<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>İstanbul Haber, İstanbul Son Dakika Haberleri</title>
    <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr</link>
    <description>İstanbul'un 39 ilçesinden yerel haberler, mahalle gündemi ve İBB duyuruları İstanbul Gazetesi'nde. Megakentin 39 ilçesinden anlık gelişmeler, belediye duyuruları, güncel deprem haberleri ve spor dünyasına dair tüm detaylar parmaklarınızın ucunda. İstanbul hava durumu, namaz vakitleri ve en güncel nöbetçi eczane listesi gibi günlük hayatınızı kolaylaştıracak tüm bilgiler için tek adres: istanbulgazetesi.com.tr'de.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>© 2025 İstanbul Gazetesi. Bu sitede yer alan tüm içerik ve veriler, İstanbul'un güncel haber kaynağı olarak tescillidir.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 05 Sep 2026 06:20:08 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Unutkanlık ne zaman hastalık belirtisi? Uzmanı kritik işaretleri sıraladı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/unutkanlik-ne-zaman-hastalik-belirtisi-uzmani-kritik-isaretleri-siraladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/unutkanlik-ne-zaman-hastalik-belirtisi-uzmani-kritik-isaretleri-siraladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yoğun tempo, stres ve uykusuzluğun unutkanlığa yol açabileceğini belirten Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Dilek Kasım Yücel, günlük yaşamı etkileyen, giderek artan ve yakınları tarafından da fark edilen hafıza sorunlarının nörolojik açıdan değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nöroloji Uzmanı Dr. Dilek Kasım Yücel,</strong> unutkanlığın yoğun yaşam temposu, stres ve uykusuzluk gibi nedenlerle herkesin yaşayabileceği bir durum olduğunu belirterek, günlük hayatı etkilemeye başlayan ve giderek artan hafıza sorunlarının ise nörolojik bir durumun habercisi olabileceğini söyledi.</p>

<p>Unutkanlığın özellikle yoğun yaşam temposunda birçok kişinin zaman zaman karşılaştığı bir durum olduğunu ifade eden Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Dilek Kasım Yücel, her unutkanlığın ciddi bir hastalık anlamına gelmediğini belirtti. Uzm. Dr. Yücel, <strong>"Unutkanlık, yoğun iş temposu, stres ve uykusuzlukla birlikte hemen herkesin yaşayabildiği bir durum. Anahtarın yerini unutmak, bir ismi birkaç saniye hatırlayamamak ya da bir odaya neden girdiğini kısa süreliğine unutmak tek başına ciddi bir hastalık anlamına gelmez" </strong>dedi.</p>

<p>Ancak unutkanlığın sıklığı ve günlük hayata olan etkisinin önemli olduğunu vurgulayan Yücel, "<strong>Yakın zamanda yapılan bir konuşmayı tamamen unutmak, aynı soruyu kısa aralıklarla tekrar sormak, yıllardır bilinen bir yolda kaybolmak veya para, alışveriş ve randevu gibi günlük işleri takip etmekte zorlanmak dikkate alınması gereken belirtiler arasında"</strong> diye konuştu.</p>

<p>Unutkanlığın her zaman nörolojik bir hastalığa bağlı olmadığını belirten Yücel, stres ve uyku problemlerinin yanı sıra bazı vitamin eksiklikleri, tiroit sorunları, depresyon ve kullanılan bazı ilaçların da hafıza ve dikkat problemlerine neden olabileceğini söyledi. Uzm. Dr. Yücel<strong>, "Bu nedenle unutkanlık yaşayan kişinin hemen en kötü ihtimali düşünmesi doğru değil. En önemli fark, kişinin günlük yaşamındaki değişimdir. Basit dalgınlıkta kişi çoğu zaman unuttuğunu fark eder ve biraz düşündüğünde hatırlayabilir"</strong> ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Unutkanlığın giderek artması ve kişinin günlük işlerini aksatmasının önemsenmesi gerektiğini dile getiren Yücel, erken değerlendirme yapılmasının önemine dikkat çekti. Yücel şunları söyledi: "Unutkanlık giderek artıyor, yakınları tarafından da fark ediliyor ve kişinin işlerini aksatıyorsa Nöroloji değerlendirmesi yapılması önem taşıyor. Kısacası, arada anahtarın yerini unutmak hayatın telaşı olabilir; aynı olayları sürekli unutmak ve günlük yaşamda zorlanmaya başlamak ise dikkate alınması gereken bir işarettir."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/unutkanlik-ne-zaman-hastalik-belirtisi-uzmani-kritik-isaretleri-siraladi</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 12:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/09/unutmahaberi.jpg" type="image/jpeg" length="40512"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Okullar açılıyor: Çocukların uyku düzeni nasıl değiştirilmeli? Uzmanı açıkladı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/okullar-aciliyor-cocuklarin-uyku-duzeni-nasil-degistirilmeli-uzmani-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/okullar-aciliyor-cocuklarin-uyku-duzeni-nasil-degistirilmeli-uzmani-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tatil döneminde geç saatlere alışan çocukların uyku düzeninin okul başlamadan bir gecede değiştirilmemesi gerektiğini belirten uzmanlar, yatış ve kalkış saatlerinin her gün 15-30 dakika erkene çekilmesini öneriyor. Uzmanlar ayrıca ekran kullanımının sınırlandırılması ve uyku öncesi rutin oluşturulmasının önemine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>TATİL döneminde geç saatlerde yatmaya alışan çocukların uyku düzeninin okul başlamadan bir anda değiştirilmemesi gerektiğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayberk Özkavaklı, “Çocuğun biyolojik saatinin yeniden uyum sağlaması için yatış ve özellikle sabah kalkış saatlerini kademeli olarak erkene çekmek daha doğru. Her gün 15-30 dakikalık değişiklikler çoğu çocuk için yeterli oluyor” dedi.</p>

<p>Tatil döneminde çocukların geç saatlere kadar uyanık kalmasının uyku düzenini değiştirebildiğini dile getiren Medical Park Göztepe Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayberk Özkavaklı, okul dönemine geçişte bu düzenin kademeli olarak yeniden oluşturulmasının önemli olduğunu belirtti. Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “Tatil sonrası uyku düzenini bir gecede değiştirmeye çalışmak genellikle işe yaramıyor. Çocuğun biyolojik saatinin yeniden uyum sağlaması için yatış ve özellikle sabah kalkış saatlerini kademeli olarak erkene çekmek daha doğru. Her gün 15-30 dakikalık değişiklikler çoğu çocuk için yeterli oluyor. Sabah aynı saatte kalkmak ve günün erken saatlerinde gün ışığı almak da bu geçişi belirgin şekilde kolaylaştırıyor” diye konuştu.</p>

<p>‘UYKU İHTİYACI YAŞLA BİRLİKTE AZALIYOR’</p>

<p>Çocukların ihtiyaç duyduğu uyku süresinin yaşa göre değiştiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “Genel olarak 1-2 yaşındaki çocukların günde 11-14 saat, 3-5 yaş grubunun 10-13 saat, 6-12 yaş grubunun 9-12 saat, ergenlerin ise 8-10 saat uyumasını öneriyoruz. Burada yalnızca süre değil, uykunun düzenli ve kaliteli olması da önemli” dedi.</p>

<p>Yeterli uykunun okul çağındaki çocukların bilişsel ve duygusal işlevleri açısından önemli olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “Özellikle okul çağında yeterli uyku; dikkat, hafıza, öğrenme ve duygusal düzenleme üzerinde doğrudan etkili” ifadelerini kullandı.</p>

<p>‘UYKUSUZLUK ÇOCUKLARDA HER ZAMAN UYUKLAMA ŞEKLİNDE GÖRÜLMEYEBİLİR’</p>

<p>Uyku düzenindeki bozulmanın çocukların okul yaşamını da etkileyebileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, uykunun gün içerisinde öğrenilen bilgilerin işlenmesi ve hafızanın güçlenmesi açısından önemli bir süreç olduğunu söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “Yetersiz veya düzensiz uyuyan bir çocukta dikkat süresi kısalabilir, konsantrasyon güçlüğü ve öğrenmede zorlanma görülebilir. Çocuklarda uykusuzluk her zaman erişkinlerdeki gibi uyuklama şeklinde ortaya çıkmıyor; bazı çocuklarda tam tersine hareketlilik, huzursuzluk ve dürtüsellik ön plana çıkabiliyor. Dolayısıyla yeterli uyku, okul başarısının da önemli bileşenlerinden biri” diye konuştu.</p>

<p>‘OKUL BAŞLAMADAN ÖNCE HAZIRLIK YAPILABİLİR’</p>

<p>Çocukların yeni uyku düzenine geçişine okul başlamadan önce başlanmasının süreci kolaylaştırabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “Çoğu çocuk için okul başlamadan yaklaşık bir hafta önce başlamak yeterli. Ancak tatil boyunca yatış saati birkaç saat ileri kaymışsa 10 gün-2 hafta öncesinden başlamak daha rahat olabilir” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Amaç çocuğu bir anda erken yatırmak değil, uyku saatlerini küçük adımlarla değiştirmek olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “Yatış ve kalkış saatlerini mümkünse her gün küçük aralıklarla erkene çekerek okulun ilk sabahına hazır hale getirmek gerekiyor” açıklmasında bulundu.</p>

<p>‘EKRAN KULLANIMI UYKUYA DALMAYI ZORLAŞTIRABİLİR’</p>

<p>Gece geç saatlere kadar tablet, telefon veya televizyon kullanımının çocukların uyku düzenini olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, bunun iki farklı mekanizma üzerinden gerçekleşebildiğini belirtti. Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “Ekran ışığının uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen melatonin salgısını geciktirebilmesi söz konusu. Bunun yanında oyun, video ve sosyal medya gibi içerikler çocuğun zihinsel uyarılmışlığını artırabiliyor. Sonuçta çocuk yatağa daha geç gidebiliyor, uykuya dalması uzayabiliyor ve toplam uyku süresi azalabiliyor” dedi.</p>

<p>‘UYKU ÖNCESİNDEKİ SON BİR SAAT EKRANSIZ OLMALI’</p>

<p>Çocukların uykuya hazırlanması için yatmadan önceki sürecin sakin geçirilmesinin önemine değinen Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “İdeal olan, uyku öncesindeki son bir saatin mümkün olduğunca ekransız geçirilmesi. Telefon, tablet ve televizyonu yatak odasının dışında tutmak da bu konuda ailelere yardımcı olabilir. Bu süreyi bir yasaklama dönemi gibi değil, çocuğun günün temposundan çıkıp uykuya hazırlandığı bir zaman dilimi olarak düşünmek daha doğru. Kitap okumak, sohbet etmek veya sakin bir aile rutini oluşturmak iyi alternatifler” diye konuştu.</p>

<p>‘YETERLİ UYKUYA RAĞMEN UYKU HALİ VARSA UYKU KALİTESİ DEĞERLENDİRİLMELİ’</p>

<p>Sabah okula kalkmakta zorlanan veya gün içerisinde sürekli uykulu olan çocuklarda öncelikle uyku süresinin değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “Geç yatıp erken kalkan bir çocukta sabah uyanma güçlüğünün en sık nedeni doğal olarak uyku eksikliği. Ancak yeterli süre uyumasına rağmen sabah çok zor uyanıyor veya gün içinde belirgin uykululuk yaşıyorsa uyku kalitesini de sorgulamak gerekir. Özellikle düzenli horlama, ağızdan soluma, uykuda nefes duraklaması, çok sık uyanma veya huzursuz uyku varsa altta yatan bir uyku bozukluğu açısından değerlendirme gerekebilir” uyarısında bulundu.</p>

<p>‘HAFTA SONU UYKU SAATLERİ ÇOK FAZLA DEĞİŞMEMELİ’</p>

<p>Hafta içi ve hafta sonu arasındaki uyku saatlerinin belirgin şekilde farklılaşmasının çocukların uyku düzenini bozabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>“Hafta içi ile hafta sonu arasında birkaç saatlik fark oluştuğunda çocuk adeta her hafta küçük bir ‘jet lag’ yaşayabiliyor. Pazar günü öğlene kadar uyuyan bir çocuğun pazar akşamı erken uyuması, dolayısıyla pazartesi sabahı dinlenmiş kalkması zorlaşıyor. Hafta sonlarında elbette bir miktar esneklik olabilir; ancak yatış ve kalkış saatlerinin hafta içinden çok fazla uzaklaşmaması, mümkünse farkın 1-2 saati aşmaması daha sağlıklı.”</p>

<p><strong>‘UYKU ÖNCESİ RUTİN HER AKŞAM BENZER ŞEKİLDE TEKRARLANMALI’</strong></p>

<p>Çocukların daha kolay uykuya dalabilmesi için düzenli bir uyku rutini oluşturulmasının önemine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “İyi bir uyku rutininin karmaşık olması gerekmiyor; asıl önemli olan her akşam benzer şekilde tekrarlanması. Yatmadan 30-60 dakika önce evin temposunu azaltmak, ışıkları biraz kısmak, ardından pijama, diş fırçalama ve kitap okuma gibi sakin aktivitelerle devam etmek yeterli olabilir. Bu tekrarlar zaman içinde çocuk için ‘artık uyku zamanı geliyor’ mesajına dönüşüyor. Yatak odasının sessiz, karanlık ve rahat bir ortam olması da uykuya geçişi destekliyor” dedi.</p>

<p><strong>‘SAĞLIKLI UYKU YALNIZCA ÇOCUĞU ERKEN YATIRMAK DEMEK DEĞİL’</strong></p>

<p>Okullar açılırken ailelerin uyku düzenini yalnızca erken yatma saati üzerinden değerlendirmemesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “Sabah kalkış saati, gün ışığı, fiziksel aktivite, akşam ekran kullanımı ve uyku öncesi rutin aslında aynı sistemin parçaları” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Ebeveynlerin de uyku konusunda tutarlı davranmasının önemli olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, <strong>“Çocuk yatağa gönderilirken evde televizyon ve telefon kullanımının yoğun şekilde devam etmesi kurallara uyumu zorlaştırabiliyor. Okul başlamadan önce bu düzeni kademeli olarak oluşturmak, ilk haftanın hem çocuk hem de aile açısından çok daha rahat geçmesini sağlayacaktır</strong>” dedi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/okullar-aciliyor-cocuklarin-uyku-duzeni-nasil-degistirilmeli-uzmani-acikladi</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 09:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2024/09/okula-uyum-zorlugu-ile-okul-fobisi-ayni-seyler-degil-h1693478949-910f56.jpeg" type="image/jpeg" length="36893"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Okula dönüş hazırlığı kırtasiye alışverişiyle sınırlı kalmamalı’]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/okula-donus-hazirligi-kirtasiye-alisverisiyle-sinirli-kalmamali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/okula-donus-hazirligi-kirtasiye-alisverisiyle-sinirli-kalmamali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Okul hazırlığının yalnızca kırtasiye alışverişiyle sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Zahide Yalaki, uyku düzeninden beslenmeye, aşı kontrolünden psikolojik uyuma kadar pek çok başlığın eğitim dönemi öncesinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Yalaki, “Okula dönüş hazırlığı kırtasiye alışverişiyle sınırlı kalmamalı. Yeni eğitim dönemi öncesinde çocuğun büyüme ve gelişimi, yaşına uygun aşıları, kronik hastalıkları ve günlük yaşamını etkileyebilecek sağlık sorunları gözden geçirilmeli” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Zahide Yalaki, okula dönüş sürecinde çocukların fiziksel, gelişimsel ve psikolojik açıdan değerlendirilmesinin önem taşıdığını belirterek, “Yeni eğitim dönemi öncesinde çocuğun büyüme ve gelişimi, yaşına uygun aşıları, kronik hastalıkları ve günlük yaşamını etkileyebilecek sağlık sorunları gözden geçirilmelidir. Okula dönüş, çocuk sağlığını bütüncül olarak değerlendirmek için önemli bir fırsattır” diye konuştu.</p>

