Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Katar kriziyle ilgili olarak daha önce yaptığı çağrıları, muhataplarına tekrar iletmek üzere kısa bir Ortadoğu turuna çıktı. Vahhabi çetesinin lideri Suudi Arabistan'ın ardından Kuveyt ve Katar'da bir dizi temasta bulundu. 

Gerçi, Haziran ayının ilk haftasında patlak veren önceden planlanmış kriz kısmen çözülmüş ve ABD'nin o dönem için dayattığı şartlardan vazgeçilmişti. Ama Suudi Arabistan Kralı ve diğer akrabaları (Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt) Mısır diktatörü Sisi'yle birlikte "Türk askeri Katar'dan çekilsin" ısrarcılığını sürdürüyordu.

Çok yakın zamanda Türkiye'nin de içinde yer aldığı İslâm Ordusu projesi konuşulurken, Arap çöllerinde TSK'nın da katıldığı tatbikatlar yapılırken bu kriz neden patlak verdi? ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'ndeki en önemli partnerlerinden Türkiye, neden bir anda "istenmeyen" ülke haline getirildi? Bu soruların cevapları, sağlıklı bir şekilde Türkiye'de de tartışılmadı, tartışılamadı. Bizde her konu "Erdoğan'a sınırsız destek" veya "Erdoğan'a mutlak karşıtlık" üzerinden tartışıldığı için kamuoyu da sağlıklı bilgilenemedi.

* * *

ABD'nin son karar vericileri, Afganistan dahil tüm Müslüman dünyada izledikleri bilinen politikalarını değiştirip değiştirmeme konusunda ikilem yaşıyordu. Bir grup, kurup büyüttükleri El Kaide ve DAEŞ'ın misyonunu tamamladığını, oyunda yeni bir perde açmanın kaçınılmaz olduğunu savunuyordu. Diğer grup ise (İngilizler dahil) asırlardır işleyen sistemden bir anda vazgeçmenin doğru olmadığını savunuyordu. Özellikle Ortadoğu'daki krallıkların kurucusu İngiltere bu konuda ısrarcıydı. 

ABD'nin Neocon'ları içerisinde General Michael Flynn'in sözcülüğünü yaptığı grup ise, tüm İslâmi organizasyonların terör örgütü ilan edilerek büyük bir "süpürme harekatı" öneriyordu. Bu teori akılcı bulundu önce ve FBI'ın devreye girmesiyle Trump seçimi kazandı. Bu tezin ısrarlı savunucusu Flynn de Ulusal Güvenlik Danışmanlığı koltuğuna oturdu. Strateji hazırdı ve harekât planlandığı gibi başladı. Müslüman Kardeşler'in terör örgütü ilan edilmesi için harekete geçildi.

* * *

Trump, çizilen strateji gereği ilk Okyanus ötesi ilk gezisini Suudi Arabistan ve İsrail'e gerçekleştirdi. General Flynn'i feda ederek çıkmıştı bu yolculuğa. Trump, Vahhabi krallarından aldığı 300 milyar dolarlık haracı diktatör Sisi'nin de katıldığı kılıç dansıyla kutlarken, Virginia'da toplanan Bilderberg, İslâm dünyasında izlenecek stratejiyi tartışıyordu. 

Alışılagelmişin tersine, 130 katılımcının tümü de aynı projeyi savunmadı son Bilderberg toplantısında. Bilderberg'in kurucuları CIA ve MI6, İslamcılığa karşı mücadele taraftarlarıyla onları destekleyenleri karşı karşıya getiren bir tartışma düzenledi.

Siyasal İslâm karşıtlarını Trump'un yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı General H.R. McMaster ve onun uzmanı Nadia Schadlow da yer alıyordu.  Schadlow özellikle askeri zaferlerin siyasi zaferlere dönüştürülmesi ve mağlup ülkelerde siyasi hareketlerin yeniden yapılandırılması konusunda uzmandı.  

Siyasal İslamcılığın desteklenmeye devam edilmesini savunanlar arasında da ilginç isimler vardı. ABD adına eski CIA Başkanı John Brenan ve eski yardımcısı terörizmin finansmanı sahasında etkin David Cohen vardı.  İngiltere adına adına MI6'nın eski başkanı ve siyasal İslamcı bazı grupların koruyucusu Sir John Sawers, Fransa adına ise eski Genelkurmay Başkanı ve Suriye'deki Özel Kuvvetler'in komutanı General Benoît Puga yer aldı. IŞİD'in gizli veznedarı olarak adlandırılan Henry Kravis de özel sektör temsilcisi olarak yer aldı tartışma masasında.

* * * 

Emekli General Michael Flynn'in bağlı bulunduğu grubun tezini uygulamak için Trump zaten harekete geçmiş ve Vahhabi çetesini Müslüman Kardeşler'le irtibatlarını kesmeye ikna etmişti. İkna edilmeyen iki ülke vardı: Katar ve Türkiye...
İngiltere ise Osmanlı İmparatorluğu'nun yerine Britanya İmparatorluğunu ikame etmek için Arabistanlı Lawrence'nin örgütlediği "1916 Arap isyanının" röprodüksiyonu sayılan Arap Baharı'nı terk etmiş olsa da, MI6 siyasal İslamcılık temelinde yeni bir uzlaşma oluşturmayı ummaktaydı.

* * *

Trump'un Ortadoğu'dan Vatikan'a geçip Papa'yla oynaştığı, Bilderberg toplantısının tamamlandığı günlerde Suudi Arabistan ve çetesi Katar'la ilişkileri askıya aldı, 13 maddelik şart koydu ortaya. Kriz böylelikle patlak verdi. Çete, Türk askerinin Katar'dan çekilmesi yanında, İran'la ilişkilerin kesilmesini, El Cezire'nin kapatılmasını da istiyordu.

Bahaneler arasında Katar basın ajansında Emir Tamim'in ailesinin Vahabbiliğin kurucusu Abdülvahap'ın soyundan geldiğini iddia eden bir haberin yayınlanması da yer alıyordu.

Katar, Birleşik Krallık'ın yeni stratejisinin farkında olduğu için dörtlü çeteye rest çekti "Biz tehdit edilemeyecek kadar zenginiz" sözlerini de sarfederek. Sihirli sözcük buydu ve Suudi Arabistan, ABD ile İngiltere'den işareti alınca "sıcak" müdahalelerden vazgeçmek zorunda kaldı.

Özetle; Ortadoğu denkleminde şimdilik İngiliz ve Fransızların Bilderberg'de savunduğu senaryo kazandı.

Babası öldüğünde 3 gün yas tuttuğumuz Suud Kralı ise Riyad'a gelen Erdoğan'ı havaalanında karşılamadığı gibi durdukları yeri belli eden net bir mesaj verdi. Erdoğan'ı karşılamaya Mekke Emiri Halid El Faysal'ı gönderdi. İngilizlerle birlikte Osmanlı'ya karşı savaşan Mekke Emiri Hüseyin Bin Ali'nin torununu yani... 
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.