MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, Türkiye ve dünya gündemindeki gelişmelere ilişkin yazılı açıklama yaptı. Yalçın, deniz korsanlığının altın çağı olarak bilinen 17'nci ve 18'inci yüzyıllarda; Akdeniz'den Atlantik'e, Hint Okyanusu'ndan Pasifik'e kadar birçok sularda korsanlık yasalarının hüküm sürdüğünü hatırlatarak, "Anılan asırlarda korsanlığın nam saldığı denizlerden biri de Karayipler'dir. 17'nci yüzyılın en önemli korsanlık olaylarının kahramanı, Karayipler'de İngiliz sömürgeciliği adına İspanyol hegemonyasını kırmak için çaba gösteren ünlü Amiral Henry Morgan'dır. Henry Morgan'a, 'Kara Korsan' ünvanı verilmiştir. Günümüzün Kara Korsan'ı da Donald Trump'tır. Bağımsız ve kişisel korsanlık, Trump trendinde devletlerarası korsanlığa evrilmiştir. ABD bundan böyle en büyük korsan devlettir" dedi.
'NATO konsepti çökmüştür'
ABD Başkanı Trump'ın son korsanlık hamlelerinin, 'Terörsüz Türkiye'nin ne kadar büyük ve isabetli bir karar olduğunu gözler önüne serdiğini vurgulayan Yalçın, "Böylece, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin niye avaz avaz bağırarak ve her türlü riski göze alarak Terörsüz Türkiye hamlesi başlattığı, eminiz daha iyi anlaşılmıştır. Çağdaş korsan Donald Trump'ın hamlelerinin bir başka sonucu, zaten uzunca süredir fonksiyonunu yitirmiş durumdaki uluslararası kurum ve kuruluşların tamamen işlevsiz hale gelmesi olmuştur. ABD'nin korsanlığı, hukuk tanımazlığı karşısında BM suspustur. BM sözcülerinin boğazı düğümlenmekte, nefesleri tıkanmaktadır. İnsanlık vicdanı, yutkunma nöbetindedir. ABD için sıradaki çökülecek ülkeler arasında, kendi çöplüğündeki Küba ve öteki Güney Amerika ülkelerinden sonra Grönland vardır. Grönland'ın bağlı bulunduğu Danimarka bir NATO üyesidir ve bizzat ABD Başkanı Trump tarafından tehdit edilmektedir. ABD'nin gözüne kestirdiği yerlere çökme planları yüzünden, NATO konsepti çökmüştür. NATO güvenlik mimarisi dağılmıştır. Anlı şanlı NATO'nun müessiriyeti, caydırıcılığı ve dayanışması, askeri masallarda kalmıştır" dedi.
'Topyekun savaş tehlikesi yakın'
Trump'ın savaş gemilerinin başka ülkelerin gemilerine de el koyduğunu ve uluslararası ticareti doğrudan tehdit ettiğini belirten Yalçın, şunları kaydetti: "Topyekun savaş tehlikesi, hiç olmadığı kadar yakındır. Bütün bu gelişmeler, ister istemez, 1962 yılında yaşanan Küba Füze Krizi sırasındaki nükleer savaş riskini hatırlatmaktadır. O dönemde, ABD Başkanı Kennedy ile Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Kruşçev tarafından karşılıklı atılan geri adımlarla beşeriyetin emniyet ve esenliği topun ağzından alınmıştır. Sovyet Rusya Küba'daki, ABD de İtalya ve Türkiye'deki füzelerini sökmüştür. Bugünse nükleer silahlar, caydırıcı birer güç unsuru ve askeri koz oldukları kadar, insanlığın varlığına dönük tehdit olarak dünya gündeminin merkezindedir. Nükleer silaha sahip olmak, bir ülke için varlık ve güvenlik garantisi haline gelmiştir. Nitekim Küba Krizi sonrasında Fransa kendi nükleer programını başlatmıştır. Mevcut küresel şartlarda, Türkiye'nin de kendi nükleer programını başlatması elzemdir" diye konuştu.





