<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>İstanbul Haber, İstanbul Son Dakika Haberleri</title>
    <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr</link>
    <description>İstanbul'un 39 ilçesinden yerel haberler, mahalle gündemi ve İBB duyuruları İstanbul Gazetesi'nde. Megakentin 39 ilçesinden anlık gelişmeler, belediye duyuruları, güncel deprem haberleri ve spor dünyasına dair tüm detaylar parmaklarınızın ucunda. İstanbul hava durumu, namaz vakitleri ve en güncel nöbetçi eczane listesi gibi günlük hayatınızı kolaylaştıracak tüm bilgiler için tek adres: istanbulgazetesi.com.tr'de.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>© 2025 İstanbul Gazetesi. Bu sitede yer alan tüm içerik ve veriler, İstanbul'un güncel haber kaynağı olarak tescillidir.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 19 Jul 2026 01:10:26 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[İstirahat raporlarında yeni dönem]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/istirahat-raporlarinda-yeni-donem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/istirahat-raporlarinda-yeni-donem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SAĞLIK Bakanlığı’nın hayata geçirdiği 'e-Rapor Sistemi' ile vatandaşların sağlık kuruluşlarından aldıkları istirahat raporları belirli istisnalar dışında elektronik ortamda düzenlenmeye başlandı. Yeni uygulamayla birlikte, daha önce sistemde dijital karşılığı bulunmayan istirahat raporlarının da elektronik ortamda düzenlenmesi sağlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "e-Rapor Sisteminden öğrenciler, 18 yaşını doldurmamış kişiler, memurlar, kamu görevlileri, esnaf ve serbest meslek sahipleri yararlanabilecek; vatandaşlar istirahat raporlarına e-Devlet üzerinden erişilebilecektir. Yeni düzenleme, işlemlerin daha hızlı ve pratik şekilde yürütülmesine olanak sağlayacak. Sağlık Bakanlığı tarafından yetkilendirilen tüm sağlık hizmet sunucularında görev yapan hekimler tarafından düzenlenebilecek olan istirahat raporları, elektronik ortamda güvenli şekilde kayıt altına alınırken, raporlar 'e-Rapor Doğrulama Servisi' üzerinden de doğrulanabilecek. Ayrıca elektronik ortamda düzenlenen istirahat raporları için basılı çıktı alınmasına gerek kalmadan işlemler daha hızlı şekilde gerçekleştirilebilecek" denildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamada, "Sağlık Bakanlığı’nın hayata geçirdiği e-Rapor Sistemi ile SGK tarafından düzenlenen istirahat raporları kapsam olarak farklıdır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında geçici iş göremezlik ödeneği alma hakkına sahip 4/A sigortalı işçiler ile isteğe bağlı 4/B sigortalılarının istirahat raporları, yine SGK sistemi üzerinden düzenlenmeye devam edecektir" ifadeleri kullanıldı. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/istirahat-raporlarinda-yeni-donem</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 17:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/07/images-5.jpg" type="image/jpeg" length="70548"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcaklarda baraj, gölet ve sulama kanallarında boğulma oranı artıyor]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sicaklarda-baraj-golet-ve-sulama-kanallarinda-bogulma-orani-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sicaklarda-baraj-golet-ve-sulama-kanallarinda-bogulma-orani-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarının aşırı sıcak geçen günlerinde baraj, gölet ve sulama kanallarında boğulma oranının arttığına dikkat çeken yetkililer, pek çok kişinin yüksek ölüm riskine rağmen baraj, gölet hatta sulama kanallarına girmekten vazgeçmediğini belirttiler.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yurt genelinde sıcaklıkların artmasıyla birlikte serinlemek isteyen vatandaşlar deniz ve havuzlara koşarken, pek çok kişi yüksek ölüm riskine rağmen baraj, gölet hatta sulama kanallarına giriyor. Yaz aylarında özellikle çocukların tehlikeli bir oyun oynadığına dikkat çeken yetkililer, baraj, gölet ve sulama kanallarına girilmemesi hususunda uyarıda bulundular.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yapılan uyarıda, "Ne kadar yüzme bilinirse bilinsin; tatlı ve durgun su ile deniz suyunun özellikleri farklıdır. Bunu göz ardı eden onlarca çocuğumuz "ben yüzme biliyorum" diyerek 3-5 metrelik sulara korkusuzca giriyor. Ancak bilinmelidir ki baraj plaj değildir" denildi.</p>

<p>Pek çok sulama kanalı ve göletin çevresinin korkuluklarla kapatılmasına rağmen; bazı noktalara ise uyarı levhalarının asıldığını belirten yetkililer, "Hazırlanan kamu spotları ile sık sık vatandaşımızı uyarıyor. Vatandaşımız da yaşanan acı olaylardan ders almalı; bilinçli olmalıdır. Özellikle aileleri uyarıyoruz. Çocuklarımıza sahip çıkalım, baraj, gölet ve sulama kanallarında ölüm oyunu oynamalarına artık izin vermeyelim" ifadelerine yer verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sicaklarda-baraj-golet-ve-sulama-kanallarinda-bogulma-orani-artiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/07/a-w749277-01.jpg" type="image/jpeg" length="17065"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Atatürk Üniversitesi, 3 ilaçta üretim aşamasına geldi]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/ataturk-universitesi-3-ilacta-uretim-asamasina-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/ataturk-universitesi-3-ilacta-uretim-asamasina-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ERZURUM Atatürk Üniversitesi'nde yaklaşık bir yıl önce başlayan ilaç ham maddesi üretimi devam ediyor. 100 stratejik ilacın ham maddesini üretmeyi hedefleyen Atatürk Üniversitesi, 11'inde patent başvurusu yaparken, 88 akademisyenin çalışması sonucu 3 ilaçta da üretim aşamasına gelindi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu desteğiyle Atatürk Üniversitesi'nde ilaç ham maddesi üretimine yönelik çalışmalar yaklaşık bir yıl önce başladı. Atatürk Üniversitesi'ne ait yüksek teknolojili ve güçlü altyapıya sahip kimya laboratuvarlarında yürütülen çalışmalarda, kimya, farmakoloji, organik kimya ve moleküler biyoloji alanlarından 88 akademisyen görev yapıyor. Stratejik olduğu belirlenen 100 ilacın üretimini hedefleyen çalışmalar kapsamında 11 çalışmada patent başvurusu yapıldı. Kan sulandırıcı, tansiyon ilacı ve alerji ilacında çalışmalar tamamlanarak üretim aşamasına gelindi.</p>

<p>İlaç ham maddesi üretiminde gelinen noktayla ilgili bilgi veren Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, Erzurum, bölge ve Türkiye'nin sorunlarının çözümüne yönelik çalışmalar yaptıklarını söyledi. Türkiye'nin en önemli sorunlarından birinin ilaç ham maddesi olduğunu belirten Hacımüftüoğlu, "Dolayısıyla eczanedeki stratejik olan 100 ana alandaki ilacın yapımını Atatürk Üniversitesi üstlenmiş durumda. Bu alanda 88 bilim adamı bir yıldır çalışıyor. 11 ilacı ürettiler. Buradaki mesele Çin'in üretimindeki fiyatlarla üretimi yapabilmek. Maliyetleri daha da düşürebilmek. Şu anda 11 projenin 11'inde de patent başvurusu var. Rutin üretimin dışında bunu daha ucuz üretebilmek için çalışıyorlar. Kan sulandırıcı, tansiyon ilacı ve alerji ilacında şu anda fabrikamız hazır olsa ton işi üretime girebiliriz" dedi.</p>

<p><img alt="A T A T U R K U N I V E R S I T E S I 3 I L A C T A U R E T I M A S 1416597 421011" height="2500" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/07/a-t-a-t-u-r-k-u-n-i-v-e-r-s-i-t-e-s-i-3-i-l-a-c-t-a-u-r-e-t-i-m-a-s-1416597-421011.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="2186" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'İLAÇ HAM MADDE MERKEZİ'NİN TEMELİ ATILACAK</strong></p>

<p>Bu arada Atatürk Üniversitesi'nin ham madde üretimin üstlendiği ilaçların yapımı için kampüs yerleşkesinde 'İlaç Ham Madde Merkezi' kurulacak. Merkezin önümüzdeki günlerde temelinin atılacağı belirtildi. (</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/ataturk-universitesi-3-ilacta-uretim-asamasina-geldi</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 09:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/07/a-t-a-t-u-r-k-u-n-i-v-e-r-s-i-t-e-s-i-3-i-l-a-c-t-a-u-r-e-t-i-m-a-s-1416596-421011.jpg" type="image/jpeg" length="46282"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Saç klonlaması, tedavide yeni bir çağın kapısını aralıyor’]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sac-klonlamasi-tedavide-yeni-bir-cagin-kapisini-araliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sac-klonlamasi-tedavide-yeni-bir-cagin-kapisini-araliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Saç ekim uzmanı Dr. Muhammet Emrah Çinik, saç ekimi alanında yıllardır çözüm bekleyen donör alanı yetersizliği probleminin, bilim dünyasının son dönemdeki çalışmalarıyla tarihe karışmaya hazırlandığını söyleyerek saç klonlaması teknolojisine yönelik bilgi verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>SAÇ ekim uzmanı Dr. Muhammet Emrah Çinik, “Çok uzun yıllardır saç ekimi doktorlarının karşılaştığı en büyük problem, saç ekimi yapılacak kişideki donör alanındaki saç kökü sayısının yetersizliğidir. Bilim dünyasının çok uzun süredir üzerinde çalıştığı ve herkesi mutlu edebilecek yeni bir teknoloji gündemde ‘saç klonlaması’. Saç klonlamasının temel mantığı, hastada yeterli sayıda olmayan donör saçlarını laboratuvar ortamında çoğaltmaktır. Saç klonlaması, tedavide yeni bir çağın kapısını aralıyor” dedi.</p>

<p>Dr. Çinik, “Günümüzde FUE, DHI ve Long Hair FUE yöntemleri ile hem doğal hem de çok başarılı sonuçlar almak mümkün. Ancak çok büyük kelliği olanlar ya da saç ekimi için yeterli miktarda donör alanı olmayanlar için bu operasyonlar yeterli olmuyor. Donörü yetersiz olan hastalarda maksimum 1 veya 2 operasyon yapılabilmekte, klonlama sonrası ise defalarca saç ekimi gerçekleştirilebilecek. İşte tam bu noktada bilim dünyasının çok uzun süredir üzerinde çalıştığı ve herkesi mutlu edebilecek yeni bir teknoloji gündeme geliyor; saç klonlaması. Saç klonlamasının temel mantığı, hastada yeterli sayıda olmayan donör saçlarını laboratuvar ortamında çoğaltmaktır. Böylece saç ekim operasyonunda kullanılmak üzere binlerce saç grefti donör olarak elde edilebilecek” diye konuştu.</p>

<p>Dr. Çinik, “Bu sayede ileri derecede kel olan, özellikle Norwood 7 hastalar için saç ekimi yapılabilecek. Daha önceden birkaç saç ekimi geçirmiş ve donör alanı artık kullanamayacak düzeyde olan hastalar tekrar saç ekimi olabilecekler. Özellikle saç ekimine uygun olmayan ama peruk kullanan hastalar rahatlıkla saç ekimi olabilecekler. Saç ekiminden sonra finasteride ve minoksidil gibi hormon benzeri ilaçları içme zorunluluğu ortadan kalkacak” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Son 5-6 yılda saç genetik çalışmalarında inanılmaz ilerlemeler kaydedildiğini aktaran Dr. Çinik, “Bilim insanları saç yapısını elektron mikroskobu boyutunda inceleyip, saç folikülünü oluşturan her yapının birbiriyle iletişimini, kan damarlarının, sinir yapısının ve hormonal bağlantıların nasıl çalıştığını 3 boyutlu bir harita gibi görmeye başladı. Bu hakimiyet tedavi ve yeni teknoloji için ışık oldu. Artık hangi kök hücrenin veya hangi hormonun saç foliküllerinde etkili olacağı biliniyor. Detaylı bakıldığında; saç folikül hücreleri, kök hücre fizyolojisi, 3 boyutlu laboratuvar hücre kültürleri, genetik doku mühendisliği ve genetik haritalama alanındaki gelişmeler, saç klonlamasına hizmet etmeye başladı. Artık saç klonlaması çok daha yakın.Eskiden saç folikülü çoğaltılabilir mi diye soran bilim insanları artık bunu sormuyor. Çalışmalar; klonlanarak üretilen saç foliküllerinin ne kadar uzun süre yaşayacağı, seri üretim ve herkese klonlama işleminin ne zaman başlayacağı, uzun dönemde bu tedavinin yan etkilerinin ne olabileceği ve bu işlemi yapacak doktorların nasıl eğitileceği gibi sorulara odaklanıyor” dedi.</p>

