<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>İstanbul Haber, İstanbul Son Dakika Haberleri</title>
    <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr</link>
    <description>İstanbul'un 39 ilçesinden yerel haberler, mahalle gündemi ve İBB duyuruları İstanbul Gazetesi'nde. Megakentin 39 ilçesinden anlık gelişmeler, belediye duyuruları, güncel deprem haberleri ve spor dünyasına dair tüm detaylar parmaklarınızın ucunda. İstanbul hava durumu, namaz vakitleri ve en güncel nöbetçi eczane listesi gibi günlük hayatınızı kolaylaştıracak tüm bilgiler için tek adres: istanbulgazetesi.com.tr'de.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>© 2025 İstanbul Gazetesi. Bu sitede yer alan tüm içerik ve veriler, İstanbul'un güncel haber kaynağı olarak tescillidir.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 09 Apr 2026 17:36:44 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Aile hekimliği yönetmeliğinde kapsamlı değişiklik]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/aile-hekimligi-yonetmeliginde-kapsamli-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/aile-hekimligi-yonetmeliginde-kapsamli-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yenilenen yönetmelikte; aile sağlığı merkezlerinin kamu sağlık kuruluşu olduğu belirtildi. Hizmet mekanına ilişkin asgari fiziki şartlar hizmet sunumundaki ihtiyaçlara göre güncellendi ve aile hekimliği birimlerince aile sağlığı merkezindeki ortak kullanılan malzemelerin aile sağlığı merkezine ait olduğu belirlendi. Hizmet sunumunda ihtiyaçtan dolayı tereddütsüz temin edilen ve zaten kullanılan tıbbi cihaz ile sarf malzemeler daha açık şekilde listelenerek asgari tıbbi cihaz ve malzemelerde güncelleme yapıldı.</p>

<p>Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı istihdamına ilişkin usul ve esaslarda düzenleme yapılarak aile hekimliği uygulamasında personel istihdamı teşvik edilecek. Aile hekimi olarak görev yapmakta iken askerlik veya doğum nedeniyle uygulamadan ayrılmak zorunda kalan hekimlerin uygulamaya dönmek istediklerinde öncelik hakları bulunacak. Bu öncelik hakkının kullanımı sırasında yönetmelik hükmünün farklı şekilde yorumlanması neticesinde uygulama farklılıkları görüldüğünden bu hakkın kullanımı için şartlar detaylı olarak açıklanacak ve öncelik hakkının kullanımı için başvuruya yeterli süre tanınacak.</p>

<p>Hem sağlık çalışanını korumak hem de vatandaşın hizmet alımını engellememek amacıyla; şiddet durumunda vatandaşın aile hekimi kayıt değişikliğinin öncelikle farklı bir aile sağlığı merkezine yapılması, ikametgahına yakın farklı aile sağlığı merkezi yok ise aynı aile sağlığı merkezindeki başka bir aile hekimliği biriminin seçileceği hususu yönetmelikte düzenlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>BİRİNCİ AŞAMA UYUM EĞİTİMLERİNİN İLK ÜÇ AYDA TAMAMLANMASI ZORUNLU OLDU </strong></p>

<p>Aile hekimliği uygulamasına geçiş sürecinin hızlandırılması için tüm aile hekimliği çalışanlarının bu süreçte aldığı temel eğitimleri uygulamaya geçişten sonra da alabilmesine imkan sağlanacak; ancak birinci aşama uyum eğitimlerini kişinin yerleştiği tarihten itibaren 3 ay içinde tamamlaması zorunluluğu getirilecek. Yönetmelikte ayrıca, Sağlık Bakanlığı'na ait Aile Hekimliği Bilgi Sistemi'nin kullanımına ve bu sisteme geçiş sürecine ilişkin düzenlemeye yer verildi.</p>

<p><strong>İLAVE ODA BULUNACAK</strong></p>

<p>Aile sağlığı merkezlerinde birim sayısına göre oluşturulan "aşılama ve bebek/çocuk izlemleri odası" ile "gebe izlem ve üreme sağlığı odası" kriterlerinde düzenleme yapılarak her dört hekim için değil, her beş hekim için ilave oda bulunması şartı getirildi. Uygulamada sıklıkla oda sayısının fazla olduğu ve bu odaların kullanılmadığı gözlemlendiğinden bu odaların "aile hekimliği birimi" olarak sisteme katkı sunmasının sağlanması amaçlanacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/aile-hekimligi-yonetmeliginde-kapsamli-degisiklik</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 08:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/doktoryeni.jpg" type="image/jpeg" length="63131"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Özlü’den 'polen alerjisi'nde erken tedavi uyarısı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/prof-dr-ozluden-polen-alerjisinde-erken-tedavi-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/prof-dr-ozluden-polen-alerjisinde-erken-tedavi-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GÖĞÜS Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, küresel ısınmanın alerji mevsimini uzattığını belirterek, bahar alerjisinde erken tedaviye dikkat çekti. Prof. Dr. Özlü, “Küresel ısınma, alerji mevsimini uzatıyor. Havalar ısındığı zaman daha yoğun alerji ile karşılaşıyoruz ve alerji ile karşılaşma süremiz de daha uzun oluyor. Mevsim başlamadan 2 hafta önce tedaviye başlamak lazım” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Havaların ısınması ile doğada polen miktarı artarken, alerjik hastalıklar da kendini göstermeye başladı. Bahar aylarında sıkça görülen hapşırık, burun akıntısı ve nefes darlığı gibi şikayetler, alerjisi olan kişilerde yaşam kalitesini düşürebiliyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, havaların ısınmasıyla bahar alerjisi şikayetlerinin artış gösterdiğini belirterek, alerjik hastalıkların da tedavisi geçmişe göre göre şu anda çok daha iyi durumda olduğunu vurguladı. Uyarıda bulunan Özlü, “Bahar geldi, havalar ısınıyor, güneşlendik, artık ağaçlar tomurcuklanmaya başladı, toprak yeşillendi, çiçekler açıyor ama bazılarımız için de kabus günleri başladı. Mevsimsel alerjiler söz konusu olan kişilerde hemen baharın gelmesiyle beraber semptomlar başlıyor. Maalesef öksürük, hapşırma, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, baş ağrısı, geniz akıntısı, boğazda yanma, acıma, sızlama, nefes darlığı, hırıltı, öksürük gibi şikayetler ortaya çıkıyor. Mevsim boyunca devam edebiliyor. Genelde alerji mevsimi dediğimiz, kış bitiminden diğer kışın başlangıcına kadar geçen zamandır. Bu dönem içerisinde herkesin farklı zamanlarda alerjileri başlayabilir, yoğunlaşabilir. Var olan şikayetler de artma şeklinde olabilir ya da tamamen geçip yeniden şikayetler başlayabilir” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘TEDBİRLER ALARAK YOĞUNLUĞU AZALTABİLİRİZ’</strong></p>

<p>Prof. Dr. Özlü, “Bizim daha çok gördüğümüz kış bitiminde erken bahar döneminde başlayan şikayetler ağaç polenlerine daha çok bağlıdır. Ama bahar sonu yaza doğru başlayanlar daha çok çim, çayır çimenlerine karşı ortaya çıkan alerjilerdir. Yaz sonunda güze doğru başlayan alerjiler de daha çok yabani otlara karşı onların polenlerine karşı olan alerjilerdir. Ama herkesin alerji mevsimi kendine mahsus. Tabii alerji tedavisinde geçmişe göre şu anda çok daha iyi durumdayız ama önce neye alerji var bunu bilmekte fayda var. Alerji testleri yaparak bunu ölçebiliyoruz çünkü korunmak tedavi kadar önemli. Bazı alerjenlerden kaçınmak mümkün. Tedbirler alarak en azından yoğunluğunu azaltabiliriz. Bazı alerjenlerden de kaçınmak çok mümkün değil. O zaman tedaviler devreye giriyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘MEVSİM BAŞLAMADAN 2 HAFTA ÖNCE TEDAVİYE BAŞLAMAK LAZIM’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alerjinin tedavi ile kontrol edilebilir bir durum olduğunu kaydeden Özlü, “Küresel ısınma, alerji mevsimini uzatıyor. Havalar ısındığı zaman daha yoğun alerji ile karşılaşıyoruz ve alerji ile karşılaşma süremiz de daha uzun oluyor. Özellikle bu bölgesel savaşlar, savaşlarda kullanılan kimyasallar sera gazlarını artırarak küresel ısınmayı da tetikliyor ve artırıyor, güçlendiriyor. Bu da alerjenlerle daha yoğun karşılaşacağımız anlamına geliyor maalesef. O bakımdan alerji durumumuzu bilmemiz ve bunu kontrol altına almamız tedbirler önemli. Alerji tedavi ile kontrol edilebilir bir durum. Günümüzde artık eskiden olduğu gibi alerji ilaçlarına bağlı uyku, uyuşukluk, iştah artışı, sersemlik gibi yan etkiler görünmüyor. Güvenli ve etkili bir alerji tedavisi mümkün. Mevsim başlamadan iki hafta önce tedaviye başlamak lazım. Ve mevsim boyunca da ilaçları kullanmak gerekiyor. Çünkü bu insanın yaşam kalitesini bozan semptomlar, sosyal uyumunu, çalışma hayatını etkileyen uyku düzenini bozan semptomlar” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/prof-dr-ozluden-polen-alerjisinde-erken-tedavi-uyarisi</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/1200x628-5.jpg" type="image/jpeg" length="27601"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['GÖKBEY' hava ambulans filosuna güç katacak]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/gokbey-hava-ambulans-filosuna-guc-katacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/gokbey-hava-ambulans-filosuna-guc-katacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TÜRK Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TUSAŞ) tarafından geliştirilen genel maksat helikopteri GÖKBEY, Sağlık Bakanlığı hava ambulansı filosunda görev yapacak. Yıl sonuna kadar bakanlığa 3 adet olarak teslim edilecek helikopterin uçuş test faaliyeti gerçekleştirildi. Bakan Kemal Memişoğlu, "GÖKBEY, en zorlu coğrafya şartlarında, en sert iklimlerde vatandaşlarımıza uzanan devletimizin şefkat eli olacak" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>TUSAŞ Kahramankazan yerleşkesinde; GÖKBEY hava ambulansı lansmanı, üretimi ve uçuş test faaliyeti yapıldı. Programda konuşan Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, GÖKBEY helikopterinin Türkiye'nin coğrafi ve iklim koşullarına uygun olarak, yapısal, aviyonik ve içinde bulundurduğu alt sistemlerle ihtiyaç duyulan yerli milli üretilebilecek tüm komponentleri içeren platformlardan biri olduğunu söyledi. Görgün, "GÖKBEY helikopterimiz genel maksat amaçlı, tüm güvenlik güçlerimizin ihtiyaç duyduğu nitelikte özellikleri kapsayacak şekilde üretildi. Tabii 6 farklı güvenlik gücümüzün ihtiyacı üzerine seri üretim siparişleri verilirken, Sağlık Bakanlığımız da ambulans helikopter ihtiyaçlarını yerli milli platform üzerinden karşılamak üzere bir kararlılık ve irade ortaya koydu. Gerek TUSAŞ'taki mühendislerimiz gerek Savunma Sanayii Başkanlığı'ndaki ilgili dairedeki çalışan arkadaşlarımız ve Sağlık Bakanlığımızın teknik personeliyle birlikte yoğun çalışmalar gerçekleştirildi. Sayın Bakanımız da bu helikopterin gelişimini ilk günden itibaren çok yakından takip etti" dedi.</p>

<p><img alt="G O K B E Y H A V A A M B U L A N S F I L O S U N A G U C K A T A 1247617 371163" height="667" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/g-o-k-b-e-y-h-a-v-a-a-m-b-u-l-a-n-s-f-i-l-o-s-u-n-a-g-u-c-k-a-t-a-1247617-371163.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1000" /></p>