<p><strong>UZUN SÜREN ÖKSÜRÜK VE SIK TEKRARLAYAN ENFEKSİYON İHMAL EDİLMEMELİ</strong></p>

<p>Okul öncesinde yapılacak genel sağlık değerlendirmesinin yalnızca mevcut hastalıkların belirlenmesi açısından değil, büyüme ve gelişmenin izlenmesi bakımından da önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yalaki, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>“Boy ve kilo ölçümlerinin değerlendirilmesi, yaşına uygun aşıların tamamlanması ve varsa kronik hastalıkların kontrol altında olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Özellikle sık tekrarlayan enfeksiyon, uzun süren öksürük, nefes darlığı, alerjik yakınmalar veya çocuğun okul başarısını ve günlük yaşamını etkileyen sağlık sorunları bulunuyorsa eğitim dönemi başlamadan önce hekime başvurulmalıdır.”</p>

<p><strong>‘UYKU DÜZENİ SON GECEYE BIRAKILMAMALI’</strong></p>

<p>Tatil döneminde çocukların daha geç yatıp uyanabildiğini belirten Prof. Dr. Yalaki, uyku düzeninin okul açılmadan önce kademeli olarak değiştirilmesi gerektiğini belirterek, “Çocuğu yalnızca okuldan önceki gece erken yatırmak yeterli olmayabilir. Uyku ve uyanma saatlerinin birkaç gün önceden aşamalı olarak okul düzenine yaklaştırılması, sabah uyanmayı ve derslere uyumu kolaylaştırır. Yetersiz uyku; dikkat, öğrenme, duygu durumu ve bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilir” dedi.</p>

<p>Dengeli beslenme ve yeterli sıvı tüketiminin de çocukların gün içerisindeki enerji düzeyi ve dikkat süresi açısından önemli olduğunu vurgulayan Yalaki, çocukların güne uygun bir kahvaltıyla başlaması, öğün atlamaması ve beslenme çantalarında sağlıklı seçeneklere yer verilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>‘ENFEKSİYONLARDAN KORUNMADA EL HİJYENİ ÖNEMLİ’</strong></p>

<p>Çocukların uzun süre bir arada bulunduğu okul ortamlarında solunum yolu ve bağırsak enfeksiyonlarının daha kolay yayılabildiğini belirten Prof. Dr. Yalaki, “Çocuklara ellerini doğru ve düzenli yıkama alışkanlığı kazandırılmalı; su şişesi, bardak, çatal, kaşık ve havlu gibi kişisel eşyaların paylaşılmaması gerektiği anlatılmalıdır. Sınıfların düzenli olarak havalandırılması da enfeksiyon riskinin azaltılmasına yardımcı olur” diye konuştu.</p>

<p>Ateş, belirgin halsizlik, kusma, ishal veya yoğun solunum yolu belirtileri bulunan çocukların durumunun değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Yalaki, hastalık belirtilerinin göz ardı edilmemesi ve gerekli durumlarda sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>‘AĞIR OKUL ÇANTALARI KAS-İSKELET SAĞLIĞINI ETKİLEYEBİLİR’</strong></p>

<p>Okula dönüş döneminde çanta seçimi ve çalışma ortamının düzenlenmesinin de gözden kaçırılmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Yalaki, çantanın gereğinden fazla doldurulmamasını ve her iki omuza takılarak taşınmasını önerdi. Yalaki, “Çantanın çocuğun yaşına ve fiziksel özelliklerine uygun olması, ağırlığın sırta dengeli biçimde dağılması önemlidir. Masa ve sandalyenin de çocuğun boyuna uygun şekilde düzenlenmesi; sırt, omuz ve boyun bölgesinde oluşabilecek yakınmaların önlenmesine katkı sağlayabilir” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Okul başlangıcının çocuklar için psikolojik bir uyum süreci de içerdiğini vurgulayan Prof. Dr. Yalaki, özellikle ilk kez okula başlayacak veya okul değiştirecek çocuklarda kaygı, huzursuzluk, çekingenlik ve ebeveynden ayrılmak istememe gibi tepkiler görülebileceğini belirtti. Ebeveynlerin bu süreçte sakin ve destekleyici bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini söyleyen Yalaki, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Çocuğun endişeleri dinlenmeli ve küçümsenmemelidir. Okul hakkında yaşına uygun, açık ve olumlu bilgiler verilmeli; uyku, yemek ve çalışma saatleri kademeli olarak düzene sokulmalıdır. Fiziksel sağlık kontrolleriyle birlikte çocuğun duygusal ihtiyaçlarının da dikkate alınması, yeni eğitim dönemine daha sağlıklı ve güvenli bir başlangıç yapmasına yardımcı olacaktır.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/okula-donus-hazirligi-kirtasiye-alisverisiyle-sinirli-kalmamali</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 19:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/09/images-1-48.jpg" type="image/jpeg" length="82679"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anı biriktireyim derken hafızadan olmayın! Fotoğraf çekmenin şaşırtan etkisi]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/ani-biriktireyim-derken-hafizadan-olmayin-fotograf-cekmenin-sasirtan-etkisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/ani-biriktireyim-derken-hafizadan-olmayin-fotograf-cekmenin-sasirtan-etkisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir araştırma, anı kaydetmek amacıyla telefonla sürekli fotoğraf çekmenin veya ekran görüntüsü almanın, o anın beyinde kalıcı bir hatıraya dönüşmesini engellediğini ve hafızayı zayıflattığını ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD'de yapılan yeni bir araştırmada akıllı telefonlarla sürekli görsel kaydetmenin insan hafızası üzerindeki etkileri incelendi. Binghamton Üniversitesi araştırmacıları tarafından 892 katılımcıyla yürütülen yedi farklı deneyde, bir anı fotoğraflayan veya ekran görüntüsü alan kişilerin, o olaya dair ayrıntıları daha zor hatırladığı belirlendi.</p>

<p>Deneyler kapsamında, katılımcılara çeşitli sanat eserleri gösterilerek bazılarından sadece resimlere bakmaları, bazılarından ise ekran görüntüsü almaları istendi. Sonuçlarda, görsellere sadece bakan katılımcıların, ekran görüntüsü alan katılımcılara kıyasla resimleri daha doğru ve ayrıntılı hatırladıkları görüldü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘TEK BİR TUŞLA HAFIZAMIZA ZARAR VERİYORUZ’</strong></p>

<p>Araştırmanın başyazarı psikolog Sophia Fabrizio, bulgulara ilişkin yaptığı açıklamada, “Elde ettiğimiz sonuçlar, tek bir tuşa basarak deneyimlerimize ve bilgilere dair hafızamıza zarar verme ihtimalimizin yüksek olduğunu gösteriyor. Bu zayıflama, kaydedilen görselin de ötesine geçebiliyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Uzmanlar, bu durumun bilim dünyasındaki adının 'bilişsel yük aktarımı' olduğunu bildirdi. Buna göre beyin, bir bilginin fotoğraf aracılığıyla saklandığını bildiğinde, o bilgiyi hafızaya almak için gereken çabayı azaltabiliyor.</p>

<p>Araştırmacılar, fotoğraf çekme sırasında dikkatin ekrana yönelmesinin deneyime odaklanmayı engelleyebileceğini belirtiyor. Özellikle özel anlarda sürekli fotoğraf çekmeye çalışmanın, yaşananların hafızada daha silik kalmasına yol açabileceği ifade ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/ani-biriktireyim-derken-hafizadan-olmayin-fotograf-cekmenin-sasirtan-etkisi</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 09:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/09/fotocekim-1.jpg" type="image/jpeg" length="41399"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Eylül ayında sofralarda hangi balıklar tercih edilmeli?]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/eylul-ayinda-sofralarda-hangi-baliklar-tercih-edilmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/eylul-ayinda-sofralarda-hangi-baliklar-tercih-edilmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Balık avlama sezonunun başlamasıyla birlikte eylül ayında sofralarda yer alabilecek balık türleri de çeşitleniyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, sağlıklı beslenme açısından balıkların mevsiminde ve taze tüketilmesini öneriyor. Eylül ayında özellikle palamut, lüfer, kılıç, sardalya, istavrit, izmarit, barbunya, çipura, kırlangıç, kolyoz, akya ve tekir tüketilebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hamsinin ise normalde ekim ayında avlanmaya başladığı, ancak Marmara Denizi'nde sezonun daha erken başladığı belirtiliyor.</p>

<p>Balık tüketiminde kızartma yerine buğulama veya ızgara gibi daha sağlıklı pişirme yöntemlerinin tercih edilmesi öneriliyor.<br />
Özellikle omega-3 açısından zengin sardalya ve istavritin eylül ayında bolca tüketilmesi tavsiye ediliyor.</p>

<p>Türkiye'de büyük balıkçı teknelerini kapsayan av yasağı 15 Nisan-31 Ağustos tarihleri arasında uygulanırken, yasağın sona ermesiyle denizlerde balıkçılık faaliyetleri yeniden yoğunlaşıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/eylul-ayinda-sofralarda-hangi-baliklar-tercih-edilmeli</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 00:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/09/a-w780184-01.jpg" type="image/jpeg" length="54159"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kahvaltı saatinin önemi ortaya çıktı: Kalp hastalığı riski artıyor]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kahvalti-saatinin-onemi-ortaya-cikti-kalp-hastaligi-riski-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kahvalti-saatinin-onemi-ortaya-cikti-kalp-hastaligi-riski-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de 31 binden fazla yetişkinin verileri incelenerek yapılan araştırmada, ilk ve son öğün saatlerinin ölüm riski ve kalp damar sağlığıyla ilişkili olabileceği belirlendi. Bulgular, özellikle geç kahvaltı ve gece geç saatlerde yemek yiyenlerde riskin artabileceğine işaret etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD'de 31 binden fazla yetişkinin verileriyle yapılan kapsamlı bir araştırma, ilk ile son öğün saatlerinin yaşam süresi ve kalp damar sağlığı ile doğrudan bağlantılı olabileceğini ortaya koydu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni bir araştırma, beslenmede sadece ne tüketildiğinin değil, gıdaların hangi saat aralıklarında alındığının da sağlık üzerinde belirleyici olabileceğini gösterdi. Bilim insanları, ABD Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Araştırması (NHANES) kapsamında, 31 binden fazla 40 yaş ile üzeri bireylerin beslenme alışkanlıkları ve sağlık kayıtlarını yaklaşık on yıl boyunca takip etti. Yaş, sigara kullanımı, fiziksel aktivite, vücut kitle indeksi ve kronik hastalıklar gibi etkenlerin de göz önünde bulundurulduğu çalışmada, günün ilk öğün saati geciktikçe ölüm riskinin arttığı tespit edildi.</p>

<p>‘İLK ÖĞÜN GECİKTİKÇE KALP HASTALIĞI RİSKİ ARTIYOR’</p>

<p>Verilere göre, ilk kalorisini sabah 07.00-08.00 saatleri arasında alanlara kıyasla, bu öğünü 08.00 sonrasına bırakanlarda erken ölüm riski arttı. Risk, ilk öğünün sabahın ilerleyen saatlerine kaymasıyla yüzde 10 ile yüzde 19 arasında yükselirken, öğleden sonraya bırakıldığında yüzde 29'a çıktı.</p>

<p>Özellikle ilk öğününü öğleden sonraya bırakanlarda kalp ve damar hastalıklarından ölüm riskinin yüzde 46 daha yüksek olduğu saptandı. Bu kişilerin ortalama yaşam süresinin ise yaklaşık 2,5 yıl daha kısa olduğu belirlendi.</p>

<p>‘ÖĞÜN SAATLERİ VÜCUT RİTMİ İÇİN KRİTİK BİR İŞARET’</p>

<p>Günün son öğününün saatine ilişkin analizlerde, en düşük ölüm riskinin akşam 20.00 civarında yemek yiyenlerde görüldüğü belirlendi. Son öğününü 19.00'dan önce tamamlayanlarda risk yüzde 13, gece yarısından sonra yemek yiyenlerde ise yüzde 27 arttı.</p>

<p>Araştırmayı yürüten Huazhong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nden Dr. Zhilei Shan, geç saatlerde yemek yemenin vücudun biyolojik saati ve metabolizma üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini kaydederek, “Öğün saatleri vücut ritmi için kritik bir işarettir. Geç kahvaltı veya geç akşam yemeği, glikoz ve yağ metabolizmasında bozulmalara yol açabilir” ifadelerinde bulundu.</p>

<p>Uzmanlar ise çalışmanın gözlemsel verilere dayandığına dikkat çekerek, kişilerin doktor önerisi olmadan yalnızca bu bulgulara dayanarak beslenme düzenlerinde köklü değişiklikler yapmaması gerektiği uyarısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kahvalti-saatinin-onemi-ortaya-cikti-kalp-hastaligi-riski-artiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 15:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2023/07/tava-mayalisi-tarifi-nasil-olur-kahvaltiya-sip-sak-hazir-enfes-lezzet.jpg" type="image/jpeg" length="44070"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Geceleri zihnimiz neden daha çok düşünüyor? Uzmanı anlattı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/geceleri-zihnimiz-neden-daha-cok-dusunuyor-uzmani-anlatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/geceleri-zihnimiz-neden-daha-cok-dusunuyor-uzmani-anlatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gün içinde kolayca geçiştirilen düşünceler, gece sessizlikle birlikte zihni daha fazla meşgul edebiliyor. Uzman Psikolog Beste Çokaygil, geceleri sorunların büyümüş gibi hissedilmesinin nedenini anlatırken, önemli kararların sabaha bırakılması ve zihni sakinleştirecek alışkanlıklar edinilmesi gerektiğini belirtti]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gün içinde kolaylıkla geçiştirilen birçok düşünce, gece yatağa girildiğinde saatlerce zihni meşgul edebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aynı konu geceleri daha büyük ve daha çözümsüz görünebiliyor.</p>

<p>Uzman Psikolog Beste Çokaygil, bunun nedeninin düşüncelerin artması değil, gün boyunca dikkati dağıtan uyaranların ortadan kalkması olduğunu belirterek,<strong> "Gece ortaya çıkan düşünceler yeni değildir. Sadece gündüz onları duyacak kadar sessiz kalmamışızdır. Problem değişmemiştir; ona bakan zihnin şartları değişmiştir"</strong> dedi.</p>

