ANTALYA Kent Konseyi Turizm Çalışma Grubu Başkanı Recep Yavuz, bu yıl Orta Doğu ve bağlantılı uçuşların yapıldığı riskli ülkelere giden yüksek bütçeli 50 milyon civarındaki turistin nereye gideceği sorusunun öne çıktığını belirterek, "Bunlar; uzun uçuş yapan, egzotik destinasyon seven, kültür, safari, çöl deneyimi, farklı atmosfer ve prestij arayan turistler. Bu nedenle 'Dubai yerine Rodos', 'Katar yerine Antalya' ya da 'Abu Dabi yerine Mallorca' gibi basit bir destinasyon değişimi pek gerçekçi görünmüyor. Ama 'Dubai yerine İstanbul' olabilir. Güney Afrika yerine Akdeniz ve Ege'nin özel ve nadide yüksek bütçeli koyları olabilir" dedi.

Antalya Kent Konseyi Turizm Çalışma Grubu Başkanı Recep Yavuz, son günlerde Alman Dışişleri Bakanlığı'nın güncellediği seyahat uyarıları ve yasakların dünya turizm sektöründe sessiz ama çok büyük hareketliliğin başlangıcını yaptığına dikkati çekti. Dubai'den Katar'a, Güney Afrika'dan Kenya'ya kadar Alman turistin yoğun ilgi gösterdiği 14 ülkenin artık 'riskli destinasyonlar' arasında değerlendirildiğini belirten Yavuz, "Toplamda 1 milyon 300 binden fazla Alman turistin tercih ettiği bu ülkeler için yapılan uyarılar, Avrupa'nın en büyük seyahat pazarında ciddi bir yön arayışını beraberinde getirdi" dedi.

Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri'nin bu süreçten en ağır darbeyi alan destinasyonların başında geldiğini belirten Yavuz, "Geçen yıl yaklaşık 660 bin Alman turistin ziyaret ettiği Dubai ve Abu Dabi hattı, bugün savaş atmosferi, hava sahası riskleri ve transit uçuş endişeleri nedeniyle Alman turist açısından ciddi güven kaybı yaşıyor. Aynı şekilde Güney Afrika'ya giden 290 bin Alman, Katar'a seyahat eden 165 bin kişi ve Namibya'yı tercih eden 110 bin Alman turist için de 2026 sezonu artık büyük soru işaretleriyle dolu. Bu durum ABD, Rusya ve Avrupa'dan Orta Doğu ve Orta Doğu bağlantılı Japonya, Güney Afrika, Çin gibi ülkelere giden 50 milyon civarındaki yüksek bütçeli turist için de geçerli" diye konuştu.

Savaşlarla birlikte insanların 'ulaşım güvenliği' konusunda tedirgin olduğunu aktaran Yavuz, "Çünkü bugün sadece varış noktaları değil, transit merkezler de riskli kabul ediliyor. Özellikle Dubai ve Doha bağlantılı uçuşlar konusunda yapılan sert uyarılar, uzun mesafeli seyahat planlarını doğrudan etkiliyor. İnsanlar artık sadece gidecekleri ülkeyi değil, geçecekleri hava koridorlarını da sorguluyor. Turizm tarihinde 'güven duygusu' her zaman fiyatın önünde gelmiştir. İnsanlar pahalı tatili erteleyebilir, daha kısa tatil yapabilir ama kendini güvende hissetmediği bir coğrafyaya kolay kolay gitmez. Bugün turistin yaşadığı psikoloji tam olarak budur" dedi.

Bu yıl Orta Doğu ve Orta bağlantılı uçuşların yapıldığı riskli ülkelere giden yüksek bütçeli 50 milyon civarındaki turistin nereye gideceği sorusunun öne çıktığını vurgulayan Yavuz, "Doğal olarak bütün turizm ülkeleri, bu büyük portföyü kendi destinasyonlarına çekmek isteyecektir. Ancak büyük bölümü klasik deniz- kum- güneş müşterisi değil. Bunlar; uzun uçuş yapan, egzotik destinasyon seven, kültür, safari, çöl deneyimi, farklı atmosfer ve prestij arayan turistler. Bu nedenle 'Dubai yerine Rodos', 'Katar yerine Antalya' ya da 'Abu Dabi yerine Mallorca' gibi basit bir destinasyon değişimi pek gerçekçi görünmüyor. Ama 'Dubai yerine İstanbul' olabilir. Güney Afrika yerine Akdeniz ve Ege'nin özel ve nadide yüksek bütçeli koyları olabilir. Dağ tırmanışı yapanlar için Kommagene Krallığı döneminin heykellerinin karşılarına çıkacağı Nemrut Dağı olabilir. Bunlar yüksek bütçeli, zengin turist. Kafalarında Türkiye hiç yokken 10 bini dahi gelse iyi bir kazanç olur" diye konuştu.

Almanların en çok takip ettiği destinasyonların da dikkati çekici olduğunu ifade eden Yavuz, "Alman Dışişleri Bakanlığı'nın seyahat güvenliği sayfasında aylardır en yoğun aranan ülkeler arasında Türkiye, Mısır ve Amerika bulunuyor. Bu tablo çok önemli bir gerçeği ortaya koyuyor. İnsanlar bu ülkelere gitmek istemiyor değil, tam tersine gitmek istiyor ama sürekli güvenlik durumunu kontrol ediyor. Bu da bize şunu gösteriyor; 2026 turizm sezonunda artık en güçlü silah 'ucuzluk' değil, 'güven duygusu' olacak. Önümüzdeki dönemde savaşların seyri kadar, ülkelerin dünyaya vereceği güven mesajları da turizm hareketlerini belirleyecek. Hava sahasının güvenliği, siyasi istikrar ve kriz yönetimi tatil tercihlerini belirleyen ana unsur haline geliyor. Görünen o ki dünya turizmi yeni bir döneme giriyor" diye konuştu.