Sait Faik’in insan manzaraları

Sait Faik’in hikâye kahramanlarıyla kendisini birbirinden ayırmaya imkân yoktu. "Dülger Balığının Ölümü", "Sinagrit Baba" hikâyelerinde bize balıkları anlatırken balıkları değil, Sait Faik'in kendi yüzünü görürüz. İçiyle kocaman, parlak, açık renkli gözleri, soluk benziyle...

Abone Ol

Sait Faik, içimize insan sevgisi salmaya çaba göstermişti. Anılan çabanın ileri bir noktası" Son Kuşlar" dı. "Lüzumsuz Adam" da böyleydi. Sait Faik’in bir başka yönü, yalnız adam kimliğiydi. Son eseri "Alemdağda Var Bir Yılan" da, yalnız adamın mantığına uygun olarak, kendinden söz ediyor. "Yalnızlık. Yalnızlık güzel. Güzel değil. Kavun acısı" diyor.

''Yani Usta" hikâyesinde geçen bir diyalog var: “Karılar sevilir sevilmesine ama ben içimde hep çocuk kaldığım için olacak karılardan çok çocukları severim." Bu sözler aslında Sait Faik' in iç dünyasını yansıtmaktadır.

Babamın Öteki Evi adlı hikâyesi oldukça ilginçtir: Babası oğlunu bir gün gezmeye götürür. Bir eve gelirler. Genç hanım onları karşılar. Başını örtmeye kaçgöçe gerek görmemekledir. Niçin? Evde ayrıca yaşlı bir hanım vardır. Belli ki o da kaynanadır. O da örtünmemiştir. Babasına bu hanımlar neden bu kadar yakındır?

Hikâyede, bu soruların hiç birisi ustalıkla konu edilmez. Özellikle nedenler açıklanmaz. Sonra bir küçük çocuk ortaya çıkar. Beraberce oynarlar. Çok az konuşarak bir tahta parçasını yontarlar.

Konuşacak olurlarsa sanki ayıp bir şey ortaya çıkacaktır. Birbirlerine ne bir arkadaş gibi, ne bir kardeş gibi ne de bir yabancı gibi ama bir tuhaf olarak bakar gibi yaparak, bakmaktan utanarak açılmaktan ürkerek, iki çocuk oynarlar.

Adlarını sormaya, öğrenmeye cesaret edemeden babalarının sırrına, analarının karşılıklı kıskançlığına meydan vermemek ister gibidirler.

Sait Faik'in söylemek istediği, çocukların her şeyi bildikleridir. Freud'a göre çocuk insanın asıl babasıdır. Evlenmek, kadın, erkek, ayıp şeyler, söylemeye utandıklarımızın hepsini kız olsun, erkek olsun çocuklar bilmektedir.

Sait Faik'in insanlığa yolladığı en önemli mesajlardan biri, kalbiyle ve beyniyle "Hişt! Hişt!" dediği yerdeydi. Türk edebiyatından gelen en önemli "Hişt! Hişt!" sesi belki de Sait Faik' ten gelen sesti.

Öte yandan Sait Faik, avareliğinin, gözlemciliğinin, çakırkeyifliğinin, küfürbazlığının, züğürt yazarlığının ötesinde anadan doğma çevreciydi. Doğal değerlerin, çevrenin yok edilişinin karşısındaydı.

Yargılanmasına neden olan Çelme'de yazar, anayoldan ayrılmayı denemektedir. "Şoseden ayrılmak" ve böylece güzellikler bulacağını zannetmek. Çelme' deki bu ilk düş bize Sait Faik ve Sait Faik insanlarını anlatır, Yazar, "Bırakın beni ey hakikatler!" derken, kendince sosyal gerçeklerden kopan bireyin mutluluğunun önkoşuluna işaret ediyordu.

Sait Faik' in bir başka yönü de sürrealistliğiydi. Bu alanın kapısını Son Kuşlar'da yer alan "Kırlangıç Yuvasındaki Kadın" hikâyesi ile açmıştır. Yılan Uykusu'nda ise sürrealizmin en güzel örneği verilmiştir.

Eserlerinde sürekli yenilik peşinde olan Sait Faik, zamanını anlamış, kavramış ve yaşamıştı. Sanatına bağlıydı, sanatı dışında da başka bir işle uğraşmamıştı. Geriye on altı kitap ve yüz yetmişin üzerinde hikâye, iki roman, birçok şiir, röportaj, deneme yazısı, çeviri bırakmıştı.

Sait Faik. 1942 yılında bir süre Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı. Bu kısa süre içerisinde yayınlanan röportajlarından bir bölümünü 1956 yılında "Mahkeme Kapısı" adlı kitapta yayınlandı. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere bu röportajlarda, mahkeme izlenimleri, mahkemeye gelenler, mahkeme koridorları bir hikâye havası içerisinde verilmekteydi. Röportajlarında, hikâyelerindeki ustalığını sürdürmüştü. İnsan sıcaklığı faktörü ve acısıyla-tatlısıyla insan manzaraları, insanlara barınak olan mekânlar bu röportajlarda içtenlik dolu bir anlatımla sergilenmişti.

Yarınki yazımda Sait Faik’in şairliğinden söz edeceğim.