İstanbul, yüzyıllardır dillere pelesenk olan "Yedi Tepeli Şehir" unvanını, Roma İmparatoru Büyük Konstantin’in şehri kurarken Roma’yı örnek almasından alıyor. Tıpkı Roma gibi, İstanbul’u da yedi tepe üzerine kurarak şehrin stratejik ve sembolik önemini pekiştiren bu yapı, günümüzde de şehrin silüetini ve ruhunu şekillendiriyor.

KADİM TEŞBİHİN KÖKENLERİ

MÖ 7. yüzyılda Bizantion olarak kurulan ve daha sonra Konstantinopolis adını alan İstanbul, coğrafi konumu itibarıyla doğal tepelere sahipti. Büyük Konstantin, 4. yüzyılda şehri yeniden inşa ederken bu yedi tepeyi merkez alarak şehri yedi bölgeye ayırdı ve her bir tepeye önemli yapılar inşa etti. Bu, şehrin sadece fiziksel değil, aynı zamanda kültürel ve siyasi kimliğinin de bir parçası haline geldi.

BUGÜNÜN İSTANBUL'UNDA YEDİ TEPE

Günümüzde bu yedi tepe, büyük ölçüde Fatih ilçesi sınırları içinde yer alan Tarihi Yarımada'da bulunuyor:

  1. Sarayburnu Tepesi: Topkapı Sarayı, Ayasofya, Sultanahmet Camii

  2. Çemberlitaş Tepesi: Nuruosmaniye Camii, Çemberlitaş Sütunu

  3. Beyazıt Tepesi: İstanbul Üniversitesi, Beyazıt Camii, Süleymaniye Camii

  4. Fatih Tepesi: Fatih Camii ve Külliyesi

  5. Yavuz Selim Tepesi: Yavuz Sultan Selim Camii

  6. Edirnekapı Tepesi: Mihrimah Sultan Camii

  7. Kocamustafapaşa Tepesi: Haseki ve Cerrahpaşa bölgeleri

Bu tepeler, sadece coğrafi yükseltiler değil, aynı zamanda şehrin tarihini, kültürünü ve mimarisini taşıyan önemli mihenk taşlarıdır. İstanbul'un yedi tepesi, şehrin hem geçmişine hem de bugününe ayna tutan, eşsiz bir miras olarak varlığını sürdürmektedir.