Suriye'ye Çözüm Mü Çözülme Mi?
Türkiye bugün, 4 milyonu bulan Suriyeli mülteciye sığınaklık yapıyor, kendi ekonomik sorunlarıyla boğuşurken bu mültecilere hiç bir ülkenin yapmadığı kadar insani yardım yapıyor. Sadece devlet kesesinden harcanan para 25 milyar doları çoktan aştı.
Ülke ekonomisi önemli sarsıntılar geçirirken, 25 milyar dolar çok önemli bir para. Dolardaki hırpalayıcı yükselişi durdurmak ve ödemeler dengesini sağlayarak ekonomiyi sağlıklı bir görünüme kavuşturmak için 40-50 milyar dolarlık kaynağa ihtiyaç duyduğumuz gözönüne alındığında, Suriyeliler için harcadığımız paranın önemi daha da net çıkıyor ortaya.
* * *
Türkiye, Rusya, İran ve Şam yönetiminin de masada olduğu görüşmeler "ateşkes şartı"yla sonuçlandı. Bu büyük bir adım. Türkiye, Rusya ve İran, ateşkesin garantör ülkeleri oldu. Türkiye, ÖSO'nun, İran bölgeye gönderdiği Şii milislerin, Rusya da Şam'ın ateşkesi ihlal etmemesi için çalışacak.
ABD ve Batılı diplomatlar her ne kadar Astana'da kendilerini "partiye davetsiz gelmiş gibi" hissettiklerini söyleseler de, işin rengi daha sonra ortaya çıktı. Astana'dan "sızdırılan" yansımalar, Suriye'de emperyalizmin hedeflediği tabloya doğru gidildiğini gösteriyor.
Suriye için öngörülen ve muhaliflerin de sıcak baktığı yeni dönemin çerçevesi çizilmiş Astana'da. Cenevre'de de detaylar netleşecek.
Rus Interfax ajansı aracılığıyla sızdırılan Anayasa taslağında yer alan kritik maddelerden bazıları şöyle:
Anayasa'nın bazı maddeleri değiştirilecek. Suriye'nin kaderini tek başına belirleyen, tek karar verici otorite olan diktatör Esad'ın koltuğunda 7 yıl daha kalmasını sağlayacak geçici bir madde konulacak.
* * *
Ülkenin resmi adı "Suriye Arap Cumhuriyeti" iken, "Suriye Cumhuriyeti" olarak değiştirilecek.
Rejim yine, "tek adamlık" üzerine kurulu olacak, yani Cumhurbaşkanı tek belirleyici makam olacak. Suriye'de üniter devlet yapısı göreceli olarak Anayasa'da yer alacak. Ancak ülke idari bölgelerle yönetilecek, idari bölgelerin yöneticileri kendi dillerini seçme hakkına sahip olacak. Bu da "bölgesel oylama" ile belirlenecek. Yani; Arapça devletin resmi dili olacak ama Rojava, Kobani gibi PKK'nın yönetimindeki bölgelerde Kürtçe'nin resmi dil olmasının önü açılacak. Esad'ın bugün tek belirleyic olduğu sistemde de iki kritik değişiklik yapılıyor taslağa göre: Cumhurbaşkanı aynı zamanda genelkurmay başkanı (başkomutan) olmayı sürdürse de yetkileri, oluşturulacak olan "Bölgeler Meclisi" tarafından kısıtlanacak.
Anayasa mahkemesinin başkanını, artık cumhurbaşkanı değil, meclis seçecek.
Şam'dan itiraz gelmediğine göre, Esad da siyasi ömrünü uzatacak bu formüle dünden razı.
* * *
Astana zirvesinin hemen ardından ABD'nin yeni kaptanı Trump "Suriye'de güvenli bölge kurulabilir" dedi. Tramp'ın Türkiye'nin yıllardır ısrar ettiği "güvenli bölge" formülünü dillendirmesi heyecan yarattı ama, kastedilen bölge farklı. ABD, İncirlik'e alternatif bir üs kurduğu, askeri varlığını sürekli artırdığı, Suriye PKK'sını kara gücü olarak eğitip donattığı bölgeyi kastediyor... Yani, ABD için güvenli, ama diğer muhalifler ve Türkiye için pek güvenli olmayan bir bölge.
Zirveyle ilgili bu sütunda yayınlanan son yazımda, Astana zirvesinin önemini anlatmış, yazıyı "ABD ile Rusya, Sykes-Picot benzeri bir anlaşma yapmadıysa tabii" kuşkusuyla bitirmiştim. Bugün ortaya çıkan tablo kuşkularımda haklı olduğumu net bir şekilde gösteriyor.
ABD ve müttefiklerinin Suriye'de Irak benzeri bir yapıda uzlaştığı net bir şekilde ortada. Suriye'de merkezi yönetim Şiistan olarak kalacak, küçük bir Sünnistan olacak ve Irak'ın kuzeyi gibi Suriye'nin Kuzeyi de "özerk Kürt bölgesi" olacak. Barzani bağımsızlık ilan ettikten sonra Suriye'deki PKK da iştirak ederse, ABD ve İsrail'in "Büyük Kürdistan" hedefi için önemli bir adım atılmış olacak. Bağdat ve Şam'ın değil, Washington ve Tel Aviv'in borusunun öttüğü bir bölge...
Bu tablonun Doğu ve Güneydoğu'ya da yansıması olacak elbette. Suriye PKK'sı Münbiç'ten çıkıp Fırat'ın doğusuna çekilmezse eğer, Afrin üzerinden Hatay'ı da tehdit eden bir koridor önümüzdeki dönemin "savaş sahası" olacak.
Bu senaryo, TSK üzerinde yıllardır FETÖ eliyle oynanan "çökertme operasyonu" da hesaba katıldığında daha da anlam buluyor değil mi?