<p>Gece saatlerinde zihnin daha fazla çalışıyormuş gibi hissedilmesinin doğal olduğunu belirten Çokaygil, <strong>"Gün içinde iş, telefon, sosyal medya ve günlük sorumluluklar dikkatimizi sürekli dış dünyada tutuyor. Gece ise bu uyaranlar azalınca zihnimiz içeriye yöneliyor. O nedenle gece ortaya çıkan düşünceler çoğu zaman yeni değildir; gündüz fark etmediğimiz düşünceleri sessizlik içinde daha belirgin şekilde hissederiz"</strong> dedi.</p>

<p>Günün sonunda yalnızca bedenin değil zihnin de yorulduğunu ifade eden Çokaygil, <strong>"Yorgun bir zihin duyguları düzenlemekte ve olaylara mesafe koymakta daha fazla zorlanır. Gündüz çözülebilir görünen bir konu gece çok daha karmaşık ve umutsuz hissedilebilir. Bu nedenle özellikle geceleri önemli kararlar vermemek ve sabah yeniden değerlendirmek daha sağlıklı olabilir"</strong> diye konuştu.</p>

<p>Gece zihni meşgul eden düşüncelerin büyük bölümünün geçmişten çok geleceğe yönelik kaygılar olduğunu söyleyen Çokaygil,<strong> "Belirsizlik karşısında zihin çözüm üretmeye çalışır. Ancak gece yatağın içinde çoğu sorunu çözme imkânı olmadığı için düşünmek bir süre sonra aynı düşüncelerin tekrarına dönüşebilir. Psikolojide buna 'ruminasyon', yani zihinsel geviş getirme adı verilir. Kişi çözüme yaklaştığını düşünse de çoğu zaman aynı kaygının etrafında dönmeye devam eder"</strong> ifadelerini kullandı.</p>

<p>Gece artan düşüncelerle başa çıkabilmek için bazı basit alışkanlıkların fayda sağlayabileceğini belirten Çokaygil, "Aklınıza gelen konuları kısa notlar almak, 'Bunu yarın düşüneceğim' diyerek zihne sınır koymak, yatmadan önce ekran kullanımını azaltmak ve düzenli bir uyku rutini oluşturmak zihnin sakinleşmesine yardımcı olabilir. Ancak uzun süredir geceleri yoğun kaygı, düşünceleri durduramama veya uyku sorunları yaşanıyorsa mutlaka profesyonel destek alınmalıdır" dedi.<br />
<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/geceleri-zihnimiz-neden-daha-cok-dusunuyor-uzmani-anlatti</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 14:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2023/09/uykukpk-avvi-cover.jpg" type="image/jpeg" length="21247"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Balık sezonu açıldı: Uzmanından sağlıklı tüketim önerileri]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/balik-sezonu-acildi-uzmanindan-saglikli-tuketim-onerileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/balik-sezonu-acildi-uzmanindan-saglikli-tuketim-onerileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Balık sezonunun başlamasıyla birlikte uzmanlar, sağlıklı ve güvenli tüketim için balığın türü, tazeliği ve pişirme yöntemine dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Balığın kaliteli protein, vitamin, mineral ve omega-3 yağ asitleri açısından önemli bir besin kaynağı olduğunu belirten Uzman Diyetisyen Banu Doğanlar, "<strong>Haftada en az iki kez balık tüketilmelidir. Öğünlerden en az birinde somon, sardalya, uskumru veya hamsi gibi yağlı balıkların tercih edilmesi ve farklı balık türlerinin dönüşümlü olarak tüketilmesi sağlıklı beslenme açısından önem taşıyor"</strong> dedi.</p>

<p>Balık sezonu açılmasıyla uzun zamandır balığa hasret kalanlar için doğru balık seçimi ve pişirme yöntemlerinin bir kez daha önem kazandığının altını çizen Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzman Diyetisyen Banu Doğanlar, dikkat edilmesi gerekenler hakkında uyarılarda bulundu. Doğanlar, balığın kaliteli protein, B12 ve D vitamini, iyot, selenyum ve özellikle yağlı balıklarda bulunan omega-3 yağ asitleri açısından değerli bir besin olduğunu belirtti. Balık tüketiminde yalnızca miktarın değil; balığın türü, tazeliği, kaynağı ve pişirme yönteminin de önem taşıdığını ifade eden Doğanlar, farklı balık türlerinin dönüşümlü tüketilmesini önerdi.</p>

<p>Balığın yalnızca sezon başladığında değil, yıl boyunca düzenli olarak beslenme düzeninde yer alması gerektiğini söyleyen Uzm. Dyt. Banu Doğanlar,<strong> "Balık; kaliteli protein, B12 vitamini, D vitamini, iyot, selenyum ve özellikle yağlı balıklarda bulunan EPA ve DHA türü Omega-3 yağ asitleri açısından oldukça değerli bir besindir. Genel olarak haftada en az iki kez balık tüketimi iyi bir hedeftir. Bu öğünlerden en az birinin somon, sardalya, uskumru veya hamsi gibi yağlı balıklardan seçilmesi omega-3 alımını artırmak açısından faydalı olur" </strong>şeklinde konuştu.</p>

<p>Balık tüketiminde çeşitliliğin de önemli olduğunu belirten Uzm. Dyt. Doğanlar, "Aynı balığı sürekli tüketmek yerine farklı türleri dönüşümlü olarak tercih etmek hem besin çeşitliliğini artırır hem de belirli bir balık türüne özgü çevresel kirleticilere maruziyeti azaltmaya yardımcı olur" diye konuştu.</p>

<p>Omega-3 açısından özellikle yağlı balıkların önemli bir kaynak olduğuna değinen Uzm. Dyt. Doğanlar, somon, sardalya, uskumru, ringa balığı ve alabalığın yanı sıra hamsinin de iyi seçenekler arasında yer aldığını söyledi. Balık seçiminde yalnızca yağ oranına odaklanılmaması gerektiğini vurgulayan Doğanlar, "Balığın türü, tazeliği, kaynağı, mevsimi ve pişirme yöntemi birlikte değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Balık satın alırken güvenilir ve soğuk zinciri korunmuş satış noktalarının tercih edilmesi gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dyt. Doğanlar, farklı balık türlerinin dönüşümlü tüketilmesini ve çok büyük, uzun ömürlü yırtıcı balıklarda civa riskinin göz önünde bulundurulmasını önerdi.</p>

<p>"Büyük balık daha sağlıklıdır" düşüncesinin doğru olmadığını belirten Uzm. Dyt. Doğanlar, özellikle büyük ve yırtıcı balıklarda cıva seviyelerinin daha yüksek olabileceğini ifade etti. Doğanlar, "Cıva, besin zincirinde biyobirikim ve biyobüyütme nedeniyle özellikle uzun yaşayan ve diğer balıkları yiyen büyük yırtıcı balıklarda daha yüksek seviyelere ulaşabilir. Bu nedenle köpekbalığı, kılıç balığı, kral uskumru, marlin ve bigeye ton balığı gibi bazı büyük ve yırtıcı türler cıva açısından daha risklidir" dedi.</p>

<p>Balık seçiminde büyüklük yerine tür çeşitliliği ve düşük cıva içeren seçeneklerin tercih edilmesinin daha doğru bir yaklaşım olduğunu kaydeden Uzm. Dyt. Doğanlar, balık tüketiminde çeşitliliğe dikkat edilmesi gerektiğini aktardı.</p>

<p>Balığın tazeliğinin tüketim güvenliği açısından önemli olduğunu belirten Doğanlar, alışveriş sırasında bazı temel özelliklere dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Taze balığın hafif ve temiz kokması gerektiğini belirten Uzm. Dyt. Doğanlar, "Yoğun balık kokusu, ekşi, bayat veya amonyak benzeri bir koku bulunmamalıdır. Balığın gözleri berrak, parlak ve hafif bombeli; eti sıkı ve elastik olmalıdır. Solungaçların parlak kırmızı, derisinin ise parlak ve canlı görünmesi tazelik açısından dikkat edilebilecek özelliklerdir" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Satın alınan balığın soğuk zincirinin korunmasının önemine de dikkat çeken Uzm. Dyt. Doğanlar, taze görünmenin balığın tamamen risksiz olduğu anlamına gelmediğini belirterek uygun saklama ve pişirme koşullarına uyulması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Balığın pişirme yönteminin de beslenme açısından önemli olduğunu belirten Uzm. Dyt. Doğanlar, "Fırın ve buğulama, günlük beslenmede tercih edebileceğimiz yöntemlerdir. İlave yağ miktarı kontrol edilebilir ve balığın doğal lezzeti korunabilir. Izgara da uygun sıcaklıkta ve balık aşırı kurutulmadan yapıldığında iyi bir seçenektir. Ancak çok yüksek ısıda uzun süre pişirmekten ve balığı yakmaktan kaçınılmalıdır" diye konuştu.</p>

<p><br />
Balığın sağlıklı bir besin olmasına rağmen pişirme yönteminin öğünün toplam enerji içeriğini etkileyebileceğine dikkat çeken Uzm. Dyt. Doğanlar, balığın besin değerinden daha iyi yararlanmak için pişirme yönteminin de önem taşıdığını vurguladı.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/balik-sezonu-acildi-uzmanindan-saglikli-tuketim-onerileri</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/09/balikhaberi-7.jpg" type="image/jpeg" length="57247"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanı uyardı: Ani görme kaybını hafife almayın]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmani-uyardi-ani-gorme-kaybini-hafife-almayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmani-uyardi-ani-gorme-kaybini-hafife-almayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ani görme kaybının göz damarlarındaki tıkanıklık, retina hastalıkları, optik sinir sorunları ve inme gibi ciddi nedenlere bağlı olabileceğini belirten uzmanlar, saniyeler veya günler içinde gelişen görme kayıplarında vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ani görme kaybının göz damarlarındaki tıkanıklıklardan retina sorunlarına, optik sinir hastalıklarından inmeye kadar birçok ciddi nedene bağlı gelişebileceğini belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mert Hakan Şimşek, görmenin saniyeler veya günler içerisinde kısmen ya da tamamen kaybedilmesinin tıbbi açıdan acil durum olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Şimşek, özellikle aniden gelişen görme kayıplarında vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirterek,<strong> "Dinlenince geçer diye beklemek kalıcı görme kaybına neden olabilir" </strong>uyarısında bulundu.</p>

<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mert Hakan Şimşek, ani görme kaybının nedenleri ve bu durumda yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulundu. Ani görme kaybının birkaç saniye ile birkaç gün arasında gelişebildiğini belirten Şimşek, görüşün bir kısmının veya tamamının kaybedilebildiğini ifade etti. Bazı nedenlerin geçici olabileceğini ancak birçok durumda kalıcı hasarın önlenebilmesi için hızlı müdahalenin önem taşıdığını söyledi.</p>

<p>Ani görme kaybının en ciddi nedenlerinin başında gözün beslenmesini sağlayan damarlardaki tıkanıklıkların geldiğini belirten Şimşek, retinal arter tıkanıklığının saniyeler içerisinde ağrısız görme kaybına yol açabileceğini söyledi.<br />
Retinal arter tıkanıklığının "gözün inmesi" olarak değerlendirilebileceğini ifade eden Şimşek, retinaya kan taşıyan ana arterin tıkanması sonucu ani görme kaybı meydana geldiğini kaydetti.</p>

<p>Retinal ven tıkanıklığının ise kanın gözden geri dönmesini sağlayan damarlarda meydana geldiğini belirten Şimşek, bu durumun özellikle yüksek tansiyon ve diyabet hastalarında görülebildiğini söyledi.</p>

<p><br />
Özellikle 60 yaş üzerindeki kişilerde görülebilen dev hücreli arteritin de ani görme kaybına neden olabileceğini aktaran Şimşek, damar duvarlarının iltihaplanması sonucu ortaya çıkan hastalığa şakak ağrısı ve çiğneme sırasında güçlük gibi belirtilerin eşlik edebileceğini ifade etti.</p>

<p>Ani görme kaybının bir diğer önemli nedeninin retina sorunları olduğuna dikkat çeken Şimşek, retina dekolmanında gözün arka kısmındaki ışığa duyarlı retina tabakasının yerinden ayrıldığını söyledi.</p>

<p>Şimşek, retina dekolmanının genellikle ışık çakmaları ve uçuşan cisimler görülmesiyle başlayabileceğini, ilerleyen süreçte ise kişinin görüşünün önüne perde inmiş gibi bir görüntü oluşabileceğini belirtti.</p>

<p><br />
Vitreus kanamasında ise gözün içerisindeki jölemsi sıvıya kan sızdığını ifade eden Şimşek, bu durumun özellikle diyabete bağlı damar hasarları ve kanamalar sonucunda ortaya çıkabileceğini kaydetti.</p>

<p>Optik sinir ve nörolojik hastalıkların da ani görme kaybına yol açabileceğini belirten Şimşek, optik nevritin görüntüyü beyne taşıyan optik sinirde meydana gelen iltihaplanma olduğunu söyledi.</p>

<p>Optik nevritin çoğunlukla tek gözde ortaya çıktığını ve göz hareketleri sırasında artan ağrının eşlik edebildiğini aktaran Şimşek, rahatsızlığın Multiple Skleroz (MS) hastalığının ilk belirtilerinden biri olabileceğini ifade etti.</p>

<p>Beynin görme merkezini besleyen damarlarda meydana gelen tıkanıklıkların da görme kaybına neden olabileceğine dikkat çeken Şimşek, inme durumunda her iki gözün belirli bir görme alanında ani kayıp meydana gelebileceğini söyledi.</p>

<p>Akut glokom krizinin de acil müdahale gerektiren durumlardan olduğunu vurgulayan Şimşek, göz içi basıncının aniden yükselmesiyle şiddetli göz ağrısı, bulantı, kusma, gözde kızarıklık ve ışıkların çevresinde gökkuşağı şeklinde halkalar görülmesi gibi belirtilerin ortaya çıkabileceğini belirtti.</p>

<p>Kimyasal yanıklar ve göze alınan şiddetli darbelerin de korneada hasara ve görme kaybına neden olabileceğini ifade eden Şimşek, bu tür durumlarda da vakit kaybedilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Ani görme kaybında yapılması gerekenlere ilişkin uyarılarda bulunan Şimşek, kişinin şikayetin kendiliğinden geçmesini beklememesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Şimşek, "Ani görme kaybında vakit kaybedilmemeli. 'Dinlenince geçer' düşüncesiyle beklemek kalıcı görme kaybına yol açabilir. Kişi kendi başına göz damlası veya başka bir ilaç kullanmamalı. En kısa sürede göz hastalıkları uzmanının bulunduğu bir sağlık kuruluşuna veya tam teşekküllü acil servise başvurulmalı" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birkaç dakika süren ve ardından kendiliğinden düzelen geçici görme kaybının da ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Şimşek, "Amaurosis fugax olarak adlandırılan geçici görme kaybı çoğunlukla karotis damarından kopan küçük bir pıhtının göz damarını kısa süreli tıkaması sonucu meydana gelebilir. Görmenin yeniden düzelmesi, durumun önemsiz olduğu anlamına gelmez. Büyük bir inmenin habercisi olabileceğinden gerekli nörolojik ve kardiyolojik değerlendirmeler yapılmalıdır" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
Yoğun stresin doğrudan her ani görme kaybının nedeni olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Şimşek, stresin "santral seröz koriyoretinopati" olarak bilinen ve retina altında sıvı birikmesiyle seyreden rahatsızlığı tetikleyebileceğini söyledi.</p>