<p>Dr. Muhammet Emrah Çinik, son aşamaları anlatırken, birçok bilim insanının önümüzdeki süreçte laboratuvar denemelerinin klinik olarak onaylanmasını beklediğini belirtti. Dr. Çinik, bugün için saç klonlamasının henüz saç ekim doktorlarının rutin olarak tedavide kullanacakları bir tedavi olmadığını, hala laboratuvar ortamlarındaki çalışmaların güvenlik testleri bitmeden uygulamaya geçilmediğini kaydetti.</p>

<p><img alt="‘ S A C K L O N L A M A S I T E D A V I D E Y E N I B I R C A G I N 1417139 421177" height="627" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/07/s-a-c-k-l-o-n-l-a-m-a-s-i-t-e-d-a-v-i-d-e-y-e-n-i-b-i-r-c-a-g-i-n-1417139-421177.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="627" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘ARTIK KLONLAMA TEDAVİSİ KAPIDA’</strong></p>

<p>Dr. Çinik, “Ancak saç klonlaması artık bir hayal değil. Son yıllardaki genetik bilimi, kök hücre çalışmaları ve rejeneratif tıptaki inanılmaz gelişmeler, saç klonlama teknolojisini çok fazlasıyla yakınlaştırdı. Çok net tarih verilmese bile artık klonlama tedavisi kapıda. Özellikle ülkemizin saç ekimi alanındaki dünya lideri pozisyonunu düşünürsek, saç ekim kliniklerimizin bu tedaviyi kullanacaklarından hiç şüphemiz yoktur" diye konuştu.</p>

<p><strong>MEVCUT TEDAVİLER</strong></p>

<p>Dr. Çinik, “Özellikle saç ekiminde doğal sonuçlar alınmaktadır. FUE, DHI ve Long Hair FUE yöntemleri mevcut yapılan ve hala en güncel operasyon teknikleri olarak öne çıkıyor. Saç ekimine uygun olmayan hastalar için ameliyatsız tedavilerde çok başarılı sonuçlar alınmaktadır. Exosome, mezoterapi, PRP ve stem cell gibi invazif tedaviler bu kapsamda değerlendiriliyor. Saç ekimi yaptırmak istemeyen veya bir klinikte tedavi olmak istemeyen hastalar için ise ilaç tedavileri uzun dönemde saç dökülme tedavilerinde güvenle kullanılabiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sac-klonlamasi-tedavide-yeni-bir-cagin-kapisini-araliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 09:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/07/s-a-c-k-l-o-n-l-a-m-a-s-i-t-e-d-a-v-i-d-e-y-e-n-i-b-i-r-c-a-g-i-n-1417141-421177.jpg" type="image/jpeg" length="91238"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak havalarda bu belirtileri hafife almayın!]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sicak-havalarda-bu-belirtileri-hafife-almayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sicak-havalarda-bu-belirtileri-hafife-almayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, yaz aylarında açıkta satılan gıda ve içeceklerin tüketilmesiyle artan ishal vakalarına ilişkin uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü</strong>, yaz aylarında açıkta satılan gıda ve içeceklerin tüketilmesiyle artan ishal vakalarına ilişkin uyarılarda bulunarak,<strong> “Bulantı, kusma, karın ağrısı, halsizlik ve sık dışkılama semptomlarıyla kendini belli eder. Böyle durumlarda kişi sağlıklı görünüyorsa hemen dinlenmeli ve bol sıvı tüketmelidir” </strong>dedi.</p>

<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, hava sıcaklıklarının artmasıyla<strong> ‘yaz ishali' </strong>ya da <strong>'turist ishali' </strong>olarak adlandırılan rahatsızlıklarda artış olabileceğini belirterek, uyarılarda bulundu. Özellikle tatillerde gıda güvenliği ve gıda temizliğinin kontrol edilmesinin daha zor olduğunu söyleyen Prof. Dr. Özlü, <strong>“Yaz aylarında özellikle tatil ve seyahat zamanlarında yaz ishallerine çok rastlıyoruz. Bebekler, çocuklar ve yaşlı kişiler ile kronik hastalığı olanlarda ishal dengeyi bozar ve önemli sonuçlara yol açabilir. Genellikle bakteriyel ve viral enfeksiyonlara bağlı olabilir. Bazen de besin zehirlenmeleri, sinekler yoluyla ve havuzdan bulaşmış olabilir. Açıkta satılan, uygun koşullarda bekletilmeyen gıdalarla, süt ürünler, pastalar ve açık mutfaklarda kolay üremeler olabiliyor ve besin zehirlenmeleri kolayca yaşanabiliyor”</strong> ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘SIVI KAYBI CİDDİ HASARA YOL AÇABİLİR’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Tevfik Özlü, açıkta satılan meşrubatlardan uzak durulması önerisinde bulunarak, <strong>“Bulantı, kusma, karın ağrısı, halsizlik ve sık dışkılama semptomlarıyla kendini belli eder. Böyle durumlarda kişi sağlıklı görünüyorsa hemen dinlenmeli ve bol sıvı tüketmelidir. Su, maden suyu, tuzlu ayran tüketmelidir. Posalı ve yağlı gıdaları terk etmeli. İshal diyeti dediğimiz; muz, patates, pirinç lapası, ekmek içi, yağsız peynir tüketerek 2 gün içerisinde toparlanabilirsiniz. Semptomlar ağırsa, kişi yaşlıysa, bebekse ve kronik bir hastalığı varsa hekime başvurmakta fayda var. Sıvı kaybı ciddi hasara yol açabilir. Sağlıklı ve hijyenik beslenmek çok önemlidir. Rastgele gıdalar tüketilmemelidir. Özellikle yaz aylarında yenilen gıdalara dikkat edilmelidir. Meşrubatlar açıkta satılıyor ya da zeytinyağlı salatalar bekletiliyor. İyi havalandırılmayan ortamlarda da kalmamak lazım. Kasaba ve küçük yerlerde açık ayranlar, üzüm şerbetleri satılıyor. Buzlu ve açık saklama kaplarına doldurup satış yapılan içecekler güvenli değil; uzak durmak lazım” </strong>diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sicak-havalarda-bu-belirtileri-hafife-almayin</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 10:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/07/yazishali.jpg" type="image/jpeg" length="28416"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakanlık o oyuncağı toplatıyor! Boğulma riski taşıyor]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bakanlik-o-oyuncagi-toplatiyor-bogulma-riski-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bakanlik-o-oyuncagi-toplatiyor-bogulma-riski-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ticaret  Bakanlığı, piyasaya sunulan 'peluş kaz' oyuncağının, güvenlik kriterlerini karşılamadığı ve küçük parçalara ayrılarak boğulma riski oluşturduğu gerekçesiyle arzının yasaklanmasına ve piyasadan toplanmasına karar verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığı, </strong>piyasaya sunulan 'peluş kaz' oyuncağının, güvenlik kriterlerini karşılamadığı ve küçük parçalara ayrılarak boğulma riski oluşturduğu gerekçesiyle arzının yasaklanmasına ve piyasadan toplanmasına karar verdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="B A K A N L I K T A N P E L U S K A Z O Y U N C A G I N A Y A S A K 1415124 420571" height="578" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/07/b-a-k-a-n-l-i-k-t-a-n-p-e-l-u-s-k-a-z-o-y-u-n-c-a-g-i-n-a-y-a-s-a-k-1415124-420571.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p>Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, <strong>"Ticaret Bakanlığı olarak, piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetleri kapsamında gerçekleştirdiğimiz inceleme ve laboratuvar analizleri sonucunda, 'peluş kaz' olarak piyasaya arz edilen bir oyuncağın, TS EN 71-1 standardında öngörülen mekanik güvenlik kriterlerini karşılamadığı ve küçük parçalara ayrılarak boğulma riski oluşturduğu tespit edilmiştir. Özellikle bebek ve küçük yaştaki çocuklar açısından ciddi tehlike oluşturabilecek bu uygunsuzluk nedeniyle söz konusu ürün hakkında piyasaya arzın yasaklanması ve piyasadan toplatılması kararı alınmış, ürün Güvensiz Ürün Bilgi Sistemi (GÜBİS) üzerinden kamuoyunun bilgisine sunulmuştur. Ticaret Bakanlığı olarak; çocuklarımızın sağlığını ve güvenliğini tehdit eden hiçbir ürüne müsamaha göstermiyor, vatandaşlarımızın güvenli ürünlere erişimini sağlamak amacıyla piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetlerimizi bilimsel analizler ve laboratuvar incelemeleri doğrultusunda kararlılıkla sürdürüyoruz"</strong> açıklamasında bulundu.</p>

<p><img alt="B A K A N L I K T A N P E L U S K A Z O Y U N C A G I N A Y A S A K 1415123 420571" height="448" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/07/b-a-k-a-n-l-i-k-t-a-n-p-e-l-u-s-k-a-z-o-y-u-n-c-a-g-i-n-a-y-a-s-a-k-1415123-420571.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bakanlik-o-oyuncagi-toplatiyor-bogulma-riski-tasiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 18:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/07/cocuklar-1.jpg" type="image/jpeg" length="50639"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Baş ağrısı ve geçmeyen öksürüğü hafife almayın!]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bas-agrisi-ve-gecmeyen-oksurugu-hafife-almayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bas-agrisi-ve-gecmeyen-oksurugu-hafife-almayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte klima kullanımına bağlı gelişen lejyoner hastalığı (klima zatürresi) ile gıda ve su kaynaklı yaz ishallerinde belirgin artış yaşandığını belirterek vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte klima kullanımına bağlı gelişen lejyoner hastalığı (klima zatürresi) ile gıda ve su kaynaklı yaz ishallerinde belirgin artış yaşandığını belirterek vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p>Prof. Dr. Şevket Özkaya, son yıllarda hava sıcaklıklarının yükselmesiyle alışveriş merkezleri, iş yerleri, oteller ve evlerde klima kullanımının yaygınlaştığını söyledi. Klimaların uygun şekilde temizlenmemesi durumunda ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini ifade eden Özkaya,<strong> "Yaz aylarında halk arasında 'klima çarpması' olarak bilinen, tıbbi adıyla lejyoner hastalığına bağlı zatürre vakalarını kış aylarına göre çok daha sık görüyoruz. Klima sistemlerinde ve su depolarında üreyen 'legionella' bakterisi, klima aracılığıyla akciğerlere ulaşarak ciddi zatürreye neden olabiliyor"</strong> dedi.</p>

<p>Son günlerde baş ağrısı, göz, burun ve boğazda tahriş, geçmeyen öksürük, boğazda gıcık hissi, baş dönmesi ve kaşıntı gibi şikayetlerle sağlık kuruluşlarına başvuruların arttığını belirten Özkaya, <strong>"Lejyoner hastalığında öksürük, yüksek ateş, eklem ağrıları ve halsizlik ön plandadır. Özellikle otellerde tatil yapanlar, merkezi havalandırma sistemlerinin bulunduğu iş yerleri, kongre merkezleri, termal tesisler, ofis ve bankalarda çalışanlar risk altında bulunuyor. Klimaların filtre ve bakımının düzenli olarak yapılması büyük önem taşıyor</strong>" diye konuştu.</p>

