Yara beni yara beni: Aliye Akkılıç

Abone Ol

Aradan sekiz yıl geçmiş. 2018 yılının şubat ayının ilk günüydü. İşittim ki Aliye Akkılıç ölmüş. O, yürek yangınlarımda iz bırakan bir sanatçıydı. Haberi öğrenmeden önceki zamanlarda da yaşayıp yaşamadığını merak eder sesini duyumsar gibi olurdum:

“ Pencereden kar geliyor, aman annem

Gurbet bana zor geliyor, aman annem

Gurbet bana zor geliyor, ben öleyim

Sevdiğimi eller almış, aman annem

O da bana ar Geliyor, aman annem

Gurbet bana zor geliyor, ben öleyim

….”

Sen misin daha ana baba kucağındayken gurbetin empatisine özenen. Al sana gurbet, bahtına kan ağla, yan ağla, demiş dünyamın düzenini kuran. Henüz liseye başlamadan bir çıktım gurbete ki tam çıktım.

Kendimi bildim bileli empatik duyguların ruhumu, psikiyatri alanına örnek olacak şekilde tutsak ettiğini söyleyebilirim. Şimdi düşünüyor ve saçma buluyorum. Ama, henüz çocukluktan delikanlılık dönemine geçişte bile dünyanın bütün dertlerinin benim omuzumda olduğunu sanır altında ezim ezim ezilirdim. Her şarkıdan, her türküden, her şiirden kendime bir pay çıkarır, hayal dünyamda onların anlattıklarını yaşardım.

Her şeyden önce çılgınlar gibi bir platonik aşkın onulmaz ve umarsız divanesi, müptelasıydım. Beni Mecnun’la eşdeğer sanırdınız.

Ortaokul yıllarımdaydı. Akşam haberlerden önce evde cümbür cemaat yurttan sesleri dinlerdik. Kulağım lambalı radyoda pür dikkat Aliye Akkılıç çıkacak mı diye beklerdim.

Sonraki yıllarda onlarca sanatçıdan dinledim ama, ilk kez ondan dinlemiştim:

“Ela gözlüm ben bu elden gidersem,

Zülfü perişanım kal melül melül.

Kerem et, aklından çıkarma beni,

Ağla göz yaşını, sil melül melül.

Elvan çiçekleri takma başına,

Kudret kalemini çekme kaşına,

Beni ağlatırsan doyma yaşına,

Ağla göz yaşını, sil melül melül

İçinde en fazla aman aman ve yara beni sözleri geçen türkü hangisidir, diye sorsanız, hiç tereddüt etmeden, ilk kez 1960’da Sivas’ta dinlediğim türküyü söylerim:

“Yara beni yara beni yara beni yara beni

Öldürür (kül eder) bu yara beni

Dermansız bir âşka düştüm

Öldürür (kül eder) bu yara beni

Aman aman aman aman

Öldürür (kül eder) bu yara beni

Yâr âşkına yâr âşkına

Öldüm yandım yâr âşkına

Dermansız bir âşka düştüm

Yandım yeter yâr âşkına

Aman aman aman aman

Öldürür (kül eder) bu yara beni…”

Orta okul yıllarımda her yaz tatilde Şarkışla’dan Sivas Sularbaşı, Bengiler mahallesinde dedem, halam, yakın akrabalarım Başyıldız’lara gönderirlerdi. Orada yediden yetmişe herkesin dilinde bu türkü vardı. İçimden bu türkü Sivaslıların marşı mı diye geçirmiştim. Türküyü radyoda ilk okuyan Aliye Akkılıç olmuştu.

Size kısaca Aliye Akkılıç hakkında bilgi vereyim: 1933 yılında Samsun’da doğmuştu. Ama aslen Erzurumlu olan bir ailenin çocuğuydu. Anne ve babasını küçük yaşlarında kaybettiğinden, ortaokuldan sonra liseye devam edemedi. Sanat hayatına 1947 yılında Ankara Halkevi'nde başladı. 1954 yılında radyonun Muzaffer Sarısözen yönetiminde açtığı sınavı, saz sanatçısı olarak Nida Tüfekçi, ses sanatçısı olarak da Nezahat Bayram ve Aliye Akkılıç kazandı. Radyonun kadrolu sanatçısı oldu.

Sesini radyolardan bütün Türkiye’ye duyurdu.

“Yurttan Sesler”in üyesi ve Muzaffer Sarısözen’in son öğrencilerinden olmuştu. Aliye Akkılıç, bir neslin türküleri sevmesinde güzel sesi ve yorumuyla katkısı olmuştu.

Özellikle okuduğu uzun havalarla tanındı. 1981'de TRT’den emekli oldu. Aliye Akkılıç'ın Yalçın ve Leyla isimli iki çocuğu ve iki torunu vardı.

Aliye Akkılıç, 85 yaşında iken 1 Şubat 2018 günü İzmir’de hayatını kaybetti. Karşıyaka Mezarlığı'nda bulunuyor.

Gönül tellerimde izi kalan uzun havalarından biri şöyleydi:

Kement attın koydun beni tuzağa

Kurtulamam kader senin elinden

Terki diyar etsem gitsem uzağa

Kurtulamam kader senin elinden

Karışmadım felek senin işine

Derdin nedir düştün benim peşime

Çadır kursam garlı dağın başına

Kurtulamam kader senin elinden