Sevgili yolcu,
Yaşamımda bana hizmet eden eylemlerimi, davranışlarımı, kararlarımı hatta insanları düşünüyorum da bazen. Tam olarak neresindeyim ben bu saydıklarımın? Derken bir şiir mısraları geliyor aklıma… ‘Ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın.’ diyor Murathan Mungan. Sonra Yeni Türkü’ nün tınısı dans ediyor kulağımda Çember şiirinin melodideki hali ile giderek daha da derinleşiyor düşüncelerim.
Gel birlikte düşünelim, dolu dolu yaşıyor muyuz hayatımızı? İçinde miyiz çemberin yoksa dışında mı?
Yaşamımda bana hizmet eden durumlar, olaylar veya kişiler olduğu kadar tam tersi hizmet etmeyen kısmı da var değil mi? Yani dolu kısmı ve boş kısmı. Aslında düşününce, yalın bir gerçek bu belki de. Her ne kadar can sıkıcı, moral bozucu yanıtları olsa da bu düşüncelerimiz; kendimize karşı şeffaf ve dürüst bir bakış açısı ile bakmamızı sağlıyor. Kendimize acımasızca yaklaşarak değil de şefkatle tıpkı bir çocuğa yaklaşırcasına davranalım kendimize lütfen olur mu? Hem zaten çözüm odaklı olduğumuz için tam bu noktadayız. Harikulade.
Kendime müdahale ediyorum! Bak sevdim bu cümleyi. Hatta ‘Kendime müdahale sanatı’ şeklinde biraz daha kurabiyemsi bir hale getireceğim. Nasıl, kulağa hoş geliyor mu?
Yakından uzağa ilkesi doğrultusunda öncelikle bir günümüzü ele alalım. Ortalama altı sekiz saat arasında uyuduğumuzu varsayalım. Sabah uyandık hazırlık ve kahvaltı da bir saat diyelim. Sonra sekiz dokuz saat okul, iş için gidiyor. Bir saat yol, bir saat akşam yemeği, bir saat ev masa ev toparlama ile geçiyor. Günün uyku öncesi kalan son saatleri de ne için vakit ayırdıysak onunla geçiyor. Bu saydıklarım tabi ki bir genelleme. İşte yaşam çemberimiz aslında. Kişiden kişiye değişkenlik gösteriyor. Önemli olan noktaya geliyorum şimdi. Sadece senin kontrolünde kaç saatin var? Az önce saydığım genel gün akışını bir düşünmeni istiyorum. Sadece sana özel ne kadar saatin var ve sen bu kıymetli vakti nasıl değerlendiriyorsun? Nelerden fedakârlık yaparak nelere ulaşıyorsun? Bu arada geçen hafta ‘Ertelemek’ konusundan bahsetmiştim. O yazıma da bir göz atabilirsin. ‘Sen bugün neyi ertelemeyeceksin?’ diye soru sormuştum orada sana bana bize. Adım attıkça varmak istediğimiz adrese ulaşabiliriz değil mi? Sadece yol ortasında durduğunu hayal et. Sadece zaman akar gider bir düşünsene o yol biter mi? Gün geceyi bulur, gece günü…
Bunun yanıtı sadece televizyon izlemek ve aynı esnada internette vakit geçirmek mi? Yani sadece senin kontrolünde olan, sana özel günden kalan bu birkaç saati bu şekilde mi geçiyorsun bunu gözlemle olur mu? Peki bundan sonrası için nasıl değer katmak istersin?
Senin için neyin önemli olduğunu unuttun belki de. Bu konuda kendine bir mektup yazmanı önermek istiyorum. Ben de kendime böyle bir mektup yazacağım. Bir yıl önceki kendimden kaç adım ilerideyim ve bir yıl sonraki kendim hangi adımlar atarak, kendime hangi ödülleri vereceğim bunları yazacağım. Bu mektup bizlere motivasyon sağlayacaktır.
Her gün sonunda geçirdiğimiz güne bir ile on arasında puan verebiliriz. Hatta günümün bana yansıması olması adına bir motivasyon tablom var. Dilersen bu tabloyu sana fikir olması adına seninle paylaşabilirim. İstemen yeterli olacaktır.
İnanıyorum ki kim neye hazır ise o ona verilir.
Beni dinlediğin için teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kal.