<p><br />
Şimşek, bu rahatsızlıkta genellikle tam görme kaybından ziyade kişinin merkezi görüşünde bulanıklık veya karanlık bir alan oluşabileceğini belirterek, görmede aniden meydana gelen değişikliklerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzmani-uyardi-ani-gorme-kaybini-hafife-almayin</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 14:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/02/gozdamla.jpg" type="image/jpeg" length="81185"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yanlış çanta seçimi çocuklar için büyük risk]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yanlis-canta-secimi-cocuklar-icin-buyuk-risk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yanlis-canta-secimi-cocuklar-icin-buyuk-risk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>2026 – 2027 eğitim ve öğretim yılının başlamasına kısa bir süre kala, uzmanından öğrenci velilerine ‘okul çantası' uyarısı geldi. Fizyoterapist Tanju Şahin, özellikle küçük çocuklarda duruş bozukluklarına ve omurga sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekerek, "Okul çantasının yanlış seçimi ciddi riskler oluşturuyor. Örnek vermek gerekirse skolyoz, kifoz gibi duruş bozukluklarına sebep olabilir" uyarısında bulundu.</p>

<p>Millî Eğitim Bakanlığı takvimine göre 2026-2027 eğitim öğretim yılı ilk ders zili 14 Eylül 2026 Pazartesi günü çalacak. Okul öncesi ve birinci sınıflar için ise 7-11 Eylül 2026 tarihlerinde başlayacak.</p>

<p>Düzceli öğrenci velileri de çocuklarının okul ihtiyaçlarını karşılamak için, şimdiden kırtasiye ve giyim mağazalarının yolunu tutmaya başladı.</p>

<p>Okul alışverişlerinin olmazsa olmazlarından birisi ise okul çantaları ancak hatalı çanta seçimi küçük çocukların hayatlarını olumsuz etkileyebiliyor. Zorlu ve uzun tedavi süreci gerektiren skolyoz, kifoz gibi rahatsızlıklara neden olan hatalı çanta seçimi çocukların ağrılı süreç geçirmesine de sebep oluyor. Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Müdürü Yardımcısı Fizyoterapist Tanju Şahin, okul alışverişi yaparken sağlıklı çanta seçimi hakkında bilgiler verdi.<br />
<br />
<br />
<strong>"Çocuğun hayatını etkiliyor"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yanlış çanta seçiminin özellikle küçük çocukların sağlığında olumsuz etkiler bıraktığını kaydeden Şahin, çantalarında aşırı yüklenmemesi gerektiğine dikkat çekti. Şahin, "Çocuklarımıza okul çantası alırken 2 şeye dikkat etmeliyiz. Taşıdıkları ağırlık ve okul çantasının şekli çok önemli. Okul çağındaki çocukların yanlış çanta seçimi ve kullanımı çocukların duruş bozukluklarına ve omurga sorunlarına neden olabilir. Ciddi riskler oluşturur. Örnek vermek gerekirse skolyoz, kifoz gibi duruş bozukluklarına sebep olabilir. Uygun çantamızın özellikleri önce şekil olarak anlatırsak çift askılı çantaları almalı tek taraflı çantaları tercih etmemeliyiz. Çantada aşırı yükten uzak durmalıyız. Çantalarda göğüs ve bel kemeri olursa daha uygun olacaktır. Ayrıca askılarında yumuşatıcı pedler olursa daha uygun olacaktır. Çantanın ağırlığı bizim için çok önemli. Çünkü çocukların yaşlarını kilolarını düşünecek olursak çok ağır yükler taşıyorlar. Çantanın ağırlığını basitçe şöyle ayarlayabiliriz. Çocuğumuzun kilosunun yüzde 10 veya 15'i kadar olmalıdır. Çantanın yerleştirilmesini buna göre yapmalıyız. Bunu sağlamak için neler yapabiliriz. Çocuğumuzun çantasına süslü ya da metal ağırlığı olan matara, kalem kutusu, ağır sözlük gibi materyallerden uzak durabiliriz. Çocuğumuzun işini görecek daha hafif malzemeleri tercih edelim. Çocuklarımıza da çantaların askılarını 2 omzuna asması konusunda uyarılarda bulunalım. Bunun dışında çocuklarımızın resim çantaları ya da rulolar oluyor, beslenme çantaları mümkün olduğunca omurgaya yakın taşınması gerekiyor. Bunun içinde mümkünse sırtta taşıma sırt çantası şeklinde olanlar tercih edilebilir. Bunun dışında okul idarelerinden dolap talebinde bulunulabilir. Birde çocuğumuzun ders programını takip edip her gün aynı eşyaları gezdirmek yerine ders programına uygun eşyalarla okula gitmesini sağlamalıyız" diye konuştu.<br />
<br />
<strong>"Askılıkları gevşek olmamalı"</strong></p>

<p>Küçük çocuklarda okul çantalarının yol açtığı duruş bozukluğu tedavisinin uzun bir süreç olduğunu belirten Şahin, konuşmasını şu şekilde sürdürdü: "Çanta yerleşimi ise ağırlığı en çok olanı omurgamıza yakın tutmak. Ağır olan kitap, defter ya da materyaller çocuğun gövdesine yakın olan kısmına hafif olanlar ise gövdesinden uzak olan kısma konulmalı. Ayrıca matara, cetvel gibi materyalleri bir tarafa toplamaktan ziyade çantanın sağına ve soluna dağıtabiliriz. Birde dikkat etmemiz gereken başka husus çantanın askıları gevşek olmamalı. Yani çanta çocuğunuzun kalçasına kadar inmemeli, gövdeye yakın olmalı ve sırta tam oturmalı. Duruş bozukluğu olan rahatsızlıkların tedavisi var ancak uzun bir süreç. Çocuğumuz bu süreç içinde ağrıları, boyun, sırt ve omuz ağrılarına maruz kalıyor."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yanlis-canta-secimi-cocuklar-icin-buyuk-risk</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 18:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/images-199.jpg" type="image/jpeg" length="94789"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp krizinin belirtileri neler? Uzmanı tek tek anlattı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kalp-krizinin-belirtileri-neler-uzmani-tek-tek-anlatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kalp-krizinin-belirtileri-neler-uzmani-tek-tek-anlatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Komedyen Cem Yılmaz'ın yaşadığı sağlık sorunlarının ardından, kalp krizi belirtilerini önemseyerek vakit kaybetmeden hastaneye başvurmanın önemi yeniden gündeme geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Güngören, belirtiler konusunda vatandaşları uyarırken, kalp krizi habercisi olabileceği iddia edilen ‘Frank işareti'ne dair bilgiler verdi.</p>

<p>Kalp hastalıkları, tüm dünyada ölümlerin başlıca sebepleri arasında yer alıyor. Dikkate alınmayan kalp krizi belirtileri, ölümle sonuçlanabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Güngören, kalp krizinde ilk belirtilerin hastadan hastaya değiştiğini ifade etti. Doç. Dr. Güngören, <strong>"Bazı hastalarda ilk belirti göğüs ağrısı iken bazı hastalarda nefes darlığı, bazı hastalarda ise bayılma, çarpıntı hissi olabiliyor. Büyük çoğunlukla hastalarda göğüs ağrısıyla başvuruları görüyoruz. Ama bazı yaşlı hastalar, şeker hastaları ve fiziksel nörolojik problemleri olan hastalarda bu ilk belirti kendini nefes darlığı ya da genel durumda birden bozulma şeklinde gösterebiliyor"</strong> dedi.</p>

<p><img alt="A W778351 01" height="667" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/a-w778351-01.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="500" /><br />
<br />
Hastaların çoğunlukla göğsün ön bölgesinden başlayarak kola veya sırta yayılabilen ağrıyla acile başvurduğunu belirten Doç. Dr. Fatih Güngören,<strong> "EKG'lerini değerlendiriyoruz. EKG'de ST elevasyonu dediğimiz bir durum görürsek, bu hastaların acil olarak anjiyografiye alınması ve sorumlu damardaki tıkanıklığa müdahale edilmesi gerekiyor. Bu süreçte hedef, hastanın mümkün olan en kısa sürede, ideal olarak ilk tıbbi temastan itibaren 120 dakika içinde uygun tedaviye ulaştırılmasıdır. Bazı hasta gruplarında ise EKG'de bu değişikliği göremeyebiliyoruz. Bu hastalarda klinik değerlendirme, seri EKG ve kan testleriyle takip süreci yürütülebiliyor"</strong> şeklinde konuştu.<br />
<br />
Kalp krizi belirtilerinin her zamankinden farklı ve yoğun şekillerde kendini gösterdiğini belirten Doç. Dr. Güngören,<strong> "Kalp krizinde hasta her zamankinden farklı bir durumda kendini hisseder. Bu ağrı her zamankinden farklı bir ağrı, göğüs ön bölgesinde yanma, göğse bir şey oturuyormuş gibi ya da sıkıştırma gibi bir his olabilir. Her zamankinden çok daha farklı bir ağrı, beraberinde terleme, bulantı hissi, kusma hissi olabiliyor. Hastalar yolunda gitmeyen bir şeyi kendinde fark ettiğinde bir an önce 112'yi araması ya da bir an önce hastaneye başvurarak tam bir temas kurması gerekiyor"</strong> dedi.<br />
<br />
Özellikle sosyal medyada sıkça gündeme gelen, kulak memesindeki çizginin kalp hastalığı habercisi olabileceği yönündeki iddialara da değinen Doç. Dr. Fatih Güngören, "Frank işareti" olarak adlandırılan bu çizgiyle ilgili şu bilgileri verdi:<br />
"Yapılan bazı çalışmalarda, kalp damar hastalığı bulunan kişilerde kulak memesindeki ‘Frank işareti' olarak adlandırılan diagonal çizginin daha sık görüldüğüne ilişkin bir korelasyon ortaya konmuş. Bu nedenle özellikle Frank işareti bulunan kişilerin, ‘Kalp-damar problemim var mı?' veya ‘İleride kalp-damar problemi yaşar mıyım' endişesiyle bir kardiyoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesinde fayda olabilir. Ancak her Frank işareti bulunan hastanın kalp damarlarında problem olduğu sonucunu çıkarmak doğru değil. Hasta bu nedenle başvurduğunda, eşlik eden hastalıklarını ve diğer risk faktörlerini bir bütün olarak değerlendiriyoruz. Bunun sonucunda ileri bir damar görüntüleme yöntemine ihtiyaç olup olmadığına karar veriyoruz. Her Frank işareti bulunan hastaya anjiyo ya da koroner BT anjiyografi yapılması gerektiğini söylemek doğru bir yaklaşım değil. Öncelikle kişinin kardiyovasküler risklerini ortaya koymak gerekiyor."<br />
<br />
Kalp-damar hastalıklarında risk faktörlerinin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Fatih Güngören, hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve ailede genç yaşta kalp krizi öyküsünün önemli risk faktörleri arasında bulunduğunu söyledi. Sigara kullanımı, aşırı alkol tüketimi ve sedanter yaşam tarzının da kalp-damar sağlığını olumsuz etkileyebildiğini belirten Güngören, "Bunların hepsi bizim için önemli risk faktörleri. Kalp-damar hastalığı bulunan kişilerde bu risk faktörlerini daha sık görebiliyoruz. Dolayısıyla kişinin toplam kardiyovasküler riskini değerlendirirken bütün bu faktörleri birlikte ele almak gerekiyor" dedi.<br />
<br />
Stresin kalp sağlığı üzerindeki etkisine de değinen Güngören, "Stres günlük hayatın bir parçası haline geldi. Stresin damarlar üzerindeki etkileri ve stres hormonlarının vücuttaki etkileri önemli. Adrenalin ve kortizol gibi stres hormonları tansiyonumuzu yükseltebilir, nabız sayımızı artırabilir. Damarlarımızda aterosklerotik bir plak varsa, yoğun stres ve buna eşlik eden fizyolojik değişiklikler bazı durumlarda plağın yırtılması ve pıhtı oluşumu gibi süreçlere katkıda bulunabilir. Bu nedenle stresi yönetmek kalp-damar sağlığı açısından da önemli" diye konuştu.<br />
<br />
Düzenli kalp sağlığı kontrollerinin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Fatih Güngören, "Genel olarak önerimiz şu şekilde: Eğer ailede genç yaşta kalp krizi gibi bir risk öyküsü varsa bu kişileri 40 yaşını beklemeden değerlendirmek isteyebiliriz. Özellikle erken yaşta kalp-damar hastalığı öyküsü veya ailevi hiperkolesterolemi gibi durumlarda daha erken yaşlarda kontrol yapılması gerekiyor. Erkekler için genel olarak 40 yaşından sonra kardiyovasküler risk değerlendirmesi yapılmasını öneriyoruz. Kadınlarda ise menopoz dönemi ve sonrasında kalp-damar hastalıkları açısından risk faktörlerinin yeniden değerlendirilmesi önem taşıyor" diyerek sözlerini noktaladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kalp-krizinin-belirtileri-neler-uzmani-tek-tek-anlatti</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 13:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2023/09/kalpkrizi.jpg" type="image/jpeg" length="27694"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gözler vücudun aynası: Hastalıkların ilk işaretleri gözde görülüyor]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/gozler-vucudun-aynasi-hastaliklarin-ilk-isaretleri-gozde-goruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/gozler-vucudun-aynasi-hastaliklarin-ilk-isaretleri-gozde-goruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Candan Karaca, diyabet ve hipertansiyondan beyin içi basınç artışına ve MS'e kadar birçok hastalığın ilk bulgularının retina muayenesinde görülebildiğini belirterek, "İyi görsek de sağlam olsak da, rutin göz kontrollerimizi yaptırmamız çok önemli" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerin yalnızca görme işlevini yerine getiren bir organ olmadığını, aynı zamanda vücuttaki çeşitli hastalıkların ilk ve ön bulgularını da gösterebildiğini belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Candan Karaca uyarılarda bulundu. Karaca, "Gözlerimiz sadece görmeyi sağlayan bir organımız değildir. Aynı zamanda vücudumuzdaki çeşitli hastalıkların ilk ve ön bulgularını da bize verebilir. Özellikle gözümüzün arka tarafında bulunan retina dediğimiz tabakada; diyabet, hipertansiyon ve metabolik hastalıklar gibi hastalıkların ön bulgularını görebiliyoruz. Yüksek tansiyon, özellikle hipertansiyonun ilk bulguları konusunda endokrinologlar ve nefrologlar, göz dibinde bulgu var mı diye hastaları bize yönlendirirler. Biz de retina muayenemizde, hipertansiyonun uzun zamandır devam edip etmediğini gözün arkasına bakarak anlayabiliyoruz. Bu önemli bir kriter" diye konuştu.<br />
<br />
<strong>"Beyindeki bazı hastalıklar göz muayenesi ile anlaşılabiliyor"</strong></p>

