Sait Faik

Abone Ol

Cumhuriyet döneminde modem hikâyeciliğimizin öncülerinden olan Sait Faik, 23 Kasım 1906'da Adapazarı'nda doğdu. Onu 11 Mayıs 1954’de kaybettik.

Sait Faik, sıradan gibi görülen konuları, başarı ile hikâye haline getirirken, halk konuşmasına bağlı, yalın ve içten Türkçe kullanmıştı. Çocukluk anıları, Adapazarı ve Bursa'da geçen gençliğe geçiş günlerinin izleri, Fransa yılları, İstanbul'un kenar mahalleleri, Burgaz adasında geçen günler, balıkçıların dünyasından kesitler, sefil çocuklar, yalak insanlar Sait Faik'in işlediği konular arasındaydı.  

Onun bize tanıttığı halk; kendi inançlarını kaybetmemiş, morali bozulmamış bir halktı. Hikâyelerinde insan ve tabiat sevgisi, sosyal ilişkiler temel unsurdu. Bütün felaketlerin habercisi, sevgi eksikliğindendi. Bir başka anlatımla, Sait Faik'e göre; sevgisiz hayat, acılara yol açmaktaydı. Erdemli olmanın çıkış noktası sevgiydi. Ancak onunla adalete, birliğe ve mutluluğa ulaşılabilirdi.  

Sait Faik'in hikâyelerinde insan hayvan figürleri portreleri, desen ve kompozisyonları ayrı bir yer tutmaktaydı.  Doğanın renkleri, peyzajlar, manzaralar, şiirsel bir anlatımla okuyucuya sunulurdu. Bu açıdan Sait Faik, bugün bıraktığı güzelliklerle anılması gereken bir değerdi. Eserleri, yayın hakkına sahip olan Darüşşafaka'nın tasarrufu altında gereksinim duyulduğu oranda yayınlanıyor.

5 Mayıs 1954 günü kriz geçirmişti. Marmara Kliniği'ne yatırılmıştı. Siroz nedeniyle kanaması sürüyordu, Kurtarılması için gösterilen bütün çabalara rağmen on mayısı on bir mayısa bağlayan gece aramızdan ayrıldı. Ertesi gün dinmeyen bir yağmur altında Şişli Camii'den kaldırılan naaşı, Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Ölümü büyük üzüntü yaratmıştı. 16 Mayıs 1954 tarihli Vatan gazetesinde Behçet Necatgil'in şu dizeleri yayınlanmıştı:

ANLAMAK

Kompozisyon yazıyordu sınıf.

Başlık: Anlamak.

Anlamak uzakken yakın

Kurumuş topraklara, anlamak,

Boşalışı sağanağın.

Anlamak görmekti süregelen gizliyi.

Doğdu Adapazarı'nda gömiye

1907

İnsan ilk girdiği koskoca bir sarayda

Nasıl şaşırır birden

Anlamak şaşırmaktır, derken geniş

'Bursa Lisesini bitirdi, İstanbul

Fransa' ya gidiş dönüş.

Anlamak açılışı kapının

Dilsiz ve karanlık kapının

Anlamak hikâyelerinde İstanbul

Uzun, kısa.

Derken durdu, 1954

Elleri kesilmiş.

Anlamak birden durmaktır:

Gökyüzü daha geniş ..

Başın öne düşmesi,

Anlamak boyun eğiş…

Sait Faik’in sevdiği edebiyatçılar arasında Fazıl Hüsnü Dağlarca vardı. Dağlarca da

Sait Faik' in ölümü üzerine şu "Ağıt"ı yazmıştı:

"Ölmüş Sait

Deniz mavisinden erken

Bunca sevgiden sonra

Ölmüş annesini öperken.

Ölmüş, eli ayağı uzak

Camların üstü buğu.

Ölmüş, çocuklar izin vermeden

Yüzünde sarışın çocukluğu.

Yıldızlar gitmez, gün doğmaz,

Ölmüş, korkunç uykusu yerde,

Ölmüş hayal meyal

Üşür balıklar hikâyelerde

Ölmüş,

Ağaç bir, gölgesi iki,

Ama neden ölmüş.

Ölmek yaşamaktan iyi mi ki?"

Eserlerinde sürekli yenilik peşinde olan Sait Faik, zamanını anlamış, kavramış ve yaşamıştı. Sanatına bağlıydı, sanatı dışında da başka bir işle uğraşmamıştı. Geriye on altı kitap ve yüz yetmişin üzerinde hikâye bırakmıştı. Sait Faik'in, sanatını araştırırken hikâyeleri, romanları, şiirleri ve röportajları üzerinde ayrı ayrı durmak gerekir. Sait Faik, eserlerinde "yaşanan"ı anlattı. Bütün canlıları, bitkileri, eşyayı sevgi ile kucaklamıştı. Modern bir şekil içerisinde bir Mevlana, bir Yunus hümanizması yerleştirmesini bildi.