<p>Yaz aylarının bir diğer önemli sağlık sorununun ise sıcak havalarda artan gıda ve su kaynaklı enfeksiyonlar olduğuna dikkat çeken Özkaya, <strong>"Yüksek sıcaklıklarda bakteri ve virüsler gıdalarda çok hızlı çoğalıyor. Uygun şartlarda saklanmayan yiyeceklerin tüketilmesi ve kirli suların kullanılması, yaz ishali olarak bilinen enfeksiyonların en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Bu hastalıklar yaz aylarında acil servis ve hastane başvurularının en sık sebeplerinden biri haline geliyor"</strong> şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaz ishallerini tetikleyen başlıca risk faktörlerinin bozulmuş gıdalar, kontamine su ve buz, yetersiz el hijyeni ile kirli havuz ve deniz sularının yutulması olduğunu belirten Özkaya, sıcak havalarda soğuk zincirin korunmasının ve kişisel hijyen kurallarına uyulmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) özellikle tropikal iklime sahip bölgelerde çiğ tüketilen marul ve benzeri yapraklı sebzeler aracılığıyla bulaşabilen paraziter enfeksiyonlara karşı uyarılarda bulunduğunu hatırlatan Özkaya, bu enfeksiyonların sık ve sulu ishal, mide bulantısı, karın krampları, şişkinlik ve hafif ateş gibi belirtilere yol açabileceğini söyledi. Vatandaşlara ve gıda işletmelerine de çağrıda bulunan Prof. Dr. Özkaya, "Yeşillikler bol suyla iyice yıkanmalı, mümkünse pişirilerek tüketilmeli, marul ve yeşil soğanın dış yaprakları temizlenmelidir. Gıda hazırlayan işletmeler hijyen kurallarına azami özen göstermeli, klimaların da düzenli bakım ve temizliği ihmal edilmemelidir" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bas-agrisi-ve-gecmeyen-oksurugu-hafife-almayin</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2023/07/sicak-havalarda-bunu-yapmayan-basi-derde-girer-kilo-alimi-vucutta-yaglanma-hazimsizlik-bas-agrisi1.jpg" type="image/jpeg" length="96649"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazın en büyük hata: Meyve ve sebzeleri bu şekilde tüketmeyin]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yazin-en-buyuk-hata-meyve-ve-sebzeleri-bu-sekilde-tuketmeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yazin-en-buyuk-hata-meyve-ve-sebzeleri-bu-sekilde-tuketmeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Aslı Haykır Solay, yaz aylarında uygun şekilde yıkanmayan ve doğru koşullarda saklanmayan sebze ile meyvelerin gıda kaynaklı enfeksiyonlara yol açabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında sebze ve meyvelerin uygun koşullarda temizlenmemesi ve saklanmaması gıda kaynaklı enfeksiyon riskini artırıyor. <strong>Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Aslı Haykır Solay, </strong>yaz aylarında sebze ve meyve tüketiminde özellikle dikkat etmek gerektiğini vurgulayarak, <strong>“Sebze ve meyveler sıcaklık ve nem artışından dolayı enfeksiyon kaynağı haline gelebilirler. Çünkü tarladan ve ağaçtan soframıza gelene kadar uzun bir zincirden geçiyorlar. Ve bu süreçte saklama ve hazırlanma koşulları oldukça önemli. Kurallara dikkat edilmediği takdirde de bir besiyeri gibi üreme ortamı olabilir. Salmonellalar, norovirüsler üreyip bir salgın da meydana getirebilecek duruma gelebilirler. Bu nedenle yıkanma ve saklama koşulları oldukça önemlidir. Özellikle ilk başta mekanik temizlik çok önemli. Gözle görünür kirlerin, toprağın ve çürümüş olan kısımların mutlaka arındırılması lazım. Bunu da akan suda ovalayarak yıkamak gerekiyor. Mümkünse sebze temizleyici fırçalar bu işi kolaylaştırır ve daha etkin hale getirir. Bu aşamadan sonra karbonatlı ve sirkeli suları sırayla kullanmak hem tarım ilaçlarının bertarafına hem de mikroorganizmaların eliminasyonunu kolaylaştırır. Yüzde 80-90 oranında bu sürece olumlu yönde katkı sağlar"</strong> dedi.</p>

<p><strong>'NEMDEN ARINDIRARAK SAKLAMALIYIZ'</strong></p>

<p>Solay, bu aşamalardan sonra sebze ve meyvelerin kısa sürede tüketilmesi gerektiğini belirterek, <strong>"Eğer tüketmeyeceksek de iyice kurulayarak, nemden arındırarak, buzdolabında kapalı bir kapta muhafaza etmeliyiz. Özellikle kavun ve karpuz gibi ürünlerde, bunların soyulduğu düşünülerek yıkanmaktan geri durulabiliyor. Fakat bıçakla kesildiğinde dışarıdaki mikroorganizmalar içeri nüfuz edebiliyor. Bu nedenle onların da tüketim sırasında mutlaka dışının yıkanması, ondan sonra kesilmesi gerekmekte. Bir diğer önemli nokta da çapraz kontaminasyon. Çiğ et ve tavuk kesilen bıçak ya da kesme tahtalarının kesinlikle sebze ve meyvelerde kullanılmaması gerekiyor. Birbirleri arasında mikroorganizma geçişi oluyor ve pişmeden tüketildiği için de enfeksiyona, hastalıklara neden olabiliyor. Dışarıda yemek yerken de dikkat etmemiz gereken şeyler var. Dışarıda en güvenli gıdalar pişmiş olan gıdalar. Özellikle açık büfelerde dikkat etmemiz gereken şey, eğer salatalar soğuk bir buz kabında sunulmuyorsa ya da kesilmiş bir şekilde sunuluyorsa, ılık bir şekilde ya da üzerine sinekler üşüşüyorsa bu gıdaları tüketmemek gerekiyor"</strong> diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'EN ÖNEMLİ AŞAMA EL YIKAMA'</strong></p>

<p>Doç. Dr. Solay, kabuklu meyveleri soyarak tüketmenin en güvenli yol olduğuna işaret ederek, "En önemli basamağı unutmamamız lazım. Bütün teknolojik gelişmelere, bütün yeniliklere rağmen hala en önemli aşama el yıkama. Enfeksiyonun kaynağı kendi ellerimiz olabilir. Yemeklerden önce mutlaka 20 saniye boyunca ellerimizi su ve sabunla ovalayarak yıkamamız gerekmekte. Burada bazı gıdaları tükettikten sonra, 6 saat içerisinde mikroorganizma yoğunluğu fazlaysa ishal, bulantı, kusma şikayetleri olabiliyor. Burada bizim hekim olarak destek olmamız gereken durumlar; çok fazla sıvı kaybı olması, bulantı ve kusmadan dolayı su içememe ve yemek yiyememe durumu olması halinde, özellikle kişilerin ek hastalıkları varsa, böbrek yetmezliği, şeker hastalığı, ileri yaş ya da küçük çocuklar bu gruba girebilir, riskli gruba girebilir. İshal sıklığının artması halinde bizim destek olmamız gerekiyor. Ama normalde 2-3 kere ishal olunduğunda insanlar gözlemleyebilir. Onlara çok müdahale etmiyoruz. Ama sıvı kaybının artması bizim müdahale etmemiz gereken bir grup oluyor" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yazin-en-buyuk-hata-meyve-ve-sebzeleri-bu-sekilde-tuketmeyin</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 11:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/01/diyettt.jpg" type="image/jpeg" length="97001"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kahve tercihleri değişiyor]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kahve-tercihleri-degisiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kahve-tercihleri-degisiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Versuni'nin araştırmasına göre Türkiye'de kahve tüketiminin yüzde 70'i artık evlerde gerçekleşiyor. Geleneksel Türk kahvesi liderliğini korurken, latte, filtre kahve ve soğuk kahve gibi yeni nesil seçenekler de evlerde giderek daha fazla tercih ediliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Versuni'nin yaptığı yeni araştırmaya göre Türkiye'de kahve tüketiminin yüzde 70'i artık evlerde gerçekleşiyor ve tüketiciler hız ile kolaylığın yanı sıra barista kalitesinde kusursuz bir deneyim bekliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırma, Türkiye'deki evlerin yüzde 53'ünde geleneksel Türk kahvesi pişerken; aynı evlerde yüzde 40 oranında latte, yüzde 33 oranında filtre kahve ve yüzde 31 oranında soğuk kahve hazırlandığını ortaya koydu. Bu tablonun, geleneksel kahve kültürünün silinmediğini, aksine yeni nesil kahve alışkanlıklarıyla zenginleşerek katmanlandığını gösterdiği belirtildi.</p>

<p>Versuni, Türkiye'deki kahve tüketim alışkanlıklarına yönelik yaptığı araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Açıklamaya göre Türk tüketicisi kahveyi yalnızca bir ihtiyaç olarak ele almanın ötesinde; duygu durumuna, günün saatine ve sosyal ortama göre şekillenen kişiselleştirilmiş bir deneyim olarak görüyor.</p>

<p>Tüketicilerin kahve tercihlerini belirleyen en önemli unsur tat ve aroma olurken, lezzet beklentisi kahve deneyiminin merkezinde yer alıyor.</p>

<p>Şirket tarafından yapılan açıklamada şu bilgilere yer verildi:</p>

<p>“Versuni’nin tüketici içgörüleri, Türkiye’nin kahveyle kurduğu bağın dünyadaki diğer pazarlardan önemli ölçüde ayrıştığını gösteriyor. Batı pazarlarında kahve çoğunlukla güne başlama fonksiyonu taşırken; Türkiye, kahvenin gün boyuna yayıldığı ve güçlü sosyal anlamlar içerdiği 'Doğu tipi kahve kültürü' içerisinde yer alıyor.</p>

<p>Araştırmaya göre Türk tüketicilerinin yüzde 72’si kahveyi belirli duygu ve çağrışımlarla ilişkilendiriyor (küresel ortalama yüzde 61). Dahası, Türklerin yüzde 80’i 'iyi kahve ikram etmenin misafiri özel hissettirdiğini' belirtirken, yüzde 55’i kahveyi günün yorgunluğunu atma anıyla eşleştiriyor.</p>

<p>Türkiye’deki evlerde artık tek bir kahvenin ötesinde, geniş bir yelpaze tüketiliyor. Evlerin yüzde 53’ünde geleneksel Türk kahvesi pişerken; aynı evlerde yüzde 40 oranında latte, yüzde 33 oranında filtre kahve ve yüzde 31 oranında soğuk kahve hazırlanıyor. Bu tablo, geleneksel kahve kültürünün silinmediğini, aksine yeni nesil kahve alışkanlıklarıyla zenginleşerek katmanlandığını gösteriyor.</p>

<p>Değişen yaşam alışkanlıkları ve artan teknolojik imkanlar, evleri birer deneyim merkezine dönüştürdü. Türkiye’de kahve tüketiminin yaklaşık yüzde 70’inin evde gerçekleşmesi, bu değişimin en net göstergesi.</p>

<p>Bugünün tüketicisi evinde kahve hazırlarken standartlarla yetinmiyor. Verilere göre tüketicilerin yüzde 61’i evde hazırladığı kahvenin dışarıdaki kafeler kadar kaliteli olmasını bekliyor. Yüzde 69’u kahvede lezzeti önceliklendirirken, yüzde 55’i aynı anda hız beklentisini de koruyor. Tüketicilerin yüzde 52’sinin kahve tercihini ruh haline göre değiştirmesi ise evdeki kahve makinelerinin artık çok daha esnek, akıllı ve zengin bir menü sunması gerektiğini ortaya koyuyor.</p>

<p>1956 yılında ilk elektrikli kahve öğütücüsüyle başlayan, 1960’larda filtre kahve makineleriyle devam eden ve 1980’lerde ev tipi espresso makineleri üreten Philips’in inovasyon yolculuğu, bugün yapay zekâ destekli akıllı teknolojilerle geleceğe uzanıyor.</p>

<p>Özellikle 2018 yılında LatteGo sistemi ile evde sütlü kahve yapımındaki temizlik ve zorluk bariyerini yıkan Versuni, bugün Café Aromis gibi üst düzey cihazlarla çıtayı daha da yükseltiyor. Cafe Aromis’in 13 grama kadar taze öğütülmüş kahve kullanan BrewExtract teknolojisi, 12-24 saatlik soğuk demleme (Cold Brew) süresini 5 dakikanın altına indiren sistemleri ve kullanıcısının damak tadını öğrenen ve kahve deneyimini tamamen kişiselleştiren yapay zekâ destekli barista asistanı, 70 yıllık birikimin bugünkü yansımaları olarak öne çıkıyor.”</p>

