Tehlikenin farkında mısınız?

Abone Ol

Yılbaşlarında; 1 Ocak günü hepimiz biraz daha umutlu olurduk. İster evde olalım istersek dışarıda yeni yılın ilk sabahında neşe içinde kahvaltımızı yapardık. Uyandığımız yılın ilk gününde önümüzdeki 365 günün iyi olacağıyla ilgili hislerle dolu olurduk. Belki ben böyle hissediyorumdur belki benim gibi hisseden başkaları da vardır; bu seneki yılbaşında sanki hiçbir şey değişmedi. Sanki sıradan, kaotik, gri günlerden biriyle yolumuza devam ediyoruz.

Her sene hissettiğimiz o ışıltı yok. Umut mu demeliydim yoksa?

Dünya Güneş’in çevresinde bir kere daha döndü. Biraz daha yaşlıyız artık. Biraz daha yorgun. Dünyamız da yorgun. Gökyüzü, ağaçlar, kuşlar ve bizler daha da yorgun oluyoruz geçen günlerde. Her şey değişiyor. Zaman başka ilerliyor artık. Belki de zaman dediğimiz o açıklanamaz kavram da yorulmuştur bizlerden.

Bu değişimlerden en önemlisi mevsimsel değişiklikler. Toprakla uğraşan biri olarak aylardır yağmur bekliyoruz. Ne yazık ki bu sene çok az yağmur yağdı. Önümüzde bizi bekleyen kurak bir yıl var.

Artık mevsimler de yok oldu. Kış gelmedi bu sene. Ağaçlar uykuya geçmedi. Her canlı gibi ağaçların da dinlenmeye ihtiyacı var. Sanırım ağaçları da uykusundan ettik.  Yapraklarını döken ağaç uykuya geçer. Su alımını durdurur, dallarındaki su çekilir. Bu evrede dinlenen ağaçlar yeni seneye kendini hazırlar ve meyve gözlerini besler.

Ne yazık ki birkaç ay öncesinde olması gerekenler yeni yılın ilk günlerinde hâlâ gerçekleşmedi. Ağaçların yaprakları dökülmedi. Bu ne insanlar, ne canlılar, ne de Dünya için iyi bir durum.

Mevsimlerin değişmesi birçok sorunu da beraberinde getiriyor. Kırk elli yıl önce ilaç gerekmeden yapılan tarımsal üretim için günümüzde onlarca ilaç kullanılıyor. En büyük neden de hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin sürekli üzerinde olması. Sıcaklık artınca zararlılara uygun ortam sağlanmış oluyor ve bu ortamda çok hızlı ürüyorlar.

Örneğin Akdeniz Meyve sineği diye bir bela var. Bu sinekle ilaçlamayla da başa çıkılamıyor. Girdiği her bölgede meyve, zeytin ne varsa yok ediyor. Kar yağan senelerde olmuyor bu zararlı, çünkü kar ve soğuk bütün larvalarını öldürüyor.

Farkında olmamız gereken tehlikelerden biri bu.

İkincisine ise 31 Aralık akşam üstü şahit oldum. Tatlı almak için girdiğim pastanede kasada duran çalışan alışverişini tamamlayıp parasını ödeyerek çıkan müşteriye ‘’iyi seneler’’ dedi ve kıyamet koptu.

Sen bana nasıl iyi seneler dersin ben Müslümanım. Ben Noel kutlamam. Bana bunu nasıl söylersin diye bağırmaya başladı. Şoke olduk. Yaşadığımız şaşkınlık anlatılamaz. Her yağmurda birden ortaya çıkan şemsiye satıcıları gibi her yılbaşında da böyle insanlar çıkıyor ortaya.

Ne yazık ki bu insanlara Noel kutlamadığımızı, Noel’in Hristiyanlarca 25 Aralık’ta kutlandığını, yeni yılın Hristiyanlık ve Müslümanlıktan binlerce yıl önce de kutlanan bir döngü olduğunu anlatamadık. Takvimsel olarak yeni bir başlangıcı ve umudu karşılamak, bu karşılaşma için hazırlık yapıp neşe içinde geçmesini sağlamanın neresi kötü.

Ben ailemle arkadaşlarımla yemek yer, eğlenir, şarkılar söyleyerek karşılayabilirim gelecek günleri. Müslüman birisi de o gece birkaç rekât fazla namaz kılarak, tüm insanlık için dua ederek karşılayabilir yeni yılı. Bu iki durumun neresi kötü?

Asıl tehlike nerede biliyor musunuz? Kartondan canavarlar yaratarak insanları karşı karşıya getiren kötücül, karanlık insanlarda. İnanın cehalet eğitimle yaratılır. Cahil kitleyi yaratanlarla küresel ısınmayı, mevsim değişikliklerini, kuraklığı yaratanlar aynı kişiler.

Ne diyelim; umarım hepimiz için sevdiklerimizle geçireceğimiz mutlu, huzurlu bir yıl olur. İyi seneler.