Sevr'e Giden Yola Taş Döşeyenler
İsrail için arz-ı mev'ud (vaadedilmiş topraklar), emperyalistler için "petrol yatağı" anlamına gelen Nil'den Fırat'a kadar olan bölge yeniden şekillendiriliyor. Şekillendiren devletler belli, bölgedeki yerel aktörleri de. PKK, PYD, IŞİD, DAEŞ, IKYB falan ne derseniz deyin, alfabeden istediğiniz harfi seçin fark etmiyor. Tüm terör örgütleri, bölgede Sevr'e giden yola taş döşüyor. Aymaz yöneticiler de zemini düzleyip yolu açık tutmak için ne gerekirse yapıyor. Yeni Sevr'in adına ister Büyük Ortadoğu Projesi deyin, isterseniz Kuzey Afrika ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesi. Ambalajı demokrasi ve özgürlük nasılsa, adının ne önemi var. Saddam Hüseyin'in elinde nükleer silah bulunduğu yalanıyla start verilen projenin gösterilen tüm hümanist hedefleri de yalandı zaten.
ABD'nin Irak'ı işgal ettikten sonra özerklik bahşettiği Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi (Güney Kürdistan) Başkanı Mesud Barzani, süreci şu cümleyle özetledi geçtiğimiz günlerde: "Sykes-Picot Anlaşması'nın 100'üncü yıldönümünde sınırların değişmesi kaçınılmaz." Bu sözlere bizim basın "Lozan'ın 100'üncü yıldönümü" diye değiştirerek yer verdi. Lozan düşmanlığı nasılsa revaçta çünkü. Bizden başka da Sevr'i gündeme getiren pek olmadı.
Zaten ülkem insanının büyük bir bölümü Sevr Antlaşması'nın imzalanmadığını, hiç yürürlüğe girmediğini zannediyor. İstanbul'un nasıl işgal edildiğinden de habersizler. Tarihi, TV dizilerinden ya da "akli melekesini yitirmiştir" raporu taşıyan küfürbaz şebeleklerden öğrenenler uzak kalıyor gerçeğe.
* * *
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iftarda buluştuğu şehit aileleri ve gazilere seslenirken tabloyu netleştirdi:
"100 yıl önce binlerce kilometre ötelerden farklı milletlerin askerlerini Çanakkale önlerine getiren saik neyse, bugün de dünyanın dört bir köşesinden teröristleri örgütün saflarında buluşturan neden aynıdır. Haçlı Seferlerinin, Moğol İstilasının, Sevr'in yarım bıraktığı işi, bu kez terör örgütü üzerinden tamamlamak istiyorlar."
Evet, Sevr'in yarım bıraktığı işi tamamlamak istiyorlar. Ama sadece terör örgütü eliyle değil, ekonomik, sosyal ve siyasal hamlelerle de yapıyorlar bunu. Bazen zehiri, çikolataya, şekerlemeye sarıp, "hap gibi yutturarak" kullanıyorlar hiç umulmadık insanları.
Asıl can alıcı sahne görünmesin, Sevr'in ayak sesleri duyulmasın diye anlamsız gürültüler çıkaran, bizi başka ışıltılara yönelten, hatta siyaseti "laf sokma", "fırça atma", "posta koyma" ve "hakaret etme" düzeyinde yürüten herkes, farkında olarak veya olmayarak bu oyuna hizmet ediyor.
* * *
Hatırlayalım 100 yıl öncesini ve Sevr'e sürüklendiğimiz şartları.
Ordusunu Alman generallere teslim eden imparatorluk, yine Almanlar yüzünden 29 Ekim 1914'te itilaf devletlerine savaş ilan etmişti. Tam 4 sene sonra 30 Ekim'de pes ederek anlaşma talebinde bulundu. İşte İstanbul'un ve Anadolu'nun bazı bölgelerinin işgalini getiren Mondoros mütarekesi o zaman gündeme geldi ve imzalandı. Şartlar çok ağırdı. Ordu dağıtılmayacak ama sadece asayiş için müttefik devletlerin kontrolünde varlığını sürdürecek. Donanma limanlarda, müttefik devletlerin kontrolünde duracak ve hatta işgal için yardım da edeceğiz mütarekeye göre. Tıpkı, yakın dönemde orduya kurulan "kumpaslar" gibi o zaman da ordu hallediliyor önce.
Mondros'a göre işgal bütün imparatorluk toprakları kapsayabiliyor. Ama İngiltere de, Fransa da uzun savaş yılları nedeniyle hem insan kaynağı açısından hem de ekonomik olarak yorgun ve tükenmiş durumda. Bu yüzden işgal için yerel kuvvetler devşirdiler, Rumları, Ermenileri ayaklandırdılar, içlerinden çeteler devşirdiler. Zamanında bu topraklarda açtıkları okullar aracılığıyla gönderdikleri ajanları vasıtasıyla başardılar bunu. Asırlarca birlikte yaşamış halklar arasında savaş başladı, komşu komşuyu boğazladı, köyler yakıldı, katliamlar yapıldı. Şimdi PKK eliyle yapılan gibi…
Mondros'un biraz daha detaylandırılmış ve hangi ülkenin nereyi işgal edeceğinine kadar kayıt altına alınmış Sevr Antlaşması böyle bir dönemde gündeme geldi. Saray adına Rıza Tevfik, Damat Ferid Paşa, Bağdatlı Mehmed Hadi Paşa ve Reşid Halis imzaladı anlaşmayı. Oyunu bozan Kurtuluş Savaşı oldu. Sevr'i imzalayanlar da "vatan haini" ilan edildi.
* * *
Anadolu'da işgal kuvvetlerine karşı Kuvayi Milliye hareketi başladığında İstanbul'da bir grup İngiliz mandası olarak kalmanın faziletlerini anlatıyordu. İngiliz parasıyla, İngiliz Muhhibleri Cemiyeti'nin çatısı altında istiklal mücadelesi verenleri hain ilan ediyorlardı. Aralarında Sait Molla gibi önemli sayılan din adamları da vardı. Kurtuluş Savaşı'na karşı halkı kışkırtmak için uydurulan vaazlar, İngiliz matbaalarında basılan bildiriler ve gazeteler dağıtıldı bol bol. Ama Kurtuluş Savaşı sonrasında imzalanan Lozan Antlaşması'yla Sevr geçerliliğini yitirdi. Fakat Sait Molla gibi, ülkeye tüccar kafasıyla bakan bazı Batı hayranları gibi "gizli Sevrciler" hiç bitmedi. Lozan'ın altını oymak için ellerinden ne geliyorsa yaptılar.
Bugün devletin en tepesindeki isim bile "Sevr'in yarım kalan işini tamamlamak istiyorlar" dediğine göre, artık hattı müdafaa değil, sathı müdafaa zamanıdır. Yoksa Irak'ın kuzeyinden, Türkiye'nin güneyine kadar olan bölge için terör örgütünü yerel müttefik olarak devreye sokanlar bu sefer istediğini alacak.
Biz geçmişten ders almayacak kadar ahmak mıyız ki, tarih tekerrürden ibaret olsun…