<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>İstanbul Haber, İstanbul Son Dakika Haberleri</title>
    <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr</link>
    <description>İstanbul'un 39 ilçesinden yerel haberler, mahalle gündemi ve İBB duyuruları İstanbul Gazetesi'nde. Megakentin 39 ilçesinden anlık gelişmeler, belediye duyuruları, güncel deprem haberleri ve spor dünyasına dair tüm detaylar parmaklarınızın ucunda. İstanbul hava durumu, namaz vakitleri ve en güncel nöbetçi eczane listesi gibi günlük hayatınızı kolaylaştıracak tüm bilgiler için tek adres: istanbulgazetesi.com.tr'de.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>© 2025 İstanbul Gazetesi. Bu sitede yer alan tüm içerik ve veriler, İstanbul'un güncel haber kaynağı olarak tescillidir.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 25 May 2026 16:13:16 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman isim uyardı: Bilinçsiz vitamin kullanımı tehlike saçıyor]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzman-isim-uyardi-bilincsiz-vitamin-kullanimi-tehlike-saciyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzman-isim-uyardi-bilincsiz-vitamin-kullanimi-tehlike-saciyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Sibel Işık, özellikle sosyal medyanın etkisiyle gençler arasında bilinçsiz vitamin ve mineral kullanımının arttığını belirterek, magnezyum başta olmak üzere takviyelerin hekim kontrolü olmadan kullanılmasının karaciğer toksisitesi, böbrek yetmezliği ve ritim bozukluğu gibi hayati risklere yol açabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son zamanlarda özellikle sosyal medyada kişiler arasında popüler hale geldiği belirtilen magnezyum başta olmak üzere gıda takviyelerinin bilinçsiz kullanımına ilişkin konuşan İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Sibel Işık, <strong>"Özellikle gençler arasında sosyal medya nedeniyle gereksiz ve bilinçsiz bir vitamin kullanımı var. En sık gördüklerimiz; magnezyum, D vitamini, Omega 3, B12. Bir magnezyum çılgınlığı var diyebiliriz. Sağlıkla beslenirsek vitamin ve minerallerin eksikliği vücudumuzda olmaz. Fazla kullanımının hepsi karaciğer toksititesi, böbrek yetmezliği nedeniyle hayatı tehdit eden durumlara yol açabilir. Gıda takviyelerini lütfen hekim kontrolünde kullanın"</strong> dedi.</p>

<p>Son zamanlarda özellikle sosyal medyada kişiler arasında popüler hale geldiği belirtilen magnezyumun bilinçsiz kullanımına karşı uzmanlar uyarıyor. Özellikle gençler arasında uyku kalitesini artırdığı, stresi azalttığı ve enerji verdiği iddiasıyla popülerleşen magnezyum takviyeleri, bilinçsiz vitamin kullanımları kişilerde birçok probleme neden olabiliyor.  İç Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Sibel Işık, kişilerin vitamin ve mineral ihtiyaçlarının öncelikle besinlerden karşılanması gerektiğini vurgularken hekim kontrolü olmadan kullanımların oluşturabileceği tehlikelere yönelik de bilgi verdi.</p>

<p>Gereksiz takviye kullanımı konusuna ilişkin konuşan Uzm. Dr. Sibel Işık, "İç hastalıkları polikliniğinde sıklıkla karşılaştığımız hasta grubudur. Vitamin ve mineraller vücudun sağlıklı işleyişi için gerekli mikrobesinlerdir ancak günümüzde beslenme alışkanlıklarının değişmesi ile vitamin ve mineral eksikliklerine daha sık rastlamaktayız. Özellikle gençler arasında sosyal medya nedeniyle gereksiz ve bilinçsiz bir vitamin kullanımı var. En sık gördüklerimiz; magnezyum, D vitamini, Omega 3, B12 vitamin takviyeleri sıklıkla, bilinçsizce kullanılmakta. Hekim kontrolü olmadan alınan gıda takviyelerinin birçoğu karaciğer yetmezliğine kadar götürebilen tablolara yol açabilmekte" şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sözlerini sürdüren Uzm. Dr. Işık, "Bazı vitaminler özellikle yağda eriyen A, D, E ve K vitaminleri vücutta birikebilme özelliğine sahiptir, vücutta toksisiteye yol açabilmekte. Böbrek yetmezliği, böbrek sorunlarına, D vitamininin fazlası hiperkalsemi (kandaki kalsiyum seviyesinin normalin üzerine çıkması durumu) ve böbrek taşlarına bunun dışında uyku sorunlarına, kalpte ritim bozukluklarına, mide, bağırsak sorunlarına kadar yol açabilir. Belli periyotlarla da takviyeleri kullanırken testlere ihtiyacımız var. Fazla kullanımının hepsi karaciğer toksisitesi (karaciğerin toksik maddelere maruz kalarak hasar görmesi) böbrek yetmezliği nedeniyle hayatı tehdit eden durumlara yol açabilir" dedi.</p>

