Bu, iki ülke arasında devlet başkanı düzeyinde ilk ziyaret değildi. Ancak zamanlama olarak hassas bir döneme denk geldiği için özel bir anlam yüklendi.
Ziyaret sonrası yapılan anlaşmalar tüm dünyanın en çok merak ettiği konuydu.
Yorumlarda dikkati çeken iki konuya değinmek istiyorum.
XXX
Birincisi, sanki iki liderin bir araya geldiği sırada tüm konuların sıfırdan görüşmeye başlandı yanılgısı.
Oysa, bu tip ziyaretlerin öncesinde ciddi çalışmalar yapılır.
İlk olarak ülkelerin büyükelçilikleri, bulundukları ülkenin ilgili üst düzey yetkileriyle yazışmalar ve görüşmeler yaparak alt yapı oluştururlar.
Daha sonra ilgili kurumların teknokratları bir araya gelir ve görüşülecek konuları masaya yatırırlar. Bu temaslar sırasında karşılıklı ödünler verilerek ortak bir noktaya ulaşılmaya çalışılır. Sonrasında ilgili kurumun en üst düzeylerinin onayı alınır. Bu ticari bir konu da olabilir, savunma konusu da olabilir, dış politika konusu da olabilir, kültürel bir konu da olabilir.
Ele alınan her konuda anlaşma sağlanamamış olabilir. Bu noktada devlet başkanlarının görüşüne başvurulur.
Bundan sonra bir çerçeve anlaşma metni ortaya çıkar. Bazen her konuda mutabakat sağlanmış olur. Bu taktirde ziyaret sembolik olur ve keyifli pozlar verilir, sohbetler yapılır ve anlaşma imzalanır. Bazen de anlaşma sağlanamamış bazı konular liderlerin baş başa görüşmesine bırakılır.
Sözün özü resmi bir ziyaret öncesi, sıkıntı yaratan konuların dışında, görüşme konularının çoğu çözüme kavuşmuş olur. Liderlerin görüşmesi sonrası imzalanacak bir metin mutlaka vardır.
Daha önce çözümlenememiş konulardan, ikili görüşme sonrası çözümlenen varsa onlar da anlaşma metnine eklenir.
Yani resmi bir ziyaret öylesine yapılmaz, mutlaka bir sonuç elde edilir.
Tüm bu bilgiler ışığında Trump'ın Çin ziyaretine bakacak olursak, her iki ülke açısından da birçok konunun anlaşma metnine girdiğine emin olabilirsiniz, bunlardan bir bölümü dünya kamuoyuna yansımasa da...
ABD-Çin görüşmesine özel, Tayvan konusu gibi bazı hassas konular, diğer konulardaki anlaşmaları olumsuz etkilememesi açısından gündeme dahi getirilmemiş olabilir.
XXX
Yorumlardaki ikinci yanılgı da ABD ve Çin'in bu ziyaret sırasında dünyayı paylaştığı.
Bu ziyaret, 1945'teki Yalta Konferansı'nın bir benzeri asla değil. Malumunuz bu konferans sonrası dünya; ABD ve SSCB arasında paylaşılmıştı.
Bugünkü Çin'i, o dönemin SSCB'sine benzetenlerin yanılgısı olan bu tahminin; şu an için gerçekleşmesi mümkün değil. Çünkü Çin, henüz SSCB gibi büyük bir savaş kazanarak rüştünü ispat etmedi.
XXX
Yukarıda belirttiğim yanılgılardan soyutlanırsak, dünya kamuoyunun şu anda en çok merak ettiği konulardan biri, İran Savaşı'na yönelik ne gibi kararların alındığı.
Bu konu mutlaka masaya yatırılan konulardan birisi olmuştur.
Trump, İran Savaşı'nda istediği sonuca arzu ettiği sürede ulaşamadı. Bunun getirdiği ekonomik zararların büyük bölümünü paydaşları olan körfez ülkelerine yüklese de ülkesindeki savaş muhaliflerine savaşın uzaması konusunda cevap vermekte zorlanıyor. Ayrıca ülke olarak uluslararası kamuoyunda itibar kayıpları söz konusu.
Çin de savunma konusunda desteklediği ve ekonomik konularda iş birliği içerisinde bulunduğu İran'ın gözünün önünde yok edilmesine rıza göstermiyor. İran'dan ithal ettiği petrole, süren savaş nedeniyle sahip olamamak da üretimini olumsuz etkiliyor.
ABD ve Çin'in dünyayı bir yana koyarak, kendi çıkarlarını gözeten nasıl bir anlaşma yaptıkları henüz ortaya çıkmadı.
Trump'ın Çin ziyaretinin sonuçlarını çok yakında göreceğiz. Umarım diğer ülkelerin menfaatine de yönelik bir anlaşma maddesi ortaya çıkar.