Yıkıldık

Abone Ol

Depremle ilgili söylenebilecek tek gerçek; ülke olarak enkaz altında kaldık, yıkıldık!

Felaket olduktan sonra ne söylenirse söylensin fayda etmiyor, enkaz altındaki insanları kurtarmıyor, giden canları geri getirmiyor.

Deprem doğal afettir, kaçınılmazdır, engellenemez… Depreme hazırlıksız yakalanmak, depreme dayanıklı bina yapmamak, olası bir deprem sonrası için kurtarma çalışmaları için plan yapmamak, gerekli ekipmanı hazırlamamak cehaletten de öte felakettir.

Her şeyi kadere bağlayıp geçiştirirsek, Allah korusun bundan sonra olabilecek felaketlere de hazırlıksız yakalanmış oluruz…

Özel iletişim vergisi adıyla ödediğimiz para aslında deprem vergisidir. 1999 Marmara depreminden sonra geçici süreliğine konulmuştu, sonra kalıcı hale getirildi.

Deprem vergisi ödüyoruz ancak depreme hazırlık olarak sosyal medyada paylaşmak için fotoğraf çektiğimiz göstermelik deprem tatbikatından başka bir şey yapmadık, yapamadık.

Depreme en önemli hazırlık, kurallara uygun, fay hattından uzak, depreme dayanıklı sağlam bina inşa etmektir.

Bazı binalar kamyondan kum döker gibi yerle bir olurken, hemen yanı başındaki binaların sağlam durması bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi.

Kahramanmaraş depreminde bir kez daha gördük ki, sadece sağlam bina inşa etmek de yetmiyor, aynı zamanda deprem sonrası kurtarma çalışmaları için planlı ve programlı bir hazırlık gerekiyor.

Ülkemizde fay hatları belli, hangi bölgelerde deprem beklendiğini uzmanlar tahmin ediyor, uyarıyor…

Bu durumda deprem bölgeleri için acil bir kurtarma timi oluşturulmalı, herkes görevini bilmeli, olası bir depremde hemen kurtarma çalışmalarına başlamalı…

Depremin büyüklüğüne göre kademeli bir sistemle çevre bölgelerdeki kurtarma ekipleri de çalışmalara derhal katılmalı…

Sadece kurtarma da yetmez, deprem sonrası barınma ve beslenme gibi acil ihtiyaçlar için de hazırlık yapılmalı, hemen çadırlar kurulabilmeli, enerji sağlanması için gerekli teçhizat hazırlanmalı ve hemen hizmete başlanmalı…

Depremzedelerin yiyecek, içecek, giyecek ve barınma ihtiyaçları da en hızlı şekilde sağlanmalı…

Karışıklığın önlenebilmesi için kimin ne zaman, nerede nasıl hareket edeceği önceden planlanmalı, herkes işini layıkıyla yapmalı…

Daha da önemlisi bu iş için ehil insanlar görevlendirilmeli…

Deprem üzerinden üç gün geçti. Hâlâ kurtarma çalışmaları sürüyor, hâlâ barınma ve beslenme ihtiyacı tam olarak giderilemedi. Çünkü depremde arama, kurtarma, barınma, beslenmeye ihtiyaçlarının karşılanması için yeterli hazırlığımız maalesef yoktu.

Asıl soru şu; bu büyük felakette de kader diyerek üç gün sonra depremi unutacak mıyız, yoksa deprem öncesi ve sonrası için gerekli tüm hazırlıkları yapacak mıyız?

Deprem kaderdir, depreme hazırlıksız yakalanmak en basit ifade ile cehalettir.

*****

Helal ekmek

Rızkını sırtında ağır yük taşıyarak kazanan hamalın biri namazlarında daima; “Yâ Rabbi, bana ne vereceksen hayırlısını ver, bir ekmek de olsa hayırlısından ihsan eyle” diye dua ediyormuş.

Adamın hep aynı duayı tekrarlaması, yanındakilerin dikkatini çekmiş. Nihayet biri, bir gün sormadan edememiş:

- Kardeşim, sen her namazdan sonra duada, “Yâ Rabbi, bana ne vereceksen hayırlısını ver, bir ekmek de olsa yine hayırlısından ihsan eyle” diye yalvarıyorsun. Ekmeğin hayırsızı da mı olur ki?

Hamal cevap vermiş:

- Benim başıma geleni bir bilsen sen de aynı duayı tekrarlamaktan kendini alamazsın.

Yanındakiler iyice meraklanmışlar:

- Neymiş başına gelen, anlat biz de duyalım.

Hamal, anlatmaya başlamış:

Ben ekmeğini sırtındaki ağır yüklerin altında inleyerek kazanan bir insanım. Bir gün yine yokuş yukarı sırtımda ağır yükle çıkarken fena halde yorulduğumdan sırtımdaki yükü yere indirdim. Alnımdan damlayan terleri silerken içimden bir feryat koptu, dedim ki, “Hey Yâ Rabbi, yediğim ekmeği bana ne kadar da zor veriyorsun. Ne olur, bu bir ekmeği şöyle oturduğum yerden kazanmayı ihsan eylesen de böyle kan ter içinde kalmasam.”

Tam bu dua ağzımdan çıkar çıkmaz, birden karşımda iki kişinin sille tokat dövüştüklerini gördüm. Dayanamadım, aralarına girip ayırırken birinden yediğim bir yumrukla yüzüm kan revan içinde kaldı, işte o sırada gelen polisler, beni de kavgacılardan biri zannederek doğruca hapse attılar.

Mahkemeye çıkıncaya kadar yattığım hapiste her gün bana ekmek veriliyordu. Sırtüstü yattığım yerde ayağıma gelen bu ekmeği sıkıntı ve üzüntüden yiyemiyordum. Kendi kendime diyordum ki, işte ne sırtında yük taşıyorsun ne de alnından öyle soğuk terler akıyor. Sana oturduğun yerde bedavadan gelen ekmek. Zevkle yesen ya... Ne var ki, dışarıda çalışarak alın teriyle kazandığım o ekmek, hapiste ayağıma gelen bedava ekmekten çok daha huzur verici ve lezzetliydi.

O zaman anladım ki, ben yanlış dua etmişim. Oturduğum yerden bir ekmek ver demişim, ama hayırlısından ver dememişim. İşte o günden bu yana dualarımda isteğimi değiştirdim. Rabbimden zahmetli de olsa hayırlısını, huzurlusunu vermesini niyaz ediyorum.

*****

TEBESSÜM

Mucize

Öğretmen, çocukların “mucize” kelimesini bulmalarını istiyordu.

- İnsan yirminci kattan düşüp ölmezse buna ne denir?

Temel cevap verir:

- Tesadüf denir öğretmenim!

Öğretmen soruyu yineler:

- Peki insan yirminci kattan ikinci kez düşer, yine ölmezse ne denir?

- Şans!

Öğretmen dayanamaz yine sorar:

- Peki üçüncü kez düşse?

- Alışkanlık!

*****

GÜNÜN SÖZÜ

Allah size, mutlaka emanetleri (işleri) ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle davranmanızı emreder.

Nisa Suresi 58. ayet