<p>'Magnezyum eksikliğiyle sıklıkla karşılaşıyoruz' diyen Uzm. Dr. Işık, "Hücre içi kullanılan form gerçekten birçok hastamızda eksik oluyor. Magnezyum tuzları farklı amaçlarla kullanılıyor. Vücudumuzda kas ağrılarınız ya da enerji azlığımız varsa magnezyum tuzların malat formunu tercih ediyoruz. Uykuyla ilgili problemlerde bisglisinat formunu tercih ediyoruz, kabızlıkla ilgili sitrat formunu tercih ediyoruz. Sağlıkla beslenirsek vitamin ve minerallerin eksikliği vücudumuzda olmaz. Hareketsizlik, doğru beslenmeme, beslenme alışkanlıklarımızın bozulması bu vitamin eksikliklerine yol açıyor. Bir magnezyum çılgınlığı var diyebiliriz. Sıklıkla hastalar, 'Çok halsizim, sabahları uyanmada güçlük çekiyorum, eski enerjim yok' gibi şikayetlerle geliyor. Kan düzeyi normalse vitamin ve mineral vermiyorum. Kan düzeyini düşük tespit ettiysem uygun dozda ve uygun sürede tedaviye başlıyorum. Özellikle gençlerde sıklıkla bu vitamin eksiklikleriyle ilgili takviye aldıklarını 'Şu kullanıyormuş, şuna iyi gelmiş' diye duyuyorum. K vitamini kullanımı kanama riskini arttırabilir. Eşlik eden hastalıklar mutlaka sorgulanması gerekiyor" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/uzman-isim-uyardi-bilincsiz-vitamin-kullanimi-tehlike-saciyor</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/vitamin.jpg" type="image/jpeg" length="40075"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bayram sofraları tehlike yaratabilir: Kronik hastalara kritik uyarı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bayram-sofralari-tehlike-yaratabilir-kronik-hastalara-kritik-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bayram-sofralari-tehlike-yaratabilir-kronik-hastalara-kritik-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği'nden Doç. Dr. Zeynep Altın, Kurban Bayramı süresince değişen beslenme alışkanlıklarının özellikle kronik hastalığı bulunan kişiler için ciddi riskler oluşturabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği'nden Doç. Dr. Zeynep Altın, Kurban Bayramı süresince değişen beslenme alışkanlıklarının özellikle kronik hastalığı bulunan kişiler için ciddi riskler oluşturabileceğini söyledi. Doç. Dr. Altın "Bazı bireylerde birkaç günlük diyet bozma bile ciddi metabolik sonuçlar ortaya çıkarabilir. Tuz ve yağ oranı yüksek beslenme; tansiyon regülasyonunun bozulmasına, böbrek yükünün artmasına ve kalp hastalıkları açısından ciddi risklerin oluşmasına neden olabilir" dedi.</p>

<p>SBÜ İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği'nden Doç. Dr. Zeynep Altın, Kurban Bayramı nedeniyle kurban etinin doğru saklama ve pişirme yöntemlerinden sıvı tüketimine kadar birçok konuda önemli uyarılarda bulundu. Bayramların paylaşmanın, dayanışmanın ve bir arada olmanın en kıymetli zamanlarından biri olduğunu belirten Doç. Dr. Altın, bayram sofralarının ise kültürün önemli bir parçasını oluşturduğunu ifade etti. Ancak bu sofraların zaman zaman 'aşırı tüketim festivaline' dönüştüğüne dikkat çeken Altın, özellikle metabolik hastalıkları bulunan bireylerin çok daha dikkatli olması gerektiğini söyledi. Diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi, kalp-damar ve böbrek hastalığı bulunan kişilerin bayram süresince beslenmelerine özen göstermesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Altın, “Özellikle metabolik hastalıkları olan bireylerde birkaç günlük diyet bozma bile ciddi metabolik sonuçlar ortaya çıkarabilir. Tuz ve yağ oranı yüksek beslenme; tansiyon regülasyonunun bozulmasına, böbrek yükünün artmasına ve kalp hastalıkları açısından ciddi risklerin oluşmasına neden olabilir" dedi.</p>

<p><strong>'KURBAN ETİ HEMEN TÜKETİLMEMELİ'</strong></p>

<p>Toplumda kurban etinin tüketimine ilişkin yanlış uygulamalar bulunduğunu belirten Doç. Dr. Altın, kesilen etin hemen tüketilmesinin sindirim sistemi açısından sakıncalı olduğunu ifade etti. Kesim sonrası ette 'ölüm katılığı' olarak bilinen rigor mortis döneminin oluştuğunu anlatan Doç. Dr. Altın, şunları söyledi:</p>

<p>"Kas etlerinin gevşemesi ve etin biyokimyasal olarak yenilmeye hazır hale gelmesi için kurban etinin yaklaşık 24 saat boyunca 4 derece sıcaklıkta, tercihen buzdolabı rafında bekletilmesi gerekir. Bu süreç tamamlanmadan tüketilen et, sindirim sistemi açısından rahatsızlıklara neden olabilir."</p>

<p><strong>'ETİ KÖMÜRLEŞTİRMEK KANSEROJEN RİSKİ OLUŞTURUYOR'</strong></p>

<p>Bayramlarda mangal kültürünün yaygın olduğunu ancak pişirme yönteminin sağlık açısından büyük önem taşıdığını kaydeden Doç. Dr. Altın, yüksek ısıda ve kömürleşecek şekilde pişirilen etlerin sağlık risklerini artırdığını belirtti. Kırmızı etin yüksek kaliteli bir protein kaynağı olduğunu ifade eden Doç. Dr. Altın, "Eti kömürleştirdiğimiz zaman içerisinde polisiklik aromatik hidrokarbonlar oluşuyor. Bunlar kanserojen risk taşıyan maddeler. Eti haşlama, fırında pişirme ya da kontrollü ızgara yöntemleriyle tüketmek daha sağlıklı olacaktır. Mangal yapılacaksa etin kömürleşmemesine dikkat edilmeli. Ayrıca ateş ile et arasında yaklaşık 15 santimetrelik bir mesafe bırakılması daha koruyucu olacaktır” diye konuştu.</p>

<p><strong>BAYRAM SOFRALARININ GİZLİ DÜŞMANI, TUZ</strong></p>

<p>Kurban Bayramı sofralarında özellikle kavurma ve işlenmiş et tüketimiyle birlikte yüksek miktarda tuz alındığını söyleyen Doç. Dr. Zeynep Altın, fazla tuz tüketiminin ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirdiğini belirtti. Doç. Dr. Altın, "Tuz yükünün artması tansiyonun yükselmesine, tansiyon kontrolünün bozulmasına ve böbrek hastalıkları açısından risk oluşmasına neden olabilir. Özellikle hipertansiyon hastalarının bu konuda çok dikkatli olması gerekiyor" diye konuştu. Doç. Dr. Altın, kuyruk yağı ve katı yağ tüketiminin de doymuş yağ alımını artırarak kalp sağlığını olumsuz etkilediğini vurguladı.</p>