<p>Göz ile beyin arasındaki doğrudan bağlantıya dikkat çeken Karaca, "Beynimiz ile göz arasında doğrudan bir bağlantı vardır. Beynimizde meydana gelen birçok olayı da gözün arkasına bakarak anlayabiliyoruz. Özellikle beynimizde KİBAS dediğimiz, beyin içi basıncının artması durumunda, gözün arkasındaki retina dediğimiz tabakada bulguları doğrudan görebiliyoruz. Veya MS dediğimiz bazı kronik hastalıklarda, yani multipl sklerozda; ani görme kayıplarında veya gözümüzün herhangi bir alanındaki görme alanı kayıplarında, beynimizdeki hastalıkların ilk emarelerini doğrudan göz muayenesiyle anlayabiliyoruz" şeklinde konuştu.<br />
<br />
<strong>Rutin kontrollerin önemi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gözde meydana gelen bazı belirtilerin beyin kaynaklı hastalıkların işareti olabileceğini belirten Karaca, "Göz sadece görmeyi sağlayan bir organ değildir. Gözümüzde yoğun ışık çakmaları, biraz önce belirttiğimiz gibi görme alanı kayıpları, yan taraftan perde görme veya bulanık görme varsa, çok şiddetli baş ağrılarıyla beraber gelen görme azalması söz konusuysa, bunların hepsi beynimizdeki bazı bulguların göze yansıması olarak karşımıza çıkabilir. Onun için rutin kontrollerimizi, "Biz iyi görüyoruz." diye yaptırmaktan imtina etmemeliyiz. Yani mutlaka yaptırmalıyız. Göz çok önemli bir organımız. Şurada gördüğünüz gibi, bizim retina dediğimiz gözün arka sinir tabakasında; metabolik hastalıkların, çocukluk çağından gelen, erişkinlikte veya doğuştan ortaya çıkan bazı hastalıkların ve ileri yaşlarda görülen birçok hastalığın ön bulgularını gözün arkasından görebiliyoruz. Onun için mutlaka ve mutlaka belli bir yaştan sonra, iyi görsek de sağlam olsak da, rutin göz kontrollerimizi yaptırmamız çok önemli" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/gozler-vucudun-aynasi-hastaliklarin-ilk-isaretleri-gozde-goruluyor</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 11:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/a-w776881-01.jpg" type="image/jpeg" length="27138"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sabahları yorgun uyanıyorsanız dikkat! Nedeni sadece uykusuzluk olmayabilir]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sabahlari-yorgun-uyaniyorsaniz-dikkat-nedeni-sadece-uykusuzluk-olmayabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sabahlari-yorgun-uyaniyorsaniz-dikkat-nedeni-sadece-uykusuzluk-olmayabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeterli süre uyumasına rağmen sabahları yorgun ve dinlenmemiş uyananların sayısı artarken, uzmanlar bunun yalnızca uyku süresiyle açıklanamayacağını belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeterli süre uyunmasına rağmen sabahları yorgun ve dinlenmemiş uyanmanın yalnızca uyku süresiyle ilişkili olmadığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Ulusoy Demir, "Düzensiz uyku saatleri, gece ekran kullanımı, geç saatlerde yemek yemek, kafein ve alkol tüketimi uyku kalitesini bozabilir. Bunun yanı sıra uyku apnesi, tiroit hastalıkları, vitamin ve mineral eksiklikleri gibi sağlık sorunları da sabah yorgunluğuna neden olabilir" dedi.</p>

<p>Sabahları yorgun uyanmanın uyku süresinden bağımsız olarak uykunun kalitesini veya vücudun ritmini olumsuz etkileyen faktörlerden kaynaklanabileceğini dile getiren İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Ulusoy Demir, uykunun dinlendirici olabilmesi için yalnızca yeterli süre uyumanın değil, uykunun kesintisiz ve kaliteli olmasının da önemli olduğunu söyledi.</p>

<p><img alt="Uyku1" height="338" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/01/uyku1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p>Uyku kalitesinin vücudun biyolojik yenilenmesiyle yakından ilişkili olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Demir, <strong>"Yeterli bir süre uyunsa dahi uykunun mimarisini oluşturan derin uyku ve REM evreleri kesintiye uğradığında vücut ihtiyaç duyduğu hücresel onarımı ve zihinsel dinlenmeyi tamamlayamaz. Uykunun sürekliliğini bozan mikro-uyanmalara, sirkadiyen ritim uyumsuzluklarına ve vücudun gece boyunca dinlenme moduna geçmesini engelleyen çevresel ve zihinsel faktörlere dikkat edilmelidir. Sabah dinç uyanabilmenin temel belirleyicisi, yatakta geçirilen toplam saatten ziyade uykunun ne kadar kesintisiz, düzenli ve derin bir kalitede sürdürülebildiğidir" </strong>şeklinde konuştu.</p>

<p>Uyku apnesinin sabah yorgun ve dinlenmemiş uyanmanın en sık karşılaşılan tıbbi nedenlerinden biri olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Demir, <strong>"Uyku sırasında solunumun tekrarlayan biçimde durması, kandaki oksijen seviyesinin düşmesine ve beynin uykuyu bölerek vücudu uyandırmasına yol açar. Kişi gece uyandığının farkına varmasa bile uyku bütünlüğü bozulduğu için derin uykuya geçemez ve sabah sanki hiç uyumamış gibi bitkin uyanır</strong>" dedi.</p>

<p>,<img alt="Uykusuzluğa son! Bu çay ile artık uyku sorununuz kalmayacak1" height="338" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2023/08/uykusuzluga-son-bu-cay-ile-artik-uyku-sorununuz-kalmayacak1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p>Uyku apnesinin belirtilerine de dikkat çeken Uzm. Dr. Demir, <strong>"Gürültülü ve şiddetli horlama, uykuda nefesin kesildiğinin yakınlar tarafından gözlenmesi, gece boğulma hissiyle veya ağız kuruluğuyla uyanma ve gece sık idrara çıkma başlıca gece belirtileridir. Sabah baş ağrılarıyla uyanma, gün içinde aşırı uyku hali, odaklanma güçlüğü, unutkanlık ve çabuk sinirlenme gibi bulgular da uyku apnesini düşündürür" </strong>açıklamasında bulundu.</p>

<p><strong>'STRES VE ZİHİNSEL YORGUNLUK SABAH DİNLENMİŞ UYANMAYI ENGELLEYEBİLİR'</strong></p>

<p><br />
Demir eksikliği, kansızlık, B12 eksikliği ve tiroit hastalıklarının da sabah yorgunluğuna neden olabileceğini belirten Uzm. Dr. Elif Ulusoy Demir, şu bilgileri paylaştı: "Demir eksikliği, kansızlık, B12 eksikliği ve tiroit hastalıkları vücudun enerji üretimini ve oksijenlenmesini bozarak sabah yorgunluğuna doğrudan neden olabilir. Bu hastalıklar dokulara taşınan oksijen miktarını azaltabilir, kan yapımını ve sinir iletimini olumsuz etkileyebilir, bazal metabolizma hızını yavaşlatıp genel enerji kullanımını düşürebilir. Bu nedenle kişiler yeterli süre uyusa dahi sabahları ağır bir bitkinlik, zihinsel bulanıklık, kas-eklem ağrıları ve uyanmakta güçlük çekme şikâyetleri yaşayabilir."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Stres, yoğun çalışma temposu ve zihinsel yorgunluğun uyku sürecini de etkileyebileceğini ifade eden Uzm. Dr. Demir, "Zihinsel olarak yoğun ve stresli geçen günlerin ardından vücutta kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarının seviyesi yüksek kalabilir. Bu durumda vücudun gece boyunca ihtiyaç duyduğu dinlenme ve onarım moduna geçmesi zorlaşabilir. Zihin ve beden sürekli tetikte olduğunda uykuya dalmak güçleşebilir, derin uyku ve REM evrelerinin süresi kısalabilir" dedi.</p>

<p>Gece geç saatlere kadar telefon ve bilgisayar kullanılmasının uyku kalitesini ve sabahki enerji düzeyini olumsuz etkileyebileceğini söyleyen Uzm. Dr. Demir, "Ekranlardan yayılan mavi ışık, vücudun doğal biyolojik saatini bozarak uykuya geçişi sağlayan melatonin hormonunun üretimini baskılayabilir. Bunun yanı sıra ekran kullanımı zihni sürekli uyararak bedenin gevşemesini ve uykuyu başlatmasını zorlaştırabilir. Melatonin baskılanması ve zihinsel uyarılma sonucunda derin uykuya geçiş zorlaşabilir, uykunun yenileyici etkisi azalabilir. Bu durum, kişi gece boyunca yeterli süre yatakta kalsa bile sabahları düşük enerji ve dinlenememişlik hissine neden olabilir" dedi.</p>

<p>Gece geç saatlerde yemek yemek, alkol ve fazla kafein tüketmenin de sabah yorgunluğuna yol açabileceğini dile getiren Uzm. Dr. Demir, şunları söyledi: "Geç saatlerde yenen ağır yemekler sindirim sisteminin gece boyunca çalışmasına yol açarak vücudun dinlenme moduna geçmesini engelleyebilir. Kafein, vücutta uzun süre kalarak uykunun gelmesini ve derinleşmesini zorlaştırabilir. Alkol ise ilk etapta uykuya dalmayı kolaylaştırıyor gibi görünse de uykunun kalitesini düşürür, en dinlendirici evrelere geçmeyi engeller ve gece boyunca kısa süreli uyanmalara yol açabilir."</p>

<p><br />
Sabah yorgunluğuna baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı veya çarpıntı gibi şikâyetlerin eşlik etmesi durumunda dikkatli olunması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Demir, <strong>"Sabah yorgunluğuna eşlik eden bu şikâyetler, durumun basit bir yorgunluktan ziyade tıbbi bir hastalığa işaret edebileceğini düşündürür. Uyku apnesi, demir eksikliği anemisi, tiroit bozuklukları, kardiyak hastalıklar veya yüksek tansiyon gibi sistemik hastalıklar bu belirtilerin altında yatabilir. Bu nedenle en kısa sürede bir hekime başvurulmalıdır" </strong>dedi.</p>

<p>Sabahları yorgun uyanma halinin 2-3 haftadan uzun sürmesi durumunda doktora başvurulması gerektiğini kaydeden Uzm. Dr. Demir<strong>, "Düzenli uyku saatleri, beslenme düzeni, stres yönetimi, aktif ve hareketli bir yaşam ile mavi ışıktan uzak durmak gibi yaşam tarzı değişiklikleri uygulanmasına rağmen yorgunluk devam ediyorsa doktora başvurulmalıdır. Eğer yorgunluğa gündüz aşırı uyku hali, uykuda nefes kesilmesi, baş ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, istemsiz kilo kaybı, kas-eklem ağrıları veya belirgin odaklanma güçlüğü gibi şikâyetler eşlik ediyorsa en kısa sürede tetkik yapılması gerekir. Günlük yaşamı ve işleri aksatacak seviyeye ulaşan veya aniden başlayıp giderek artan yorgunluklarda da altta yatabilecek hastalıkların belirlenmesi önemlidir</strong>" dedi.</p>

<p><br />
Daha dinç uyanmak isteyen kişilerin uyku düzenine ve günlük yaşam alışkanlıklarına dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Demir, "Hafta sonları dahil her gün aynı saatte yatıp aynı saatte uyanmaya özen gösterilmeli. Sabahları ilk 30 dakika içinde doğal gün ışığına çıkılmalı ve yatmadan en az 1-2 saat önce ekran kullanımı azaltılmalı. Uykudan en az 3 saat önce beslenme ve kafein alımı sınırlandırılmalı, gün içerisinde düzenli fiziksel aktivite yapılmalı. Bu düzenlemeler uyku kalitesini artırarak güne daha enerjik başlamaya yardımcı olabilir" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sabahlari-yorgun-uyaniyorsaniz-dikkat-nedeni-sadece-uykusuzluk-olmayabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 11:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2025/11/modern-cagin-modern-hastaligi-kronik-yorgunluk-sendromu.png" type="image/jpeg" length="93252"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Klima çarptı’ diyerek hastaneye koşuyorlar: Uzmandan kritik uyarılar]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/klima-carpti-diyerek-hastaneye-kosuyorlar-uzmandan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/klima-carpti-diyerek-hastaneye-kosuyorlar-uzmandan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adana'da Çukurova Üniversitesi’nden (ÇÜ) Doç. Dr. Yasemin Saygıdeğer, son günlerde göğüs hastalıkları polikliniğine ‘klima çarptı’ diyerek başvuran hastaların arttığını belirterek, klimayı direk suçlamanın doğru olmadığını, cihazların bilinçli kullanılması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Adana'da Çukurova Üniversitesi’nden (ÇÜ) Doç. Dr. Yasemin Saygıdeğer, son günlerde göğüs hastalıkları polikliniğine ‘klima çarptı’ diyerek başvuran hastaların arttığını belirterek, klimayı direk suçlamanın doğru olmadığını, cihazların bilinçli kullanılması gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>ÇÜ Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yasemin Saygıdeğer </strong>sıcak havanın solunum hızını artırdığını belirterek, göğüs hastalıkları bulunan kişilerin çok sıcak ortamlarda bulunmasının riskli olduğunu söyledi. Klimanın sıcak şehirlerde vazgeçilmez hale geldiğini söyleyen Doç. Dr. Saygıdeğer, yanlış klima kullanımının ise öksürük, hışırtı, balgam artışı, bronşit ve zatürre gibi şikayetlere neden olabildiğini kaydetti.</p>

<p><strong>ÇOK SICAK ORTAMDA BULUNMAKTA RİSK TAŞIYOR</strong></p>

<p>Sıcak havanın solunum hızını artırdığına dikkat çeken Doç. Dr. Yasemin Saygıdeğer, "Aşırı sıcaklarda vücut, ısı dengesini korumak için daha fazla çalışıyor. Kalp hızıyla birlikte solunum hızı da artabiliyor. Yüksek nem terin buharlaşmasını ve vücudun serinlemesini güçleştiriyor. Bu durum özellikle solunum kapasitesi sınırlı hastalarda daha fazla hissediliyor. Bu nedenle klimasız ve aşırı sıcak bir ortamda kalmak da güvenli değildir. Belirgin nefes darlığı, dudaklarda morarma, cümle kurmakta zorlanma, bilinç bulanıklığı veya göğüs ağrısı gelişirse gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” dedi.</p>

<p><strong>POLİKLİNİĞE ‘KLİMA ÇARPTI’ DİYE BAŞVURANLARIN SAYISI ARTTI</strong></p>

