Türkiye-Avrupa Gaz Hattı Barışı

Abone Ol


Bu sözlerin ardından önce İsrail'le, ardından Rusya'yla var olan pürüzleri gidermek için trafik hızlandı. İsrail'le yaşanan "one minut" siyasi krizini çözmek için uzun süredir devam eden bir "örtülü diplomasi" vardı zaten. "Siyasi kriz" diyorum, çünkü diplomatik ilişkilerimiz azalsa bile ekonomik ilişkilerimizin büyüyerek devam ettiği bir İsrail'den söz ediyoruz. İsrail'in "alçak koltuk" gibi irite edici yöntemlerle tırmandırdığı siyasi kriz sonunda çözüldü. Daha doğrusu rafa kaldırıldı. Filistin cephesinde değişen pek birşey olmayacak yeni süreçte. Ancak, bugün çerçevesi çizilen tablonun üzerinden bir kez daha geçilmesi, Tel Aviv'in geri adım atmaması halinde önemli. Ambargo devam edecek, ama İsrail yönetimi Türkiye'den gönderilen insani yardımları geri çeviremeyecek.

İsrail barışı, en çok enerji yatırımcılarını sevindirdi. Çünkü İsrail gazını Avrupa'ya ulaştıracak proje etrafında dönüp durdu iki ülke arasındaki görüşmeler. İsrail'in Türkiye'yle barışmayı istemesinin tek nedeni, gazını nakledeceği başka alternatifinin olmamasıydı.

Türkiye, Mısır'la olan sorunları da çözme arzusunda olduğunu en üst düzeyde dillendirerek önemli bir adım attı. Bu adım da, İsrail gazının önündeki engelleri azaltmaya dönük önemli bir hamle...

* * *

Rusya ile krizi sonlandıracak adımları da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bizzat hızlandırdı. Hem de üst üste. Putin'e 2 hafta arayla yazdığı mektuplardan sonuncusu etkili oldu. Zaten Vladimir Putin de aldığı önlemlerin ülke ekonomisine verdiği zararın farkındaydı. Türkiye'yi cezalandırmak isterken kendisine de ağır ceza kesmişti Putin, ama süngüyü dik tutmak her şeyden önemliydi.

Rusya ile krizden önce, Avrupa'ya doğalgaz nakli için geliştirilen "Güney Akım" projesini görüşüyorduk. Orada çıkan pürüzlerin ardından yaşandı uçak krizi vesaire. Avrupa'nın Rusya'ya ambargo koyma hazırlığı, bazı kısıtlamalar getirmesi ve Rus gazına pek sıcak bakmaması da bizim ayak diretmemize yol açmıştı.

İsrail gazını Avrupa'ya biz ulaştıracağız. Eğer buna Ruslar itiraz etmezse, Güney Akım projesi de devreye girecek. Bir anlamda Avrupa'nın ihtiyacı olan enerji kimden gelirse gelsin Türkiye üzerinden ulaşacak. Tabii, Avrupa sırf Türkiye'yi devre dışı bırakmak için Karadeniz üzerinden bir hatta ısrarcı olmazsa...

* * *

Bu köşeyi takip edenler, çevremizdeki ve dünyadaki tüm çatışmaların altında "enerji kaynakları ve nakil hatları"nın yattığını ısrarla tekrarladığımı hatırlar. Bu tabii ki benim keşfettiğim birşey değil, böbürlenmek için de söylemiyorum bunu. Türkiye, komşuları ve İslâm dünyası üzerine söz söyleyen herkesin bu şablonu göz önünde bulundurmasının kaçınılmaz olduğunu vurgulamak için tekrarlıyorum. Enerji kaynaklarına bir de içilebilir su kaynaklarını eklemek şart tabii. İçilebilir su ve enerji kaynakları ile nakil hatlarına hakim olan dünyanın büyük bölümüne hakim olur yani... Türkiye de bu hattın tam göbeğinde yer alan vazgeçilmez bir ülke.

Zaten, Büyük Ortadoğu Projesi, içilebilir su, enerji ve nakil hatlarının bulunduğu toprakları yeniden dizayn etmeye dönük değil mi? BOP fırtınası, öyle veya böyle bu bölgede kopacaktı. Biz, fırtınanın karşısında mı duracağız, arkasından mı koşacağız diye yanlış hesaplar içerisine girdik. Fırtınayla birlikte bulunduğumuz yerden çok daha iyi noktalara ulaşacağımızı umduk. Ama asıl yapmamız gereken, fırtınanın üzerimizdeki etkisini azaltacak önlemler manzumesiydi. Hanemizde, fırtınaya dayanamayıp kopup parçalanacak bölümler varsa, onları güçlendirmeliydik. Fırtınanın şiddetine dayanamayacak ve savrulup gidecek olanları sağlama almalıydık.

Düşünemedik, yapamadık ve yanıldık. Şimdi o fırtınanın kırdığı cam çerçeveden içeri girenler ayrı sorun, zaten içeride olup da tahrip olanları onarmak ayrı sorun...

* * *

Gerek Rus, gerekse İsrail gazını Avrupa'ya ulaştıracak Türkiye'nin, BOP fırtınasının tahribatını da acilen çözmesi şart. Başbakan Binali Yıldırım'ın "dostları artırıp, düşmanları azaltma" olarak özetlediği yeni süreçte, evimizin içini onarıp, yaşanabilir hale getirmek zorundayız. Tüm yurttaşların, ülkenin her yerinde kendisini güven içerisinde hissettiği ortamı sağlamanın formülünü geliştirmeliyiz.

Dün, bugünkü ve yarınki manevra sahamızı daraltan, geleceği ipotek altına alan büyük sözler ettik, büyük adımlar attık... Yeni bir başlangıç yapacaksak, en azından geleceği ipotek altına alacak sözlerden ve adımlardan kaçınalım..