Üst Akılı Bulmak İçin Yol Haritası (1)
Hemen "ABD ve İsrail" diyerek üst akıl tanımlaması yaptığınızı duyar gibiyim. Bu kadar basit de değil. ABD'de iktidarlar değişir, dünyanın tüm devletlerinde iktidar partileri el değiştirir ama bu "merkez ağ" kendisini güncelleyerek etkisini devam ettirir.
* * *
Osmanlı'nın Sevr Antlaşması gereği dağıtılmış ordularının komutanları, Anadolu'da yeniden teşkilatlanarak Kurtuluş Savaşı ordusunu kurdu. Bugün darbeyi önlediği gibi, halk o ordunun en büyük gücüydü. Komutanlar sevk ve idare ile savaşın seyrini değiştirecek askeri hamleler yaparken, savaşanlar Anadolu halkıydı. İşgal altındaki İstanbul'daki "devlet sistemi" İngilizler tarafından ele geçirildiği için, Anadolu'dakiler "isyancı" ilan ediliyordu.
Kurtuluş Savaşı, milli ordunun kuruluş sürecidir. Tamamen yerli, tamamen iç dinamiklerden oluşmuş bir ordudur.
İşte bu milli ordu ve içinden çıkan siyasiler, Türkiye Cumhuriyeti'ni 2. Dünya Savaşı'na sokmamayı başardı. Elbette bunun bir bedeli vardı. Ekmek karneleri, kıtlık o günlerden hafızalarda tazeliğini koruyan bedellerdendir.
Sovyetler Birliği'nin komünizmi diğer devletlere de yaymaya başlaması, bazı ülkeleri işgal etmesi ve Almanya ile İtalya'daki çılgın diktatörler, ABD'nin "yeni kıta"dan tüm dünyaya yayıldığı dönemdir.
2. Dünya Savaşı'nda Avrupa'yı Hitler'den kurtaran ABD, askeri varlığını devam ettirmek için NATO'nun (North Atlantic Treaty Organization) oluşumunu sağladı. Bugün NATO denildiğinde ABD'nin akla gelmesinin nedeni de budur.
* * *
Türkiye Cumhuriyeti, komünist Varşova Paktı ile NATO arasında bir tercih yapmak mecburiyetindeydi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) sınır komşusu olması, Türkiye'yi "komünist işgal" tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor, bu da "petrol yatakları" ve "nakil hatları" için ciddi tehdit oluşturuyordu. Boğazların stratejik önemi sebebiyle Türkiye'nin SSCB'ye kaptırılmaması gerekiyordu. Tek partili dönemde başlayan NATO'ya katılım süreci, Demokrat Parti iktidarında gerçekleşti. Kore'ye asker göndermemiz NATO'ya, yani tam üyeliğimizin yolunu açtı. Kuzey Atlantik Antlaşması gereği, tüm üye ülkelerin askeri teşkilatları iç yapılarını da NATO'ya göre düzenlemek zorundaydı. Bunun için ayrıca Marshall Planı oluşturulmuş ve Türkiye de plana dahil edilmiştir. Plan gereği, savaştan çıkmış genç Türkiye Cumhuriyeti'nin kurmayı başardığı Eskişehir Uçak Fabrikası, Nuri Demirağ Uçak Fabrikası, Etimesgut Uçak Fabrikası, Gazi Motor Fabrikası kapatılmıştır.
NATO'ya katılımla birlikte Anadolu'da Kurtuluş Savaşı'nı yazmış tamamen yerli Türk Silahlı Kuvvetleri, daha 30 yıl önce savaştığı İngiltere, Yunanistan, İtalya gibi ülkelerle aynı komuta kademesi içerisinde sevk ve idareye mecbur edildi. TSK'nın yönetimini düzenleyen tüm yönergeler, tehdit öncelikleri, savunma stratejileri NATO'ya göre düzenlendi. Bu düzenleme elbette hiç kolay olmadı, ordunun NATO'ya adapte edilmesi için formatlanıp yeniden kurgulanması gerekiyordu.
TSK'da NATO şemsiyesi altında ABD ve İngiltere'nin Türk ordusunu komutası altına almasından rahatsız olanlar hiç de az değildi. Henüz, TSK'nın kurmay kadrosunun çok azı "NATO görevi" adı altında yurtdışına götürülüp, Marshall Planı'na uygun hale getirilmemişti.
Demokrat Parti iktidarının dış ticareti geliştirmek için SSCB ile yakınlaşması, Kruşçev'in Ankara'ya ziyareti ve Menderes'in de Moskova'ya gideceğini açıklaması antikomünist pakt için riskli hareketlerdi. CIA'nın geçen yıl üzerindeki gizliliği kaldırdığı belgelerde de 1959 yılında gerçekleşen ziyarete dikkat çekiliyor ve "Türkiye'nin Sovyetler'le kültürel ve ekonomik bağlarında artış var" deniliyor.
27 Mayıs 1960 darbesinin ardından, darbenin içerisinde yer alan subaylar dahi tasfiye edilmeye başlanmıştı. İleride Türk siyasi hayatına damga vuracak Alparslan Türkeş'in tasfiyesi de aynı dönemde gerçekleşmiştir.
Marshall Planı'nın Türkiye'deki sivil ve siyasi hamleleriyle devam edeceğiz...