<p><strong>'6-8 AY İÇİNDE DESLİM EDİLECEK'</strong></p>

<p>Görgün, toplam 80 tane üretilecek olan GÖKBEY'in 6 ton sınıfı bir helikopter olduğunu, yaklaşık 1 ton yakıt kapasitesine sahip ve 3,8 saat havada kalabildiğini, 700 kilometre menzile sahip olduğunu söyledi. Görgün, 3 adet GÖKBEY'in önümüzdeki 6-8 ay içinde sırayla Sağlık Bakanlığı'nın ihtiyaçlarını karşılamak üzere teslim edileceğini kaydetti. GÖKBEY'in, 12 Mart'ta sertifikasyon sürecini tamamladığını hatırlatan Görgün, "Tabii sağlık alanında ve ambulans helikopteri olması hasebiyle yine delta testlere ihtiyaç var ve onların da sertifika edilmesi gerekiyor. Bu süreçte yakın dönemde bu test uçuşuyla başlayan süreçte o delta testlerin tamamlanması sağlanacak. Biz savunma sanayinde elde ettiğimiz bilgi, birikim, tecrübe, altyapı ve üretim kabiliyetlerini ülkemizin diğer alanlardaki teknik ihtiyaçlarını karşılamak üzere hazır olduğumuzu her seferinde ifade ediyoruz. Bu anlamda yakın iş birliği içinde olduğumuz bakanlıklarımızdan bir tanesi Sağlık Bakanlığı'mız. Bakanlığımıza helikopterimizin hayırlı olmasını temenni ediyorum" ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="G O K B E Y H A V A A M B U L A N S F I L O S U N A G U C K A T A 1247621 371163" height="667" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/g-o-k-b-e-y-h-a-v-a-a-m-b-u-l-a-n-s-f-i-l-o-s-u-n-a-g-u-c-k-a-t-a-1247621-371163.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1000" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'DEVLETİMİZİN ŞEFKAT ELİ OLACAK'</strong></p>

<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ise, sadece bir helikopterin uçuş testine değil, 'Türkiye Yüzyılı'nın gökyüzündeki şifa imzasına şahitlik ettiklerini söyleyerek, "İzleyeceğiniz havalanış aslında yerli ve milli mühendisliğimizin, insanımızın emeğinin ve 'en iyisini biz yaparız' iddiamızın yükselişidir. TUSAŞ bu muazzam kampüsünde GÖKBEY'in ambulans konfigürasyonuyla gerçekleştirdiği başarılı test uçuşuyla sağlık sistemimiz için bir devrim niteliği taşıyacaktır. Biz hekimler zamanla yarışırız. Dağ başında mahsur kalan bir vatandaşımız, organ nakli bekleyen bir hastamız veya acil müdahale gereken bir evladımız için her saniye altın değerindedir. GÖKBEY, en zorlu coğrafya şartlarında, en sert iklimlerde vatandaşlarımıza uzanan devletimizin şefkat eli olacaktır" dedi.</p>

<p>Görgün, hava ambulansı hizmetinin başladığı 2009 yılından bugüne kadar 70 binden fazla vatandaşın sağlık hizmetlerine ulaşmasını sağladıklarını söyleyerek, "Halihazırda 2 uçak, 15 helikopterden oluşan hava ambulans filomuzla yurdumuzun en uzak noktalarına kadar erişebiliyoruz. Hava ambulansı hizmetine başladığımızda bir hayal kurmuştuk. Bugün o hayali kendi evlatlarımızın alın teriyle gerçekleştiriyoruz. Her şey hayal etmekle başlıyor. İnşallah 'Türkiye Yüzyılı' hedefimizle hep birlikte daha büyük başarılara imza atacağız" diye konuştu.</p>

<p><strong>'AYNI ANDA 2 HASTAYA MÜDAHALE'</strong></p>

<p>Bakan Memişoğlu, GÖKBEY helikopterinde aynı anda 2 hastaya yoğun bakım şartlarında müdahale edilebilen acil servis olduğunun altını çizerek, "Dünyanın pek çok yerinde yüksek teknoloji maalesef yıkmak, yok etmek için havalanırken; Türkiye'nin teknolojisi, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde can kurtarmak, nefes olmak için havalanıyor. Pandemi döneminde 45 günde solunum cihazı üreten o adanmışlık, bugün GÖKBEY ile sağlık filomuzu taçlandırıyor. İnşallah bu yıl içinde GÖKBEY ambulanslarımızı envanterimize katarak gökyüzündeki gücümüze güç katacağız. GÖKBEY, üreten sağlık vizyonumuzun gurur nişanesi olacak. GÖKBEY'i hayalden gerçeğe dönüştüren mühendislerimize, teknisyenlerimize ve bu vizyona omuz veren herkese şükranlarımı sunuyorum. Bugün gurur günümüz. GÖKBEY milletimizin duasıyla havalanacak. Artık semalarımızda yerli teknolojimiz vatandaşlarımıza şifa ulaştırmaya süzülecek. İnşallah bugün test uçuşumuzdan sonra da delta testlerinden sonra bize teslim edilecek. 3 helikopterimiz Sağlık Bakanlığı'nda insanlarımıza şifa dağıtacak. Tamamen yerli mühendisiyle, teknisyeniyle, bilişimiyle, kokpitiyle, dizaynıyla insanlarımıza şifa olacak ambulans helikopterimizin şimdiden hayırlı olmasını diliyorum" dedi.</p>

<p>Bakan Memişoğlu'na, GÖKBEY helikopterinin ambulans konfigürasyonuyla gerçekleştirilmesi planlanan uçuş testine ilişkin teknik bilgilendirmeler yapıldı. Ardından Bakan Memişoğlu ve Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün'ün içinde bulunduğu GÖKBEY hava ambulansı, uçuş gösterisi gerçekleştirdi.</p>

<p><img alt="G O K B E Y H A V A A M B U L A N S F I L O S U N A G U C K A T A 1247731 371163" height="1066" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/g-o-k-b-e-y-h-a-v-a-a-m-b-u-l-a-n-s-f-i-l-o-s-u-n-a-g-u-c-k-a-t-a-1247731-371163.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1600" /></p>

<p><strong>GECE-GÜNDÜZ GÖREVDE</strong></p>

<p>TUSAŞ tarafından tasarlanıp, üretilen yerli ve milli helikopter T625 GÖKBEY Genel Maksat Helikopteri, zorlu iklim ve coğrafyalarda dahi, yüksek irtifa ve yüksek sıcaklıkta, gece ve gündüz koşullarında etkin bir şekilde faaliyet gösterebiliyor. GÖKBEY helikopteri, sivil yolcu taşıma kabiliyetine sahip ilk milli hava aracı olma özelliğini taşıyor. Helikopterin geniş görev yelpazesine sahip olmasından dolayı taşıma, VIP, kargo, hava ambulans, arama kurtarma ve kıyı ötesi taşıma görevlerini icra edebiliyor. T625 GÖKBEY, ilk uçuşunu 6 Eylül 2018 saat 06.00'da başarıyla gerçekleştirdi ve 19 Nisan 2023 tarihinde P1 Prototipi TEI tarafından milli imkanlarla geliştirilen ve üretilen TEI-TS1400 Turboşaft motorları ile ilk test uçuşunu başarılı bir şekilde gerçekleştirdi. Bugüne kadar, 5 GÖKBEY helikopteri Jandarma Havacılık Komutanlığı envanterine alındı. Bu yıl, 3 adet sivil sertifikasyonu tamamlanmış GÖKBEY helikopterinin Sağlık Bakanlığı'na teslim edilmesi bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/gokbey-hava-ambulans-filosuna-guc-katacak</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/g-o-k-b-e-y-h-a-v-a-a-m-b-u-l-a-n-s-f-i-l-o-s-u-n-a-g-u-c-k-a-t-a-1247733-371163.jpg" type="image/jpeg" length="18986"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sosyal medya tavsiyesi az daha kör ediyordu]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sosyal-medya-tavsiyesi-az-daha-kor-ediyordu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sosyal-medya-tavsiyesi-az-daha-kor-ediyordu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özellikle sosyal medyada çok paylaşılan gözlerinin iyileşmesi için kırlangıç otunun suyunun göze damlatılması olayı ile ilgili uzman isimler uyarıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli'nde yaşayan 52 yaşında kadın, iddiaya göre uzağı göremediği için kullandığı gözlükten kurtulmak için gözlerine kırlangıç otunun suyunu damlatınca göremez hale geldi.</p>

<p>Hastasına ilişkin konuşan Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ömer Faruk Yılmaz, "Gözlükten kurtulmak için kırlangıç otu suyunu damlattı, göremez hale geldi. Gözlerini açamaz haldeydi, ‘Acaba göremeyecek miyim?' diyordu, 2 gözün de korneasının tamamen tahrip olduğunu gördük. Tedavi sonucunda tamamen iyileşti. Sosyal medyada özellikle son zamanlarda kırlangıç otu çok yaygınlaşmaya başladı. Faydalı bile olsa Sağlık Bakanlığı ruhsat vermeden, ilaç formatına dönüştürmeden, uygun doz ayarlanmadan ve göz hekiminin önerisi olmadan herhangi bir bitkisel ilaç önermiyoruz" dedi.<br />
Kocaeli'nde yaşayan 52 yaşında kadın, iddiaya göre uzağı görememesi sebebiyle kullandığı gözlükten kurtulmak için yaklaşık 7 ay önce kırlangıç otunun suyunu gözlerine damlattı ve bir anda göremez hale geldi. Önce gözlerinde yanma, batma hisseden ve sonrasında açamaz hale gelen kadın hemen hastaneye koştu. O dönem Kocaeli'nde çalışan Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ömer Faruk Yılmaz ve ekibi hastaya müdahale ederken korneanın en dış katmanı olarak ifade edilen kornea epitelinin zarar gördüğü belirlendi. Göze yabancı cisim, kimyasal madde kaçması ya da enfeksiyon durumlarında gözü temizlemek amacıyla uygulanan göz yıkama tedavisi gerçekleştirildi. Yaklaşık 2 haftalık tedavinin ardından hasta sağlığına kavuştu. Doç. Dr. Yılmaz, hastasının yaşadığı süreç ve tedavisine ilişkin bilgi verdi. Yılmaz, hekim önerisi olmadan herhangi bir ürün kullanılmaması gerektiğine dikkat çekerek önemli uyarılarda bulundu. Öte yandan hastanın göz bebeğinin beyazlığı ve göz akının ise kızardığı hali fotoğraf karesine yansıdı.</p>

<p><img alt="Aw677256 04 (2)" height="300" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/aw677256-04-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="400" /></p>

<p>Hastasına ilişkin bilgi veren Doç. Dr. Ömer Faruk Yılmaz, "52 yaşında bir bayan hastamız, kızının önerisiyle gözlükten kurtulmak için 2 gözüne taze kırlangıç otu suyunu sıkarak damlatmıştı. Kırlangıç otunu sıktığımız zaman sarı bir sıvı akmaktadır. Hastamız o sıvıyı her 2 gözüne damlatmış. İlk aşamada gözünde yanma, batma oluyor, birkaç saat sonra her 2 gözünü açamıyor, tamamen göremez hale geliyor. Bize geldiğinde hastamız 2 gözünü açamaz haldeydi. Göz muayenesinde 2 gözün korneasının tamamen tahrip olduğunu gördük. Korneanın epiteli tamamen soyulduğu için hastamızın gözünde pü şeklinde akıntı mevcuttu. Hasta, ‘Acaba göremeyecek miyim, gözüme ne oldu, bu ilacı neden damlattım?' diye sorgulayarak gelmişti" dedi.</p>

<p><strong>SOSYAL MEDYADA ÇOK YAYINLAŞTI</strong></p>

<p>Uyguladıkları tedaviye yönelik konuşan Doç. Dr. Yılmaz, "Göz uyuşturucu damla ile hastanın gözünü açtık, muayenemizi yaptık. Kornea epiteli tamamen deforme olmuştu. Her 2 gözünü 25 dakika yıkadık, gerekli tedavi ve damlalara başladık. Yaklaşık 6-7 ay önce oldu, toplam tedavimiz 10 gün- 2 hafta süresince devam etti. Tedavi sonunda 2 gözünde görmesine tamamen ulaştı. Hasta ilk başta çok korkmuştu, 2-3 gün boyunca bayağı sıkıntılar yaşadı. İlk 2 gün hatta ağrıdan, yanmadan, batmadan hasta uyuyamadı, iyileştikten sonra çok mutlu olmuştu. Sosyal medyada özellikle son zamanlarda kırlangıç otu çok yaygınlaşmaya başladı. Literatürü taradığım zaman kırlangıç otunun tarihte birçok hastalıklara; cilt, mide hastalıkları gibi hastalıklara geleneksel olarak kullanıldığını gördüm. Bitkisel ilacın içeriği faydalı olsa bile yüksek doz damlatılması gözümüze zarar verebilir" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'HEKİM ÖNERİSİ OLMADAN HERHANGİ BİR İLAÇ ÖNERMİYORUZ'</strong></p>