<p>Son günlerde polikliniğe <strong>‘klima çarptı’ </strong>diyerek gelen hastalarda artış olduğunu belirten Doç. Dr. Saygıdeğer,<strong> “Akdeniz ülkelerinde, sıcak şehirlerde klima artık hayatımızın vazgeçilmez bir unsuru haline geldi. Klimasız bir ortamda gerçekten nefes almakta çok zor fakat klimaya bağlı son günlerde göğüs hastalıkları polikliniğine başvurularda artış var. Hastalar ‘klima çarptı’ diyerek geliyor. Öksürük, hışırtı, balgamda artış, bronşit, zatürre gibi nedenlerle başvuruyorlar. Ama burada klimayı tek başına suçlamak kesinlikle doğru bir yaklaşım olmaz. Çünkü sıcağın etkileri klimasız bir şekilde kontrol edilir boyutta değil. Klimayı doğru kullanmak gerekiyor”</strong> diye konuştu.</p>

<p><strong>‘ASTIM VE KOAH HASTALARINDA TABLO AĞIRLAŞABİLİR’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Klima ayarlarının dış ortamdan çok belirgin düzeyde farklı olmaması gerektiğinin altını çizen Saygıdeğer, <strong>“Ev içerisinde de sıcaklık farkları önem taşıyor. Bir odanın aşırı soğuk olup diğer odaların çok sıcak olması ev içi geçişlerde dahi hastalığa neden olabilir ya da riski artırabilir. Klimanın doğrudan yüze, göğse ve sırta üflememesi, filtrelerinin ise düzenli olarak temizlenmesi, bakımlarının yapılması ve gerektiğinde değiştirilmesi gerekiyor. Astım ve KOAH hastalarının klima kullanımında daha dikkatli olması gerekiyor. Bu hastalara klimaya bağlı zatürre eklenmesi halinde tablo ağırlaşabiliyor. Bu durum onların yoğun bakıma gitmelerine kadar uzayan bir sürece neden olabilir” </strong>dedi.</p>

<p>Klimadan kaynaklı rahatsızlandığını belirterek polikliniğe başvuran Cemil Aydın (63) ise yüksek sıcaklıklar nedeniyle klimasız ortamda bulunamadığını, buna bağlı olarak balgam ve öksürük şikayetlerinin arttığını söyledi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/klima-carpti-diyerek-hastaneye-kosuyorlar-uzmandan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/klimahaberi.jpg" type="image/jpeg" length="34667"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Okul çantası seçerken bunlara dikkat: Uzmanı tek tek anlattı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/okul-cantasi-secerken-bunlara-dikkat-uzmani-tek-tek-anlatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/okul-cantasi-secerken-bunlara-dikkat-uzmani-tek-tek-anlatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Okul alışverişinde çanta seçimine dikkat çeken Doç. Dr. Hikmet Uçgun, çantanın çocuğun boyu, kilosu ve fiziksel kapasitesine uygun olması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Doç. Dr. Hikmet Uçgun, okul çantası seçiminde çocuğun boyu, kilosu ve fiziksel kapasitesinin dikkate alınması gerektiğini belirterek "Hafif, çocuğun vücut ölçülerine uygun ve iki omuzda taşınan bir çanta tercih edilmeli" dedi. Uçgun, çocukluk döneminde düzenli hareketin kas ve kemik gelişiminin yanı sıra denge, koordinasyon ve motor beceriler açısından da büyük önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Okulların açılmasına kısa bir süre kala ailelerin hazırlıkları hız kazanırken, okul çantası seçimi de önemli gündemlerden biri haline geliyor.  Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hikmet Uçgun, çanta seçiminde yalnızca renk, model ve dayanıklılığın değil, çantanın çocuğun fiziksel özelliklerine uygunluğunun da göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Çocukluk ve ergenlik döneminin kas-iskelet sisteminin gelişmeye devam ettiği dinamik bir süreç olduğunu belirten Doç. Dr. Hikmet Uçgun, çocuğun fiziksel kapasitesine göre fazla ağır olan veya vücuduna uygun olmayan bir çantanın uzun süre taşınmasının çeşitli yakınmalara yol açabileceğini ifade etti.</p>

<p>Uçgun, <strong>"Çocuğun fiziksel kapasitesine göre fazla ağır olan veya vücuduna uygun olmayan bir çantayı özellikle uzun süre taşımak; yürüyüş sırasında gövdenin öne doğru eğilmesine, omuzların öne gelmesine ve kasların normalden daha fazla çalışmasına neden olabilir. Bunun sonucunda omuz, boyun ve sırt bölgesinde yorgunluk, hassasiyet ve ağrı görülebilir"</strong> dedi.</p>

<p>Çanta ağırlığının yanı sıra taşıma süresi ve çantanın nasıl taşındığının da değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Uçgun, ağır okul çantaları konusunda ailelerin gereksiz kaygıya kapılmaması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Uçgun, <strong>"Burada önemli bir noktayı özellikle vurgulamak gerekir: ‘Ağır okul çantası çocukta mutlaka kalıcı omurga bozukluğu oluşturur’ şeklinde bir çıkarım bilimsel olarak doğru değildir. Mevcut araştırmalar okul çantasının ağırlığı ile çocuklarda bel ağrısı arasında tek başına doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi olduğunu kesin olarak ortaya koymamaktadır. Çantanın ağırlığının yanı sıra ne kadar süre taşındığı, nasıl taşındığı, çocuğun yaşı, fiziksel kapasitesi ve günlük aktivite düzeyi birlikte değerlendirilmelidir"</strong> diye konuştu.</p>

<p><strong>OKUL ÇANTASI SEÇERKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?</strong></p>

<p>Doç. Dr. Hikmet Uçgun, doğru okul çantası seçiminde önceliğin çocuğun vücut ölçülerine uygunluk ve kullanım kolaylığı olması gerektiğini belirtti.</p>

<p>"Çanta mümkün olduğunca hafif olmalı ve çocuğun vücut ölçülerine uygun seçilmelidir. ‘Büyüyünce de kullanır’ düşüncesiyle çocuğun gövdesine göre çok büyük bir çanta almak doğru bir yaklaşım değildir.</p>

<p>İki omuz askısı bulunan sırt çantaları tercih edilmeli; askılar geniş, mümkünse destekli ve ayarlanabilir olmalıdır. Çanta her iki omuza takılmalı ve sırta mümkün olduğunca yakın durmalıdır. Çantanın alt kısmının bel seviyesinin çok aşağısına sarkmaması önemlidir. Göğüs veya bel kemeri bulunan modeller, özellikle yükün fazla olduğu durumlarda çantanın vücuda daha yakın ve dengeli taşınmasına yardımcı olabilir."</p>

<p>Çantanın yalnızca dış görünüşünün değil, iç düzeninin de önemli olduğunu ifade eden Uçgun, ağır kitap ve materyallerin sırta yakın bölmelere yerleştirilmesini önerdi.</p>

<p>Uçgun, "Ağır kitap ve materyaller sırta yakın bölmelere, daha hafif eşyalar ise dış bölmelere yerleştirilebilir. Böylece yükün vücuttan uzaklaşarak çocuğu geriye doğru çekmesi azaltılabilir" dedi.</p>

<p>Ailelere çantayı zaman zaman tartmalarını da öneren Uçgun, literatürde çanta ağırlığının çocuğun vücut ağırlığının yaklaşık yüzde 10'u civarında tutulmasının sık kullanılan pratik bir referans olduğunu belirtti. Ancak bu oranın kesin bir "güvenli-güvensiz" sınırı olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizdi.</p>

<p>"Çocuğun çantayı taşırken zorlanması, ağrı hissetmesi veya duruşunu belirgin biçimde değiştirmesi rakamlardan daha önemli uyarı işaretleridir" diyen Uçgun, çocuğun verdiği fiziksel sinyallerin dikkate alınması gerektiğini vurguladı.<br />
<br />
Çantaların fazla doldurulması ve ağır çantaların özellikle okula yürüyerek gidip gelen çocukları nasıl etkilediği konusunda da değerlendirmelerde bulunan Uçgun, yalnızca çantanın ağırlığına bakılmaması gerektiğini söyledi.</p>

<p>"Burada yalnızca ‘Çanta kaç kilogram?’ sorusuna değil, ‘Çocuk bu çantayı ne kadar süre taşıyor?’ sorusuna da bakmamız gerekiyor" diyen Uçgun, servisle okula gidip çantasını birkaç dakika taşıyan bir çocukla aynı ağırlıktaki çantayı 20-30 dakika yürüyerek taşıyan çocuğun maruz kaldığı yükün aynı olmadığını belirtti.<br />
Taşıma süresi uzadıkça kasların çalışma süresi ve yorgunluğun artabileceğini ifade eden Uçgun, çocuğun çantayı taşırken sürekli öne doğru eğilmesinin, omuz askılarını eliyle destekleme ihtiyacı hissetmesinin, sık sık çantayı çıkarıp dinlenmesinin veya boyun, omuz ve sırt ağrısından yakınmasının yükün çocuk için fazla olduğuna işaret edebileceğini söyledi.</p>

<p>Çanta ağırlığının çocukların günlük fiziksel aktivitesinin önüne geçmemesi gerektiğini belirten Uçgun, ağır çanta taşıyan çocukların okula yürümekten uzaklaştırılmasının doğru bir yaklaşım olmayacağını vurguladı.</p>

<p>"Buradan ‘Çocuk ağır çanta taşıyor, o halde okula yürümemeli’ sonucu da çıkarılmamalıdır. Tam tersine, yürüyüş çocuklar için son derece değerli bir fiziksel aktivitedir. Çözüm yürüyüşü azaltmak değil; gereksiz yükü azaltmak ve çantayı çocuğa uygun hale getirmektir" dedi.</p>

<p>Uçgun, okulların da çocukların taşıdığı yükün azaltılmasında önemli bir rol üstlenebileceğini belirterek her gün bütün kitapların taşınmasını gerektirmeyen ders programları, okulda kullanılabilecek dolaplar ve dijital materyallerin doğru kullanımının günlük çanta yükünü azaltabileceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlıklı bir kas-iskelet sistemi için yalnızca okul çantasına odaklanmanın yeterli olmadığını belirten Uçgun, çocuğun gün içerisindeki toplam hareketliliğinin önemine dikkat çekti.</p>

<p>"Çocukların koşmasına, zıplamasına, tırmanmasına, bisiklete binmesine, oyun oynamasına ve farklı sporları deneyimlemesine fırsat verilmelidir. Çocukluk dönemindeki hareket yalnızca kasları değil, kemik yapısını, denge ve koordinasyonu, kalp-akciğer kapasitesini ve motor becerileri de geliştirir."</p>

<p>Doç. Dr. Hikmet Uçgun, ailelere yönelik mesajını şu sözlerle özetledi:<br />
"Hafif, çocuğun boyutlarına uygun ve iki omuzda taşınan bir çanta tercih edin; içine gerçekten o gün ihtiyaç duyulanları koyun ve çocuğunuzu hareket etmekten korumayın, hareket etmesi için fırsat oluşturun."<br />
Uçgun, "Sağlıklı bir omurga için en iyi yatırım yalnızca doğru çantayı almak değil; hareketli bir çocukluk oluşturmaktır"  dedi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/okul-cantasi-secerken-bunlara-dikkat-uzmani-tek-tek-anlatti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/canta.jpg" type="image/jpeg" length="65178"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz diyetlerinde büyük tuzak: Hızlı kilo verirken kaslarınızdan olmayın]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yaz-diyetlerinde-buyuk-tuzak-hizli-kilo-verirken-kaslarinizdan-olmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yaz-diyetlerinde-buyuk-tuzak-hizli-kilo-verirken-kaslarinizdan-olmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyetisyen Ece Eyyupoğlu, yazın "hızlıca forma girme" telaşıyla yapılan şok diyetlerin, likit detoksların ve tek tip beslenmenin metabolizmaya verdiği zararları anlatıyor. "Sıcaklarda iştahın kesilmesi bir fırsat değil, kas kaybına yol açan bir tuzak olabilir" diyen Eyyupoğlu, yaz aylarında sağlıklı ve sürdürülebilir beslenmenin şifrelerini, mutfağımızdan eksik etmememiz gereken süper besinleri ve uzak durulması gereken "yaz düşmanlarını" açıklıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nurşen İlhan</strong></p>

<p>Yaz ayı ile birlikte "hızlıca forma girme" telaşı ve sosyal medyada yayılan popüler diyet akımları yine gündemde.</p>

<p>Peki, sıcak havalarda iştahın kesilmesi gerçekten kilo vermek için bir fırsat mı, yoksa kas kaybına yol açan bir tuzak mı? Likit detokslar, tek tip karpuz-peynir diyetleri ve şok uygulamalar metabolizmamıza ne yapıyor?</p>

<p>Yaz mevsiminde doğru ve sürdürülebilir beslenmenin şifrelerini, <strong>Diyetisyen Ece Eyyupoğlu ile </strong> konuştuk.</p>

<p><img alt="Diyetisyen" height="338" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/diyetisyen.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p><i><strong>*Diyetisyen Ece Eyyupoğlu</strong></i></p>

<p><strong><i>HER KİLO KAYBI YAĞ DEĞİLDİR</i></strong></p>

<p><strong>– "Yazın kilo vermek daha kolaydır" algısı ne kadar doğru? Sıcaklarda iştahın kapanmasını avantaja çevirmenin yolları nelerdir?</strong></p>

<p>Bu algıyı tamamen doğru kabul etmek mümkün değil. Ancak yaz aylarının kilo kontrolü sağlamak açısından bazı doğal avantajları var. Sıcak havalarda pek çok kişide iştah azalması görülür; bunun temel nedenlerinden biri yüksek sıcaklığın iştah mekanizmasını bastırmasıdır.</p>

<p>Fakat iştah azaldığında yeterli besin almama riski doğar. Özellikle protein alımı yetersiz kalırsa kas kaybı yaşanabilir. Bu yüzden yazın iştahın düşmesini öğün atlamak için değil, kilo kontrolünü daha hafif öğünlerle sağlamak adına bir avantaja çevirmeliyiz. Çok yağlı yiyecekler yerine besin değeri yüksek alternatifler tercih edilmeli. Yoğurtlu sebze yemekleri, zeytinyağlılar, salatalar, ayran ve kefir gibi seçenekler hem ferahlatıcıdır hem de öğünün besleyici değerini korur. Kilo verirken sadece tartıdaki rakama odaklanmamak gerekir; asıl hedef yağ kaybederken kas kütlesini mümkün olduğunca korumaktır.</p>

<p>Öte yandan, yazın yaşanan her kilo kaybı yağ kaybı değildir. Sıcak havalarda yoğun terleme nedeniyle vücut çok fazla sıvı kaybeder. Tartıdaki hızlı düşüşün önemli bir kısmı sudan ibaret olabilir. Yazın kilo vermek isteyenlere önerim; iştah azalmasını daha hafif ve dengeli öğünler oluşturmak için kullanmaları, artan sıvı kaybını karşılamaları ve günlük fiziksel aktiviteyi aksatmamalarıdır.</p>

<p><img alt="Karpuz-4" height="338" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/karpuz-4.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p><strong>DETOKS İÇECEKLERİNE DİKKAT </strong></p>

<p><strong>– Sosyal medyada çok popüler olan "likit detoksları" veya sadece karpuz-peynir yiyerek zayıflama akımları metabolizmamıza ne yapıyor? Bu bir sağlık trendi mi yoksa tuzak mı?</strong></p>