<p><strong>‘SICAK HAVALARDA SIVI TÜKETİMİ ARTTIRILMALI'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bayramın sıcak yaz günlerine denk geldiğine dikkat çeken Doç. Dr. Altın, fazla et tüketiminin böbrekler üzerinde ek protein yükü oluşturduğunu, bu nedenle sıvı tüketiminin artırılması gerektiğini söyledi. Yüksek sıcaklıkların vücudun sıvı ihtiyacını daha da artırdığını belirten Doç. Dr. Altın, "Hem sıcak hava hem de fazla protein tüketimi nedeniyle günlük sıvı alımına ekstra dikkat edilmeli. Özellikle tuz tüketimi arttığında sıvı ihtiyacı da yükseliyor" dedi.</p>

<p>Sağlıklı bir bayram sofrasının nasıl olması gerektiğine ilişkin de bilgi veren Doç. Dr. Zeynep Altın, ideal tabak düzenini anlattı. Altın, “Tabağın dörtte biri kırmızı etten oluşmalı. Yarısı mutlaka bol yeşillik ve salata olmalı. Lif içeriği yüksek sebzeler hem C vitamini açısından zenginlik sağlar hem de metabolik dengeyi korumaya yardımcı olur. Geri kalan dörtte birlik bölüm ise tam tahıllı gıdalardan oluşabilir" dedi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bayram-sofralari-tehlike-yaratabilir-kronik-hastalara-kritik-uyari</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 11:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2025/06/omad-diyeti.jpeg" type="image/jpeg" length="61766"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hijyen yoksa tehlike var: Kıyma çekiminde kritik uyarı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/hijyen-yoksa-tehlike-var-kiyma-cekiminde-kritik-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/hijyen-yoksa-tehlike-var-kiyma-cekiminde-kritik-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gıda Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ali Manavoğlu, Kurban Bayramı döneminde sokakta ve hijyenik olmayan koşullarda kıyma çekiminin halk sağlığını tehdit ettiğini belirterek vatandaşları uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gıda Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ali Manavoğlu, hijyenik olmayan koşullarda sokakta, kasaplar haricinde alakasız meslek grubundan insanların kıyma çekiminin yasak olduğunu söyledi. Manavoğlu, "<strong>İzinsiz ve yetkisiz kıyma çekimi yapılmasında yetkisi olmayan kişiye 26 bin 360 lira, ortam ve hijyen şartları uygun olmadığından da 52 bin 801 lira ceza uygulanıyor"</strong> dedi.</p>

<p>Gıda Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ali Manavoğlu, <strong>Kurban Bayramı </strong>döneminde kesilen hayvanlardan uygunsuz yerlerde ve hijyenik olmayan koşullarda kıyma çekenlerin, vatandaşın sağlığı ile oynadığını dile getirdi. Mahalle aralarında, seyyar ya da sabit olarak ilgisiz kişilerce, sağlık ve hijyen koşulları hiçe sayılarak, kıyma çekimi yapılmasının uygun olmadığını vurgulayan Manavoğlu, temizlik kurallarının ihmal edilmesinin hastalık yapan ve bozulmaya neden olan mikroorganizmaların ete bulaşmasını kolaylaştırdığını söyledi.</p>

<p><strong>'ETİNİZİ KASAPTA ÇEKTİRİN'</strong></p>

<p>Manavoğlu, kurban etini düşük maliyetle kıymaya dönüştürmek isteyenlerin aylarca depo ve bodrumlarda bekletilmiş, bakımı ve dezenfeksiyonu yapılmamış makinelerle açık ortamda et işleyenleri tercih etmemesi gerektiğinin altını çizdi. Kurban etlerinin parçalanması, muhafazası, kıyma çekiminin hijyenik ortamda yapılmasının zorunlu olduğuna değinen Manavoğlu, kurban vecibesini yerine getiren vatandaşların, etlerin parçalanması ve kıyma çekimlerini kasap dükkanlarında yapması yönünde uyarıda bulundu.</p>

<p>Geçen yıllarda 'merdiven altı' olarak tabir edilen yerlerde nalbur, berber gibi farklı iş kollarındaki kişiler ile makinesi olan herhangi birinin sokak aralarında kıyma çekim işlemi yapmasına sıkça rastlandığını anlatan Manavoğlu, "İzinsiz ve yetkisiz kıyma çekimi yapılmasında yetkisi olmayan kişiye 26 bin 360 lira, ortam ve hijyen şartları uygun olmadığından da 52 bin 801 lira ceza uygulanıyor" dedi.</p>

<p>Cezaların şikayet üzerine ilgili bakanlıklar ile belediye ekipleri tarafından uygulandığı belirtildi. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/hijyen-yoksa-tehlike-var-kiyma-cekiminde-kritik-uyari</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 10:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/kiyma.jpg" type="image/jpeg" length="90354"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kurban eti nasıl tüketilmeli? Uzmanı anlattı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kurban-eti-nasil-tuketilmeli-uzmani-anlatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kurban-eti-nasil-tuketilmeli-uzmani-anlatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kurban Bayramına sayılı günler kala uzmanlar kurban etinin kendi yağı ile pişirilmesi ve farklı bir yağ ilave edilmemesi tavsiyesinde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kurban Bayramı'nın sevdiklerimizle bir araya gelmenin en güzel zamanları olduğunu ifade eden  Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayca Yılmaz Kaya, bayram sofralarının tadını çıkarırken sağlıklı ve dengeli beslenmeye dikkat etmek gerektiğine vurgu yaptı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaya <strong>"Bayramda yaşam kalitemizin korunması ve sindirim sisteminin desteklenmesi büyük önem taşır. Güne hafif bir kahvaltıyla başlanmalıdır. Kurban eti hemen tüketilmemeli, yaklaşık 12-24 saat dinlendirildikten sonra tercih edilmelidir. Pişirme yöntemi olarak kızartma yerine fırında pişirme, ızgara, haşlama gibi daha sağlıklı yöntemler kullanılmalıdır. Etler hazırlanırken görünür yağlarından ayrılmalıdır. Yüksek yağ miktarını azalttığımız bu ete yağ ilave etmeden kendi yağında pişirmek doğru bir tercih olacaktır. Kırmızı ette bulunan demirin vücutta daha iyi kullanılabilmesi için, C vitamini yönünden zengin besinlerle birlikte tüketilmesi önerilir. Özellikle domates, limonlu yeşil salata ve taze sebzeler demir emilimini artırmaya yardımcı olur"</strong> dedi.</p>