<p>Doktor tavsiyesi olmadan ürünlerin kullanılmaması gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti:<br />
"Kırlangıç otu kullandı, hastamız göremez hale geldi eğer tedavi edilmeseydi sonucun ne olacağını bilemiyoruz fakat tedavi sonucunda hastamız iyileşti. Gözlerinin fotoğrafını çektirdim, kırlangıç otunun geçişini gösterdik. Tedavi edilmediği zaman göz içinde belki de körlüğe ulaşabilecek şekilde istenmeyen yan etkilere yol açabilir. Yüzlerce farklı ot olabilir, yanlışlıkla faydalı bir ot damlatacağız diye zararlı bir otu damlatabiliriz. Göze direkt damlatılması steril değildir, göze zarar verebilir, enfeksiyon oluşturabilir. Faydalı bile olsa Sağlık Bakanlığı ruhsat vermeden, ilaç formatına dönüştürmeden, uygun dozajlar ayarlanmadan ve göz hekiminin önerisi olmadan göze herhangi bir bitkisel ilaç damlatılmasını önermiyoruz."<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sosyal-medya-tavsiyesi-az-daha-kor-ediyordu</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 12:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/gozdamla-1.jpg" type="image/jpeg" length="61992"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyet yapıyorsunuz ama bacaklar incelmiyorsa dikkat]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/diyet-yapiyorsunuz-ama-bacaklar-incelmiyorsa-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/diyet-yapiyorsunuz-ama-bacaklar-incelmiyorsa-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Lipödem, özellikle kadınlarda sık görülmesine rağmen çoğu zaman "bölgesel kilo" ya da "selülit" sanılarak gözden kaçan kronik ve ilerleyici bir hastalık. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, erken tanının hastalığın seyrini değiştirdiğini vurguladı. Diyet ve egzersize rağmen özellikle bacaklarda incelme olmamasının önemli bir uyarı işareti olduğunu belirten Büyükkömürcü, doğru planlanmış fizik tedavi, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle lipödemin kontrol altına alınabildiğini ve hastaların yaşam kalitesinin belirgin şekilde artırılabildiğini ifade etti.</p>

<p>Lipödemin, özellikle kadınlarda sık görülmesine rağmen çoğu zaman fark edilmeden ilerleyen kronik bir hastalık olduğuna dikkat çeken Medicana International İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, hastaların yıllarca bu tabloyu "bölgesel kilo" ya da "selülit" olarak değerlendirdiğini söyledi. Lipödemin klasik kilo artışıyla karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Büyükkömürcü, "Lipödem çoğunlukla kadınlarda görülen, özellikle kalça, bacak ve bazen kollarda simetrik yağ dokusu artışıyla karakterize kronik bir hastalıktır. Ancak bu yağlanma klasik kilo artışından tamamen farklıdır. Obezitede yağ dokusu vücudun her yerine dağılırken, lipödemde gövde genellikle daha ince kalır, bacaklar belirgin şekilde kalınlaşır. Bununla birlikte hastalarda dokunmakla ağrı, hassasiyet ve kolay morarma sık görülür. En çarpıcı noktalardan biri ise, diyet ve kilo verme çabalarına rağmen özellikle alt ekstremitedeki hacmin değişmemesidir" dedi.</p>

<p>Lipödemin en büyük sorunlarından birinin geç tanı olduğunu belirten Büyükkömürcü, sürecin neden geciktiğini şöyle anlattı:</p>

<p>"Lipödem çoğu zaman 'bölgesel kilo', 'genetik kalın bacak yapısı' ya da 'selülit' olarak değerlendirilir. Bu nedenle hem hastalar hem de sağlık sistemi içinde fark edilmesi gecikir. Toplumda bilinirliğinin düşük olması ve obezite ile sık karıştırılması, tanının çoğu zaman ileri evrelere kadar konulamamasına yol açar."<br />
Hastalığın özellikle kadınları etkilediğini belirten Büyükkömürcü, "Lipödem neredeyse tamamen kadınlarda görülür. Genellikle ergenlik, gebelik ve menopoz gibi hormonal değişim dönemlerinde ortaya çıkar ya da belirgin hale gelir. Ayrıca ailesel yatkınlık oldukça belirgindir, aynı ailede benzer bacak yapısına sahip kadınların olması sık karşılaştığımız bir durumdur" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İLK BELİRTİLER ÇOĞU ZAMAN GÖZDEN KAÇIYOR </strong></p>

<p>Hastalığın erken döneminde ortaya çıkan bulguların çoğu zaman önemsenmediğini vurgulayan Büyükkömürcü, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"Erken dönemde bacaklarda orantısız kalınlaşma, gün içinde artan dolgunluk ve ağırlık hissi, dokunmakla hassasiyet, kolay morarma ve ciltte portakal kabuğu görünümü gibi bulgular ortaya çıkar. Ancak bu dönemde ödem çok belirgin olmayabilir. Bu da hem hastalar hem de hekimler açısından tanıyı zorlaştırır. 'Diyet yapıyorum ama bacaklarım incelmiyor' ifadesi lipödem hastalarının en sık dile getirdiği şikâyetlerden biridir. Kişi kilo verir, üst vücut incelir, ancak bacaklardaki hacim belirgin şekilde değişmez. Bu durum lipödem açısından önemli bir uyarı işareti olarak değerlendirilmelidir."</p>

<p>İki hastalığın sık karıştırıldığını belirten Büyükkömürcü, "Lipödemde yağ dokusu artışı ön plandadır ve ayaklar genellikle etkilenmez. Ağrı ve hassasiyet belirgindir. Lenfödemde ise lenf sıvısının birikimi söz konusudur, ayaklar da şişer ve daha sert, basmakla çukurlaşan bir ödem görülür. İleri evre lipödemde lenfödem de tabloya eklenebilir" ifadelerini kullandı. Büyükkömürcü, lipödemin ilerleyici bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Tedavi edilmediğinde yağ dokusu artışı devam edebilir, hareket kısıtlılığı gelişebilir, ağrı ve hassasiyet artabilir. Cilt altı dokuda nodüler yapılar oluşarak zamanla fibrotik sertleşmeler gelişebilir. Cilt yüzeyinde düzensizlik ve portakal kabuğu görünümü belirginleşebilir. İleri evrede lenfödem tabloya eklenebilir. Bu durum yalnızca estetik bir sorun olmaktan çıkar, hastanın günlük yaşamını ve hareket kapasitesini ciddi şekilde etkileyen kronik bir tabloya dönüşebilir" dedi.</p>

<p><strong>HORMONLAR, SEYRİNİ DOĞRUDAN ETKİLİYOR </strong></p>

<p>Lipödemde hormonal etkinin belirleyici olduğunu Büyükkömürcü, şu bilgileri verdi:</p>

<p>"Östrojen, yağ dokusunun vücuttaki dağılımını doğrudan etkiler. Bu hormonun etkisiyle alt ekstremitedeki yağ hücreleri daha kolay büyür, sıvı tutma eğilimi artar ve damar geçirgenliği yükselir. Bu da dokuda hassasiyet ve ödem gelişmesine yol açar.</p>

<p>Öte yandan lipödem tamamen ortadan kaldırılabilen bir hastalık değildir. Ancak doğru yaklaşımla kontrol altına alınabilir. Manuel lenf drenajı ile lenfatik dolaşımı uyarılararak sıvı birikimi azaltılabilir. Kompresyon tedavileri ve bandajlama ile dokuya dışarıdan destek sağlanabilir. Kişiye özel egzersiz programları ile kas pompası aktive edilerek, dolaşım artırılır. Özellikle sertleşmiş ve nodüler dokularda ESWT yani şok dalga tedavisi önemli bir destekleyici seçenek olarak öne çıkmaktadır. Liposuction uygun hastalarda etkili bir seçenek olabilir. Ancak cerrahi, ileri evre hastalarda ve konservatif tedavilere yanıt alınamayan durumlarda, doğru hasta seçimi yapılarak gündeme gelmelidir."</p>

<p>Egzersizin rolüne dikkat çeken Büyükkömürcü, "Yüzme ve su içi egzersizler, hidrostatik basınç etkisi sayesinde doğal bir kompresyon sağlar ve ödem kontrolünde oldukça etkilidir. Bunun yanında tempolu yürüyüş, bisiklet ve düşük etkili kuvvet egzersizleri de önerilmektedir. Düzenli egzersiz ile kas pompası aktive olur, dolaşım artar, sıvı birikimi azalır ve ağrı kontrol altına alınabilir. Lipödemde egzersizi ‘yağ yakmak’ değil ‘dolaşımı düzenleyen bir tedavi aracı’ olarak görmek gerekir" diye konuştu. Beslenmenin rolüne değinen Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, şu değerlendirmede bulundu:<br />
"Beslenme doğrudan tedavi edici değildir ancak hastalığın seyrini etkileyen önemli bir faktördür. Akdeniz tipi beslenme ve düşük karbonhidrat temelli yaklaşımlar inflamasyonu azaltıcı etkileri nedeniyle öne çıkar. Bu sayede hassasiyet, ödem ve ağrı gibi şikâyetlerde azalma sağlanabilir."<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/diyet-yapiyorsunuz-ama-bacaklar-incelmiyorsa-dikkat</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 15:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/diyetler.jpg" type="image/jpeg" length="57167"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından bahar alerjisi uyarısı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmanindan-bahar-alerjisi-uyarisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmanindan-bahar-alerjisi-uyarisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Buğra Subaşı, bahar alerjisi olan kişiler için önemli bilgiler paylaştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında saman nezlesi, bahar alerjisi olarak bilindiğini, tıpta ise mevsimsel alerjik rinit olarak adlandırıldığını ifade eden Doç. Dr. Buğra Subaşı, bu hastalığı; özellikle bahar aylarında burundan solunan polen gibi alerjen maddelere karşı vücut bağışıklık sisteminin verdiği aşırı bir tepki şeklinde tanımladı. Ayrıca Subaşı, özellikle; çayır, çimen, ot, ağaç, çiçek polenlerinin de bahar alerjisini tetiklediğinin altını çizdi.<br />
<br />
<strong>"Soğuk algınlığından ayırt edici özellikleri var"</strong></p>

<p>Ülkemizde bahar alerjisi görülme oranının yüzde 20 civarında olduğunu ve soğuk algınlığı ile karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Subaşı, "Bahar alerjisi olan kişilerde; burun tıkanıklığı, açık şeffaf renkli burun akıntısı, kaşıntı, geniz akıntısı, gözlerde kızarma, yaşarma, öksürük, koku bozuklukları gibi şikayetler gözlenebilir. Soğuk algınlığında da benzer şikayetler olsa da ayrıca ateş, boğaz ağrısı, baş ağrısı, halsizlik, kırgınlık, üşüme, titreme gibi akut enfeksiyon bulguları da izlenebilir. Soğuk algınlığının 1 haftada düzelmesini bekleriz ancak bahar nezlesi daha uzun sürer" dedi.<br />
<br />
<strong>"Alerjinin şiddeti kişiden kişiye farklılık gösterir"</strong></p>

<p>Alerjinin şiddeti kişiden kişiye değişebileceğini söyleyen Subaşı, "Kişilerin reaksiyon verdiği alerjen madde sayısı ve çeşidi farklı olabilir. Alerjene maruziyet sıklığı ve süresi farklı olabilir. Kişinin özellikle burun eğriliği gibi üst solunum yolu hastalıkları, akciğer hastalıkları gibi ek hastalıkları, kötü beslenme alışkanlıkları, hava kirliliği, sigara dumanına maruz kalmaları alerji şiddetini arttırabilir. Dolayısı ile bazı kişilerde hafif şikayetlere sebep olup kısa sürerken bazı kişilerde orta ve ağır şikayetlere sebep olup uzun sürebilir." diyerek ek hastalıkları olan kişilerin özellikle dikkatli olması tavsiyesinde bulundu.<br />
<br />
<strong>Bahar alerjisinin yol açabileceği sağlık sorunları ve korunma yöntemleri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bahar alerjisi olduğu halde sağlık kontrolünü ya da tedaviyi reddeden kişilerin karşılaşabileceği sağlık riskleri hakkında da açıklamalarda bulunan Subaşı, "Bahar alerjisi kişinin iş, okul ve sosyal hayatını olumsuz etkiler. Sinüzite, orta kulak enfeksiyonlarına, uyku bozukluklarına sebep olabilir ve astıma ilerleyebilir. Bahar alerjisi ilkbahar ve yaz döneminde vücudun alerjen maddeye verdiği aşırı reaksiyondur ve tamamen tedavi edilemese de tedavi ile kontrol altına alınabilir. Tedavi yöntemleri arasında özellikle, alerjen maddeden korunma, ilaç tedavisi ve immünoterapi (aşı tedavisi) sayılabilir. İlaç tedavisinde antihistaminikler, kortizonlu burun spreyleri, serum fizyolojik ile burun içi yıkama kullanılabilir. Cilt (prick testi) ve kan testlerinde alerjen madde tespit edilen ancak korunma ve tedaviden yeteri kadar fayda görmeyen hastalarda aşı tedavisi uygulanabilir" dedi.<br />
<br />
<strong>Dikkat edilmesi gerekenler</strong></p>