<p>Likit detoksların ve tek tip beslenmeye dayalı popüler diyetlerin kalıcı kilo kaybı sağladığını söyleyemeyiz. Özellikle detoks konusunda büyük bir yanlış anlaşılma var. Vücudumuzun —başta karaciğer ve böbrekler olmak üzere— metabolik atıkları temizleyen mükemmel bir doğal mekanizması zaten mevcut. Sağlıklı bir bireyde bu sistemin birkaç günlük detoks içecekleriyle daha iyi çalıştığını gösteren bilimsel bir kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Karpuz-peynir konusuna gelirsek; ikisi aslında harika bir lezzet ikilisidir. Buradaki problem, bunu günlerce sadece iki besine indirgeyerek tek tip bir zayıflama yöntemine dönüştürmek. Birkaç gün çok kısıtlı beslenmek tartıda düşüş sağlayabilir; ancak yeterli protein ve enerji alınmadığında kas kütlesi zarar görür. Sosyal medyada hızlı sonuç vadeden her akımı sağlıklı kabul etmemek gerekir.</p>

<p><strong>SERT DİYETLERE GEREK YOK </strong></p>

<p><strong>– Yazın hızlıca forma girmek isteyenlerin başvurduğu şok diyetlerin geri dönüşü (yo-yo sendromu) neden daha sert oluyor?</strong></p>

<p>Şok diyetlerin en büyük sorunu aşırı hızlı kilo verdirmesidir. Kişi tartıda hızlı bir düşüş görünce işlerin iyi gittiğini sanır. Oysa özellikle karbonhidrat ve toplam enerjinin kısıtlandığı diyetlerde ilk günlerde kaybedilen şey yağ değil; vücudun glikojen depolarıyla birlikte atılan sudur. Hatta bu duruma kas kaybı da eşlik eder.</p>

<p>Kilo verdikçe küçülen vücudun enerji ihtiyacı azalır; buna enerji kısıtlamasına bağlı metabolik yavaşlama da eklenir. Kişi diyeti bırakıp eski beslenme düzenine döndüğünde —özellikle hareket seviyesi de düşükse— verdiği kiloları hızla geri alır. Tatilde daha ince görünmek adına sürdürülemez ve sert diyetlere başvurmaya hiç gerek yok.</p>

<p><img alt="Diyethaberiekle" height="338" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/diyethaberiekle.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p><strong>SU İÇMEKTE ZORLANANLARA TAVSİYELER</strong></p>

<p><strong>– "Günde 3 litre su içemiyorum" diyenler için sıvı ihtiyacını karşılayacak alternatif ve düşük kalorili serinletici önerileriniz var mı?</strong></p>

<p>Herkesin mutlaka günde 3 litre su içmesi gerektiğine dair tek bir doğru yok. Sıvı ihtiyacı; yaşa, cinsiyete, vücut ağırlığına, yapılan fiziksel aktiviteye ve hava sıcaklığına göre kişiden kişiye değişir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Su içmekte zorlananlar için suyu aromalandırarak daha keyifli hale getirmeyi öneriyorum. 1.5 litre suya salatalık, limon veya nane dilimleri eklenebilir. Şekersiz soğuk bitki çayları da iyi bir alternatiftir. Burada kritik nokta, suyun yerini şekerli içeceklerle doldurmamaktır.</p>

<p><strong>YAZ AYLARI KİLO VERMEK İÇİN MUCİZEVİ BİR DÖNEM DEĞİLDİR</strong></p>

<p><strong>– Yazın mutfağımızdan asla eksik etmememiz gereken 3 süper besin ve uzak durmamız gereken 3 "yaz düşmanı" yiyecek nedir?</strong></p>

<p>Eksik edilmemesi gereken ilk besin <strong>domates</strong>; çünkü güçlü bir antioksidan olan likopen açısından çok zengindir. İkincisi <strong>yoğurt veya kefir</strong>; protein ve kalsiyum depolarıdır, soğuk tüketildikleri için hem pratik hem de besleyicidir. Üçüncüsü ise <strong>mevsim meyve ve sebzeleri</strong>; karpuz, şeftali, salatalık, biber gibi harika seçeneklerimiz var. Önemli olan tek bir besine yüklenmeyip çeşitlilik sağlamak.</p>

<p>Uzak durulması gereken ilk grup <strong>şekirli içecekler ve karamelli soğuk kahveler</strong>dir; fark etmeden çok yüksek şeker alımına neden olurlar. İkincisi <strong>kızartmalar ve aşırı yağlı fast-food ürünleri</strong>; yazın tüketimi çok artsa da sindirimi zorlaştırır. Üçüncüsü ise <strong>işlenmiş atıştırmalıklar</strong>dır.</p>

<p>Sağlıklı beslenmenin temelinde yasaklar değil, denge vardır. Yaz ayları kilo vermek için mucizevi bir dönem değildir ama doğru değerlendirildiğinde iyi bir avantajdır. Amaç, sadece tartıda düşük rakam görmek değil; kas kütlesini koruyarak yağdan kaybetmek ve sürdürülebilir bir yaşam alışkanlığı kazanmaktır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yaz-diyetlerinde-buyuk-tuzak-hizli-kilo-verirken-kaslarinizdan-olmayin</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 11:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/diyetlerbir.jpg" type="image/jpeg" length="56663"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak çarpmasında hayati tehlike]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sicak-carpmasinda-hayati-tehlike</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sicak-carpmasinda-hayati-tehlike" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dr. Öğretim Üyesi Süleyman İbze, sıcak çarpmasında bilinç değişikliği, konuşma bozukluğu ve nöbet gibi belirtilerin görülebileceğini belirterek, "Sıcak çarpması acil tıbbi müdahale gerektirir. Gecikildiğinde kalıcı beyin ve organ hasarına, hatta ölüme yol açabilir" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında sıcak havalarda yaşanan halsizlik ve fenalaşma 'sıcak çarpması' olarak ifade edilse de sıcaklığa bağlı gelişen rahatsızlıkların en ciddi olanlarından biri olarak öne çıkıyor. Yüksek sıcaklıklar, vücudun ısı dengesini zorlayarak isilikten kas kramplarına, ayaklarda şişmeden halsizlik ve yorgunluğa farklı sorunlara yol açabiliyor. Özellikle uzun süre sıcakta kalanlarda yoğun terleme ile sıvı kaybı artarken; bulantı, kusma, bitkinlik ve kramplar görülebiliyor. Durumun ağırlaşması halinde kişinin bilincinde değişiklik, konuşmasında bozulma, aşırı uyku hali veya nöbet gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Çocuklar ve yaşlılar başta olmak üzere sıcak havadan daha fazla etkilenenlerin günün en sıcak saatlerinde güneşten uzak durması, serin ortamlarda bulunması ve yeterli sıvı tüketmesi önem taşıyor.</p>

<p><strong>SICAKLIK TABLOSU</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sıcaklıklara bağlı rahatsızlıkların birçok farklı semptomu olduğunu aktaran Acil Tıp Anabilim Dalı'nda Dr. Öğretim Üyesi Süleyman İbze "Termoregülasyon dediğimiz sistem sayesinde vücudumuz terleme ve diğer mekanizmalarla ısı kaybederek vücut sıcaklığını dengede tutuyor. Ancak bazı durumlarda bu denge bozulabiliyor. Sıcak döküntüsü, ter bezlerinin kanallarının tıkanması sonucu ortaya çıkıyor. Halk arasında 'isilik' olarak da biliniyor ve özellikle çocuklarda daha sık görülüyor. Serin ortamda bulunmak, terlemeyi kolaylaştıran ince ve pamuklu kıyafetler tercih etmek yeterli olabiliyor" dedi.</p>

<p><strong>YÜKSEK SICAKLIKLAR ÖDEME YOL AÇABİLİYOR</strong></p>

<p>Uygulanabilecek kolay yöntemlerle sıcak kramplarının ve sıcak ödeminin önlenebileceğini kaydeden İbze, "Sıcak krampları, yoğun terlemeyle birlikte sıvı ve elektrolit kaybından kaynaklanıyor. Daha çok bacak ve kollarda görülüyor. Sıvı ve elektrolit dengesinin sağlanması ile şikayetler genellikle kısa sürede düzeliyor. Bir diğer durum ise sıcak ödemi. Sıcağa bağlı damarların genişlemesiyle özellikle ayak bileklerinde şişlik oluşabiliyor. Sıcaktan uzaklaşmak, ayakları kalp seviyesinin üzerine kaldırıp, dinlenmek çoğu zaman yeterli oluyor" diye konuştu.</p>

<p><strong>'SICAK BİTKİNLİĞİ DURUMUN CİDDİLEŞTİĞİNİ GÖSTERİYOR'</strong></p>

<p>Dr. Öğretim Üyesi Süleyman İbze, sıcaklıklara bağlı rahatsızlıkların artmasıyla durumun ciddileştiğini belirterek, "Sıcak bitkinliği, artık durumun ciddileşmeye başladığını gösteriyor. Yorgunluk, halsizlik, bulantı ve kusma gibi şikayetler görülüyor. Vücut sıcaklığı genellikle 40 derecenin üzerine çıkmıyor. Kişinin sıcak ortamdan uzaklaştırılarak serin veya klimalı bir yere alınması, fazla kıyafetlerinin çıkarılması ve hava akımı sağlanarak serinletilmesi gerekiyor" dedi.</p>

<p><strong>SICAK ÇARPMASINA DİKKAT</strong></p>

<p>Halk arasında sıcak havalarda yaşanan birçok rahatsızlığın 'sıcak çarpması' olarak ifade edildiğini, ancak sıcak çarpmasının çok daha ciddi bir tablo olduğunu belirten İbze, Sıcak çarpması, sıcak acilleri içerisinde en korktuğumuz ve ölümcül sonuçlara yol açabilen durumdur. Bilinç değişikliği, bilinç kaybı, konuşma bozukluğu, uyku hali veya nöbet gibi nörolojik belirtiler ortaya çıkabilir. Kişinin mümkün olan en kısa sürede sıcak ortamdan çıkarılarak serin bir yere alınması ve vücut sıcaklığının düşürülmesi gerekir. Sıcak çarpması acil tıbbi müdahale gerektirir. Gecikildiğinde kalıcı beyin ve organ hasarına, hatta ölüme yol açabilir" diye konuştu.</p>

<p><strong>ÇOCUKLAR VE YAŞLILAR İÇİN RİSKLİ</strong></p>

<p>Çocuklar ve yaşlıların sıcak havalarda daha fazla risk altında olduğunu vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Süleyman İbze, "Özellikle günün en sıcak saatlerinde doğrudan güneşe çıkılmaması ve mümkün olduğunca serin ortamlarda bulunulması gerekiyor. Dışarıda bulunmak veya çalışmak zorunda olanlarınsa ince, açık renkli, pamuklu veya keten kıyafetler giymesi, yeterli sıvı tüketmesi ve geniş kenarlı şapka kullanması önemli" dedi.</p>

<p><strong>'DENİZE GİRMEK SICAKTAN TAM KORUMUYOR'</strong></p>

<p>Sıcak havada denize girmenin güneşin etkilerinden tamamen korumadığını da belirten İbze, "Kişi denizde de güneş ışınlarına maruz kalmaya devam ediyor. Güneş yanıklarının yanı sıra sıcak ödemi, kramplar ve sıcak bitkinliği gibi durumlarla karşılaşılabiliyor. Özellikle risk grubundakiler günün en sıcak saatlerinde, denize girecek olsalar bile, uzun süre güneş altında bulunmamalı. 'Denizin içindeyim, bana bir şey olmaz' diye düşünülmemeli. Önceliğimiz hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmek değil, sağlığı korumak olmalı" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/sicak-carpmasinda-hayati-tehlike</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 19:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/s-i-c-a-k-c-a-r-p-m-a-s-i-n-d-a-h-a-y-a-t-i-t-e-h-l-i-k-e-b-e-y-i-n-1467503-436619.jpg" type="image/jpeg" length="73754"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dövme cilt kanseri riskini artırıyor mu? Uzmanından önemli açıklama]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/dovme-cilt-kanseri-riskini-artiriyor-mu-uzmanindan-onemli-aciklama</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/dovme-cilt-kanseri-riskini-artiriyor-mu-uzmanindan-onemli-aciklama" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İsveç'te gerçekleştirilen vaka-kontrol çalışmasında, dövmesi bulunan bireylerde kutanöz melanoma görülmesiyle ilişkili riskin, dövmesi bulunmayanlara göre yüzde 29 daha yüksek olduğu belirlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İsveç</strong>'te gerçekleştirilen vaka-kontrol çalışmasında, dövmesi bulunan bireylerde kutanöz melanoma görülmesiyle ilişkili riskin, dövmesi bulunmayanlara göre yüzde 29 daha yüksek olduğu belirlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacılar, bulguların dövme ile melanoma arasında olası bir ilişkiye işaret ettiğini ancak dövmenin doğrudan melanoma neden olduğunu göstermediğini ifade etti. Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Betül Kızılkan ise dövmeli ciltlerin de rutin ciltteki gibi güneşten korunması ve düzenli olarak kontrol edilmesinin önemine dikkat çekti.</p>

<p>Dövme yaptırma oranlarının giderek artmasıyla dövme mürekkeplerinin içeriği ve pigmentlerin uzun yıllar boyunca ciltte kalmasının olası sağlık etkilerinin de bilimsel araştırmaların konusu haline geldiğini belirten Uzm. Dr. Kızılkan, bazı çalışmaların dövme ile melanoma arasında olası bir ilişkiye işaret ettiğini söyledi.</p>

<p>Dövme sırasında cilt içerisine verilen pigmentlerin zaman içerisinde yalnızca uygulandıkları bölgede kalmayabildiğini belirten Uzm. Dr. Kızılkan, pigment parçacıklarının bir bölümünün lenf sistemine taşınabildiğine ilişkin bulgular bulunduğunu söyledi. Bazı pigmentlerin zaman içerisinde parçalanmasıyla farklı kimyasal bileşiklerin ortaya çıkabileceğini belirten Uzm. Dr. Kızılkan, ancak bu süreçlerin uzun vadede melanoma gelişimine yol açtığının henüz kanıtlanmadığının altını çizdi.</p>

<p>Henüz kanser riski kanıtlanmadı İsveç’te ulusal kanser kayıtlarından yararlanılarak gerçekleştirilen geniş kapsamlı vaka-kontrol çalışmasına dikkat çeken Uzm. Dr. Kızılkan şöyle konuştu:</p>

<p><strong>“Yeni yapılan bir araştırmada 20-60 yaş arasındaki melanoma vakaları ile benzer özelliklere sahip kontrol grupları karşılaştırıldı. Dövme maruziyetine ilişkin bilgiler ise 2021 yılında yapılan anket aracılığıyla toplandı. Araştırmada dövmesi bulunan bireylerde kutanöz melanoma görülmesiyle ilişkili risk, dövmesi bulunmayanlara göre 1,29 kat daha yüksek bulundu. Başka bir ifadeyle, dövmesi olan bireylerde melanoma ile ilişkili risk yaklaşık yüzde 29 daha yüksek olarak hesaplandı. Ancak araştırmacılar, bu bulgunun dövmenin melanoma neden olduğunu kanıtlamadığını özellikle vurguladı. Çalışmanın gözlemsel yapısı nedeniyle dövme ile melanoma arasındaki ilişkinin altında yatan mekanizmaların ortaya konulabilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç bulunuyor. Çalışmada ayrıca melanoma ile dövmenin aynı anatomik bölgede bulunmasının özel bir ilişki gösterdiğine dair de yeterli kanıt elde edilmedi. Bu nedenle bulgular, dövmenin doğrudan bulunduğu bölgede melanoma gelişmesine neden olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır.”</strong></p>