<p>Bayram sürecinde günlük 2-2,5 litre su tüketimine dikkat edilmesi gerektiğini de kaydeden Kaya "Sindirimi desteklemek ve kilo kontrolünü sağlamak adına gün içerisinde kısa yürüyüşler yapılması faydalı olacaktır.<br />
Aşırı et tüketimi ve yağlı beslenme; hazımsızlık, şişkinlik ve mide problemlerine neden olabilir. Önemli olan dengeli beslenmeyi sürdürebilmektir" ifadelerini kullandı.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kurban-eti-nasil-tuketilmeli-uzmani-anlatti</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 09:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2023/06/yalanci-kavurma-tarifi-ile-bayram-sofralarinin-kralicesi-olun-kavurmam-sert-oldu-pismedi-riskine-son.jpg" type="image/jpeg" length="56116"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kurban Bayramı'nda görünmeyen risk: Sessiz protein yükü]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kurban-bayraminda-gorunmeyen-risk-sessiz-protein-yuku</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kurban-bayraminda-gorunmeyen-risk-sessiz-protein-yuku" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kurban Bayramı'nda artan kırmızı et tüketimi, düzensiz öğünler ve uzun süren sofralar sindirim sistemini zorlayabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ancak uzmanlara göre bayram döneminde yalnızca fazla yemek değil; yüksek protein yükü, lif yetersizliği ve sosyal yeme baskısı da sağlığı olumsuz etkileyebiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Pirçek, özellikle son yıllarda yaygınlaşan yüksek protein odaklı beslenme alışkanlıklarının bayram sofralarında kontrolsüz şekilde artabildiğine dikkat çekerek önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p>Bayram döneminde kırmızı et ve hamur işi tatlı tüketimi artarken, fiziksel aktivitenin azalmasının sindirim sistemi üzerinde ciddi yük oluşturabildiğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Pirçek, özellikle liften fakir beslenmenin bağırsak dengesini olumsuz etkileyebileceğini söyledi. Sürekli kırmızı et ağırlıklı beslenmenin bağırsak mikrobiyotasını etkileyebildiğini ifade eden Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, "Fazla kırmızı et tüketimi bağırsaktaki faydalı bakterilerin azalmasına neden olabilir. Özellikle lif tüketiminin yetersiz olduğu bayram sofralarında şişkinlik, hazımsızlık ve kabızlık gibi sorunlar daha sık görülebiliyor. Bu nedenle et tüketimini sebzeler, yeşillikler ve tam tahıllarla dengelemek oldukça önemli" dedi.</p>

<p><strong>Etin yanında lif kaynaklarına yer açın</strong></p>

<p>Et tüketiminin yanında lif açısından zengin besinlerin mutlaka sofrada bulunması gerektiğini belirten Uzm. Dyt. Deniz Pirçek; özellikle roka, maydanoz, semizotu ve marul gibi yeşilliklerin sindirim sistemini desteklediğini söyledi. Brokoli, enginar, karnabahar ve brüksel lahanası gibi yüksek lifli sebzelerin de bayram sofralarında daha fazla yer alması gerektiğini belirterek beyaz pirinç yerine bulgur, karabuğday veya kinoa gibi kompleks karbonhidratların tercih edilmesini önerdi.</p>

<p>Kuru baklagillerin de önemli bir lif kaynağı olduğunu ifade eden Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, "Mercimek, nohut, barbunya gibi besinler hem bağırsak sağlığını destekler hem de öğünlerin daha dengeli olmasına katkı sağlar" diye konuştu.</p>

<p><strong>Protein sağlıklı ama fazlası vücudu yorabiliyor</strong></p>

<p>Bayram sofralarında kontrolsüz şekilde artan protein tüketiminin vücutta sessiz bir yük oluşturabileceğini söyleyen Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, özellikle aşırı kırmızı et ve sakatat tüketiminin sindirim sistemini zorlayabildiğine dikkat çekti.<br />
Pirçek, "Kırmızı et gibi yoğun protein kaynaklarının sindirimi daha uzun sürer. Lif tüketiminin yetersiz kalmasıyla birlikte gaz, şişkinlik ve kabızlık gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Ayrıca fazla protein tüketimi karaciğer ve böbreklerin çalışma yükünü artırabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Aşırı protein tüketiminin ürik asit seviyelerini yükselterek gut ataklarını tetikleyebileceğini de belirten Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, "Bayram sonrası hissedilen halsizlik ve ağırlık hissi yalnızca tatlı tüketiminden değil yoğun protein yükünden de kaynaklanabiliyor" dedi.</p>

<p><strong>"Bir tabak daha ye" ısrarı fark edilmeden fazla yemeye neden olabiliyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bayram sofralarının yalnızca yemek değil; aynı zamanda gelenek, paylaşım ve sosyal bağ anlamı taşıdığını da belirten Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, sosyal yeme baskısının da kontrolsüz tüketimi artırabildiğini söyledi.</p>