<p><strong>‘İYİ KAHVEYİ GÜNLÜK HAYATIN DOĞAL BİR PARÇASI HALİNE GETİRİYORUZ’</strong></p>

<p>Philips’in kahve kategorisindeki bu uzun yolculuğunun temelinde, tüketiciyi doğru okuma ve teknolojiyle harmanlama becerisinin yattığını belirten Versuni Türkiye Genel Müdürü Esin Karadede, bu dönüşümü şu sözlerle değerlendirdi:</p>

<p>“Türkiye’de kahve bir içecekten çok daha fazlası anlamına geliyor; misafirperverliğin, sosyalleşmenin, kendimize ayırdığımız özel anların ve köklü hatıraların bir taşıyıcısı. Araştırmalarımız gösteriyor ki, aynı evin içinde sabah filtre kahve içen, öğleden sonra soğuk kahve veya latte tercih eden, akşam misafirine Türk kahvesi ikram eden zengin bir kültür yaşıyor. Versuni olarak biz, Philips’in köklü mühendislik mirası ve 70 yıllık kahve tutkusuyla bu çoğul gerçekliğe yanıt veriyoruz. Amacımız iyi ve profesyonel kahve deneyimini herkes için erişilebilir, hızlı ve tutarlı hale getirmek. Tüketicilerimizin ‘Bugün nasıl bir kahve istiyorum? ’sorusuna, kendi mutfaklarında en yüksek kaliteyle cevap verebilmelerini sağlamaktan büyük gurur duyuyoruz.”</p>

<p><br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kahve-tercihleri-degisiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 11:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2025/11/1200x627-kahve-tansiyonu-dusurur-mu-filtre-kahve-yuksek-tansiyona-iyi-gelir-mi-dusurur-mu-yukseltir-mi-rs1-1681286309526.webp" type="image/jpeg" length="13025"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Klimalar sessiz tehlike! Uzman isimden hayati tavsiyeler]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/klimalar-sessiz-tehlike-uzman-isimden-hayati-tavsiyeler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/klimalar-sessiz-tehlike-uzman-isimden-hayati-tavsiyeler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, yaz aylarında yoğun kullanılan klimaların yanlış kullanımının solunum yolu enfeksiyonlarından kas spazmlarına kadar birçok sağlık sorununa yol açabileceğini belirterek, düzenli bakım yapılması, ortamın sık sık havalandırılması ve klimanın 23-24 derecenin altında çalıştırılmaması gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, serinlemek için tercih edilen klimaların sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, <strong>"Klimaların bakımlarının yapılması, filtrelerinin değişmesi ve yıkanması gerekir. Klima kullanırken mutlaka zaman zaman kapı ve pencereleri açıp, havalandırmak lazım. Klima aynı havayı çekerek soğutup geri veriyor ve içerideki hava zamanla kirleniyor ve oksijeni azalıyor" </strong>dedi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaz aylarında sıcaklıklarının artmasıyla birlikte klima kullanımı yaygınlaştı. Uzmanlar, serinlemek için tercih edilen klimaların bilinçsiz kullanımının solunum yolu hastalıklarından kas tutulmalarına kadar pek çok sağlık sorununa yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü,<strong> "Yaz ayları klimaların yoğun kullanıldığı bir döneme denk geliyor. Klimasız da olmuyor ama klimayı kurallara uygun kullanmamız lazım yoksa sağlık açısından ciddi riskler taşıyabilir. Klimaların bakımlarının yapılması, filtrelerinin değişmesi ve yıkanması gerekir. Klima kullanırken mutlaka zaman zaman kapı ve pencereleri açıp, havalandırmak lazım. Klima aynı havayı çekerek soğutup geri veriyor ve içerideki hava zamanla kirleniyor ve oksijeni azalıyor. Virüs ve bakteriler arttığı için bulaş riski de artıyor. İçerideki havanın dışarıdaki hava ile değişmesini sağlamamız lazım"</strong> diye konuştu.</p>

<p><strong>'KLİMA FANI DOĞRUDAN SİZE ÇARPMAMALI'</strong></p>

<p>Klima kullanımında dikkat edilmesi gerekenleri sıralayan Prof. Dr. Özlü, "<strong>Klimanın ideal oda sıcaklığı 23-24 derecedir. Bu sıcaklığın daha altında çalıştırmamak lazım. Vücut ısısının dengesi bozuluyor ve bu durumda hastalıklara zemin hazırlıyor. 40 dereceyi geçen sıcaklıktan 17 dereceye girmek çok makul değil. Nem durumunu dikkatle izlemek, klimanın fanını doğrudan vücudunuza doğrudan çarpmaması lazımdır. Klimanın tam karşısında oturmak ve fanın direkt size çarpmasına izin vermemeliyiz. Yukarı doğru kaldırmak en sağlıklısıdır. Klima kullanıma dikkat edilmezse bazı rahatsızlıklar; üst solunum enfeksiyonları, boğazda, gözde hasarlar ve bunlara bağlı alerjik durumlar yaşanabilir. Bronşit, solunum sıkıntısı, öksürük, geniz ve burun akıntısı, gözde kızarıklık gibi durumlarla karşılaşabiliriz" </strong>dedi.</p>

<p><strong>'HAVA DEĞİŞİMİ SAĞLAMAK ÖNEMLİ'</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tevfik Özlü, "Dikkatli kullanıldığında konforlu bir alettir. Klimanın direkt karşısında olmak, kas spazmlarına ve kramplarına yol açabilir. Boyun tutukluğu ve baş ağrısı semptomlarını gösterebilir. Araç içinde ya da kapalı ortamlarda klima kullanacaksanız, önce havalandırma yapılmalı daha sonra klima çalıştırılmalıdır. Hava değişimi sağlamak önemlidir" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/klimalar-sessiz-tehlike-uzman-isimden-hayati-tavsiyeler</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2023/06/klima-zaturre-yapar-mi-kronik-rahatsizligi-olanlarda-olume-neden-oluyor.jpg" type="image/jpeg" length="14409"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Kirli havuz ve deniz suyu yaz ishallerini tetikleyebilir’]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kirli-havuz-ve-deniz-suyu-yaz-ishallerini-tetikleyebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kirli-havuz-ve-deniz-suyu-yaz-ishallerini-tetikleyebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında serinlemek için tercih edilen deniz ve havuzlar, hijyen kurallarına uyulmadığında çocuklar için enfeksiyon kaynağına dönüşebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle kirli havuz suyu, mikroorganizma içeren deniz suyu ve hijyenik olmayan gıdaların yaz ishallerinin en önemli nedenleri arasında yer aldığını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı Karakullukçu Çebi, "Çocukların oyun sırasında farkında olmadan havuz veya deniz suyu yutması enfeksiyon riskini artırabiliyor. Bu nedenle özellikle ortak kullanım alanlarında hijyen kurallarına dikkat edilmesi büyük önem taşıyor" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaz aylarında görülen ishal vakalarının en sık belirtilerinin sulu dışkılama, kusma, karın ağrısı, ateş ve halsizlik olduğunu belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı Karakullukçu Çebi, "Özellikle beş yaş altındaki çocuklarda sıvı kaybı çok kısa sürede ciddi boyutlara ulaşabilir. Ağız kuruluğu, gözyaşında azalma, idrar miktarında düşüş ve aşırı uyku hali önemli alarm bulgularıdır. Bu belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir çocuk hekimine başvurulmalıdır" diye konuştu.<br />
<br />
<strong>"Her ishal vakasında antibiyotik kullanılmamalı"</strong></p>

<p>İshal tedavisinin hastalığın nedenine göre planlanması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Çebi, "Antibiyotik her ishal vakasında gerekli değildir. Tedavi mutlaka hekim değerlendirmesi sonrasında planlanmalıdır. Gereksiz antibiyotik kullanımı fayda sağlamadığı gibi farklı sağlık sorunlarına da yol açabilir" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<strong>"Hijyen kurallarına dikkat edilmeli"</strong></p>

<p>Yaz ishallerinden korunmanın büyük ölçüde doğru hijyen alışkanlıklarıyla mümkün olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Çebi, "Çocukların havuza girmeden önce ve çıktıktan sonra duş almaları, havuz suyunu yutmamaları ve hijyeninden emin olunmayan havuzları kullanmamaları gerekir. Açıkta satılan gıdalardan uzak durulmalı, güvenilir içme suyu tercih edilmeli ve el hijyenine özen gösterilmelidir" şeklinde konuştu.<br />
<br />
<strong>"İyileşmeden havuza girilmemeli"</strong></p>

<p>İshal geçiren çocukların tamamen iyileşmeden deniz veya havuza girmemesi gerektiğini dile getiren Uzm. Dr. Çebi, "Bu hem çocuğun sağlığının korunması hem de enfeksiyonun diğer kişilere bulaşmasının önlenmesi açısından büyük önem taşıyor. Basit hijyen önlemleriyle yaz aylarında görülen ishal vakalarının önemli bir kısmının önüne geçmek mümkündür" diyerek sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kirli-havuz-ve-deniz-suyu-yaz-ishallerini-tetikleyebilir</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 00:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/07/a-w744652-01.jpg" type="image/jpeg" length="25990"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından sıcak hava uyarısı: "Su tüketimini ihmal etmeyin"]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmanindan-sicak-hava-uyarisi-su-tuketimini-ihmal-etmeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmanindan-sicak-hava-uyarisi-su-tuketimini-ihmal-etmeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye genelinde etkisini artıran sıcak hava dalgasıyla birlikte vücutta sıvı kaybı da artarken, Uzman Diyetisyeni Pakize Gizem Akgül, yetersiz su tüketiminin halsizlikten tansiyon problemlerine kadar birçok sağlık sorununa yol açabileceğini belirterek, günlük sıvı ihtiyacının öncelikle suyla karşılanması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında etkisini artıran kavurucu sıcaklar özellikle Adana gibi yüksek sıcaklıkların görüldüğü kentlerde günlük yaşamı olumsuz etkiliyor. Türkiye genelinde etkisini artıran sıcak hava dalgası nedeniyle hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üzerine çıkarken, uzmanlar sıcak havalarda artan sıvı kaybına karşı vatandaşları uyarıyor. Uzmanlar, sıcak havayla birlikte terleme nedeniyle vücudun daha fazla sıvı kaybettiğini, bu kaybın yeterince karşılanmaması halinde ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceğini belirtiyor.</p>

<p><strong>"Su bir tercih değil, temel ihtiyaç"</strong></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Pakize Gizem Akgül, sıcak havalarda sıvı tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, "Yaz aylarında havaların çok fazla ısınmasıyla birlikte sıvı kayıpları da artıyor. Özellikle terleme nedeniyle kaybedilen sıvının yerine yeterli miktarda su alınmadığında gün içerisinde halsizlik, yorgunluk, gerginlik, baş ağrısı, bulantı, sindirim sistemi bozuklukları, tansiyon problemleri ve çarpıntı gibi birçok sağlık problemi görülebiliyor. Su, tercih değil temel bir ihtiyaçtır" dedi.</p>

<p>Kadınların günlük ortalama 2 litre, erkeklerin ise yaklaşık 2,5 litre su tüketmesi gerektiğini belirten Akgül, yaş, cinsiyet, fiziksel aktivite, kronik hastalık ve ilaç kullanımına göre bu miktarın değişebileceğini ifade etti. Günlük sıvı ihtiyacının düzenli şekilde karşılanmasının vücudun sıvı dengesini korumada büyük önem taşıdığını kaydetti.</p>

