Sanatkar Pişmemişse Eserleri Daima Eksiktir

Abone Ol


Farklı ve uzak coğrafyalarda olsalar da, köklü ve ortak bir geçmişe sahip olan Türk Milleti, kültür ve sanatı ile dili ile bir büyük ağacın dalları, çiçekleri olduğunu, yazılan kitaplar ile bestelenen eserler ile çalınan sazlar ile ve yapılan klasikleşmiş eserler ile ortaya koymaktadır.  Bu noktada sanatkarların, yazarların, şairlerin, müzisyenlerin önemi ve emekleri tartışılmaz. Ali Şir Nevai, Emir Timur, İbni Sina, Farabi, Biruni gibi büyük şahsiyetlerin yaşadığı ve eserleri hala bugün de, ilim ve sanat aleminde anılan, Semarkant, Buhara, Taşkent, Hive gibi özellikle mimari sanat şaheserleri ile tanınan, kadim Türk yurtlarından Özbekistan'daki minyatür sanatını  bir hocasından okuyacağız. Klasik Orta Asya (Türkistan) Minyatür sanatının, en önemli temsilcilerinden olan ve İstanbul'da ikamet eden Cihangir Aşurov ile TURİNG - Sultanahmet Sanatçılar Çarşısı'ndaki atölyesinde görüştük. Sanata,, kültür ve tarihe dair...

Minyatür sanatına ilginiz nasıl ve ne zaman başladı?



Özbekistan'da 1974 yılında, Buhara'da doğdum. Çocukluk yıllarımda resime ilgim vardı ve sürekli olarak resim çiziyordum.  Ortaokul sekizinci sınıfa kadar bu şekilde, resme olan ilgim artarak devam etti. Sonra Başkent Taşkent'te sınavla girilen bir ressamlık okulu vardı ve bu okula öğrenciler, çok ciddi soruların sorulduğu bir sınav ile alınıyordu. O okulda sınavda başarılı olarak, orada okuma hakkını kazandım ve dört yıl okudum. Son sınıfta iken,  ilk defa elime klasik Türk sanatlarının yer aldığı meşhur Hamid Süleyman Beyin, içinde minyatür, tezhip reprediksiyonları olan 'Ali Şir Nevai eserlerinde yapılan minyatür ve tezhipler' adlı kitabı geçti. Hamid Süleyman Bey el yazmaları üzerinde mütehassıs olan bir şark uzmanı idi. Sovyetler Birliği zamanında çok zor olmasına rağmen, 1970'li yıllarda Özbekistan'da el yazmaları ve klasik sanatlar ile ilgili eserlerin sergilendiği müzenin kurucusu idi. 1800'lü yıllara kadar eserlerin olduğu bu kitabın her sayfasındaki minyaür ve tezhip örneklerini gördüğüm anda, sürekli artan bir heyecan ve istek ile minyatür yapmaya yöneldim. İlk zamanlarda o kitaptan kopya ile minyatür yapmayı denedim. Okuldan mezun olduktan sonra, Taşkent'teki minyatür ustalarını aramaya, onların atölyelerinde onlarla tanışmayı ve onlardan bu sanatı öğrenmeye çalıştım. İlk önce 1992 yılında Fahreddin Rahmetullayef adlı bir minyatür sanatkarının atölyesinde, dersler almaya başladım. Sonra minyatür sanatını Özbekistan'da adeta yeniden hayata taşıyan Şah Mahmud Muhammed Hocadan ders almaya başladım.  El yazmaları merkezinde restoratör olarak çok tanınmış bir isimdi. Sonra Buhara'ya döndüm ama  zaman zaman çalışmalarımı yapıp ona götürürdüm. Ona gösterirdim ama o çalışmam üzerine çok fazla konuşmazdı. Fakat kültür ile alakalı, sanat ile alakalı, minyatür tekniği, tarihi hakkında sohbet ederdi. Hocama bu şekilde on beş sene boyunca gittim ve dersler aldım. Sonra bir gün Hocam bir minyatür çalışması yaparken, bir şey fark ettim.

ESER KALBİNİZDE YER ETMELİ VE SİZİ ALIP BİR YERLERE GÖTÜRMELİ

Ne idi, hocanızda on beş sene sonra fark edebildiğiniz?