<p>"‘Bir tabak daha al", "bayramda diyet mi olur?' gibi cümleler çoğu zaman masum görünse de kişiler üzerinde fark edilmeden baskı oluşturabildiğini söyledi ve özellikle aile ortamlarında ikramı reddetmenin bazı kişilerde suçluluk hissi oluşturabileceğine dikkat çekti. Bu durumun ise fiziksel açlıktan çok duygusal nedenlerle yeme davranışını tetikleyebildiğini belirten Pirçek, "Bayram sonrası hissedilen suçluluk duygusu çoğu zaman yeni bir kısır döngüye yol açabiliyor. Oysa önemli olan kusursuz beslenmek değil, dengeyi koruyabilmek ve bedenin sinyallerini fark edebilmek" şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Bayram tabağı dengeli olmalı</strong></p>

<p>Bayram sofralarında amaçlanan şeyin yalnızca protein tüketmek değil, öğünü dengelemek olduğunu vurgulayan Pirçek, ideal bir bayram tabağında etin yanında mutlaka sebze, salata ve kompleks karbonhidrat kaynaklarının bulunması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, "Et tüketiminin yanında bol yeşillik, sebze ve yeterli su tüketimi sindirim sistemini destekler. Bayram boyunca küçük porsiyonlarla ilerlemek, öğün dengesini korumak ve fiziksel aktiviteyi tamamen bırakmamak da oldukça önemlidir" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kurban-bayraminda-gorunmeyen-risk-sessiz-protein-yuku</guid>
      <pubDate>Sat, 23 May 2026 10:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/960x540.jpg" type="image/jpeg" length="81541"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Güneş kremi tek başına yeterli olmayabiliyor']]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/gunes-kremi-tek-basina-yeterli-olmayabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/gunes-kremi-tek-basina-yeterli-olmayabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Harika Dikdur, bazı yaz günlerinde güneş kreminin tek başına tam koruma sağlayamadığını, bunun için çocuklara UV korumalı kıyafetlerin giydirilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kavurucu sıcak günler yaklaşırken Uzm. Dr. Harika Dikdur, zararlı güneş ışınlarından korunmak için yapılması gerekenleri aktardı. Bebeklerde cilt bariyerinin 6 aylıktan sonra geliştiğini ve bu süreçten sonra krem kullanılabileceğini ifade eden Dikdur, "Bebeklerde 6 aya kadar cilt bariyeri gelişmediği için güneş kremi kullanımını önermiyoruz. 6 aydan sonrası içinse mümkünse 50 koruma faktörlü, mineral filtreli güneş kremlerini öneriyoruz. Her 2 saatte bir güneş kremini sürmemiz gerekiyor. Özellikle havuza, denize girdikten sonra 2 saat geçmese bile tekrardan güneş kreminin yenilenmesi gerekir. Buradaki en önemli ayrıntı; günlük hayatta da parka, bahçeye, sokağa çıkarken çocuklarımızda güneş kremini kullanmamız gerektiğidir. Cildi güneşin zararlı ışınlarından korumak için güneş kremi önemlidir" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bazı yaz günlerinde sadece güneş kremlerinin de yeterli olmayacağına dikkat çeken Dikdur, "Bazı yaz günlerinde güneş kreminin bile yeterli olmadığı günler olabiliyor. Özellikle deniz kıyısında UV koruma faktörlü deniz kıyafetlerinin giyilmesini öneriyoruz. Bunlarda yeni doğandan itibaren birçok seçenek mevcut. Bu önlemlerin yanı sıra UV korumalı şapka kullanımı da oldukça fazla önem arz ediyor" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/gunes-kremi-tek-basina-yeterli-olmayabiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 22 May 2026 18:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/image-1080-1.webp" type="image/jpeg" length="36941"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyetisyenden bayram uyarısı: Et ve tatlıda denge şart]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/diyetisyenden-bayram-uyarisi-et-ve-tatlida-denge-sart</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/diyetisyenden-bayram-uyarisi-et-ve-tatlida-denge-sart" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyetisyen Enes Çağrı Kaleli, Kurban Bayramı’nda artan et ve tatlı tüketimine karşı uyararak porsiyon kontrolü, doğru pişirme yöntemi, su tüketimi ve hareketin önemine dikkat çekti; bayramın yasaklarla değil, dengeli beslenmeyle geçirilmesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Diyetisyen Enes Çağrı Kaleli,</strong> <strong>Kurban Bayramı’</strong>nda artan et ve tatlı tüketimine karşı vatandaşları uyardı. Porsiyon kontrolü, doğru pişirme yöntemi, su tüketimi ve hareketin önemine dikkat çeken Kaleli, bayramın yasaklarla değil dengeyle geçirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Bursa, Kurban Bayramı’nda sofralarda kırmızı et ve tatlı tüketiminin arttığını belirten Diyetisyen Enes Çağrı Kaleli, bayram sürecinde yasaklarla değil dengeyle hareket edilmesi gerektiğini söyledi. Kaleli, "Amaç kendimizi mahrum bırakmak değil, porsiyon kontrolünü sağlayarak sağlıklı bir bayram geçirmek" dedi.</p>

<p>Kırmızı etin yüksek doymuş yağ ve kolesterol içerdiğine dikkat çeken Dyt. Enes Çağrı Kaleli, günlük et tüketiminin 100-150 gramı geçmemesi gerektiğini ifade etti. Özellikle kolesterol, tansiyon ve gut hastalarının daha dikkatli olması gerektiğini belirten Kaleli, "Yaklaşık 3-4 köfte büyüklüğündeki porsiyon ideal kabul ediliyor" diye konuştu.</p>

<p>Kurban etinin kesildikten hemen sonra tüketilmesinin sindirim problemlerine yol açabileceğini söyleyen Kaleli, etin en az 24 saat buzdolabında dinlendirilmesi gerektiğini belirtti. Kaleli, "Ette oluşan ölüm sertliği hem pişmesini zorlaştırır hem de sindirimi olumsuz etkiler. Dinlendirilmiş et mide ve bağırsak sağlığı açısından çok daha uygundur" dedi.</p>