<p>Bahar alerjisi olan kişilerin dışarıya çıkarken; şapka, uzun kollu giysiler, gözlük, pantolon gibi kıyafetleri kullanmasını, eve döndüklerinde ise kıyafetlerini değiştirip, bol su ile duş almalarını öneren Buğra Subaşı, "Özellikle sabah ve öğlen saatlerinde ve rüzgarlı havalarda polenler yoğunken dışarıya çıkmamalıdırlar, kapı ve pencereler kapalı tutulmalıdırlar. Bu mevsimlerde piknik yapmak, açık havada spor yapmak, araçta camlar açık seyahat etmek polen temasını arttırabileceği için dikkat edilmelidir. Araçlarda polen filtreleri bulunmalı, çamaşırlar ev içinde kurutulmalı, çim biçme gibi bahçe işleri yapılmamalıdır. Bahar alerjisinde en önemli tedavi yöntemi alerjen maddeden korunmaktır. Hastaların korunma yöntemlerini bilip bunları uygulamaları önem arz etmektedir.</p>

<p>Ayrıca bahar alerjisi olan kişiler polen mevsimi başlamadan hemen önce Kulak Burun Boğaz hekimlerine başvurup kendilerine uygun tedaviyi alırlarsa hastalığın şiddetini azaltmış olurlar" diyerek açıklamasını sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmanindan-bahar-alerjisi-uyarisi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 11:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/400x225-1.jpg" type="image/jpeg" length="13128"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Sıcak çay tüketimi, yemek borusu kanseri riskini artırıyor']]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sicak-cay-tuketimi-yemek-borusu-kanseri-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sicak-cay-tuketimi-yemek-borusu-kanseri-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Çolak, Türkiye’de mide ve yemek borusu kanserlerinin görülme sıklığının bölgelere göre değiştiğini belirterek, beslenme alışkanlıklarının bu farklılıkta önemli rol oynadığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>TÜRKİYE’de bazı kanser türlerinin görülme sıklığının bölgesel beslenme alışkanlıklarına bağlı değişebildiğini söyleyen Prof. Dr. Şükrü Çolak, “Adana ve Çukurova bölgesinde mide kanseri Türkiye ortalamasına yakın seyretmektedir. Yemek borusu (özofagus) kanseri ise daha sık görülmektedir. Bu bölgede kömür ateşinde et tüketimi, aşırı sıcak çay içimi ile baharatlı ve yağlı yemekler risk faktörleri arasında yer alır. Doğu Anadolu’da mide kanseri görece yüksektir. Tandır ekmeği ile tuzlu ve salamura gıdalar risk oluşturabilir. Karadeniz bölgesinde ise turşu ve aşırı tuzlu gıdaların yaygın tüketimi mide kanseri riskini artırabilir. Sebze ve meyve tüketiminin az olması da etkilidir” dedi.</p>

<p>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Çolak, mide sağlığının yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli unsurlardan biri olduğunu söyledi. Gastrit, ülser ve reflü gibi mide hastalıklarının toplumda oldukça yaygın görüldüğünü belirten Prof. Dr. Çolak, bu rahatsızlıkların ortaya çıkışında genetik faktörlerin yanı sıra beslenme alışkanlıklarının da belirleyici rol oynadığını ifade etti.</p>

<p><strong>‘MİDE İLK TEPKİYİ VEREN ORGANLARDAN BİRİ’</strong></p>

<p>Sindirim sistemi organlarının beslenme alışkanlıklarından doğrudan etkilendiğini dile getiren Prof. Dr. Şükrü Çolak, “Yemek borusu (özofagus), mide ve ince bağırsaklar yeme alışkanlığından en çok etkilenen organlardır. Ancak sindirim sürecinin başlangıcı ve besinlerin midede daha uzun süre kalması nedeniyle ilk tepkiyi genellikle mide verir. Bu tepkiler hafif ekşime ve yanmadan şiddetli ağrıya kadar değişebilir” diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Çolak, gastroözofageal reflüde ağıza acı su gelmesi, öksürük ve boğaz ağrısının sık görüldüğünü belirterek, “Yemek borusu kanserinde yutma güçlüğü ve kilo kaybı, mide kanserinde ise erken doyma, kilo kaybı ve kansızlığa bağlı halsizlik sık görülen belirtiler arasındadır” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘TÜRK MUTFAĞI ÇOK ZENGİN BİR KÜLTÜRE SAHİP’</strong></p>

<p>Türk mutfağının tarihsel süreçte birçok kültürden etkilendiğine değinen Prof. Dr. Çolak, “Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan göç ve ticaret yolları ile Anadolu’nun birçok medeniyete ev sahipliği yapması Türk mutfağını oldukça zengin ve çok yönlü hale getirmiştir. Osmanlı döneminde saray mutfağı dünyanın en gelişmiş mutfaklarından biri haline gelmiştir” dedi.</p>

<p>Günümüzde Türk mutfağının gastronomi turizmi sayesinde dünya çapında tanınırlık kazandığından bahseden Prof. Dr. Çolak, kebap, baklava, mantı ve kahvaltı kültürünün uluslararası alanda bilinir hale geldiğini belirtti.</p>

<p><strong>‘KANSER ORANLARI BÖLGELERE GÖRE DEĞİŞİYOR’</strong></p>

<p>Türkiye’de bazı kanser türlerinin görülme sıklığının bölgesel beslenme alışkanlıklarına bağlı olarak değişebildiğini söyleyen Prof. Dr. Şükrü Çolak, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>“Adana ve Çukurova bölgesinde mide kanseri Türkiye ortalamasına yakın seyretmektedir. Özofagus kanseri ise daha sık görülmektedir. Bu bölgede kömür ateşinde et tüketimi, aşırı sıcak çay içimi ile baharatlı ve yağlı yemekler risk faktörleri arasında yer alır. Doğu Anadolu’da mide kanseri görece yüksektir. Tandır ekmeği ile tuzlu ve salamura gıdalar risk oluşturabilir. Karadeniz bölgesinde ise turşu ve aşırı tuzlu gıdaların yaygın tüketimi mide kanseri riskini artırabilir. Sebze ve meyve tüketiminin az olması da etkilidir.”</p>

<p><strong>‘KAYNAR ÇAY TÜKETİMİNE DİKKAT’</strong></p>

<p>Özellikle Van ve Erzurum gibi bazı bölgelerde çok sıcak çay tüketiminin yemek borusu kanseri riskini artırabileceğini belirten Çolak, “Aşırı sıcak içecekler yemek borusu mukozasında kronik tahrişe yol açarak kanser riskini artırabilir” dedi.</p>

<p><strong>‘BAZI BESİNLER RİSKİ ARTIRABİLİYOR’</strong></p>

<p>• Prof. Dr. Çolak, aşağıdaki beslenme alışkanlıklarının mide kanseri riskini artırabileceğini söyledi:</p>

<p>“Aşırı tuzlu gıdalar (turşu ve salamura ürünler)</p>

<p>“İşlenmiş et ürünleri (salam, sucuk, sosis)</p>

<p>“Fazla kırmızı et ve yağlı yiyecekler</p>

<p>“Sigara ve alkol kullanımı</p>

<p>“Yaşam tarzı değişiklikleri önemli”</p>

<p>Beslenme ve yaşam tarzı değişikliklerinin reflü ve mide hastalıklarının kontrolünde önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çolak, “Asitli, yağlı ve baharatlı yiyeceklerden kaçınmak, küçük porsiyonlarla sık öğünler tüketmek ve yemek sonrası dik pozisyonda kalmak mide rahatsızlıklarının kontrolünde önemli stratejilerdir” dedi.</p>

<p><strong>‘ERKEN TANI HAYAT KURTARIYOR’</strong></p>

<p>Yemek borusu ve mide kanserlerinde erken tanının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Çolak, “Endoskopik incelemelerin yaygınlaşması sayesinde kanser öncesi lezyonlar ve erken dönem kanserler daha sık tespit edilebilmektedir. Orta ve ileri evre tümörler ise endoskopik ultrason, tomografi, MR ve PET gibi görüntüleme yöntemleriyle ayrıntılı şekilde değerlendirilmektedir” diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Şükrü Çolak, mide ve yemek borusuyla ilgili şikâyetlerin ihmal edilmemesi gerektiğini dikkat çekerek, “Beslenme alışkanlıklarımız nedeniyle bu kanserler ülkemizde küçümsenmeyecek oranda görülmektedir. Bu nedenle belirtiler önemsenmeli ve gerekli incelemeler yapılmalıdır” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sicak-cay-tuketimi-yemek-borusu-kanseri-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 21:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/close-up-of-a-cup-of-tea-1024x683-at-2x.jpg" type="image/jpeg" length="47675"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Enerji içecekleri ve kahve için kritik uyarı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/enerji-icecekleri-ve-kahve-icin-kritik-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/enerji-icecekleri-ve-kahve-icin-kritik-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kahvenin kalp sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmede bulunan Kardiyoloji Uzmanı Duygu Ersan Demirci, kahve tüketiminin özellikle gençler arasında giderek arttığına dikkat çekti. Demirci, hem Türkiye’de hem de dünya genelinde kahvenin en sık tüketilen içeceklerden biri haline geldiğini belirterek, günde 4 fincan ve üzeri kahve tüketiminin kafeine bağlı olumsuz etkilere yol açabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>En çok tüketilen içeceklerden olan kahvenin kalp sağlığına etkilerine yönelik konuşan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci,<strong> "Gençler arasında giderek yaygınlaşmakta. Hem ülkemizde hem dünya genelinde en sık tüketilen içecek durumuna gelmekte. 4 fincan ve üzeri kahve tüketimi artık kafeine bağlı olumsuz etkileri beraberinde getirebiliyor. Bunlar genellikle nabız artışı, tansiyonda ani yükseliş, kaygı hali oluşturabilir. Yeni nesil kahvecilerdeki kahveler fazla miktarda şeker, şurup içerebilmekte, olumsuz etkiler göz önünde bulundurulmalı"</strong> dedi.</p>

<p>Her gün milyonlarca kişinin tükettiği kahve, çay gibi ürünlerde bulunan kafeinin kalp sağlığına etkilerine ilişkin bilgi veren uzmanlar uyarıyor. Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci de kafeinin hem olumlu hem olumsuz etkileri olabildiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Günde 4 fincan ve üzeri kahve tüketiminin olumsuz etkiler oluşturabileceğini belirten Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci, kalp sağlığının korunması için yapılması gerekenleri sıraladı.</p>

<p><strong>'ANİ TANSİYON YÜKSEKLİĞİ YAŞANABİLİR'</strong></p>

<p>‘Kafein şu anda dünya genelinde çok tüketilen içeceklerin içerisinde bulunan temel bileşen, çalışmaların devam ettiği bir molekül’ diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci, "Kafein tüketiminin hem olumlu hem olumsuz etkileri var. Mevcut veriler ışığında söylenebilecek olan kafein tüketiminin genel olarak hafif orta düzeyde güvenli olduğu, hatta bazı kardiyak ve metabolik açılardan koruyucu etkilerinin de olduğu yönünde. Yüksek dozda tüketiminin kalp krizini arttırdığını gösteren çalışmalar olduğu gibi sağlıklı bireylerde orta düzeyde tüketimin koruyucu olduğunu gösteren çalışmalar da var. Bu konu halen araştırma aşamasında. 4 fincan ve üzeri kahve tüketimi artık kafeine bağlı olumsuz etkileri beraberinde getirebiliyor. Genel olarak nabız artışı, düzensiz ritim olabilir. Tansiyonda ani yükselişe neden olabilir, sinirlilik hali, kaygı oluşturabilir. Özellikle öğleden sonra fazla tüketiminde uykuyu olumsuz yönde etkileyebilir, kalp dışı etkileri; kalsiyum emilimini bozarak kemik erimesine neden olabilir. Gebeler bu açıdan riskli diyebiliriz, yüksek dozda tüketim erken doğum ya da bebekte gelişme geriliğine neden olabiliyor bu açıdan da dikkatli olmak gerekir" dedi.</p>