Yapmaya çalıştığım bütün çalışmalarda bir eksikliğin olduğunu hissettim. Ve anladım ki, aslında Hocam bana sadece minyatür sanatını öğretmiyormuş, bizi pişiriyormuş, yetiştiriyormuş, bunu hem insani, hem kültür, hem de minyatür sanatında yetiştiriyormuş. Ve düşündüğüm ve yapmak istediğim minyatür ile yaptığım minyatürün aynı olmadığını, aynı kıvama gelmediğini hissettim ama bunu ifade edebilmek çok zor. Ama Hocamın söylediği ile yaptığı aynı idi, benim yaptıklarım ise, tam uyuşmuyor, birbiri ile tam örtüşmüyordu. O andan sonra teknik olarak minyatür sanatına bakışım, algılamam ve çalışmalarım çok değişti. Ama yine de hala yolun başında gibiymiş gibi, sürekli olarak çalışıyorum, öğrenmeye ve kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Ve her geçen gün Hocamı daha iyi anlamaya başlıyorum. Bir insan çok güzel, çok ince bir minyatür yapabilir, çok güzel olmuş olabilir. Ama bu yeterli mi, oysa siz o kağıt üzerindeki çalışmaya baktığınız zaman, içinizde bir kıvılcımın oluşması ve sizi alıp, o kağıdın, o desenlerin, motiflerin, o renklerin arkasındaki dünyaya götürmesi lazım. Çalışmaları bu yönde gelişerek devam ediyordu. Ama hayatın gerçekleri de sizi zorlamaya başlıyordu. Çünkü evlenmiş ve çocuk sahibi de olmuştum. O nedenle minyatür sanatı bir hobiden çok, bir meslek halini almalıydı. Ve mesleğim minyatür sanatçısı idim artık. Ve buradaki gibi, yani başka bir meslek sahibi olup da, minyatür de yapmak anlayışı Özbekistan'da yoktu. Yani sanatkarın işi, aşı her şeyi, ekonomik geliri, sadece sanatına ve oradan elde edeceği gelire bağlı idi. Ben de ekonomik gelir temini amaçlı olarak, 1995 yılında, Geleneksel Sanatlar Merkezi'nde bir atölye açtım.



UZUN BİR SÜRE, KLASİK SANATLARIMIZ ENGELLENDİ

Sovyetler Birliği dağılmadan önce, Özbekistan'da klasik sanatlara ilgi nasıldı?
Sovyetler Birliği zamanında, Klasik Sanatlar biraz sıkıntılı dönemler yaşıyordu. Sanatta 'Sosyalistik Realizm' düşüncesi vardı ve  o düşünceye uymayan ki, klasik sanatlarımız, bu düşünce ile aynı bakış açısına sahip olmadığı için, sergilenmez ve engellenirdi ve bir çok sanatkar da hapse atılmış. Ama istiklalden (Özbekistan'ın bağımsız bir devlet olması) sonra, yani 1990'lı yıllardan sonra ise bilhassa Cumhurbaşkanı İ. Kerimov ve Hükümet, Klasik sanatlarımızın yaşatılması, öğretilmesi, sergilenmesi ve toplumun yeraldığı mekanlarda, binalarda, farklı ölçülerde, zaman zaman da büyük ebatlarda eserler yapıldı ki, insanlar bu sanatları görsünler, tanısınlar ve de sanatkarlara da sahip çıkılarak destek olundu. Mesela hükûmet, bizleri vergiden muaf tutuyor. Özbekistan'da halkımız da, bu sanatlarımız, ne güzel ki ilgi gösteriyor.

İSTANBUL, İSLAM SANATLARININ MERKEZİDİR

İstanbul'a ilk ne zaman geldiniz? İstanbul, Klasik Sanatlar açısından ne ifade ediyor?

İstanbul çok farklı ve çok köklü geçmişi olan bir şehir. İstanbul'u çok seviyorum. Bana göre İstanbul dün de, bu gün de, İslam sanatlarının merkezi. Hat sanatı, Tezhib sanatı, Minyatür sanatı, Ebru sanatı, Kat'ı sanatı, Cilt sanatı ve benzeri sanatkarların hocalarının ve öğrencilerinin yaşadığı bu güzel ve kadim şehirde yaşamak, gerçekten benim için büyük bir nimet. Ve bununla birlikte, sanata ilgi duyan, sanattan anlayan insanlar da çok, çok bu şehirde.  İlk kez İngiltere'de bir sergide Ebru Sanatkarı Hikmet Barutçugil Hoca ile tanıştım. Daha sonra IRCICA organizasyonu ile Yıldız Sarayı'nda açtığım sergi ve sonrasında, pek çok sanatkar ve hoca ile tanışma imkanına sahip oldum, çok şükür. Hikmet Bey ve Minyatür - Tezhib Sanatkarı Gülçin Anmaç Hanımın adını burada bir vefa olarak, ifade etmek isterim ki, benim İstanbul'da olmamda ve de burada sanat muhiti ile tanışmamda büyük katkıları olmuştur. Farklı sanat dallarında, bana İstanbul'da dostluk gösteren, katkılarda buluna diğer hocalarımız ve sanatkar dostlarımız da sağolsunlar.

SANATIMIZI DÜNYADA DA TANITMAMIZ GEREKİYOR

Özbekistan ve Türkiye başta olmak üzere, bir çok ülkede sergiler açtınız. Bundan sonraki sanattaki hedefiniz nedir?