<p><strong>‘GÜNEŞTEN KORUNMAK ÖNEM TAŞIYOR’</strong></p>

<p>Melanoma gelişiminde ultraviyole ışınlarının da cilt üzerinde önemli bir risk faktörü olduğunu belirten Uzm. Dr. Kızılkan, “Tüm ciltle birlikte dövmeli bölgelerin de güneşten korunması gerekir. Yapılan bu araştırmada ultraviyole maruziyetinin dövme ile melanoma arasındaki ilişkiyi değiştirip değiştirmediği de değerlendirildi. Ancak araştırmacılar, ultraviyole maruziyeti ile dövme arasındaki ilişkinin melanoma riski üzerinde anlamlı bir etkileşime sahip olduğuna dair yeterli kanıt elde edemedi. Ama yoğun güneş maruziyetinin ciltle alakalı riski artırması nedeniyle geniş spektrumlu güneş koruyucu kullanılması, solaryumdan kaçınılması önem taşımaktadır” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘DÖVMELİ CİLTLERDE DE DEĞİŞİKLİKLER GÖZ ARDI EDİLMEMELİ’</strong></p>

<p>Cilt kanserlerinin erken dönemde fark edilmesinin tedavi başarısı açısından büyük önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Kızılkan, “<strong>Özellikle yeni ortaya çıkan, büyüyen, renk değiştiren, düzensiz sınırlı hale gelen, kanayan veya iyileşmeyen cilt lezyonlarının dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir. Bunun yanında dövme yaptırılacaksa hijyenik ve güvenilir koşullarda yaptırılması, kullanılan mürekkeplerin içeriklerinin araştırılması önemlidir. Dövme ve cilt kanseri arasında kesin bir neden- sonuç ilişkisi ortaya konulamasa da genel cilt koruma alışkanlıkları edinilmesi ve bunun sürdürülmesi önem taşımaktadır” </strong>ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/dovme-cilt-kanseri-riskini-artiriyor-mu-uzmanindan-onemli-aciklama</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 16:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/dovme.jpg" type="image/jpeg" length="26152"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gece yemek yiyenler dikkat: Biyolojik saati bozuyor]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/gece-yemek-yiyenler-dikkat-biyolojik-saati-bozuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/gece-yemek-yiyenler-dikkat-biyolojik-saati-bozuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Serap Baydur Şahin, gece geç saatlerde yemek yemenin biyolojik ritmi bozarak kilo kontrolünü zorlaştırabileceğini, kan şekeri ve insülin düzeylerini olumsuz etkileyebileceğini belirterek, akşam yemeğinin uyku saatinden 4-5 saat önce tamamlanmasını önerdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gece geç saatlerde yemek yemenin biyolojik saat, metabolizma, kan şekeri ve uyku düzenini olumsuz etkileyebileceğini belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Serap Baydur Şahin, <strong>"Vücudumuzun birçok temel fonksiyonu sirkadiyen ritim tarafından düzenleniyor. Düzensiz veya çok geç saatlerde yemek yemek bu ritmi bozarak açlık ve tokluk sinyallerini etkileyebilir, fazla yeme eğilimini artırabilir"</strong> dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Metabolizmanın günün farklı saatlerinde besinlere aynı yanıtı vermediğini dile getiren Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Serap Baydur Şahin,<strong> "Gündüz saatleri, besinlerle aldığımız enerjinin kullanılması açısından metabolik olarak daha avantajlıdır. Gece geç saatlerde yemek yenildiğinde, besinlerin sindirilmesi ve metabolize edilmesi sırasında ortaya çıkan enerji harcaması daha düşük olabilir. Yağların sentezi, depolanması ve enerji amacıyla kullanılması da gün içerisinde değişen sirkadiyen mekanizmalarla düzenleniyor"</strong> diye konuştu.</p>

<p>Gece yemek yeme alışkanlığının özellikle düzenli şekilde tekrarlandığında kilo kontrolünü olumsuz etkileyebileceğini dikkat çeken Prof. Dr. Şahin, "Kilo kontrolünün temel belirleyicilerinden biri gün boyunca alınan enerji ile harcanan enerji arasındaki dengedir. Ancak yalnızca ne kadar yediğimiz değil, ne zaman yediğimiz de önemlidir. Gece yemek yeme alışkanlığı, özellikle vardiyalı çalışanlarda obezite riskini artırabilecek faktörlerden biri olarak değerlendiriliyor" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Geç saatlerde tüketilen kalorilerin biyolojik saat ile beslenme ritmi arasında uyumsuzluğa neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Şahin, "Kalorilerin önemli bir bölümünün sürekli olarak gece geç saatlere bırakılması, uzun vadede kilo kontrolünü zorlaştırabilir. Geç saatlerde yemek yemek yağların enerji amacıyla kullanılmasını da olumsuz etkileyebilir ve özellikle karın bölgesindeki yağlanmayı kolaylaştırabilir" dedi.</p>

<p>Vücudun kan şekeri metabolizmasının da biyolojik saat tarafından düzenlendiğine değinen Prof. Dr. Şahin, "İnsülin duyarlılığı genellikle sabah saatlerinde daha yüksek, gün ilerledikçe ise daha düşük düzeydedir. Bu nedenle aynı miktar ve içerikteki özellikle şekerli ve karbonhidrat ağırlıklı bir öğün gece tüketildiğinde, gündüze kıyasla yemek sonrası kan şekeri ve insülin düzeyleri daha fazla yükselebilir" açıklamasında bulundu.</p>

<p>Gece geç saatlerde düzenli olarak yemek yemenin insülin direnci ve Tip 2 diyabet gelişme riskine katkıda bulunabileceğini belirten Prof. Dr. Şahin, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>"Gece yemek yemenin tek başına diyabete neden olduğunu söylemek doğru değildir. Toplam enerji alımı, beslenme kalitesi, fiziksel aktivite, uyku düzeni ve genetik yatkınlık gibi birçok faktör Tip 2 diyabet gelişiminde rol oynuyor. Ancak gece geç saatlerde yemek yemek, kilo artışını ve insülin duyarlılığındaki bozulmayı kolaylaştırabilir."</p>

<p>Gece geç saatlerde ve özellikle yatmadan kısa süre önce yemek yemenin sindirim sistemi şikâyetlerini artırabileceğini söyleyen Prof. Dr. Şahin, "Yatmadan kısa süre önce özellikle büyük, yağlı veya baharatlı öğünler tüketmek reflü ve hazımsızlık gibi şikâyetleri artırabilir. Yemekten hemen sonra uzanmak, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasını kolaylaştırabilir" diye konuştu.</p>

<p>Geç saatlerde yemek yiyen kişilerde uyku kalitesinin de olumsuz etkilenebileceğini ifade eden Prof. Dr. Şahin, "Özellikle ağır ve yağdan zengin öğünler sindirimi uzatarak vücudun uykuya geçiş sürecini zorlaştırabilir. Bu durum gece boyunca uyanmalara ve uykunun daha bölünmüş hale gelmesine neden olabilir. Yetersiz uyku da iştahı düzenleyen hormonal mekanizmaları etkileyerek yüksek kalorili yiyeceklere yönelimi kolaylaştırabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Vardiyalı çalışanlar için gece yemek yemenin tamamen yasaklanmasının doğru bir yaklaşım olmadığını belirten Prof. Dr. Şahin, "Vardiyalı çalışanlarda gece hiç yemek yemeyin şeklinde katı bir öneri uygulanabilir değildir. Burada önemli olan öğünlerin zamanını ve içeriğini doğru planlamaktır. Mümkünse ana öğün vardiya başlamadan önce tüketilmeli, gece saatlerinde ise daha küçük ve hafif öğünler tercih edilmelidir" dedi.<br />
Gece saatlerinde şekerli, yağlı ve yüksek kalorili yiyeceklerin sınırlandırılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Şahin, "Vardiya sonrasında uykuya geçilecekse büyük bir öğün yerine gerekirse hafif bir ara öğün tercih edilebilir" şeklinde konuştu.</p>

<p>Akşam yemeğinin uyku saatinden yeterince önce tamamlanmasının önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Şahin, "Genel olarak akşam yemeğinin yatmadan en az 4-5 saat önce tamamlanmasını öneriyoruz. Bu süre hem sindirim açısından daha rahat bir uykuya geçilmesine yardımcı olur hem de gece geç saatlerde yüksek kalorili besin tüketimini azaltabilir" açıklamasında bulundu.</p>

<p><br />
Gece acıkılması durumunda ise tamamen aç kalmanın gerekmediğini kaydeden Prof. Dr. Şahin, "Gece acıkıldığında küçük porsiyonlarda yoğurt, bir miktar kuruyemiş ya da protein ve lif içeren hafif seçenekler tercih edilebilir" dedi.<br />
"Gün içinde yeterli ve dengeli beslenmek önemli"<br />
Gece yemek yeme alışkanlığını bırakmak isteyen kişilerin gün içerisindeki beslenme düzenine de dikkat etmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Şahin, "Öğün atlamak veya gün boyunca çok az yemek, akşam saatlerinde açlığın artmasına ve kontrolsüz atıştırmalara yol açabilir. Özellikle protein ve liften zengin, dengeli öğünler tokluk süresini uzatabilir. Yeterli uyku ve düzenli fiziksel aktivite de gece geç saatlerde yemek yeme alışkanlığının kontrol edilmesine yardımcı olabilir" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.<br />
(AG-E)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/gece-yemek-yiyenler-dikkat-biyolojik-saati-bozuyor</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 09:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2023/04/diyetisyenlik.webp" type="image/jpeg" length="21450"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz gribinde 'ani sıcaklık değişimi' ve 'klima' uyarısı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yaz-gribinde-ani-sicaklik-degisimi-ve-klima-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yaz-gribinde-ani-sicaklik-degisimi-ve-klima-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[YAZ aylarında artan sıcaklıklar, yoğun klima kullanımı ve kapalı ortamlarda geçirilen sürenin uzaması, viral enfeksiyonların yayılmasını kolaylaştırabiliyor. Akdeniz Üniversitesi'nden (AÜ) Dr. Süleyman İbze, "Klimalı ve yeterince havalandırılmayan bir ortamda hapşırma ve öksürmeyle ortama yayılan damlacıklar, aynı ortamı paylaşan kişilerin bulaş riskini artırabilir" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında 'yaz gribi' olarak bilinen enfeksiyonlardan korunmada hijyen, yeterli sıvı tüketimi ve hasta kişilerle yakın temasın azaltılması önem taşıyor. Uzmanlar, özellikle risk grubundakilerin uzun süren ateş ve şiddetlenen belirtilere karşı dikkatli olması gerektiğini belirtiyor. Acil nitelik taşımayan şikayetlerdeyse sağlık sistemindeki yoğunluğun azaltılması için öncelikle aile hekimlerine başvurulması öneriliyor.</p>

<p><strong>YAZ DÖNEMİNDE ENFEKSİYONLAR DAHA HIZLI YAYILABİLİYOR</strong></p>

<p>Halk arasında 'yaz gribi' olarak bilinen tablo ile yılın her döneminde karşılaşılabileceğine dikkati çeken AÜ Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi Dr. Süleyman İbze, "Toplumda gribin ve viral enfeksiyonların yalnızca kış ya da sonbahar aylarında görüldüğüne dair bir algı var. Viral enfeksiyonlarla yılın her döneminde karşılaşabiliyoruz. Sıcakta bu enfeksiyonların yayılmasını kolaylaştıran bazı faktörler var. Havuz ve deniz kullanımı da artıyor. Diğer önemli faktör ise ani sıcaklık değişimleri. Dışarıdaki aşırı sıcak havadan çok soğuk ve klimalı bir ortama girmek ya da bunun tam tersini yaşamak, özellikle üst solunum yolu mukozasının adaptasyon sürecini olumsuz etkileyebiliyor. Klimalı ve yeterince havalandırılmayan ortamda hapşırma ve öksürmeyle ortama yayılan damlacıklar, aynı ortamı paylaşan kişilerin bulaş riskini artırabilir" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>BULAŞ RİSKİNİ AZALTAN ÖNLEMLER</strong></p>

<p>Viral enfeksiyonlardan korunmanın basit yöntemlerle mümkün olduğunu kaydeden Dr. Süleyman İbze, "Hijyene dikkat etmek, elleri sık yıkamak ve bulaş riskini azaltacak önlemler almak gerekiyor. Hastalık belirtileri ortaya çıktığında yakın teması azaltmak, gerekli durumlarda maske kullanmak hastalığın daha kontrollü geçirilmesine yardımcı olacaktır. İyi beslenmeleri ve yeterli sıvı tüketmeleri gerekiyor. Özellikle yaz aylarında terlemeyle birlikte sıvı kaybımız arttığı için sıvı tüketimini de artırmamız önemli" diye konuştu.</p>

<p><strong>'YAZIN HASTALIKLAR DAHA AZ ÖNEMSENEBİLİYOR'</strong></p>

<p>Hastalıklarda tedavi yöntemlerinin geciktirilmemesi gerektiğini belirten Dr. İbze, "İnsanlar yaz aylarında bu hastalıkları kış dönemine göre daha az önemseyebiliyor. Dinlenmeyi veya semptomlara yönelik tedaviyi geciktirebiliyorlar. Bu nedenle hastalık ağırlaşmasa bile belirtilerin daha uzun sürdüğünü görebiliyoruz. Özellikle risk grubunda bulunan kişilerde hastalığın daha ağır seyretmesi mümkün" dedi.</p>

<p><strong>'HER SAĞLIK SORUNUNUN ÇÖZÜM YERİ ACİL SERVİS DEĞİL'</strong></p>

<p>Acil servislerin yoğun tempoda çalıştığını, hastaların ilk aşamada aile hekimlerine başvurması gerektiğini kaydeden Dr. İbze, "Basit semptomların ve acil nitelik taşımayan şikayetlerin önemli bölümü birinci basamak olan aile hekimliklerinde rahatlıkla değerlendirilebilir. Halkımızın bunu bilmesi gerekiyor. Her sağlık sorununun çözüm yeri acil servis değildir. Üç günden uzun süren ateş, genel durumda belirgin bozulma veya risk grubundaki kişilerde devam eden ve şiddetlenen belirtiler bizim için uyarıcı. Bu durumda hastaların erken dönemde sağlık kuruluşuna başvurmasını öneriyoruz" diye konuştu. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yaz-gribinde-ani-sicaklik-degisimi-ve-klima-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 11:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/dha-1034633-1786866927.jpg" type="image/jpeg" length="82235"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