<p><strong>"Çay ve kahve suyun yerini tutmaz"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aşırı çay, kahve ve şekerli içecek tüketiminin sıvı ihtiyacını artırabileceğine dikkat çeken Akgül, günlük sıvı ihtiyacının öncelikle suyla karşılanmasını önerdi. Mineral açısından zengin maden suyu, ayranın da tercih edilebileceğini belirten Akgül, evde hazırlanan limonata ve taze meyve sularının ise doğal içerikli olmasına rağmen yüksek şeker içerebildiğini, bu nedenle özellikle kilo kontrolü ve kan şekeri açısından ölçülü tüketilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>Buzlu içecek uyarısı</strong></p>

<p>Yaz aylarında serinlemek amacıyla tüketilen buzlu içeceklere karşı da vatandaşları uyaran Akgül, dışarıda kullanılan buzların hijyenik şartlarda hazırlanıp hazırlanmadığının bilinmediğini belirterek, "Hijyenik olmayan buzlar enfeksiyonlara, ishal ve gıda zehirlenmelerine neden olabilir. Bu nedenle buzlu içecekler tüketilirken güvenilir işletmeler tercih edilmeli" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmanindan-sicak-hava-uyarisi-su-tuketimini-ihmal-etmeyin</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 00:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/07/a-w745389-03.jpg" type="image/jpeg" length="77199"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Yanlış güneş gözlüğü göz sağlığını tehdit ediyor"]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yanlis-gunes-gozlugu-goz-sagligini-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yanlis-gunes-gozlugu-goz-sagligini-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz hastalıkları uzmanı, yaz aylarında artan güneş ışınlarının göz sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirterek, UV400 koruması bulunmayan güneş gözlüklerinin faydadan çok zarar verebileceği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında etkisini artıran güneş ışınları, yalnızca cilt sağlığını değil göz sağlığını da tehdit ediyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Kübra Erdoğan, özellikle UV koruması bulunmayan güneş gözlüklerinin ciddi göz hastalıklarına zemin hazırlayabileceğini belirterek vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu.<br />
<br />
<strong>"Güneş ışınları sandığımızdan daha fazla zarar verebilir"</strong></p>

<p>Güneş ışınlarının gözlerde kısa ve uzun vadede ciddi sorunlara yol açabileceğini ifade eden Kübra Erdoğan, "Güneş ışınları gözlerimize sandığımızdan daha fazla zarar verebilir. Güneş ışınlarına kısa süreli maruziyetlerde gözlerde rahatsızlık hissi, ışık hassasiyeti ya da kızarıklık görülebilir. Daha uzun süreli maruziyetlerde ise kornea tabakasında tahriş ya da hasar, katarakt oluşumu, konjonktiva hastalıklarında artış, halk arasında sarı nokta olarak bilinen hastalıkta artış, retina hastalıklarında artış ya da göz kapağı cilt kanserlerinde artış görülebilir" dedi.<br />
<br />
<strong>"UV400 ibaresi mutlaka bulunmalı"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Güneş gözlüğü alırken ilk dikkat edilmesi gereken unsurun UV koruması olduğunun altını çizen Erdoğan, vatandaşların güvenilir optik mağazalarını tercih etmeleri gerektiğini belirtti. Erdoğan, "Güneş gözlüklerinde UV400 ibaresinin olmasını istiyoruz. Mutlaka güvenilir optik mağazalarından temin edilmesi ve sertifikasının bulunması gerekiyor. Güneş gözlükleri kesinlikle aksesuar olarak değil, tıbbi ekipman olarak görülmelidir" diye konuştu.<br />
<br />
<strong>"Kalitesiz gözlük hiç gözlük kullanmamaktan daha fazla zarar verir"</strong></p>

<p>UV filtresi bulunmayan gözlüklerin göz sağlığı açısından ciddi risk oluşturduğunu da ifade eden Dr. Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu:</p>

<p>"Kötü ya da UV filtresi olmayan gözlük kullanmak, hiç gözlük kullanmamaktan daha fazla zarar verir. Bu gözlüklerdeki koyu renkli camlar göz bebeklerinin büyümesine ve zararlı güneş ışınlarının gözlere daha fazla ulaşmasına sebep olur. Bu camların optik kalitesi de düşüktür. Gözde bozukluklara yol açabilir ve gün sonunda baş ağrısı, göz yorgunluğu ya da bulanık görme şikayetlerine neden olabilir. Bu nedenle güneş gözlüğü tercih ederken model veya renkten daha ziyade optik dereceli UV filtresinin olması çok daha önemlidir."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yanlis-gunes-gozlugu-goz-sagligini-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 00:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/07/a-w745740-03.jpg" type="image/jpeg" length="38884"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Geçmeyen yorgunluk alarmı: Tükenmişlik sendromuna dikkat]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/gecmeyen-yorgunluk-alarmi-tukenmislik-sendromuna-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/gecmeyen-yorgunluk-alarmi-tukenmislik-sendromuna-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yoğun iş temposu, sürekli stres ve dinlenmeyle geçmeyen yorgunluk tükenmişlik sendromunun habercisi olabilir. Psikiyatri Uzmanı Uz. Dr. Levent Turhan, motivasyon kaybı ve kronik yorgunluğun ruh sağlığını tehdit eden önemli belirtiler arasında yer aldığını belirterek erken müdahalenin önemine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Psikiyatri Uzmanı Uz. Dr. Levent Turhan, modern yaşamın getirdiği yoğun tempo ve iş stresinin tetiklediği tükenmişlik sendromu hakkında önemli uyarılarda bulundu. Uz. Dr. Turhan, "Dinlenmenize rağmen geçmeyen bir yorgunluk ve motivasyon kaybı yaşıyorsanız bu durum ruhsal sağlığınızı tehdit eden ciddi bir boyut kazanmış olabilir" dedi.</p>

<p><br />
Modern yaşamın hızla artan temposu ve sürekli ulaşılabilir olma baskısı, çalışanlar üzerinde kronik bir stres yükü oluşturmaya devam ediyor. Zamanında yönetilemeyen bu stresin bir süre sonra fiziksel, zihinsel ve duygusal kaynakların tamamen tükenmesiyle sonuçlandığını belirten Maltepe Özel Ersoy Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Uz. Dr. Levent Turhan, özellikle yoğun sorumluluk taşıyan meslek gruplarını uyardı.</p>

<p>Her iş stresinin tükenmişlik anlamına gelmediğini vurgulayan Uz. Dr. Levent Turhan aradaki farka dikkat çekerek, "<strong>İş stresi yaşayan kişi yoğun baskı altındadır ve gergindir ama enerjisini koruyabilir. Güzel bir tatil veya dinlenme sonrasında hızla toparlanır. Ancak tükenmişlik sendromunda durum çok farklıdır. Enerji kaynakları tamamen kurumuş gibidir; kişi dinlense bile toparlanamaz, işine karşı tüm motivasyonunu ve ilgisini kaybeder. Başlangıçta sadece iş hayatını etkileyen bu kriz, zamanla aile ve sosyal yaşam kalitesini de tamamen yerle bir edebilir"</strong> şeklinde konuştu.</p>

<p>Tükenmişliğin bir anda ortaya çıkmadığını; belirtilerin zamana yayılarak sinsice ilerlediğini ifade eden Turhan, muhtemel sinyalleri ise şu şekilde aktardı:</p>

<p>"Fiziksel olarak sürekli yorgunluk, sabahları hiç uyumamış gibi uyanma, geçmeyen baş ve kas ağrıları ile sık hastalanma en belirgin işaretlerdir. Duygusal boyutta ise yoğun bir umutsuzluk, öfke, tahammülsüzlük ve içe dönük bir boşluk hissi baş gösterir. Kişi zihinsel olarak dikkat dağınıklığı, unutkanlık ve karar vermede güçlük yaşarken; davranışsal olarak da işe gitmek istememe, sosyal çevreden kaçma, işleri sürekli erteleme ve alkol-sigara kullanımında artış gibi eğilimler sergiler."</p>

<p>Tükenmişlik sendromunun herkesi etkileyebileceğini ancak özellikle bazı gruplarda riskin çok daha yüksek olduğunu aktaran Turhan, "Özellikle insanla doğrudan temas kuran ve yüksek sorumluluk gerektiren mesleklerden hekimler, hemşireler, öğretmenler, yöneticiler, avukatlar, bankacılar ve çağrı merkezi çalışanları risk altındadır. Bunun yanı sıra evde bakım veren aile bireyleri ile yapısal olarak mükemmeliyetçi kişilik özelliğine sahip bireyler bu sendroma çok daha yatkındır. İş süreçlerinde kontrol eksikliği, takdir edilmeme ve iş-özel hayat dengesinin bozulması süreci hızlandıran temel nedenlerdir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Tükenmişlik sendromunun depresyonla karıştırılmaması gerektiğinin altını çizen Uz. Dr. Levent Turhan, şu ifadelere yer verdi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Tükenmişlik doğrudan depresyon demek değildir, daha çok işle ilişkili kronik stresin bir sonucudur. Ancak çok uzun süre müdahale edilmeden devam eden tükenmişlik vakaları, bir süre sonra kişide klinik depresyon ve anksiyete bozukluğu gelişimine ciddi şekilde zemin hazırlar. Bu nedenle iki tablonun uzman tarafından doğru ayrıştırılması ve tedavi planının geciktirilmeden yapılması gerekir."</p>

<p>Son olarak rahatsızlığın çözüm yollarına değinen Uz. Dr. Turhan, şu ifadelere yer verdi:</p>

<p>"Tedavide ilk adım tükenmişliğe yol açan kök stres kaynaklarını net bir şekilde belirlemektir. Psikoterapi süreci bu aşamada çok değerlidir; kişi stres yönetimini, hayır diyebilmeyi ve sağlıklı sınırlar koymayı öğrenir. Yaşam tarzında yapılacak düzenli uyku, egzersiz, sosyal destek ve hobilere zaman ayırma gibi hamleler toparlanmayı hızlandırır. Eğer tabloya depresyon veya yoğun kaygı eşlik ediyorsa, psikiyatri uzmanı kontrolünde ilaç tedavisi planlanmalıdır. Haftalarca süren bir yorgunluk, iş performansında belirgin düşüş ve sürekli mutsuzluk varsa vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/gecmeyen-yorgunluk-alarmi-tukenmislik-sendromuna-dikkat</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/07/tukenmis.jpg" type="image/jpeg" length="61473"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz sıcaklarında sağlığınızı korumak için bu uyarılara dikkat]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yaz-sicaklarinda-sagliginizi-korumak-icin-bu-uyarilara-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yaz-sicaklarinda-sagliginizi-korumak-icin-bu-uyarilara-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, aşırı sıcakların özellikle yaşlılar, çocuklar, hamileler ve kronik hastalığı bulunan kişiler için ciddi sağlık riski oluşturduğunu belirterek, 10.00-16.00 saatleri arasında güneşe çıkılmaması, susuzluk hissedilmese bile günde en az 2-2,5 litre sıvı tüketilmesi ve sıcak çarpmasına karşı koruyucu önlemlerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar aşırıcı sıcaklara karşı vatandaşları uyararak, sıcak havalarda susuzluk hissi olmasa bile her gün en az 2-2,5 litre sıvı tüketilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Aşırı sıcakların çeşitli sağlık problemlerini de beraberinde getirdiğine dikkat çeken Dr. Rengin Yiğit, sıcaklık ve nem artışına bağlı olarak vücut ısısının arttığı ifade etti.</p>

<p></p>

<p>Normalde terleme ile vücut ısısısın dengede tutulmaya çalışıldığını kaydeden Dr. Yiğit, "<strong>Ancak aşırı sıcaklarda sadece terleyerek vücut ısısı dengede tutulamaz. Yaşlılar, bebekler ve kronik hastalığı olanlarda terleme mekanizması ile vücut ısısının dengede tutulması her zaman mümkün olmayabilir. Yine ortamdaki nem oranı yüksekse terleme suretiyle vücut ısısı yeterli düzeyde düşmeyebilir. Ayrıca şişmanlık, herhangi bir hastalığa bağlı yüksek ateş, aşırı sıvı kaybı (dehidratasyon), kalp hastalığı, ruh ve sinir hastalığı, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı ile tedavi amaçlı bazı ilaçların (tansiyon düşürücüler, idrar söktürücüler vb.) kullanımı da sıcak havalarda terlemeyi etkileyen diğer faktörlerdendir. Bu gibi durumlarda yükselen vücut ısısı beyin ve diğer hayati organlarda hasara yol açabilir"</strong> dedi.</p>