<p><strong>EN SIK TÜKETİLEN İÇECEK: KAHVE</strong></p>

<p>‘Kafein tüketim deyince ilki başta çay kahve tüketimi akla gelmekte’ diyen Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci, "Ama yüksek dozda kafein içeren enerji içecekleri mevcut. Enerji içeceklerinin kalp damar sağlığı açısından olumsuz etkileri giderek daha fazla ortaya çıkmakta. Sağlıklı bireylerde dahi enerji içeceği tüketimi sonrası önemli ritim bozuklukları, tansiyon yüksekliği, kalp krizinin tetiklenmesi gibi durumlar ortaya çıkabilmekte. Kafeinin etkileri açısından bireysel farklılıklar olduğunu söyleyebiliriz. Kafeini metabolize eden enzimdeki bireysel değişikliklerden kaynaklanıyor. Kahve tüketimi özellikle gençler arasında giderek yaygınlaşmakta. Hem ülkemizde hem dünya genelinde en sık tüketilen içecek durumuna gelmekte. Yeni nesil kahvecilerde mevcut olan kahveler fazla miktarda şeker, şurup içerebilmekte. Bunlara bağlı fazla şeker alımının getirdiği olumsuz etkiler de yine göz önünde bulundurulmalı. Kalp hastaları için şuan ki veriler ışığında orta düzeyde tüketim güvenilir gözükmekte. Kalp damar sağlığı dediğimiz zaman en temel 2 nokta; sağlıklı beslenme ve fiziksel egzersiz. Akdeniz tipi beslenme, bitkisel ağırlıklı bir beslenmeyi kast ediyoruz. Doymuş yağ asitleri yerine doymamış yağ asitlerinin tercih edilmesi, işlenmiş etin minimum oranda tüketilmesi, bunun yerine balık tüketiminin haftada en az 1 gün olacak şekilde desteklenmesi önerilmekte. Tuz ve şeker tüketimini mümkün olduğunca kısıtlamak ve yine fazla alkol tüketimine dikkat etmek vurgulanması gereken noktalar. Sigaranın bırakılması, mental sağlık, stres yönetimi de kalp sağlığı açısından önemli noktalar" şeklinde konuştu.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/enerji-icecekleri-ve-kahve-icin-kritik-uyari</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/kahveicmek.jpg" type="image/jpeg" length="28167"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[72 ilaç geri ödeme listesine alındı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/72-ilac-geri-odeme-listesine-alindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/72-ilac-geri-odeme-listesine-alindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ÇALIŞMA ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 69'u yerli üretim olmak üzere 72 ilacı daha geri ödeme listesine aldıklarını duyurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bakan Işıkhan, sanal medya hesabından yaptığı açıklamada, "1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası vesilesiyle önemli bir adım attık. Kanser başta olmak üzere birçok hastalıkla mücadelede kullanılan ilaçlara ve tedavi yöntemlerine erişimi kolaylaştırıyoruz. Sosyal Güvenlik Kurumumuz aracılığıyla geri ödeme listemizin kapsamını genişlettik. 69'u yerli üretim olmak üzere 72 ilacı daha listemize dahil ettik. Hastalarımıza şifa olmasını diliyorum" dedi. İlaçlardan 6'sının kanser, 6'sının kronik immün trombositopenik purpura (ITP), 6'sının diyabet, 5'inin kolesterol, 3'ünün de multiple skleroz (MS) ilacı olduğu belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/72-ilac-geri-odeme-listesine-alindi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 20:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/ilac-isikhan.webp" type="image/jpeg" length="24479"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Mevsim geçişi ve kalabalıklar enfeksiyon riskinin artırıyor’]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/mevsim-gecisi-ve-kalabaliklar-enfeksiyon-riskinin-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/mevsim-gecisi-ve-kalabaliklar-enfeksiyon-riskinin-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MEVSİMSEL geçişler ve okulların açık olmasıyla birlikte toplu yaşam alanlarında enfeksiyon riskinin hızla arttığını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gulnara Heydarova, “Bu dönemlerde çocuklarda sıklıkla görülen ve ağır seyredebilen ani ishal ile kusma vakalarının altından genellikle nörovirüs tehlikesi çıkıyor” dedi. Virüsün çocukların vücut direncini saatler içinde düşürdüğünü söyleyen Dr. Heydarova, hastalığın belirtileri ve tedavi süreci hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Okul ve kreş gibi kalabalık ortamlarda hızla yayılan nörovirüsün son dönemde çocuk sağlığını tehdit eden en önemli enfeksiyonlardan biri haline geldiğini ifade eden Dr. Gulnara Heydarova nörovirüsün belirtileri, bulaş yolları ve tedavi süreciyle ilgili ailelerin dikkat etmesi gereken noktaları anlattı.</p>

<p><strong>‘EN BÜYÜK TEHLİKE SIVI KAYBI’</strong></p>

<p>Nörovirüsün genellikle ani başlayan şikayetlerle kendini gösterdiğini belirten Dr. Heydarova, “Hastalık daha çok ishal, kusma, karın ağrısı ve ateş gibi belirtilerle seyreder. Küçük çocuklarda özellikle ani ve tekrarlayan kusma ön plandadır. Virüsün en önemli özelliği, çok küçük bir miktarının bile şiddetli hastalık yapmaya yetmesidir. Bu nedenle kısa sürede ciddi sıvı kaybına yol açabilir. Çocuk sağlığı açısından en kritik nokta sıvı kaybıdır. Çocuklarda idrar miktarında azalma, ağız kuruluğu, gözyaşında azalma gibi bulgular varsa, halsiz görünüyorsa, beslenemiyorsa ve uykuya meyilliyse vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” dedi.</p>

<p><strong>‘ÇOK HIZLI BULAŞIYOR’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nörovirüsün bulaşma hızının oldukça yüksek olduğuna da değinen Dr. Heydarova, “Okul, kreş gibi kalabalık ortamlarda virüs çok kolay yayılır. Kapı kolları, ortak kullanılan yüzeyler ve oyuncaklar bile bulaş için yeterlidir. Enfekte olan tek bir çocuk, kısa sürede ailedeki diğer bireylere de hastalığı bulaştırabilir. Nörovirüs tedavisinde en sık yapılan hatalardan biri gereksiz antibiyotik kullanımıdır. Bu hastalık viral kaynaklıdır ve antibiyotiklerin tedavide hiçbir yeri yoktur. En etkili tedavi kaybedilen sıvının yerine konmasıdır. Aileler, çocuklarının bol sıvı almasına özen göstermelidir. Nörovirüs genellikle birkaç gün içinde kendiliğinden iyileşir. Ancak çocuklarda sıvı kaybı çok hızlı gelişebildiği için ailelerin belirtileri yakından takip etmesi büyük önem taşır. Erken müdahale hastalığın seyrini kolaylaştırır” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/mevsim-gecisi-ve-kalabaliklar-enfeksiyon-riskinin-artiriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 20:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/kalabalik2.webp" type="image/jpeg" length="43137"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bel ağrısı toplumun yüzde 80'ini etkiliyor]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bel-agrisi-toplumun-yuzde-80ini-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bel-agrisi-toplumun-yuzde-80ini-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Ali Murat Kalender, bel ağrısının toplumda en sık görülen sağlık sorunlarından biri olduğunu belirterek, toplumun yüzde 80'ini etkileyen bir problem olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Ali Murat Kalender, bel ağrısının özellikle günlük hayat alışkanlıklarından kaynaklandığını ifade etti. Dr. Kalender, bel ağrıları ile ilgili yapılması gerekenleri anlattı.<br />
<br />
<strong>"Eskisi kadar hareket etmiyoruz"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bel ağrısının toplumun yaklaşık yüzde 80'ini etkileyen çok yaygın bir sağlık sorunu olduğunu belirten Dr. Kalender, "Kadınlar, özellikle ev işlerinde daha fazla fiziksel yük altında kaldıkları için bu rahatsızlığa biraz daha yatkındır. Bunun en önemli nedeni vücudun yanlış kullanılmasıdır. Günümüzde eskisi kadar hareket etmiyoruz, spor yapmıyoruz ve kas dengemiz giderek bozuluyor" dedi.<br />
<br />
<strong>"Yanlış pozisyonda yük kaldırmak bel sağlığını ciddi şekilde etkiler"</strong></p>

<p>Ev işleri sırasında en sık yapılan hatalardan birinin dizleri kullanmadan belden eğilerek çalışmak olduğunu kaydeden Kalender, "Bu hareketin sürekli tekrarlanması zamanla bel ağrısına yol açar. Aynı şekilde fazla kilo ve ağır yük kaldırmak da önemli risk faktörleridir. Özellikle yanlış pozisyonda yük kaldırmak bel sağlığını ciddi şekilde olumsuz etkiler. Bel ağrısı bazı durumlarda bacaklara vurabilir. Eğer hastalık ilerlerse ayaklarda uyuşma ve güç kaybı görülebilir. Bu durum genellikle bel fıtığının bir göstergesidir. Vakaların büyük bir kısmı ilaç ve fizik tedavi ile düzelir. Ancak bazı hastalarda ameliyat kaçınılmaz hale gelebilir. Bel ağrılarından korunmak için düzenli ve dengeli spor yapılması gerekir. Özellikle yürüyüş ve yüzme bu konuda oldukça faydalıdır. Bunun yanı sıra ideal kilonun korunması da büyük önem taşır. Düzenli egzersizle bel ağrılarının büyük bir kısmının önüne geçmek mümkündür" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bel-agrisi-toplumun-yuzde-80ini-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 23:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/03/bel-agrisi-1774857972.webp" type="image/jpeg" length="57741"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan geçmeyen öksürük uyarısı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmanlardan-gecmeyen-oksuruk-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmanlardan-gecmeyen-oksuruk-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hava sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte viral enfeksiyonların arttığını belirten Prof. Dr. Ahmet İlvan, 3 haftadan uzun süren öksürüklerin ciddi hastalıkların habercisi olabileceğini belirterek, ihmal edilmemesi gerektiği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde artan, geçmeyen öksürük şikâyetlerine dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet İlvan, hava sıcaklıklarının düşmesiyle viral enfeksiyonların yaygınlaştığını belirtti.</p>

<p>İlvan, özellikle uzun süren öksürüklerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Soğuk hava şartlarının, solunum yolu enfeksiyonları için uygun bir zemin oluşturduğunu ifade eden Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet İlvan, "<strong>Bu dönemde virüsler daha kolay yayılıyor. Bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla birlikte üst solunum yolu enfeksiyonları ve buna bağlı öksürük şikâyetleri artıyor" </strong>dedi.</p>

<p>Öksürüğün genellikle basit bir enfeksiyon belirtisi olarak görülse de bazı durumlarda daha ciddi hastalıkların habercisi olabileceğini belirten İlvan,<strong> "Eğer öksürük 3 haftadan uzun sürüyorsa, altta yatan neden mutlaka araştırılmalıdır. Astım, kronik bronşit, reflü ya da daha ciddi akciğer hastalıkları bu şikâyetin nedeni olabilir" </strong>uyarısında bulundu.</p>

<p>Prof. Dr. İlvan, hastalıklardan korunmak için alınabilecek önlemleri ise şöyle sıraladı:</p>

<p>Kapalı ve kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca kaçınılmalı. Ellerin sık sık yıkanması ihmal edilmemeli. Bağışıklık sistemini güçlendiren dengeli beslenmeye dikkat edilmeli. Gerektiğinde maske kullanımı tercih edilmeli."<br />
Uzmanlar, özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan bireylerin bu dönemde daha dikkatli olması gerektiğini belirtiyor. Geçmeyen öksürük şikâyeti olan kişilerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması öneriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmanlardan-gecmeyen-oksuruk-uyarisi</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/03/oksuruk-3.jpg" type="image/jpeg" length="52503"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Baş hareketiyle gelen baş dönmesine dikkat]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bas-hareketiyle-gelen-bas-donmesine-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bas-hareketiyle-gelen-bas-donmesine-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ani baş hareketleriyle ortaya çıkan baş dönmesi, denge kaybı ve çift görme gibi belirtiler ihmal edilmemeli; uzmanlar, bu şikâyetlerle karşılaşan kişilerin vakit kaybetmeden doktora başvurması gerektiğini vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Baş hareketiyle aniden ortaya çıkan baş dönmesi; vertigonun ilk belirtisi olabileceğini belirten KBB Uzmanı Nargız Salahova, özellikle şiddetli baş dönmesi, denge kaybı ve çift görme gibi belirtilerin görülmesi halinde vakit kaybetmeden uzmana başvurulması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Vertigo, kişinin kendisinin ya da çevresinin dönüyor, sallanıyor veya hareket ediyormuş gibi hissettiği bir baş dönmesi türü olarak tanımlanıyor. Bu durum çoğu zaman denge kaybı, mide bulantısı ve günlük aktiviteleri sürdürmede zorluk gibi şikâyetlerle birlikte görülüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Vertigo şikâyeti ile başvuran hastalarda ilk adımın ayrıntılı değerlendirme olduğunu belirten Salahova, "Baş dönmesi şikâyeti ile gelen hastalarımızın öncelikle detaylı hikâyesini alıyoruz. Baş dönmesinin nasıl başladığını, ne kadar sürdüğünü ve beraberinde başka şikâyetlerin olup olmadığını sorguluyoruz. Ardından muayene ile vertigonun kaynağını ayırt etmeye çalışıyoruz" dedi.</p>

