İstanbul Haberleri

Yazar Rana Demiriz İstanbul Gazetesi'ne konuştu: İstanbul'un kalbi Suriçidir

Sanat tarihçisi ve yazar Rana Demiriz, İstanbul’un tarihini, gizli köşelerini ve şehirle kurduğu duyusal bağı anlatarak okurları kültürel bir yolculuğa çıkarıyor.

Abone Ol

Nurşen İlhan

Yazar Rana Demiriz, "Ayasofya'da Bir Gece", "Endülüs'te Bir Hafta", "Sarayda Bir Yıl" ve "Rüzgara Fısıldayan Kadınlar" eserlerinin ardından "İstanbul'un Anlattıkları" romanıyla okuyucularını kentte tarihi bir yolculuğa çıkardı. Bir sanat tarihçisi ve yazar gözüyle İstanbul'u kaleme alan Demiriz, İstanbul Gazetesi'nin şehre dair özel sorularını yanıtladı.

'GİZLİ KÖŞEM BEYKOZ MECİDİYE KASRI'

İstanbul’un sırlarını anlattığı kitabından yola çıkarak, kalabalıklardan uzaklaşıp ruhunu dinlendirdiği gizli köşesini paylaşan Demiriz, "Ben Beykoz Mecidiye Kasrı’nı çok severim. Her mevsim çok keyifli bence. Yaz sıcağında da, dışarıda kar yağarken de, haziranda manolyaları açınca da bir başka oluyor. Çok sık ziyaret edilen bir yer değil" ifadelerini kullandı.

'İSTANBUL'UN KALBİ SURİÇİDİR'

Şehri bir turist gibi değil de gerçek bir İstanbullu gibi yaşamak isteyenlerin gezi listesinin ilk sırasına hangi mekânı koyması gerektiği sorusuna yanıt veren yazar, şu değerlendirmede bulundu: "Bence bir İstanbullu da, şehri yaşamak için tarihi yarımada’ya gidiyordur. İstanbul’un kalbi Suriçidir. İstanbul’u yaşamak için Sultanahmetin ihtişamından, Eminönü’nün karmaşasından, Süleymaniye’nin gölgesinden daha güzel bir yer düşünemiyorum. Fakat elbette zengin tarihiyle Beyoğlu bölgesi ya da eşsiz yalılarıyla boğaz kıyıları gözardı edilmemeli."

GÖLGEDE KALAN BİZANS YAPILARI

İstanbul'un en gizemli ve hikayesi az bilinen yapılarına dikkat çeken Demiriz, göz ardı edilen pek çok Bizans yapısı olduğunu belirtti. Demiriz, "Kariye’yi biliyoruz ama Kalenderhane’yi, Bodrum Camii’ni pek bilen, gezen olmuyor. Ya da Ayasofyamızı geziyoruz ama hemen yanıbaşındaki Küçük Ayasofya, çok ilginç hikayelere evsahipliği yapıyor. Şehrimiz çok zengin, fakat bazı yapılar, daha çok bilinenlerin gölgesinde kalıyor" diyerek bu yapıların mutlaka keşfedilmesi gerektiğini vurguladı.

'FATİH DÖNEMİNİN KOZMOPOLİT İSTANBUL'UNU GÖRMEK İSTERDİM'

Bir sanat tarihçisi ve yazar olarak İstanbul mimarisinde kendisini en çok büyüleyen dönem ve detaylara değinen Rana Demiriz, Mimar Sinan döneminin dahi dokunuşlarının ve Bizans yapılarına sağladığı ömrün önemini hatırlatarak şöyle devam etti:

"Ama Fatih dönemindeki kozmopolit İstanbul’u ve şehir yapılarını görmeyi çok isterdim mesela. Mahallelerinde dolaşmayı çok isterdim. Mevcut kimliğe zarar vermeden yeni bir kimlik kazandırmaya çalışmak inanılmaz bir vizyonun ürünü diye düşünüyorum."

İSTANBUL'UN KOKUSU, SESİ VE RENGİ...

Son olarak İstanbul'u bir seyahat rotası olarak ele alan ve şehrin duyulara hitap eden karakterini özetleyen Demiriz, kentin kokusunu, sesini ve renklerini şu sözlerle tarif etti:

"İstanbul’un her yerinden alınabilecek hafif tuzlu bir deniz kokusu var. Özellikle bahar ve yaz aylarında kimi zaman çiçek kokularına karışıyor. Şehrin en karakteristik sesleri gemilerin, vapurların sesine karışan martılar ve zaman zaman duyulan tramvay sesleri bence. En azından ben kalabalık ve araba seslerinden çok bu seslere odaklanmaya çalışıyorum İstanbul’u yaşayabilmek için. Kırmızı tarih boyunca hanedanlık rengi olmuş, saraylarımızda da rahatlıkla görülebilir. Türk kırmızısı diye bir rengimiz var. Ve elbette ismi yine Türklerden gelen turkuvaz. Özellikle boğazın turkuaz’a büründüğü şu günlerde bu iki renk bence İstanbul deyince aklıma gelenler."