<p>Aşırı sıcaklardan 65 yaş ve üzerindeki yaşlılar, 4 yaşından küçük çocuklar, bakıma ihtiyacı olanlar, hamileler, açık alanda çalışanlar, aşırı kilolular, kronik hastalığı (şeker hastalığı, kalp-damar hastalıkları, beyin-damar hastalıkları, psikolojik hastalıklar, kronik solunum sistemi hastalıkları, karaciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları) olanlar sürekli ilaç (özellikle tansiyon düşürücü, idrar söktürücü, depresyon ve uyku ilaçları) kullanan kişiler, sokak çocukları ve evsizlerin etkilenen gruplar olduğu belirten Dr. Rengin Yiğit, özellikle kronik hastalığı bulunan ve yalnız yaşayan yaşlıların en çok risk taşıyan gruplar olduğunun altını çizdi.</p>

<p><strong>GÜNEŞLENME SAATLERİNE DİKKAT!</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
Aşırı sıcaklardan korunmak için 10.00-16.00 saatleri arasında mecbur kalınmadıkça dışarı çıkılmaması gerektiğini belirten Dr. Yiğit, şu açıklamada bulundu:</p>

<p><strong>"Dışarıda çalışması gerekenler mümkün oldukça güneş altında korunmasız kalmamaya,</strong> aşırı hareketlerden kaçınmaya, sık sık tuz içeren sulu gıdalar almaya dikkat etmelidirler. Açık havada geçirilen zamanlarda açık renkli, hafif, bol ve sıkı dokunmuş kumaşlardan yapılan giysiler tercih edilmeli; geniş kenarlı ve hava delikleri olan şapka giyilmeli ve güneşin zararlı ışınlarından koruyan güneş gözlüğü kullanılmalıdır. G<strong>üneş ışınlarının dik geldiği saatlerde (10.00-16.00) denize girilmemeli ve güneşlenilmemelidir.</strong> Bu saatlerin dışında denize girmek isteyenler güneşten koruyucu krem kullanmalı, şapka ve gözlük gibi gerekli koruyucu önlemleri almalı ve uzun süre kesintisiz güneşlenmemelidir. Yoğun fiziksel aktivite ve spor yapmak için sabah ve akşam saatleri tercih edilmeli, her bir saatlik spor için en az 2-4 bardak sıvı alınmalıdır. Ağır fizik aktivitelerden kaçınılmalıdır. Risk altındaki yetişkinler ve yaşlılar, günde en az iki kez güneş veya sıcak çarpması yönünden izlenmelidir. Bebekler ise bu açıdan daha sık izlenmelidir. Bebek, çocuk, engelliler ve hayvanlar kapalı ve park etmiş araçlarda kesinlikle bırakılmamalıdır. Araçların iç ısıları, klima olsa dahi park edildikten çok kısa süre sonra yükselmektedir. Araç terk edilirken herkesin dışarı çıktığından emin olunmalıdır. Kapalı alanlar iyi havalandırılmalıdır. Güneş gören pencereler perde vb. güneşliklerle gölgelendirilmelidir. Vücut ısısının yükselmemesi için sık sık duş alınmalı; bunun mümkün olmadığı durumlarda ayaklar, eller, yüz ve ense soğuk suyla ıslatılmalı veya silinmelidir. Susuzluk hissi olmasa bile her gün en az 2-2,5 litre (12-14 su bardağı) sıvı tüketilmelidir. Kahvaltıda az yağlı peynirler, zeytin ve taze sebzeler bulunmalı, kafein içeren içecekler yerine de süt, meyve suyu, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmelidir. Yağlı besinlerin ve yağda kızartmaların tüketiminden kaçınılmalı; yemeklerde bitkisel sıvı yağlar kullanılmalıdır. Yemekleri pişirirken kızartma ve kavurma yerine haşlama, ızgara, kendi suyunda veya az suda pişirme gibi sağlıklı pişirme yöntemleri uygulanmalıdır. Vücut direncini artırmak ve vücudun yeterli miktarda vitamin ve mineral almasını sağlamak için bol miktarda sebze ve meyve tüketilmelidir. Terleme ile artan sıvı ve mineral kaybının önlenmesi için her zamankinden daha fazla miktarlarda sıvı alınmalıdır. Sıvı alımında su içmek esas olmakla beraber, su dışı sıvı alımında kahve, çay ve gazlı içecekler yerine süt, ayran ve meyve suyu gibi içecekler tercih edilmelidir. Eğer doktor tarafından sıvı alımı kısıtlanmış veya idrar söktürücü ilaç kullanılması söz konusu ise ilgili doktora başvurmak gerekir. Mide kramplarına neden olabileceği için çok soğuk ve buzlu içecekler tercih edilmemelidir. Kafein, alkol ve fazla miktarda şeker içeren içecekler vücuttan daha fazla sıvı kaybına yol açtığı için tüketilmemelidir. Dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin, tüketiminden kaçınılmalı, çabuk bozulma riski olan besinler (et, yumurta, süt, balık vb.) açıkta bekletilmemeli, besinlerin hazırlanması ve pişirilmesi aşamalarında hijyen kurallarına özen gösterilmelidir"<br />
<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yaz-sicaklarinda-sagliginizi-korumak-icin-bu-uyarilara-dikkat</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 09:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/saglikliysaniz-az-su-ictim-diye-endiselenmeyin-2.jpg" type="image/jpeg" length="32416"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmandan ailelere sıcak çarpması uyarısı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmandan-ailelere-sicak-carpmasi-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmandan-ailelere-sicak-carpmasi-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Senem Tufan Dursun, çocukların vücut ısılarını yetişkinlere kıyasla daha zor dengelediğini belirterek, yaz aylarında sıcak çarpması riskine karşı ailelerin dikkatli olması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte çocuklarda sıcak çarpması vakaları da daha sık görülmeye başlıyor.</p>

<p><strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Senem Tufan Dursun,</strong> çocukların vücut ısılarını yetişkinler kadar iyi düzenleyemediğini belirterek, sıcak çarpmasına karşı aileleri uyardı.</p>

<p>Yüksek ateş, halsizlik, baş ağrısı ve bilinç değişikliği yaz aylarında görülen bu belirtiler her zaman enfeksiyon kaynaklı olmayabiliyor. Medipol Üniversitesi Pendik Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Senem Tufan Dursun, özellikle çocuklarda sıcak çarpmasının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek alınması gereken önlemleri anlattı.</p>

<p>Çocukların sıcak havalara karşı daha hassas olduğunu belirten Dr. Dursun, "Çocukların ısı düzenleme mekanizmaları henüz tam gelişmediği için sıcak havalardan yetişkinlere göre daha fazla etkileniyorlar. Ayrıca cilt bariyerleri tam olgunlaşmadığından ve sıvı ihtiyaçlarını kendileri yeterince karşılayamadıklarından dolayı sıcak çarpması riski artıyor" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sıcak çarpmasının farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini ifade eden Dr. Dursun, <strong>"Sıcağa maruz kalan çocuklarda yüksek ateş, halsizlik, baş ağrısı, ciltte yaygın kızarıklık, kuruluk ve sıvı kaybına bağlı olarak idrar miktarında azalma görülebilir. Ateşin ani yükselmesi, bilinç değişikliği, aşırı huzursuzluk, ağlama ve kas ağrıları gibi durumlarda mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır"</strong> diye konuştu.</p>

<p>Sıcak çarpmasında hızlı hareket edilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Dursun, <strong>"Sıcağa bağlı gelişen yüksek ateş durumunda çocuğun üzerindeki fazla kıyafetler çıkarılmalı, duş aldırılmalı ve sıvı tüketimi artırılmalıdır. Vücut ısısı bazı durumlarda 40 derecenin üzerine çıkabilir. Bu da hayati risk oluşturabilecek tabloların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle çocuğun bir an önce serinletilmesi ve sıvı kaybının yerine konulması büyük önem taşır"</strong> ifadelerini kullandı.</p>

<p>Sıcak çarpmasından korunmak için alınabilecek önlemlere değinen Dr. Dursun, "<strong>Güneş ışınlarının en dik geldiği 10.00 ile 16.00 saatleri arasında özellikle küçük çocukların dışarı çıkarılmamasını öneriyoruz. Dışarı çıkılması gerekiyorsa mutlaka koruyucu önlemler alınmalı. Açık renkli ve hava alabilen kıyafetler tercih edilmeli ve bol sıvı tüketimi sağlanmalıdır"</strong> dedi.</p>

<p>Güneş koruyucu kullanımına da değinen Dr. Dursun,<strong> "Altı aydan büyük bebeklerde uygun güneş koruyucular kullanılabilir. Ancak altı aydan küçük bebeklerde fiziksel korunma daha önemlidir. Bu nedenle uzun kollu ince kıyafetler ve gölgede kalmak öncelikli korunma yöntemleri arasında yer almalıdır"</strong> diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmandan-ailelere-sicak-carpmasi-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2023/09/uzman-isim-uyardi-sicakliklar-40-dereceye-kadar-cikacak-istanbul-izmir-ankara-bir-hafta-yagmur-beklemeyin3.jpg" type="image/jpeg" length="59028"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmandan vitamin uyarısı: Ezbere takviye kullanmayın]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmandan-vitamin-uyarisi-ezbere-takviye-kullanmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmandan-vitamin-uyarisi-ezbere-takviye-kullanmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlıklı bireylerin yalnızca daha enerjik hissetmek ya da hastalıklardan korunmak amacıyla rastgele vitamin kullanmasının doğru olmadığını belirten Aile Hekimi ve Check-Up Uzmanı Dr. Füsun Güneşdoğdu, bilinçsiz takviye kullanımının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıklı bireylerin yalnızca daha enerjik hissetmek veya hastalıklardan korunmak amacıyla vitamin kullanmasının bilimsel açıdan yanlış olduğunu belirten Aile Hekimi ve Check-Up Uzmanı Dr. Füsun Güneşdoğdu, <strong>“Doğal besinlerden alınan vitaminler hem daha güvenli hem de daha etkilidir. Örneğin, bir kırmızı kapya biber günlük C vitamini ihtiyacının büyük bölümünü karşılayabilir. Eğer yorgunluk, halsizlik veya odaklanma sorunu gibi şikâyetler varsa öncelikle neden araştırılmalıdır. Yapılması gereken, istenen tetkiklerin ardından yalnızca eksik olduğu belirlenen vitaminlerin doktor önerisiyle uygun dozda kullanılmasıdır”</strong> dedi.</p>

<p>Son yıllarda vitamin ve gıda takviyesi kullanımı giderek yaygınlaşırken uzmanlar, bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor. Aile Hekimi ve Check-Up Uzmanı Dr. Füsun Güneşdoğdu, vitaminlerin her birey için gerekli olmadığını belirterek, takviye kullanımının mutlaka ihtiyaç doğrultusunda ve hekim önerisiyle yapılması gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>‘VİTAMİNİN ZARARI OLMAZ DÜŞÜNCESİ YANLIŞ’</strong></p>

<p>Toplumda yaygın olan ‘Vitamindir, zararı olmaz’ düşüncesinin doğru olmadığını ifade eden Uzm. Dr. Güneşdoğdu, özellikle rastgele kullanılan vitamin ve takviyelerin faydadan çok zarar verebileceğine dikkat çekti.</p>

<p><strong>‘HER GÜN KULLANMAK HERKES İÇİN GEREKLİ DEĞİL’</strong></p>

<p>Sağlıklı bireylerde dengeli ve yeterli beslenmenin çoğu zaman vitamin ihtiyacını karşılayabildiğini dile getiren Uzm. Dr. Güneşdoğdu,<strong> “Her gün vitamin kullanmak her zaman gerekli veya sağlıklı değildir. Çoğu insan için dengeli bir beslenme düzeni, vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri karşılayabilir. Vitamin desteği genellikle belirli durumlarda veya doktor önerisi doğrultusunda kullanılmalıdır”</strong> diye konuştu.</p>