<p>Vertigo farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabildiğini aktaran Dr. Salahova, bazı durumlarda sorunun beyinden kaynaklanabildiğini, bu durumlarda; şiddetli baş dönmesi, yürüme güçlüğü ve belirgin dengesizlik ve çift görme gibi nörolojik belirtiler görülebildiğini söyledi. Bu tür durumlarda hastaların nöroloji uzmanına yönlendirildiğini ifade eden Salahova, <strong>"KBB alanında ise vertigonun en sık görülen nedeni kulak içindeki denge organıyla ilgili sorunlar. Bu hastalıkların başında halk arasında ‘kulak kristallerinin oynaması’ olarak bilinen Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo geliyor. Kısaca BPPV olarak tanımlanan bu rahatsızlık, adından da anlaşılacağı gibi iyi huylu, kısa süreli ataklar halinde ortaya çıkan ve başın belirli pozisyonlarıyla tetiklenen bir vertigo türüdür." </strong>İfadelerini kullandı.</p>

<p>Hastalığın; özellikle 50 yaş sonrası bireylerde ve kadınlarda daha sık görüldüğünü belirten Salahova, BPPV’nin genellikle şu hareketlerle ortaya çıktığını söyledi: Yatağa uzanma veya yatakta dönme, başın yukarı ya da aşağı hareket ettirilmesi, ani baş hareketleri gibidir."</p>

<p>Salahova, <strong>"BPPV’nin tanı ve tedavisinde özel manevralar uygulanıyor. Bu manevralarla kulak içindeki denge kristallerinin doğru konuma yönlendirilmesi ve baş dönmesinin ortadan kaldırılması hedefleniyor"dedi. Bazı hastalarda vertigo rehabilitasyonuna da ihtiyaç duyulduğunu belirten Salahova, "Sık tekrarlayan vertigo ataklarında dengeyi güçlendiren egzersizler uyguluyoruz. Stabiliteyi artıran egzersizler, proprioseptif çalışmalar ve gövde stabilizasyonu bu tedavinin bir parçası" </strong>diye konuştu.</p>

<p>Vertigo yaşayan birçok kişinin baş dönmesinin tekrar etmesinden korktuğu için hareket etmekten kaçındığını belirten Dr. Salahova, bunun yanlış bir yaklaşım olduğuna dikkat çekti ve tedavinin önemli bir parçasının hastayı yeniden hareket etmeye teşvik etmek ve hareketsizliğin önüne geçmek olduğunu vurguladı.</p>

<p>Baş dönmesi kısa süreli ve hafif olsa bile bazı durumlarda mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğine dikkat çeken KBB Uzmanı Nargız Salahova, özellikle şu belirtiler varsa gecikmeden doktora başvurulmasını önerdi: Şiddetli ve uzun süren baş dönmesi, yürüme güçlüğü, çift görme veya konuşma bozukluğu ve şiddetli dengesizlik."<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bas-hareketiyle-gelen-bas-donmesine-dikkat</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 11:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/03/vertigo.jpg" type="image/jpeg" length="81088"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dijital çağın çocuk sağlığı üzerindeki etkileri]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/dijital-cagin-cocuk-sagligi-uzerindeki-etkileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/dijital-cagin-cocuk-sagligi-uzerindeki-etkileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dijitalleşmenin çocukların yaşamına etkileri günümüzün en büyük problemlerinden birisi haline geldi. Dijital çağın getirdiği yeni tanımlanan çocuk hastalıkları, Türk Pediatri Kongresi’nde masaya yatırılacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Artan postür bozuklukları, çocukluk çağı obezitesi ve azalan fiziksel aktivite gibi modern yaşamın getirdiği sağlık sorunları ve klinik yönetim yaklaşımları ele alınacak. Günümüz çocuklarının yoğun ekran maruziyeti, dikkat ve iletişim sorunlarıyla ilişkilendiriliyor. "Ekran, Dikkat ve İletişim" başlıklı oturumda pediatristlerin klinikte sık karşılaştığı bu zorlu durumlar bilimsel veriler ışığında masaya yatırılacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Bülent Karadağ’ın ev sahipliğinde, pediatri alanının ulusal ve uluslararası ölçekteki önde gelen uzmanları, çocuk sağlığını tehdit eden güncel sorunlar, değişen yaşam alışkanlıkları ve yeni klinik yaklaşımlar kongrede çok yönlü olarak ele alacak.</p>

<p><img alt="200495576261854 Img" height="493" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/03/200495576261854-img.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="854" /></p>

<p>Pediatri alanındaki güncel gelişmelerin ve yeni tedavi yaklaşımlarının masaya yatırılacağı kongrede; geleceğimizin umudu olan çocuk sağlığını yakından ilgilendiren pek çok kritik konu bilimsel oturumlarda gündeme taşınacak. Kongrede, pediatri pratiğinde giderek daha fazla önem kazanan hasta hakları ve hekim sorumluluğu konusu da ele alınacak. Çocuk hastaların korunması, ailelerle iletişim süreçleri, etik sorumluluklar ve hukuki boyutlar uzmanlar tarafından kapsamlı biçimde değerlendirilecek. Son yıllarda giderek artan vitamin, mineral ve protein takviyesi kullanımı, "Gerektiğinde mi, rutinde mi?" sorusu üzerinden masaya yatırılacak. Uzmanlar, çocuklarda bilinçsiz takviye kullanımının muhtemel risklerine dikkat çekerek bilimsel rehberler doğrultusunda doğru kullanım yöntemlerini paylaşacak. Özellikle sporcu sağlığı ile ilgili güncel yaklaşımlar dile getirilecek. Kongrede öne çıkan başlıklardan biri de çocukluk çağında sık görülen sağlık sorunlarından biri olan anemi olacak. Aneminin erken tanısı, nedenleri ve güncel tedavi yaklaşımları multidisipliner bakış açısıyla değerlendirilecek. Çocuklarda sık karşılaşılan zehirlenme vakalarında erken tanı, acil ve doğru müdahale ile klinik yönetim stratejileri değerlendirilecek. Ayrıca kronik hastalığı olan çocuklar, bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar veya özel sağlık durumları bulunan çocuklarda aşılama konusuna da yer verilecek. Uzmanlar, özel durumlarda uygulanması gereken aşı takvimlerini ve klinik yaklaşımları paylaşacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/dijital-cagin-cocuk-sagligi-uzerindeki-etkileri</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 12:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/03/68ad614fea7f58cab39ae510.webp" type="image/jpeg" length="50388"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[NoseCraft’da eğitim ve canlı cerrahi bir arada]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/nosecraftda-egitim-ve-canli-cerrahi-bir-arada</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/nosecraftda-egitim-ve-canli-cerrahi-bir-arada" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[BURUN estetiği alanında önde gelen uzmanları bir araya getiren 'NoseCraft: From Craft to Art' canlı cerrahi toplantısı, bu yıl üçüncü kez Medipol Eğitim ve Sağlık Grubu bünyesinde gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Organizasyonda, katılımcılar en güncel rinoplasti tekniklerini yakından takip etme fırsatı buldu. Toplantı kapsamında primerkadın rinoplasti, eğri ve deforme erkek rinoplasti ile zor bir revizyon vakası olmak üzere üç canlı cerrahi de gerçekleştirildi.</p>

<p>Rinoplasti alanında uluslararası düzeyde dikkat çeken 'NoseCraft: From Craft to Art' toplantısı, bu yıl da alanında uzman isimleri İstanbul’da buluşturdu. Medipol Eğitim ve Sağlık Grubu bünyesinde Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Erkan Soylu öncülüğünde düzenlenen organizasyonda, canlı cerrahi uygulamalarıyla modern teknikler katılımcılarla birebir paylaşıldı. Programa Medipol Sağlık Grubu İşletme Direktörü Özer Koca ve Medipol Mega Üniversite Hastanesi Medikal Direktörü Prof. Dr. Gazi Yiğitbaşı da katılım sağladı.</p>

<p><strong>ÜÇ FARKLI CANLI AMELİYAT GERÇEKLEŞTİRİLDİ</strong></p>

<p>Toplantı kapsamında üç farklı rinoplasti ameliyatı canlı olarak gerçekleştirildi. Primer kadın rinoplasti, eğri ve deforme erkek rinoplasti ile zor bir revizyon rinoplasti operasyonları, konferans salonundan anlık olarak katılımcılara aktarıldı. Katılımcılar, ameliyat sürecini tüm detaylarıyla izleme ve teknikleri doğrudan öğrenme fırsatı buldu. Etkinlik boyunca rinoplasti alanında öne çıkan seçkin hekimler de deneyimlerini katılımcılarla paylaştı. Farklı vaka örnekleri üzerinden yapılan değerlendirmelerle, cerrahi teknikler ve hasta yönetimi konusunda önemli bilgiler aktarıldı.</p>

<p><img alt="N O S E C R A F T’ D A E G I T I M V E C A N L I C E R R A H I B I R 1232965 366680" height="565" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/03/n-o-s-e-c-r-a-f-t-d-a-e-g-i-t-i-m-v-e-c-a-n-l-i-c-e-r-r-a-h-i-b-i-r-1232965-366680.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="848" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'RİNOPLASTİ ZANAATTAN SANATA UZANAN BİR SÜREÇ'</strong></p>

<p>NoseCraft toplantısının temel yaklaşımını anlatan Prof. Dr. Soylu, rinoplastinin yalnızca teknik bir ameliyat olmadığını, aynı zamanda estetik bakış açısı ve deneyim gerektiren çok katmanlı bir süreç olduğunu vurguladı. Burun estetiğinin hem mühendislik hem de heykeltıraşlık yönü bulunduğunu ifade eden Prof. Soylu, “Öncelikle yüzün ortasında yer alan ve hem nefes alma fonksiyonunu sağlayan hem de dış görünümü belirleyen sağlam bir yapı kuruyoruz. Bu yapı; dayanıklı, dengeli ve uzun yıllar formunu koruyabilecek şekilde planlanmalı. Ardından bu iskeleti kişinin yüzüne en uygun, doğal ve estetik görünüme kavuşturuyoruz. İşte bu da işin sanatsal tarafını oluşturuyor” dedi.</p>

<p><strong>HER CERRAHIN KENDİNE ÖZGÜ BİR TEKNİĞİ VAR</strong></p>

<p>Rinoplastinin ameliyat öncesi planlamadan ameliyat sürecine ve sonrasındaki hasta yönetimine kadar her aşamasıyla oldukça zor bir alan olduğuna dikkat çeken Prof. Soylu, “20 yılı aşkın deneyimi ve binlerce ameliyata rağmen hâlâ her vakada yeni şeyler öğreniyoruz. Bu tür uluslararası toplantıların en büyük katkısı farklı bakış açılarını görmek oluyor. Her cerrahın kendine özgü bir tekniği var. Ancak başkalarının yaklaşımını görmek, farklı çözüm yollarını keşfetmek mesleki gelişim açısından çok kıymetli” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>CANLI CERRAHİLERLE RİNOPLASTİNİN GENİŞ YELPAZESİ GÖSTERİLİYOR</strong></p>

<p>Toplantının içeriğine ilişkin detayları paylaşan Prof. Dr. Soylu, “Organizasyonda canlı cerrahiler özellikle farklı hasta profillerini kapsayacak şekilde planlanıyor. Katılımcılar teorik bilginin ötesine geçerek ameliyat sürecini birebir izleme fırsatı buluyor. Her yıl olduğu gibi bu yıl da üç farklı cerrahi vaka planladık. Primer kadın rinoplasti, eğri ve deforme erkek rinoplasti ile zor bir revizyon rinoplasti operasyonları yapacağız. Bu üç farklı ameliyatın rinoplastinin önemli bir bölümünü kapsıyor. Canlı cerrahiler katılımcılara gerçek zamanlı öğrenme imkânı sunuyor” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/nosecraftda-egitim-ve-canli-cerrahi-bir-arada</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 10:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/03/n-o-s-e-c-r-a-f-t-d-a-e-g-i-t-i-m-v-e-c-a-n-l-i-c-e-r-r-a-h-i-b-i-r-1232964-366680.jpg" type="image/jpeg" length="63418"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yabani mantar tüketimine dikkat!]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bahar-geldi-risk-artti-yabani-mantar-tuketimine-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bahar-geldi-risk-artti-yabani-mantar-tuketimine-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Baharın gelmesiyle birlikte doğada kendiliğinden yetişen mantarlara ilgi artarken, uzmanlar bilinçsiz tüketimin ciddi zehirlenmelere ve ölüme yol açabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Doğal alanlarda yetişen mantarların kontrolsüz şekilde tüketilmemesi gerektiğini vurgulayan uzmanlar, vatandaşların yalnızca denetimli ve onaylı kültür mantarlarını tercih etmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Türkiye’de doğada yetişen yaklaşık 40 yenilebilir mantar türü bulunduğunu, buna karşılık yaklaşık 100 türün ise zehirli olduğunu ifade eden uzmanlar, bazı türlerin ölümcül etkilere sahip olabildiğine dikkat çekti.</p>