Uzun yıllardır Özbekistan başta olmak üzere, Klasik Orta Asya Minyatürü üzerine çalışmalar yapmak, eserler ortaya koymak, sevdirmek ve  devam ettirmek istiyorum. 'Ben'den ziyade, 'Sanat' önde olmalı. Yaptığınız eserler, önde olmalı. Çok kıymetli ve köklü bir tarihimiz var. Bugüne gelen eserleri çok iyi koruyup, bu günde yaşamalı ama ve daha ileriye götürmek için çaba sarf etmek lazım.

Benim sahasında çalıştığım minyatür sanatı, İslam kültürü ile direkt ya da dolaylı olarak içiçe. Minyatür sanatı da, özellik ile İslam'da tasavvufi fikirleri tasvirde anlatmaya çalışılmaktadır.  Ben de bu tarzı devam ettirmek istedim. Yani eserlerimde, bu manada tasavvufi konuları esas aldım ve devam ettirmekteyim. Çünkü inanç ile insan, sanat iç içedir. Ve siz eğer bu altyapı ile sanatınızı ifa ederseniz, eserleriniz ile hem inancınıza, hem kültürünüze, hem sanatınıza ve de en önemlisi insana güzellikler sunmak gibi büyük bir hizmette bulunmuş olursunuz ki, bu da büyük bir lütuf değil midir? Bu manada minyatür sanatının, sadece Özbekistan'da ya da Türkiye'de değil, dünyada tanınması için gayret ediyorum. İnsan nerede olursa olsun insandır ve güzele açtır, güzelliğe ihtiyacı vardır. Bu nedenle de, Allah izin verdiği müddetçe de, bu gayreti sürdüreceğim.

CİHANGİR AŞUROV KİMDİR?

(JahongirAshurov)

Özbekistanlı minyatür sanatçısı, 1974'te Buhara'da doğdu. Taşkent'teki Benkov Sanat Okulu'ndan mezun olduktan ( sonra, minyatür ustası Şah Mahmud Muhammadjanov ve Fahriddin Rahmatullayev'in gözetimi altında minyatür çalışmalarına devam etti. Yirmi yıldan beri bu sahada çalışan sanatçının, minyatürleri bilhassa sözlü gelenekten gelen hikâyelerden esinlenmiştir. Eserlerinin çoğunu bu hikâyelerdeki derin felsefi ve insani bakış açısı üzerine temellendiren sanatçı, Orta Asya üsluplarında eser vermekte olup, Mehmet Siyah Kalem'in nesne ve renk kullanımını mümkün olduğunca aza indirgeyen Behzad üslubunu takip etmektedir. Konularını çoğunlukla tarih, mitoloji, folklor ve tasavvuftan almakla birlikte, eserlerinde savaş, tören ve şölen sahneleri dikkat çeken temalardır. Buhara'da XX. Yüzyılın başlarına kadar oldukça yaygın olan ancak, Sovyetler Birliği zamanında unutulmaya yüz tutan minyatür sanatını ve Orta Asya üslubunu ihya eden, az sayıda kişiden biridir.

Sanatçının eserleri Orta Asya'nın birçok şehri ile Amerika ve Avrupa'nın önemli galerileri ile British Museum ve Victoria & Albert Museum gibi kurumlar ile ABD, Avrupa, Türkiye ve Moğolistan'daki çeşitli özel koleksiyonlarda yer almaktadır.

Sergileri: Ankara Resim ve Heykel Müzesi, Ankara/Türkiye (2014). Marmara Üniversitesi Rektörlüğü Galerisi, Sultanahmet, İstanbul/Türkiye, (2014). 'Dede Korkut Anıt Duvarı'', Eskişehir'in Türk Dünyası Kültür Başkenti seçilmesi nedeniyle, Dede Korkut parkındaki 80m2 alana yayılan ve çeşitli sanatçıların katkısıyla oluşturulan ''Dede Korkut Anıt Duvarı" kompozisyonunun minyatür üslubundaki resimlerini gerçekleştirilmesinde ekiple çalıştı (2013). İstanbul Ticaret Odası organizasyonuyla, Yeni Cami Hünkâr Mahfeli, İstanbul/Türkiye (2013). Cezayir Uluslararası Tezhip ve Minyatür Festivali, Tlemcen/Cezayir (2012). Santa Fe Art, Santa Fe/ABD (2009). Yıldız Sarayı, İstanbul/Türkiye

2007 "Ali Şir Nevaî'nin 30 Gazeli için 30 Minyatür" minyatür kitabı, Georama Yayınevi Paris/Fransa
2004 ''Crafts for Christmass" Fuarı, Birmingham/İngiltere
2004 Minyatür sanatı kursu, Victoria and Albert Müzesi, Londra/İngiltere
2002 ''Art in Action'', Karma Sergi, Oxford/İngiltere
2001 Karma Sergi, Özbekistan Kültür Tanıtım Festivali, Bonn/Almanya
1995 Karma sergi, "UNESCO'nun 50. Yıldönümü", Taşkent/Özbekistan

DİL

Özbekçe (anadil), Türkçe, Rusça, İngilizce.11