batı etkisinde de olsa bu temi aldılar. Okumuş yazmış bu insanlar, yaşadıkları, öğrenim gördükleri yerlerle Anadolu yaşantısı arasındaki farklılıkları görerek etkilendiler.

Bu sanatçıların arasında  Faruk Nafiz Çamlıbel'i, Ahmet Kutsi Tecer'i sayabiliriz.  Bir diğeri de kuşku yok ki Bekir Sıtkı Erdoğan oldu. Onlar Anadolu'ya, Anadolu insanına yönelmişler, memleketin yalnızca sefaletini değil, güzelliklerini de ön plana çıkararak iyi ruhlu bir edebiyat yapmışlardı. Çamlıbel gibi Bekir Sıtkı Erdoğan da aruz çalışmalarıyla birlikte, gelenekten faydalanarak halk edebiyatı tarzını da kullandı. Halkın incelik ve üstün özelliklerini yansıtmaya çalıştı. Onun sanatı, memleketi için, aşk için, duygu için olmuştu.