<p>Zehirli ve zehirsiz mantarların dış görünüşle ayırt edilemeyeceğini belirten uzmanlar, "Birbirine çok benzeyen mantar çeşitlerinden biri zehirliyken diğeri yenilebilir olabilir. Bu nedenle doğadan toplanan mantarların tüketilmesi ciddi risk taşır." uyarısında bulundu.</p>

<p>Mantar zehirlenmelerinin özellikle yağışlı ve nemli dönemlerde arttığını kaydeden uzmanlar, yabani mantarların tüketilmesi halinde başta sindirim sistemi olmak üzere merkezi sinir sistemi, karaciğer ve böbreklerde ciddi hasar oluşabileceğini bildirdi.</p>

<p>Zehirlenmelerin önlenmesinin en etkili yolunun doğada yetişen mantarların tüketilmemesi olduğunu vurgulayan uzmanlar, bunun yerine kültür mantarlarının tercih edilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Uzmanlar, mantar tüketimi sonrası sersemlik, mide bulantısı, kusma, ishal, terleme, bulanık görme, tansiyon düşüklüğü ve nabız artışı gibi belirtilerin görülmesi halinde vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Zehirlenme belirtilerinin bazı durumlarda mantar tüketiminden saatler sonra ortaya çıkabileceğine işaret eden uzmanlar, ağır vakalarda karaciğer ve böbrek yetmezliği, koma ve ölüm riskinin bulunduğunu kaydetti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bahar-geldi-risk-artti-yabani-mantar-tuketimine-dikkat</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 10:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/03/a-w670996-01.jpg" type="image/jpeg" length="21540"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan kolon kanserine karşı tarama testi çağrısı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmanlardan-kolon-kanserine-karsi-tarama-testi-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmanlardan-kolon-kanserine-karsi-tarama-testi-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kolon Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla gerçekleştirilen toplantıda, genç yaş gruplarında artış gösteren kolon kanserine dikkat çekilerek erken teşhis için tarama testlerinin önemi vurgulandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mart ayının tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de "Kolon (Kolorektal) Kanseri Farkındalık Ayı" olarak kabul edilmesi dolayısıyla, Türk Gastroenteroloji Derneği (TGD) tarafından İstanbul’da basın toplantısı gerçekleştirildi. İstanbul Florence Nightingale Hastanesi’nde düzenlenen toplantıda, "Kolorektal kanser önlenebilir bir kanserdir: Farkında ol, geç kalma" sloganıyla toplumsal bilincin artırılması hedeflendi.</p>

<p>TGD üyesi hekimlerin geniş katılımıyla düzenlenen toplantıda; kolon kanserinin Türkiye’deki görülme sıklığı, gençlerde artışın nedenleri, hastalık oranları, erken teşhisin önemi, tanı ve tedavideki güncel gelişmeler ile korunma yöntemleri ele alındı.</p>

<p>Toplantıda; TGD Başkanı Prof. Dr. Ayhan Hilmi Çekin, TGD Kolorektal Kanser ve Polip Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Levent Erdem, TGD Üyesi Prof. Dr. Nurdan Tözün, TGD Kolorektal Kanser ve Polip Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Erdem Akbal, TGD Üyesi Prof. Dr. Erdem Koçak ile TGD İzmir Şube Başkanı Prof. Dr. Gözde Derviş Hakim, TGD Kocaeli Şube Başkanı Prof. Dr. Altay Çelebi, TGD Antalya Şube Başkanı Prof. Dr. Serdar Akça, TGD Diyarbakır Şube Başkanı Doç. Dr. Nazım Ekin ve TGD Çukurova Şube Başkanı Dr. Murat Öksüz kamuoyuna bilgilendirmelerde bulundu.</p>

<p>Kolon kanserinde erken teşhisin önemine değinen TGD Kolorektal Kanser ve Polip Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Levent Erdem, ‘‘Hiçbir şikayeti olmayan kişilerde tarama testi yaptığımızda kolon kanseri öncüsü olan polipler saptanmakta ve yüzde 2 civarında da kolon kanseri görülmektedir. Kolon kanserinin taramasının önemini anlatmaya çalışıyoruz. Hiçbir şikayeti olmayan kişiler bile 45 yaşın üzerinde ise tarama testlerini yapmalıdır. Kolonoskopi taraması ile kansere giden polipleri tespit ederek kanseri önleyebiliriz’’ ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘‘Erken dönemde teşhis ile kolon kanserini önlemek mümkün’’</strong></p>

<p>Kolon kanserinin gençlerde de görüldüğüne dikkat çeken Erdem, ‘‘Kolon kanseri dünyada 50 yaş grubunda taramaya katılım arttıkça azalmaya başladı. Gençlerde ise daha sık kolon kanseri ve polipler görülmeye başladı. Türkiye’de de bu artışı saptadık, gençlerimizin de tarama testi yaptırmasını öneriyoruz. Dışkıda nedeni açıklanamayan kan görülmesi ve anemi dediğimiz durum olduğunda mutlaka kolonoskopi taraması yapılmalı. Erken dönemde teşhis ile cerrahi ve onkolojik tedavi yöntemleri ile kolon kanserini önlemek mümkündür’’ dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TGD Üyesi Prof. Dr. Nurdan Tözün ise kolon kanseri belirtilerine ilişkin bilgi verdi. Tözün, ‘‘Kolon kanserinin belirtileri çok tipik. Hastanın bağırsak alışkanlıklarının değişmesi, dışkıda kan görülmesi, karın ağrısı gibi durumlar kolon kanseri belirtilerdir. Hayat boyu bir insanın kolon kanserine yakalanma ihtimali yüzde 4-5. Bu önlenebilir kanser türünü önlemek için farkındalık oluşturmalıyız’’ sözlerini ifade etti.</p>

<p><img alt="A W670983 03" class="" height="641" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/03/a-w670983-03.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="856" /></p>

<p><strong>‘‘Asemptomatik bireylerde erken kanser taraması yapılması önemlidir’’</strong></p>

<p>Kolorektal kanserin tüm dünyada ve ülkemizde en sık görülen, ölüm oranlarında ise en üst sıralarda yer alan kanserlerden biri olduğunu belirten Türk Gastroenteroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ayhan Hilmi Çekin, hastalığın insidans ve mortalitesinin coğrafi bölgelere göre değişiklik gösterdiğini ifade etti. Kolorektal kanserin tarama programları sayesinde önlenebilir bir tür olduğunu ve taramada en etkili yöntemin halen kolonoskopi tetkiki olduğunu vurgulayan Çekin, "Türkiye’de kolorektal kanser tanısı geç evrelerde konulmaktadır. Kanser geliştikten sonra erken evrelerde 5 yıllık sağ kalım oranları yüzde 90’larda iken ileri evrelerde bu oran yüzde 12’lere düşmektedir. Bu nedenlerle asemptomatik bireylerde erken kanser taraması yapılması önemlidir" dedi.</p>

<p>Türkiye’deki hastaların yaklaşık üçte ikisine Stage III ve Stage IV gibi geç evrelerde tanı konulduğunu hatırlatan Çekin, "Günümüzde kolorektal kanser tarama programlarının meme ve serviks kanseri taramaları kadar maliyet etkin olduğu bilinmektedir. Buna rağmen ülkemizde toplumsal bilinç halen yeterli düzeyde değildir. Son yıllarda Sağlık Bakanlığının çalışmaları ve basın yoluyla farkındalığın artması olumlu bir gelişmedir" diye belirtti</p>

<p>TGD Kolorektal Kanser ve Polip Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Erdem Akbal da ‘‘Farkındalığı artırmak ve risk grubunu tarama testine yönlendirmek adına istatistiki bilgiler olan uygulamamızı yaptık. Çalışmamızda 45 yaşı belirledik, kontrol çalışmamızı da 50 yaş altı için yaptık ve yayın aşamasına getirdik. Sigara kullanımı, vücut kitle indeksi, aile öyküsü ve cinsiyet gibi kriterleri içeren bir skorlama sistemi geliştirerek, kalın bağırsak kanseri riskini ölçüp bireyleri tarama testlerine yönlendirmeyi hedefledik. Özellikle gençlerde 45 yaş üstündeki kişiler tarama testleri yapmalı. 45 yaş altında da farkındalığı oluşturmalıyız’’ diye konuştu.</p>

<p>TGD İzmir Şube Başkanı Prof. Dr. Gözde Derviş Hakim, ‘‘Kolon kanseri önlenebilir bir hastalık. Günümüzde gastroenteroloji çok gelişti, kolonoskopi ve polipektomilerde korkulacak bir şey kalmadı. Önlenebilir bir kanserin farkında olmak ve tarama programlarına katılmak gerekiyor’’ şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmanlardan-kolon-kanserine-karsi-tarama-testi-cagrisi</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/03/a-w670983-02.jpg" type="image/jpeg" length="28354"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cilt bakımında en sık yapılan hatalar]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/cilt-bakiminda-en-sik-yapilan-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/cilt-bakiminda-en-sik-yapilan-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal medya sayesinde serumlar, aktif içerikler ve yeni bakım trendleri artık herkesin gündeminde.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ancak bilgi arttıkça yanlış uygulamalar da artıyor. Dermatoloji pratiğinde en sık karşılaştığımız durumlardan biri, aslında iyi niyetle yapılan ama cilde zarar verebilen bakım hatalarıdır.</p>

<p>Sağlıklı bir cilt için önemli olan fazla ürün kullanmak değil, doğru ürünleri doğru şekilde kullanmaktır.</p>

<p><img alt="Cilt Bakiminda Yapilan Hatalar" height="608" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/03/cilt-bakiminda-yapilan-hatalar.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="846" /></p>

<p><strong>ÇOK FAZLA ÜRÜNÜ AYNI ANDA KULLANMAK</strong></p>

<p>Son yıllarda çok adımlı cilt bakım rutinleri popüler hale geldi.</p>

<p>Ancak aynı anda birçok aktif içerik kullanmak cilt için her zaman iyi değildir.</p>

<p>Retinol, AHA, BHA, C vitamini ve benzeri güçlü içerikler doğru şekilde ve uygun sıklıkta kullanıldığında faydalıdır.</p>

<p>Fakat hepsini aynı anda rutine eklemek cilt bariyerini zorlayabilir. Bunun sonucunda kızarıklık, hassasiyet, kuruluk ve yanma hissi ortaya çıkabilir.</p>

<p>Aktif içerikleri cilt bakım rutinine eklerken kademeli ilerlemek ve cildin verdiği tepkiyi gözlemlemek önemlidir.</p>

<p><img alt="Cilt Bakimi Acibadem Mobil 1120X747 1 1024X683" height="683" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/03/cilt-bakimi-acibadem-mobil-1120x747-1-1024x683.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1024" /></p>

<p><strong>PEELING’İ ABARTMAK</strong></p>

<p>Pürüzsüz bir cilt hedefiyle peeling ürünlerinin sık kullanılması da yaygın bir hatadır.</p>

<p>Kimyasal ya da fiziksel peeling’ler cilt yenilenmesine katkı sağlayabilir ancak fazla uygulandığında cilt bariyerini zayıflatabilir.</p>

<p>Bu durum ciltte incelme, hassasiyet ve kızarıklık gibi problemlere yol açabilir. Cilt bakımında denge her zaman en önemli noktadır.</p>

<p><strong>CİLT BAKIMININ TEMELİNİ UNUTMAK</strong></p>

<p>Her cilt bakım rutininin temelinde üç önemli adım vardır:</p>

<p>Temizleme, uygun bir nemlendirici ve güneş koruyucu kullanımı.</p>

<p>Bu üç adım sağlıklı bir cilt için vazgeçilmezdir.</p>

<p>Elbette anti-aging amaçlı içerikler, maskeler, serumlar ve farklı aktif bileşenler cilt bakım rutinine eklenebilir. Ancak bu ürünleri, rutine yavaş yavaş eklemek gerekir.</p>

<p>Ayrıca akne, lekelenme, rozasea yani gül hastalığı gibi dermatolojik problemleri olan kişilerde ürün seçimi daha da önemlidir.</p>

<p>Hassas ciltlerde kullanılacak ürünlerin dermatolog önerisiyle belirlenmesi hem tedavinin etkinliği hem de cilt sağlığı açısından büyük önem taşır.</p>

<p><img alt="Gunes Kremi Korumasini Gunluk Cilt Bakim 1612" height="426" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/03/gunes-kremi-korumasini-gunluk-cilt-bakim-1612.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="851" /></p>

<p><strong>GÜNEŞ KORUYUCUYU İHMAL ETMEK</strong></p>

<p>Cilt bakımında yapılan en büyük hatalardan biri güneş koruyucunun yalnızca yaz aylarında kullanılmasıdır.</p>