<p>Kavurma yapılırken ekstra yağ kullanımından kaçınılması gerektiğini vurgulayan Kaleli, "Et kendi yağıyla pişirilmeli. Izgara, haşlama ve fırınlama yöntemleri tercih edilmeli. Mangal yapılacaksa etin kömürleşmemesine dikkat edilmeli" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Et tüketiminin yanında lifli besinlerin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade eden Kaleli, bol limonlu mevsim salatasının sindirimi desteklediğini söyledi. C vitamininin demir emilimini artırdığını belirten Kaleli, "Salataya limon sıkılması veya yanında yeşil biber tüketilmesi oldukça faydalı. Yemekten hemen sonra içilen çay ve kahve ise demir emilimini azaltıyor" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bayram ziyaretlerinde şerbetli tatlı tüketiminin kontrolsüz şekilde artabildiğini belirten Dyt. Enes Çağrı Kaleli, vatandaşlara porsiyon kontrolü önerdi. Kaleli, "Her ikramı tamamen tüketmek yerine tadımlık miktarlarda yemek ya da porsiyonu paylaşmak daha sağlıklı bir yöntem olacaktır" diye konuştu.</p>

<p>Bayram boyunca su tüketiminin artırılması gerektiğini belirten Kaleli, günlük en az 2.5-3 litre su içilmesini tavsiye etti. Çay ve kahvenin su yerine geçmediğini ifade eden Kaleli, akşam yemeklerinden sonra yapılacak yürüyüşlerin sindirimi kolaylaştıracağını söyledi.</p>

<p>Bayramda bir öğünde fazla kaçırmanın büyük bir sorun olmadığını ifade eden Kaleli, "Önemli olan ertesi gün kendinizi cezalandırmak değil, sağlıklı beslenme düzenine kaldığınız yerden devam etmek. Bayram, sevdiklerimizle geçirilen özel bir zaman dilimi" açıklamalarında bulundu.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/diyetisyenden-bayram-uyarisi-et-ve-tatlida-denge-sart</guid>
      <pubDate>Fri, 22 May 2026 16:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/ethaberi.jpg" type="image/jpeg" length="97990"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kurban eti nasıl saklanmalı? Ustasından kritik tavsiyeler]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kurban-eti-nasil-saklanmali-ustasindan-kritik-tavsiyeler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kurban-eti-nasil-saklanmali-ustasindan-kritik-tavsiyeler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kurban Bayramı yaklaşırken Adanalı kebapçı, etin doğru saklanması ve tüketilmesi konusunda uyarılarda bulunarak, ilk gün dinlendirilmeden yapılan kebabın lezzet vermeyeceğini, sıcak etin poşetle dolaba konulmasının ise kaliteyi düşürerek bozulmaya yol açabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kurban Bayramı yaklaşırken Adanalı kebapçı, et tüketimi ve saklama şartlarını anlattı. Kebapçı Yaşar Aydın, ilk günkü etle Adana kebabı yapılmasının lezzet açısından uygun olmadığını belirtirken, yeni kesilen etin poşetle dinlenmesi için dolaba koyulmasının rengini bozup bakteri üretebileceğini söyledi.</p>

<p>Kurban Bayramı’na sayılı günler kaldı. Tescilli kebabı ve et yemekleriyle meşhur Adana’da da kebapçılar etlerin muhafaza edilmesi, tüketilmesi ve ilk gün kebap yapılıp yapılmayacağına kadar birçok konuda dikkat edilmesi gerekenler hakkında vatandaşlara uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>'İLK GÜN YAPILAN KEBAPTAN TAT ALAMAZSINIZ'</strong></p>

<p>Kentte 46 yıldır kebapçılık yapan Yaşar Aydın, <strong>"İlk gün kebap yapmasak daha doğru olur. İlk gün kavurma yapılır, ciğer pişer, sakatat yenir. Et dolapta bir gün dinlendirildikten sonra ikinci gün kebabın her türlüsü yapılır. Et dinlendiği zaman lokum gibi olur. İlk gün yapılan kebaptan tat alamazsınız, suyunu çeker ve kebabı tutturamazsınız"</strong> dedi.</p>