<p>Bazı gruplarda vitamin desteğinin gerekli olabileceğini belirten Uzm. Dr. Güneşdoğdu, “<strong>50 yaş üzerindeki bireylerde B12 vitamini emilimi azalabilir. Hamilelik planlayan veya hamile olan kadınlarda folik asit kullanımı önem taşır. Vegan ve vejetaryen beslenen kişilerde B12 desteği gerekebilir. Ayrıca günümüzde özellikle kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması nedeniyle D vitamini eksikliği de oldukça yaygın görülmektedir”</strong> dedi.</p>

<p><strong>‘FAZLASI ZEHİRLENMEYE YOL AÇABİLİR’</strong></p>

<p>Vitaminlerin bilinçsiz kullanımının ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Güneşdoğdu, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p><strong>“A, D, E ve K vitaminleri vücutta depolanır. Bu vitaminlerin yüksek dozda ve uzun süre kontrolsüz kullanılması vücutta birikerek zehirlenmeye yol açabilir. Örneğin, fazla A vitamini karaciğer hasarına neden olabilir. Suda eriyen vitaminlerin fazlası genellikle idrarla atılsa da yüksek dozlarda böbrekleri zorlayabilir ve mide-bağırsak sorunlarına yol açabilir.”</strong></p>

<p><strong>‘DOĞAL TAKVİYELER MASUM DEĞİL’</strong></p>

<p>Piyasada satılan doğal içerikli takviyelerin de dikkatli kullanılması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Güneşdoğdu, <strong>“Bir ürünün doğal olması, tamamen güvenli olduğu anlamına gelmez. Doğada bulunan birçok madde yanlış kullanıldığında ciddi yan etkilere neden olabilir. Ayrıca takviye ürünler ilaçlar gibi uzun klinik çalışmalardan geçmez. Bu yüzden etiketinde doğal yazması, ürünün tamamen zararsız olduğu anlamına gelmez. Bazı bitkisel ürünler kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilir. Örneğin; Sarı Kantaron bazı ilaçların etkisini azaltabilir. Ginkgo Biloba ve sarımsak içeren takviyeler ise kan sulandırıcı kullanan kişilerde kanama riskini artırabilir. Bu nedenle kullanılan her takviye mutlaka hekime bildirilmelidir”</strong> ifadelerini kullandı.</p>

<p>Uzm. Dr. Güneşdoğdu, doğal ibaresi taşıyan ürünlerin içerisinde bağlayıcılar, dolgu maddeleri, renklendiriciler ve tatlandırıcılar bulunabileceğini belirterek,<strong> “Bazı takviyelerde yer alan bu maddeler hassas bireylerde alerjik reaksiyonlara yol açabilir. Bu yüzden doğal olduğu belirtilen ürünler de bilinçsiz kullanılmamalıdır”</strong> dedi.</p>

<p><strong>‘YORGUNLUK HER ZAMAN VİTAMİN EKSİKLİĞİ ANLAMINA GELMEZ’</strong></p>

<p>Sürekli yorgunluk hisseden birçok kişinin çözümü vitaminlerde aradığını belirten Uzm. Dr. Güneşdoğdu, bunun her zaman doğru bir yaklaşım olmadığını söyledi.</p>

<p>Uzm. Dr. Güneşdoğu,<strong> “Yorgunluk vücudun verdiği genel bir alarm sinyalidir. Bunun nedeni yalnızca vitamin eksikliği olmayabilir. Kalitesiz uyku, yetersiz sıvı tüketimi, hareketsiz yaşam, düzensiz beslenme, stres, kaygı bozuklukları, depresyon, tiroit hastalıkları, kansızlık, insülin direnci ve diyabet gibi pek çok durum yorgunluğa neden olabilir”</strong> diyen Güneşdoğdu, vitamin eksikliklerinde genellikle farklı belirtilerin de görüldüğünü ifade etti.</p>

<p>Uzm. Dr. Güneşdoğdu, “B12 vitamini eksikliğinde unutkanlık ve el-ayaklarda karıncalanma, D vitamini eksikliğinde yaygın kas ve kemik ağrıları, demir eksikliğinde ise saç dökülmesi, üşüme hissi ve soluk cilt gibi belirtiler görülebilir” dedi.</p>

<p><strong>‘VİTAMİN KULLANMADAN ÖNCE TEST YAPILMALI’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Vitamin eksikliğinden şüphelenildiğinde öncelikle tıbbi değerlendirme yapılması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Güneşdoğdu, “Kişilerin rastgele multivitamin kullanmak yerine öncelikle bir hekime başvurması gerekir. Kan sayımı, tiroit fonksiyonları, kan şekeri, demir, B12 ve D vitamini gibi değerler değerlendirilerek eksiklik varsa buna yönelik tedavi planlanmalıdır” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘BAZI VİTAMİNLER VÜCUT TARAFINDAN ÜRETEBİLİYOR’</strong></p>

<p>Vitaminlerin büyük bölümünün besinlerden alınması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Güneşdoğdu, “D vitamini aslında vücudun güneş ışığı yardımıyla üretebildiği bir hormondur. Besinlerle alınan miktar çoğu zaman yeterli olmaz. Bu nedenle uygun koşullarda güneş ışığından faydalanmak D vitamini açısından önemlidir. Bağırsak sağlığı da vitamin üretiminde önemli rol oynar. Bağırsaklarımızda bulunan yararlı bakteriler K vitamini ve biyotin gibi bazı vitaminlerin üretimine katkı sağlayabilir. Bu nedenle dengeli beslenmenin yanı sıra bağırsak sağlığının korunması da önem taşımaktadır” dedi.</p>

<p><strong>‘SAĞLIKLI BİREYLERDE RASTGELE TAKVİYE KULLANIMI ÖNERİLMİYOR’</strong></p>

<p>Sağlıklı bireylerin yalnızca daha enerjik hissetmek veya hastalıklardan korunmak amacıyla vitamin kullanmasının bilimsel açıdan da doğru olmadığının altını çizen Uzm. Dr. Güneşdoğdu, “Doğal besinlerden alınan vitaminler hem daha güvenli hem de daha etkilidir. Örneğin, bir kırmızı kapya biber günlük C vitamini ihtiyacının büyük bölümünü karşılayabilir. Eğer yorgunluk, halsizlik veya odaklanma sorunu gibi şikayetler varsa öncelikle neden araştırılmalıdır. Yapılması gereken, istenen tetkiklerin ardından yalnızca eksik olduğu belirlenen vitaminin doktor önerisiyle uygun dozda kullanılmasıdır. Sağlıklı bir bireyin kendini daha enerjik hissetmek veya hastalıklardan korunmak amacıyla ezbere vitamin kullanması bilimsel olarak önerilmemektedir” diye konuştu.a</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmandan-vitamin-uyarisi-ezbere-takviye-kullanmayin</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 09:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2025/10/b12-vitamini-hapi-zararlari-nelerdir.webp" type="image/jpeg" length="34778"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman isim açıkladı: Depresyonun belirtilerini hafife almayın]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzman-isim-acikladi-depresyonun-belirtilerini-hafife-almayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzman-isim-acikladi-depresyonun-belirtilerini-hafife-almayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi H. İbrahim Öztürk, depresyonun yalnızca geçici bir moral bozukluğu olmadığını belirterek, iki haftadan uzun süren çökkün ruh hali, umutsuzluk ve hayattan keyif alamama gibi belirtilerin ciddiye alınması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gaziantep Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi H. İbrahim Öztürk, depresyonun çoğu zaman "geçici moral bozukluğu" ile karıştırıldığını belirterek önemli uyarılarda bulundu. Dr. Öğr. Üyesi Öztürk, "<strong>Günümüzde en sık görülen ruh sağlığı sorunlarından biri olan major depresyon, kişinin ruh halini dolayısıyla iş yaşamını, aile ilişkilerini ve günlük yaşamını da önemli ölçüde etkileyebilen tedavi edilebilir bir hastalıktır" </strong>dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Öztürk,<strong> "Toplumda depresyonun sadece üzgün olmakla aynı şey olduğu yönünde yanlış bir algı var. Oysa depresyon, haftalarca süren çökkün ruh hali, hayattan keyif alamama, sürekli yorgunluk, uyku ve iştah değişiklikleri, dikkat dağınıklığı ve umutsuzluk gibi belirtilerle seyreden ciddi bir ruh sağlığı hastalığıdır. Bu belirtiler kişinin iş, okul ve aile yaşamını olumsuz etkileyebilir" </strong>dedi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi H. İbrahim Öztürk, depresyonun her yaş grubunda görülebileceğini belirterek özellikle belirtilerin iki haftadan uzun sürmesi halinde vakit kaybetmeden bir psikiyatri uzmanına başvurulması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Depresyon nedeniyle destek almaktan çekinilmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öztürk, "Depresyon, kişinin iradesiyle aşabileceği bir durum değildir. Nasıl diyabet ya da hipertansiyon için doktora başvuruyorsak, ruh sağlığımız için de profesyonel destek almak son derece doğaldır. Yardım istemek güçsüzlük değil, iyileşme yolunda atılmış önemli bir adımdır" ifadelerine yer verdi.</p>

<p>Modern tıpta depresyonun etkili tedavi yöntemleri bulunduğunu belirten Dr. Öztürk, psikoterapi, ilaç tedavisi ve son yıllarda tüm dünyada kullanımı giderek yaygınlaşan TMS uygulamalarıyla birçok hastanın günlük yaşamına sağlıklı bir şekilde dönebildiğini söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Öztürk, <strong>"Erken tanı ve kişiye özel planlanan tedavi sayesinde hastalarımızın büyük bölümü yeniden üretken, sosyal ve mutlu bir yaşam sürdürebiliyor. Bu nedenle belirtileri görmezden gelmek yerine zamanında destek almak büyük önem taşıyor"</strong> şeklinde konuştu.</p>

<p>Depresyon yaşayan bireylerin eleştirilmek veya yargılanmak yerine anlaşılmaya ihtiyaç duyduğunu belirten Dr. Öztürk, "Yakınınızın yaşadığı sıkıntıyı küçümsemeyin. 'Geçer', 'Kafana takma' ya da 'Güçlü ol' gibi ifadeler yerine onu dinleyin, yanında olduğunuzu hissettirin ve profesyonel yardım alması konusunda destekleyici olun. Bazen gösterilen anlayış, tedaviye giden ilk adım olabilir" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzman-isim-acikladi-depresyonun-belirtilerini-hafife-almayin</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 12:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/07/depresyon-2.jpg" type="image/jpeg" length="28556"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Masa başında çalışanlar dikkat! En büyük hata ortaya çıktı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/masa-basinda-calisanlar-dikkat-en-buyuk-hata-ortaya-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/masa-basinda-calisanlar-dikkat-en-buyuk-hata-ortaya-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, saatlerce kesintisiz oturmanın yalnızca bel ve boyun ağrılarına değil, dolaşım bozuklukları, kas-iskelet sistemi sorunları ve ciddi sağlık risklerine de yol açabileceği uyarısında bulundu. Sağlığın korunması için her 30 dakikada bir 2-3 dakikalık kısa hareket molaları verilmesi öneriliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Safa Heybet, uzun süre hiç ara vermeden oturmanın kas-iskelet sisteminden genel fonksiyonel sağlığa kadar birçok alanı olumsuz etkileyebileceğini belirterek, "<strong>Dik oturmak önemli ancak asıl mesele sadece nasıl oturduğumuz değil, ne kadar süre hareketsiz kaldığımızdır. Her 30 dakikada bir kısa hareket molası vermek, kesintisiz hareketsizliği bölmek açısından önemlidir" </strong>dedi.</p>

<p><br />
Günlük yaşamda bilgisayar başında, okul sıralarında, televizyon karşısında veya araç içerisinde geçirilen uzun saatlerin sağlık üzerindeki etkilerine dikkati çeken Biruni Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Safa Heybet, modern yaşamla birlikte kesintisiz oturma sürelerinin giderek arttığını söyledi.</p>

<p>Bilgisayar, tablet ve telefon kullanımının yaygınlaşmasıyla hareketsizliğin yalnızca iş hayatıyla sınırlı kalmadığını belirten Heybet, ulaşım, dinlenme ve sosyal yaşam sırasında da uzun süre aynı pozisyonda kalındığını ifade etti.</p>