<p>Oysa ultraviyole ışınları yıl boyunca ciltte hasara neden olabilir. Lekelerin koyulaşması, kolajen kaybı ve erken kırışıklıkların en önemli nedenlerinden biri güneş hasarıdır.</p>

<p>Güneş koruyucu kullanımı tüm yıl boyunca cilt bakımının önemli bir parçası olmalıdır.</p>

<p><img alt="6305D1C7E4Bfdc1Fa43D6D2F" height="450" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/03/6305d1c7e4bfdc1fa43d6d2f.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p><strong>SABIRSIZ OLMAK</strong></p>

<p>Cilt bakımında yapılan bir diğer hata ise ürünlerden çok hızlı sonuç beklemektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Oysa bir cilt bakım ürününün etkisini değerlendirebilmek için genellikle en az 3–4 haftalık düzenli kullanım gerekir.</p>

<p>Bazı aktif içerikler özellikle ilk haftalarda ciltte geçici sivilcelenme artışına neden olabilir.</p>

<p>Dermatolojide “purging” olarak adlandırılan bu durum çoğu zaman geçicidir.</p>

<p>Bu nedenle ürünleri birkaç gün içinde bırakmak veya sürekli ürün değiştirmek yerine düzenli kullanım ve sabır önemlidir.</p>

<p>Doğru seçilmiş ürünler, dengeli bir rutin ve sabırlı bir kullanım çoğu zaman en iyi sonuçları verir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/cilt-bakiminda-en-sik-yapilan-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/03/6305d1c3e4bfdc1fa43d6d2d.webp" type="image/jpeg" length="28721"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dijital çağ el ve bilekleri vuruyor!]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/dijital-cag-el-ve-bilekleri-vuruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/dijital-cag-el-ve-bilekleri-vuruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gün boyu elimizden düşürmediğimiz akıllı telefonlar, sürekli kullandığımız bilgisayar mouseları ve mutfaktaki tekrarlayan hareketler farkında olmadan ellerimizde kalıcı hasarlara yol açıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle telefonu serçe parmakla alttan destekleyerek tutmanın ve saatlerce ekran kaydırmanın karpal tünel ve ulnar sinir üzerinde ciddi ve geri dönülemeyen baskılar oluşturabildiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Genç hastalarımız uyuşukluğu yorgunluğa yorabiliyor.</p>

<p>Oysa sinir hasarı bir kez başladığında, geri dönüşü çok daha zor bir sürece giriyoruz. Telefon tutuşundan masa yüksekliğine kadar yapılacak küçük ergonomik değişiklikler el sağlığımızı korumanın ve ileride yaşanabilecek hareket kısıtlamalarının önüne geçmenin en etkili yolu şeklinde konuştu. Akıllı telefonların ağırlaşması ve ekranların büyümesiyle birlikte gelişen tutuş alışkanlıkları, yeni nesil bir deformasyonu da beraberinde getirdi. Telefonu alttan serçe parmakla desteklemek, bu küçük parmağın eklemlerine aşırı yük binmesine ve el ayasından geçen sinirlerin sıkışmasına neden oluyor. Sadece tutuş değil, başparmakla yapılan sürekli kaydırma hareketinin de el bileğindeki karpal tünel bölgesinde enflamasyona yol açabildiğini hatırlatan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Bu durum, geceleri artan uyuşukluk, el ayasında yanma ve ilerleyen dönemlerde nesneleri tutamama yani güç kaybı ile kendini gösteriyor” dedi.</p>

<p><img alt="Kvkk Dan Donum Noktasi Ilke Karari Aydinlatma Ve Acik Riza Metinleri Artik Ayri Olacak 1774332405 375 Large 1774333239 650 Small" class="" height="439" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/03/kvkk-dan-donum-noktasi-ilke-karari-aydinlatma-ve-acik-riza-metinleri-artik-ayri-olacak-1774332405-375-large-1774333239-650-small.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="663" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sinir sıkışmasının sadece teknolojiyle de sınırlı dolmadığını, mutfakta sürekli sebze doğramak, elde çamaşır sıkmak, bezle yer silmek veya saatlerce örgü örmek gibi tekrarlayan hareketlerin tendonların şişmesine neden olduğunu söyleyen Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Bu şişlik, dar bir kanaldan geçen sinirleri baskılayarak şiddetli ağrılara yol açıyor. Özellikle ev hanımları ve gastronomi çalışanları bu sinsi tehlikenin odak noktasında yer alıyor” dedi.</p>

<p>Özellikle elin ilk üç parmağı olan baş, işaret ve orta parmakta yoğunlaşan karıncalanma ve uyuşma hissi, sinirler üzerindeki baskının sinir sıkışmasının habercisi olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Buna ek olarak, sabahları uyandığınızda ellerde hissedilen sertlik ve parmakların tam kapatılamamasına neden olan yalancı şişlik hissi de dikkat edilmesi gereken bulgular arasında yer alıyor. Günlük rutin sırasında bardak veya kalem gibi hafif nesnelerin istemsizce elden düşürülmesi, sinir hasarının ince motor becerilerini etkilemeye başladığını gösterir. Bu tabloya zaman zaman bilekten başlayıp kola kadar yayılan ani elektrik çarpması hissi de eşlik edebilir. En karakteristik belirtilerden biri ise geceleri artan ağrılar nedeniyle uykudan uyanmak ve rahatlamak için elleri sallama ihtiyacı duyulmasıdır. Bu şikayetlerin süreklilik kazanması, el sağlığının korunması adına uzman bir görüşe başvurulması gerektiğini işaret eder” diye konuştu. Erken evrede bileği nötr pozisyonda tutan ateller kullanmanın sinir üzerindeki baskıyı azaltabildiğini söyleyen Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “İlaç tedavisiyle geçmeyen durumlarda sinir çevresindeki ödemi dağıtacak fizik tedavi uygulamaları ve lokal enjeksiyonlar devreye girer. Eğer sinir hasarı ilerlemişse ve kas erimesi başlamışsa, yaklaşık 15-20 dakika süren lokal anestezi altındaki küçük bir cerrahi müdahale ile sıkışan kanal açılır” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/dijital-cag-el-ve-bilekleri-vuruyor</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Mar 2026 23:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/03/4c8cbacd60eff9e9439e6df2b49b8c87.jpg" type="image/jpeg" length="53725"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Saç dökülmesinde rastgele vitaminden uzak durun]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sac-dokulmesinde-rastgele-vitaminden-uzak-durun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sac-dokulmesinde-rastgele-vitaminden-uzak-durun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SAÇ dökülmesini tek başına şampuanlarla ya da rastgele vitaminlerle çözmeye çalışmanın en sık yapılan hatalar olduğunu belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Gökçedağ Ünsal, “Saç dökülmesi altta yatan bir durumun belirtisi olabilir ve bu tespit edilmeden yapılan müdahaleler zaman kaybına yol açabilir. Saç dökülmesi çoğu zaman geri dönüşümlü bir süreçtir. Ancak doğru zamanda doğru tanı konulmazsa kalıcı hale gelebilir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gündelik yaşamda ‘Saçım neden dökülüyor?’, ‘Saç dökülmesi hangi vitamin eksikliğinden olur?’, ‘Saç dökülmesi ne zaman ciddiye alınmalı?’ gibi soruların, her yaş grubundan insanın ortak kaygısını yansıttığını oysa saç dökülmesi her zaman bir hastalık anlamına gelmediğini işaret eden Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Gökçedağ Ünsal, dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgilendirmede bulundu.</p>

<p><strong>GÜNDE NE KADAR SAÇ DÖKÜLMESİ NORMAL</strong></p>

<p>Saç dökülmesinde kritik kuralın dökülmenin tipi, süresi ve eşlik eden bulgular olduğunun altını çizen Dr. Ünsal, “Saçlar yaşam döngüsü olan yapılardır. Her saç teli; büyüme (anagen), geçiş (katagen),dinlenme (telogen) evrelerinden geçer. Bu nedenle günde ortalama 50-100 tel saç dökülmesi fizyolojik kabul edilir. Özellikle yıkama sırasında ya da tararken fark edilen dökülmeler çoğu zaman normaldir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘DÖKÜLME ANİ BAŞLADIYSA VE BELİRGİN BİR ARTIŞ VARSA DİKKAT’</strong></p>

<p>Uzm. Dr. Ünsal, “Dökülme ani başladıysa, kısa sürede belirgin artış gösterdiyse, belirli bir bölgede yoğunlaştıysa ve saç yoğunluğunda gözle görülür azalma varsa “normal” sınırların dışına çıkılmış olabilir. Bu durumlarda vakit kaybedilmeden bir dermatoloji hekimine başvurulmalıdır” dedi.</p>

<p><strong>EN SIK GÖRÜLEN SAÇ DÖKÜLMESİ NEDENLERİ</strong></p>

<p>Uzm. Dr. Ünsal, günümüzde en sık görülen saç dökülmesi nedenlerini ise şöyle sıraladı:</p>

<p>“Mevsimsel, strese veya vücuttaki değişikliklere bağlı tepkisel dökülme: Yoğun stres, geçirilen enfeksiyonlar, cerrahi operasyonlar ve ani kilo kaybı saç dökülmesini tetikleyebilir. Mevsimsel olarak özellikle sonbahar ve ilkbahar aylarında dökülmeler artabilir. Bu tip dökülmelere telogen effluvium adı verilir. Genellikli ani başlangıçlı dökülmelerdir. Kısa sürede yoğun saç dökülmesi görülebilir ancak çoğunlukla geçici bir durumdur; tam açılma ve kellik oluşumu beklenmemektedir. Stres ortadan kalktığında dökülen saçların yeniden çıkması beklenir.</p>

<p>“Androgenetik alopesi (genetik saç dökülmesi): Hem kadın hem erkek genetik yatkınlığı olan kişilerde bazı hormonların etkisine bağlı ortaya çıkar. Sıklıkla ailede benzer dökülme veya kellik öyküsü vardır. Erkeklerde dökülme genellikle şakaklardan ve tepe bölgesinden başlar. Kadınlarda ise ön saç çizgisi korunur, tepe bölgesinde seyrelme ve orta saç çizgisinde belirginleşme şeklinde görülür. Bu dökülme tipi ilerleyicidir ve erken dönemde müdahale edilmezse kalıcı hale gelebilir. Genetik olduğu için tamamen engellenemez ancak yavaşlatılabilir.</p>

<p>“Vitamin ve mineral eksiklikleri: Toplumda sık görülen demir, B12, D vitamini ve çinko eksiklikleri saç dökülmesini artırabilir. Ancak her saç dökülmesinin nedeni vitamin eksikliği değildir. Gelişigüzel takviye kullanımı hem gereksizdir hem de bazen dökülmeyi artırabilir.</p>

<p>“Hormonal problemler: Tiroit hastalıkları, doğum sonrası dönem, polikistik over sendromu gibi hormonal durumlar saç dökülmesine yol açabilir.</p>

<p>“Yanlış ürün ve işlemler: Sık ısı uygulamaları, aşırı kimyasal işlemler ve saçlı deriyi tahriş eden ürünler saçların koparak dökülmesini hızlandırabilir.”</p>

<p><strong>NE ZAMAN DERMATOLOJİ UZMANINA BAŞVURMALI</strong></p>

<p>Uzm. Dr. Ünsal, aşağıdaki durumlarda mutlaka dermatoloji uzmanına başvurularak bir değerlendirme yapılması gerektiğini söyledi:</p>

<p>· “Dökülme 2–3 aydan uzun sürüyorsa ve giderek artıyorsa,</p>

<p>· Saç çizgisinde açılma veya seyrelme fark ediliyorsa,</p>

<p>· Kaş, kirpik ya da vücut kıllarında da dökülme varsa,</p>

<p>· Dökülmeye kaşıntı, kızarıklık veya pullanma eşlik ediyorsa,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>· Saçlı deride veya vücudun başka bölgelerinde yuvarlak ya da oval, tamamen saçsız alanlar oluştuysa.”</p>

<p><strong>SAÇ DÖKÜLMESİNDE EN BÜYÜK YANLIŞ</strong></p>

<p>Saç dökülmesini tek başına şampuanlarla ya da rastgele vitaminlerle çözmeye çalışmanın en sık yapılan hatalar olduğunu sözlerine ekleyen Uzm. Dr. Ünsal, “Saç dökülmesi altta yatan bir durumun belirtisi olabilir ve bu tespit edilmeden yapılan müdahaleler zaman kaybına yol açabilir. Saç dökülmesi çoğu zaman geri dönüşümlü bir süreçtir. Ancak doğru zamanda doğru tanı konulmazsa kalıcı hale gelebilir” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sac-dokulmesinde-rastgele-vitaminden-uzak-durun</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Mar 2026 18:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/03/69c68ccd404abcc799683adc.webp" type="image/jpeg" length="66127"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