<p><img alt="Etsaklama-1" height="338" src="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/etsaklama-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p>Yeni kesilen kurban etinin muhafaza şartlarına da değinen Aydın, etin kesilir kesilmez dolaba atılmasının büyük bir hata olduğunu vurguladı. Sıcak etin poşetle dolaba girmesi halinde zarar göreceğini belirten Aydın, <strong>"Kurbanı keser kesmez eti hemen anında alıp dolaba koymak olmaz. Belli bir süre dışarıda bekletip sıcaklığının geçmesini sağlamak lazım. Et kesilir kesilmez çok sıcak olur ve bunu birden dolaba atarsanız et zarar görür. Özellikle poşetle konan et nefes alamaz, rengi değişir, cıvıklaşır ve koku yapar. Tepsilerde ya da geniş sinilerde dolaba koymak en doğrusudur. Yaz mevsiminde serin bir odada 1-2 saat, kışın ise 4-5 saat dışarıda dinlendirildikten sonra dolaba konulursa o etten çok daha güzel verim alınır"</strong> ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kurban ibadetinin özünde yardımlaşma ve dayanışma olduğunun altını çizen Yaşar Aydın, etin uzun süre derin dondurucularda bekletilmesini doğru bulmadığını ifade ederek şunları söyledi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Bize göre et saklanmamalıdır, çünkü kurban paylaşmaktır. Komşularına, garibanlara vereceksin. Etrafında ihtiyaç sahibi yoksa başka mahallelere gidip dağıtacaksın ya da kurumlara bağışlayacaksın. Yeter ki insan paylaşsın. Ama günümüzde çoğu insan etleri dolabına koyuyor, belki bir sene boyunca o eti yiyen var. Durumu iyi olan, borcu olmayan insanlar kurban kesmeli ve kestikleri zaman da yanındaki, yöresindeki ihtiyaç sahipleriyle bunu bölüşmelidir."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/kurban-eti-nasil-saklanmali-ustasindan-kritik-tavsiyeler</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/etsaklama.jpg" type="image/jpeg" length="99339"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bahar aylarında astım şikayetleri artabiliyor]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bahar-aylarinda-astim-sikayetleri-artabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bahar-aylarinda-astim-sikayetleri-artabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzm. Dr. Seher Göktaş, nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtilerle ortaya çıkan astımın, sigara dumanı, polen, hava kirliliği ve stres gibi birçok faktörle tetiklenebildiğini belirterek, düzenli tedavi ve doğru yaşam alışkanlıklarıyla hastalığın kontrol altına alınabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Astımın, hava yollarının daralmasıyla oluşan alevlenmelerle seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Nev Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Uzm. Dr. Seher Göktaş, hastalığın genellikle alerjik nedenlerle ortaya çıktığını ancak alerjik olmayan astım türlerinin de bulunduğunu söyledi. Astımın en sık belirtilerinin nefes darlığı, öksürük, hırıltılı nefes alma ve göğüste sıkışma hissi olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Seher Göktaş, "Bazen hastalık sadece öksürük ile ortaya çıkabilir. Kriz şeklinde seyredebilir. Öksürük genellikle kurudur yani balgamsızdır. Şikayetler gün içinde olabildiği gibi özellikle gece artar. Sabaha karşı olan öksürük veya nefes darlığı tipiktir. Bu belirtiler tekrarlayıcıdır" dedi.</p>

<p><strong>"Sigara ve alerjenler riski artırıyor"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Astımda risk faktörlerine değinen Uzm. Dr. Göktaş, anne karnında bebeğin yetersiz beslenmesi ve düşük doğum ağırlığının risk oluşturduğunu belirtti. Anne ve babanın sigara içmesinin, özellikle gebelik döneminde annenin sigara kullanmasının astım gelişiminde önemli rol oynadığını vurgulayan Göktaş, ailede astım öyküsü bulunmasının da riski artırdığını söyledi. Bazı meslek gruplarında astımın daha sık görülebildiğini ifade eden Uzm. Dr. Seher Göktaş, fırıncılık, marangozluk, mobilyacılık, dökümcülük, kaynakçılık, plastik ve kimya sanayi, ilaç endüstrisi, demiryolu işçiliği, çay ve tütün üretimi, itfaiyecilik, kuru temizleme, temizlik ve tekstil işçiliği gibi alanlarda çalışan kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini dile getirdi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bahar-aylarinda-astim-sikayetleri-artabiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 20:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/a-a23-e1-zl.jpg" type="image/jpeg" length="18093"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık raporlarında yeni dönem]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/saglik-raporlarinda-yeni-donem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/saglik-raporlarinda-yeni-donem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[‘Sağlık Raporları Yönetmeliği’ Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>‘Sağlık Raporları Yönetmeliği’ Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenleme ile sağlık raporlarının düzenlenme süreçlerine ilişkin kurallar belirlenirken sahada uygulama birliği hayata geçirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yönetmelik kapsamında tüm raporların başvuru sürecinde yazılı dilekçe ve benzer uygulamaların sona erdirildiği yönetmeliğe göre başvuru süreçleri bundan sonra e-Nabız üzerinden kişisel beyan formunun doldurulmasıyla başlatılacak.</p>

<p>Ayrıca düzenleme ile; ‘tek hekim raporları’ öncesinde bir karar destek sistemi oluşturuldu. Tanı, ilaç ve malzeme kullanımı ile ilgili kişisel beyan sorularına verilen yanıtlara göre sistem bir değerlendirmede bulunacak. Bu kapsamda; Kişinin sağlık raporu başvurusunda engel bir tanı, ilaç kullanımı ya da sağlık sorunu beyanı yoksa E-Nabız üzerinden ‘Sağlık Durum Belgesi’ düzenlenebilecek.</p>

<p>Kişinin beyanıyla e-Nabız bilgilerinin eşleşmediği durumlarda sağlık raporu için hekime yönlendirme yapılacak.</p>

<p>Lisansa tabi olmayan sporlar ve sosyal aktiviteler için de rapor düzenlenmesine gerek kalmadan e-Nabız üzerinden ‘Sağlık Durum Belgesi’ alması mümkün olabilecek.</p>

<p><strong>Düzenlemede 2 temel sağlık kurulu tanımlandı</strong></p>

<p>Yönetmelikte ‘durum bildirir sağlık kurulu raporu’ süreçleri de yeniden tanımlandı; tam teşekküllü sağlık kurulu ve 3 hekimli sağlık kurulu olmak üzere 2 temel sağlık kurulu oluşturuldu.</p>

<p>Bu kapsamda; vatandaşların sağlık kurulu raporu alma süreçleri kolaylaştırıldı; Bakanlık tarafından belirlenen istisnalar dışında raporların 3 hekim tarafından düzenlenebilmesine de imkan tanındı.</p>

<p><strong>Hastanelerde ‘rapor başvuru merkezi’ kurulacak</strong></p>

<p>Ayrıca, 2’nci ve 3’üncü basamak sağlık hizmetlerinde sağlık raporu işlemlerinin tek bir noktadan başlatılması, takip edilmesi ve sonuçlandırılması sağlandı ve kişilerin hastanede devam eden rapor süreçlerine ilişkin bilgiye kolay erişimi mümkün hale getirildi. Bu amaçla; sağlık kurumlarında ‘Rapor Başvuru Merkezleri’ oluşturulacak ve süreç bu merkezler üzerinden takip edilebilecek.</p>

