Sıra Şimdi De, Tekbir'in Bestekârı Itri'ye Mi Geldi?
Ekranlarda ve boy boy gazete sayfalarında, özellik ile her Ramazan ayında mutad olduğu üzere; Yine İslam, yine Müslümanlar, yine Kur'an, yine Hz. Peygamber ve Milli, Manevi, tarihi, kültürel değerlerimiz aşağılanmaya, hakarete varacak şekilde söz ve davranışlar ile milleti şüpheye düşürecek programlara imza atılmaya başlandı.
Yukarıda, rahmetli Ömer Lütfi Mete Beyin, bir konferansından aldığım çok önemli bir tespiti paylaşmak istedim. Aile, inanç, dini, ahlaki ve kültürel çöküntüye neden olabilecek yayınların sayısı o kadar arttı ki; fert, aile ve toplum ne kadar koruyabilecek bu saldırılardan kendilerini! Bu tespit ne yazık ki, her geçen gün, daha da anlam kazanıyor ve doğruluğunu ispat ediyor...
Ne yazık ki; Artık inanmayan, Müslüman olmayan kişi ve kişiler tarafından değil de; -nasıl bir sinsi oyun ve proje ise bu- Müslüman görünen ama aslında iman, ahlak (!) ve samimiyetlerinde (!) binbir soru işaretleri ile dolu kişiler tarafından bu bedbaht sözlerin ve iddiaların söylenir olması ise, en acısı...
Ve daha da acısı şu ki; En azından hafızam yanıltmıyor ise, bu iman, ahlâk ve bilgi kirlilik bombardımanı, bu günkü kadar yoğun ve edeb dairesinin dışında yaşanmıyor ve meydan bu kadar sahipsiz bırakılmıyordu. Meydan nasıl bu kadar boş olabiliyor?
Politik hesap ve çıkarlara direkt olarak dokunulmadığı ölçüde, bu tür yayın ve haberlere, ses çıkartılmama, göz yumma halini, kim nasıl izah edebilir ki?
Bu bir vebaldir…
Nasıl bir mantıktır ki; Siz ülkemizde, İslam aleminde, Türk coğrafyasında yaşanan her türlü gayri insani, gayri ahlaki gelişmeler, cinayetler işlenirken, işgaller, sürgünler, göçler, binbir acılar yaşanırken, gözleriniz kapalı, kulaklarınız tıkalı ve diliniz tutulmuş olabiliyorsunuz. Ve topyekün bu Milleti millet yapan değerlere, kültürüne, musıkisine, edebiyatına, maneviyatına hizmet etmiş ve asırlardır, nesilden nesile yaşayagelmiş milli ve manevi miraslara ve o mirasın sahiplerine, hakaret edebilme cür'etini, nasıl kendinizde bulabiliyorsunuz. Bu milleti kendi zarafet, incelik, zevk ve estetik yoksunluğunuz ve sizlerin seviye probleminiz içine çekmeye, hakkınız yoktur. Yazacak, konuşacak başka bir konu ve problem kalmadı da; güya İslam ve Müslümanlık adına Müslümanları bid'adden koruma adına, saldıracak, hakaret edecek konu kalmadı da, Tekbir'i Segah makamında besteleyen, Buhurizade Mustafa Itri Efendi'ye mi geldi sıra?
"Allahü teala cemildir. Cemal sahiplerini sever" ya da "Allah güzeldir, güzeli sever" hadis-i şerifleri ile Hz. Peygamber Efendimizin; "Ezan ı Muhammedi'yi, neden ilk olarak, Bilal-i Habeşi Hz.'nin okumasını buyurduklarının sebebini anlamaya çalışmak gerekmez mi? Rahmetli Ord. Prof. Süheyl Ünver beyin ifade buyurdukları "Mûsıkî masumdur, kullanıldığı yere göre değişir. Mûsıkî âşığın aşkını, fasığın fıskını arttırır" cümleleri üzerinde durmak ve düşünmek gerekmez mi?
Asırlardır, Bayram namazlarında, koçlar kurban edilirken getirilen o muhteşem manevi ruh ve idrake vesile olan 'Tekbir'e bile eğer söz edebilme cür'etini kendinizde görüyor iseniz ve bunu, İslam adına, Kur'an adına yaptığını söylemek en hafif ifade ile bedbahtlıktır.
Frederic Chopin'in, cenaze marşı mı? Tekbir mi?
İlginç olan bir yanı ise bu abes sözler ve tartışmanın, zamanlamasında... Nerede ise her gün sayıları onlara varan, şehit cenazelerinin geldiği vatan topraklarında, cenaze namazları sonrasında, içinde manevi bir tema barındırmayan bir eserinin çalınması ve şehit asker ve polislerimizin, albayrağımıza sarılmış şanlı tabutunun taşınması sırasında, Frederic Chopin'in 'Cenaze Marşı'nın, çalınmasının tartışıldığı bir zamana rastlaması da ilginç değil mi? Şehitlerimizin naaşlarının milli, manevi, kültürel ya da müzikal olarak bize ait olmayan Chopin'in 'Cenaze Marşı ile omuzlarda taşınması yerine, şehitlerimizin bizim için milli ve manevi değer atfeden 'Segah makamındaki 'Tekbir'in getirilmesi önerisi getirilmiş iken… Şehitlerin ruh u maneviyyelerinin de, cenazeye iştirak eden yakınları ve insanlarımızın da, gönüllerinde bir manevi haz ve dua niyetine, bu uygulamanın başlatılması gerektiği vurgusu üzerinde durulur iken, Tekbir'in bestakarı Itri Dede Efendi hakkında, bu şekilde sözlerin sarfedilmesi ne anlam ifade ediyor acaba?
Ve siz, diyorsunuz ki; Bütün bunlara ne gerek var? Öyle mi? Türkler millet olarak, her zaman yaşantları ile kültürleri ile sanatları ile mimarileri ile şehir ve diğer sosyal hayatları ile her zaman, Cenab-ı Allah'ın güzelliklerini, Cemalullah'ı, her zerrede görmüş, bilmiş ve hissetmişler, O anlayış ve idrak ile de o imani, o ahlaki, o edebi, halet i ruhiyeyi, hayatın her halinde yaşamışlar ve yaşatmışlardır. Kur'an-ı Kerim ve Ezan-ı Muhammedi'nin, güzel okunması gibi, cami, mescid ve tekkelerimizin tezyinat ve hat ile bezenmesi gibi. Eğer siz bu ilahi güzelliğin, insan, hayat ve mekanda tezahüründen rahatsızlık duyuyor iseniz, sizlere söylenebilecek, daha başka ne sözümüz olabilir ki!... El insaf…