<p>PLOS Medicine'da yayımlanan ve 91 binden fazla kişinin aktivite verilerinin incelendiği araştırmaya değinen Dr. Öğr. Üyesi Heybet, <strong>"Araştırmada uzun süre kesintisiz oturma davranışının kanser mortalitesi açısından daha yüksek riskle ilişkili olduğu görüldü. Buna karşılık uzun oturma sürelerinin hafif fiziksel aktiviteyle bölünmesi daha olumlu sağlık sonuçlarıyla ilişkilendirildi. Bu bulgular, gün içerisinde yapılan küçük hareket değişikliklerinin bile sağlık açısından anlamlı olabileceğini düşündürüyor</strong>" diye konuştu.</p>

<p><img alt="Calisma" height="338" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/07/calisma.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p>Araştırmanın oturmanın tamamen bırakılması gerektiği anlamına gelmediğini vurgulayan Heybet, esas dikkat edilmesi gereken noktanın uzun süre devam eden kesintisiz hareketsizlik olduğunu söyledi.</p>

<p>Toplumda doğru oturma pozisyonuna ilişkin yaygın bir algı bulunduğunu ifade eden Heybet, "Dik oturmak önemlidir ancak asıl mesele sadece nasıl oturduğumuz değil, ne kadar süre hareketsiz kaldığımızdır. İdeal postürü korumaya çalışmak tek başına yeterli değildir. İnsan vücudu uzun süre sabit kalmak için değil, hareket etmek için tasarlanmış bir yapıya sahiptir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Uzun süre aynı pozisyonda kalmanın boyun, sırt, bel ve kalça çevresinde kas gerginliğine yol açabileceğini belirten Heybet, "<strong>Dolaşımın yavaşlaması, eklem hareketliliğinin azalması ve yorgunluk hissi görülebilir. Omuz kuşağı, omurga ve kalça çevresindeki kasların sürekli aynı pozisyonda kalması zamanla duruş alışkanlıklarını da olumsuz etkileyebilir. Başlangıçta hafif tutukluk ve yorgunluk şeklinde hissedilen bu durum, günlük yaşam konforunu ve iş verimliliğini azaltabilir" </strong>dedi.</p>

<p><strong>'30 DAKİKADA BİR MOLA VERİN'</strong></p>

<p>Sağlıklı postürün yalnızca "dik durmak" veya "omuzları geriye almak" şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen Heybet, "Sağlıklı postür, vücudun farklı pozisyonlar arasında dengeli biçimde geçiş yapabilmesiyle ilişkilidir. En doğru duruş, saatler boyunca korunan tek bir pozisyon değildir. Vücudun ihtiyaç duydukça hareket edebildiği, kasların ve eklemlerin düzenli olarak uyarıldığı dinamik bir süreçtir. Bu nedenle saatlerce aynı pozisyonda düzgün oturmaya çalışmak yerine, oturma süresini belirli aralıklarla bölmek daha sürdürülebilir bir yaklaşımdır" dedi.</p>

<p>Özellikle masa başı çalışanlara, öğrencilere, sürücülere ve uzun süre ekran karşısında kalan kişilere, "30 dakikada bir mikro hareket molası" önerdiklerini belirten Heybet, "Bu mola uzun olmak zorunda değil. İki-üç dakikalık kısa bir hareket arası bile vücuda hareket sinyali vermek açısından değerlidir. Ayağa kalkmak, birkaç adım atmak, omuz ve sırt bölgesini hareket ettirmek, kalça ve bacak kaslarını aktive etmek günlük yaşam içerisinde uygulanabilecek basit yöntemlerdir" dedi.<br />
Buradaki amacın yoğun egzersiz yapmak olmadığının altını çizen Heybet, "Temel amaç kesintisiz hareketsizliği bölmek ve dolaşım, kas ve eklem sistemlerine kısa süreli hareket uyaranları göndermektir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'TELEFON GÖRÜŞMELERİNİ AYAKTA YAPABİLİRSİNİZ'</strong></p>

<p>Mikro hareket molalarının günlük yaşamın içerisine kolaylıkla yerleştirilebileceğini belirten Heybet, "Özel bir ekipmana veya spor salonuna ihtiyaç yok. Telefon görüşmelerini ayakta yapmak, bilgisayar başında çalışırken belirli aralıklarla ayağa kalkmak, ders çalışma sürelerini hareket aralarıyla bölmek ve asansör yerine merdiveni tercih etmek basit ama etkili adımlardır. Uzun araç yolculuklarında da güvenli molalarda kısa yürüyüşler yapılabilir" diye konuştu.</p>

<p>Fizyoterapi ve rehabilitasyon açısından kesintisiz oturmanın yalnızca bel ve boyun ağrıları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Heybet, "<strong>Hareket azaldıkça kasların çalışma kapasitesi, eklemlerin hareket açıklığı ve postüral kontrol mekanizmaları olumsuz etkilenebilir. Uzun süre masa başında çalışanlarda başın öne doğru taşınması, omuzların yuvarlaklaşması, sırt bölgesinde kamburlaşma eğilimi ve bel bölgesinde destek kaybı sık karşılaştığımız durumlardır"</strong> dedi.<br />
Bu değişikliklerin her kişide doğrudan ağrıya neden olmayabileceğini ifade eden Heybet, uzun vadede kas dengesizliklerine ve hareket kalitesinde azalmaya zemin hazırlayabileceğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzun ders saatleri, sınav dönemleri ve ekran temelli öğrenmenin çocuk ve gençlerde sedanter davranışı artırabileceğini belirten Heybet, "Hareket molaları yalnızca yetişkinler için önemli değil. Ders aralarında kısa yürüyüşler, sınıf içerisinde kontrollü hareket etkinlikleri ve evde çalışma sürelerini bölen küçük aktivite araları çocukların fiziksel sağlığını destekleyebilir" diye konuştu.</p>

<p>Uzun süre araç kullanan kişilerin de kesintisiz oturma açısından dikkatli olması gerektiğini söyleyen Heybet, "Uzun yolculuklarda bel, boyun ve bacaklarda sertlik oluşabilir. Güvenli alanlarda verilen kısa molalar yalnızca dinlenmek için değil, hareket sistemi sağlığını desteklemek açısından da değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı.<br />
Heybet, "Sağlıklı postür yalnızca dik oturmakla değil, gün boyunca yeterince hareket etmekle korunur. Kesintisiz oturmayı azaltmak için 30 dakikada bir kısa süreliğine ayağa kalkmak, modern yaşamın hareketsizliğine karşı uygulanabilir ve sürdürülebilir bir sağlık davranışıdır" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/masa-basinda-calisanlar-dikkat-en-buyuk-hata-ortaya-cikti</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 09:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/07/masabasi.jpg" type="image/jpeg" length="89950"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Kahve karaciğer sağlığını destekleyebilir’]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kahve-karaciger-sagligini-destekleyebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kahve-karaciger-sagligini-destekleyebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD'de 355 bin kişinin katıldığı bir araştırmada kahve tüketimi ile karaciğer kanseri, siroz ve karaciğer kaynaklı ölüm riskinin azalması arasında ilişki bulunduğunu söyleyen Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Çağatay Ak, araştırmanın sonuçlarını değerlendirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>KAHVE tüketiminin karaciğer yağlanması, karaciğer enzim yüksekliği ve karaciğerde sertleşme olarak tanımlanan fibrozis üzerinde olumlu etkileri bulunduğunu belirten Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Çağatay Ak, "Bazı araştırmalar, kahvenin siroz hastalarında karaciğer kanseri gelişme riskini azaltabileceğini işaret ediyor. Ancak kahveyi hiçbir zaman bir hastalığın tedavisi olarak değil, karaciğeri destekleyen bir alışkanlık olarak düşünmek gerekir" dedi.</p>

<p><strong>‘KAHVENİN KARACİĞERE FAYDASINI GÖSTEREN BİRÇOK ÇALIŞMA VAR’</strong></p>

<p>Kahvenin karaciğer sağlığına faydalı etkilerini ortaya koyan çok sayıda çalışma bulunduğunu ifade eden Doç. Dr. Çağatay Ak, "Yakın zamanda Amerika'da 355 bin kişinin katıldığı bir çalışmada kahvenin karaciğer sağlığı üzerindeki etkileri incelendi. Tek bir çalışmaya dayanarak kahvenin kesin olarak faydalı olduğunu söylemek doğru olmasa da literatürde yer alan birbirinden bağımsız çok sayıda araştırma, kahvenin karaciğer üzerinde önemli olumlu etkileri olabileceğini ortaya koyuyor. Çalışmalar, kahve tüketiminin karaciğer enzimlerindeki yüksekliği azaltabildiğini, karaciğer yağlanmasını ve fibrozis olarak adlandırılan karaciğer sertleşmesini iyileştirebildiğini gösteriyor. Ayrıca bazı araştırmalar, kahvenin siroz hastalarında karaciğer kanseri gelişme riskini azaltabileceğine de işaret ediyor" diye konuştu.</p>

<p><strong>‘EN GÜÇLÜ VERİLER GÜNDE 2-4 FİNCAN KAHVE İÇİN’</strong></p>

<p>Araştırmaların büyük bölümünün günde 2 ila 4 fincan filtre kahve tüketimi üzerine yapıldığını belirten Doç. Dr. Ak, "Espresso ve Türk kahvesi gibi çekilmiş kahvelerde de benzer faydalar görülüyor. Ancak hazır kahveleri çok önermiyoruz. Özellikle şeker, şurup ve krema içeren kahveler, sağladığı faydadan çok zarara yol açabiliyor" dedi.</p>

<p><img alt="0X0 Kahve Karaciger Sagligini Destekleyebilir 1783498712453" height="578" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/07/0x0-kahve-karaciger-sagligini-destekleyebilir-1783498712453.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="852" /></p>

<p><strong>‘KAHVE TÜKETİMİ HERKES İÇİN UYGUN OLMAYABİLİR’</strong></p>

<p>Kahvenin herkes için uygun bir içecek olmadığını da ifade eden Doç. Dr. Ak, "Kontrol altına alınmamış yüksek tansiyonu, ciddi ritim bozukluğu, anksiyete, aktif gastrit veya reflü şikayetleri bulunan kişilerin kahve tüketimini sınırlandırması ya da bir süre ara vermesi gerekebilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘KARACİĞER HASTALIKLARININ TEMEL NEDENİ YAŞAM TARZI’</strong></p>

<p>Kronik karaciğer hastalıklarının en önemli nedeninin metabolik karaciğer hastalığı olduğunu söyleyen Doç. Dr. Ak, "Karaciğer sağlığını korumak için öncelikle ideal kiloya ulaşmak, bel çevresini kontrol altında tutmak, haftada en az 150 dakika egzersiz yapmak, alkol tüketimini sınırlandırmak, Akdeniz tipi beslenmek ve gereksiz ilaç ya da bitkisel ürün kullanımından kaçınmak gerekiyor. Kahveyi ise karaciğeri destekleyen bir alışkanlık olarak değerlendirmek gerekir. Ancak hiçbir zaman tek başına bir tedavi yöntemi olarak görülmemelidir" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘KAFEİNSİZ KAHVEDE DE FAYDA VAR’</strong></p>

<p>Kafeinsiz kahvenin de karaciğer sağlığı açısından olumlu etkileri bulunduğunu aktaran Doç. Dr. Ak, "Kafeinsiz kahvenin faydaları olsa da bu etki, kafeinli kahve kadar güçlü değil. Karaciğer sağlığı üzerinde yalnızca kafein değil, kahvenin içeriğinde bulunan klorojenik asitler, polifenoller ve antioksidan bileşenler de etkili oluyor. Kafein tüketmesinde sakınca olmayan kişiler için ideal tercih kafeinli kahvedir. Ancak kafeine karşı hassasiyeti bulunanlar kafeinsiz kahveyi de gönül rahatlığıyla tercih edebilir" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kahve-karaciger-sagligini-destekleyebilir</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 19:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/07/kahve-4.webp" type="image/jpeg" length="56669"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