<p><strong>Sağlık kurulu rapor süreçleri kolaylaştırıldı</strong></p>

<p>Bakanlık tarafından belirlenen sağlık raporu formatları dışında başka bir formatta rapor düzenlenmesinin de önüne geçildi. Raporların ilgili kişiler tarafından daha kolay değerlendirilmesi sağlanmış ve ülke standardı oluşturuldu. Raporlara İngilizce dil desteği eklenerek uluslararası kullanım imkanı da sağlandı.</p>

<p>Düzenlemeyle ayrıca; 50’den az çalışanı bulunan ve az tehlikeli iş yerlerinde çalışacak olan kişilerin işe giriş raporlarının, Çalışan Sağlığı Merkezi (ÇAŞMER), aile hekimleri ve diğer kamu sağlık hizmeti sunucularında görevli tüm hekimler tarafından düzenlenebilmesinin de önü açıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/saglik-raporlarinda-yeni-donem</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 18:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/wwwkocaeligazetesicomtr-1.webp" type="image/jpeg" length="24260"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Mantar tüketirken sağlığınızdan olmayın"]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/mantar-tuketirken-sagliginizdan-olmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/mantar-tuketirken-sagliginizdan-olmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülkadir Gündüz, bahar yağışlarıyla birlikte doğada mantar oluşumunun arttığını belirterek kontrolsüz yabani mantar tüketiminin ciddi zehirlenmelere yol açabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gündüz, Türkiye'nin iklim yapısı ve bitki örtüsü nedeniyle yabani mantarların yetişmesi açısından oldukça uygun bir ülke olduğunu ifade ederek yağışların arttığı ilkbahar ve sonbahar aylarında mantar zehirlenmesi vakalarında artış olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin tüketilen mantarın türüne göre değişebildiğini kaydeden Prof. Dr. Abdülkadir Gündüz, bazı türlerde şikâyetlerin ilk birkaç saat içinde ortaya çıktığını, bazı ölümcül türlerde ise belirtilerin 6 ila 24 saat sonra başlayabildiğini söyledi.<br />
Zehirlenme durumlarında geç başlayan belirtilerin daha tehlikeli olabileceğini vurgulayan Gündüz, "Özellikle geç başlayan bulgular ciddi karaciğer hasarıyla ilişkili olabilir. Bazı hastalarda ise belirtiler geçici olarak düzelebilir ancak bu yalancı iyilik hali sonrasında ağır organ yetmezlikleri gelişebilir" dedi.<br />
<br />
<strong>"Ölüm meleği mantarı"</strong></p>

<p>Gündüz, ölümcül zehirlenmelere en sık "ölüm meleği mantarı" olarak bilinen 'Amanita phalloides' türü mantarın neden olduğunu ve bu türün zehirsiz mantarlarla çok kolay karıştırılabildiğini belirterek doğadan bilinçsiz mantar toplama, halk arasındaki yanlış inanışlar ve mantarların görüntüsüne bakılarak ayırt edilmeye çalışılmasının riski artırdığını kaydetti.<br />
<br />
<strong>"Ülkemizde mantar zehirlenmeleri sık karşılaştığımız bir durum"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Ülkemizde mantar zehirlenmeleri sık karşılaştığımız bir durum. Özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında daha fazla görüyoruz. İlkbahar aylarında fazla görülmesinin en önemli nedeni, yağış ve nem oranının yükselmesidir. Bu ortam, mantar yetişmesi için uygun bir iklim oluşturuyor. Orman altlarında ve meralarda ciddi şekilde mantar yetişmesi oluyor. İnsanlarımız da kültürel olarak komşuları ve akrabalarıyla mantar toplama alışkanlığına sahip. Dolayısıyla ortak toplanan mantarlar nedeniyle, aile bireyleri ya da komşular arasında özellikle kümelenme şeklinde zehirlenmelerle karşılaşıyoruz. Mesela bir aileden 4-5 kişi aynı anda zehirlenmiş olabiliyor. Çünkü beraber mantar toplamışlar, eve getirmişler ve akşam pişirip yemişler. Bu durum toplu, aile içi kümelenme şeklinde zehirlenme olarak karşımıza çıkıyor. Bu tür zehirlenmeleri özellikle sonbahar ve ilkbaharda sık görüyoruz" dedi.<br />
<br />
<strong>"Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin başlaması, mantarın türüne göre değişebiliyor"</strong></p>

<p>"Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin başlaması, mantarın türüne göre değişebiliyor" diyen Gündüz, "Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin başlaması, mantarın türüne göre değişebiliyor. Birkaç saat içinde belirti veren mantar türleri olduğu gibi, 6 saat ya da 24 saat sonra belirti veren türler de var. Erken belirti verenler genellikle daha az tehlikeli olsa da geç dönemde belirti veren mantar zehirlenmeleri daha tehlikeli olabiliyor. Bunlar karaciğer ve böbrek yetmezliği gibi çok ciddi sorunlarla karşımıza gelebiliyor. İlk dönemde zehirlenme belirtileri normale dönebiliyor, kişi kendini iyi hissedebiliyor; ancak sonrasında tekrar kötüleşme görülebiliyor. Özellikle zehirli türlerde bu durum daha sık yaşanıyor. Geç dönem belirti veren mantar zehirlenmelerinde daha dikkatli olmamız gerekiyor. Çünkü bunlar daha ölümcül sonuçlarla karşımıza çıkabiliyor. Ormanlık ve yeşillik alanların daha fazla olduğu bölgelerde risk artıyor. En çok Karadeniz Bölgesi'nde görülüyor. Karadeniz Bölgesi ilkbahar ve sonbaharda çok yağış alıyor. Yaylalar ve orman altları oldukça nemli oluyor. Bu nemli ve yağışlı ortam, mantarlar için çok uygun bir yetişme alanı oluşturuyor. Bölgemizde ciddi bir mantar çeşitliliği bulunuyor. Karadeniz Bölgesi'nde yüz yıllardır süregelen bir mantar toplama kültürü ve etkinliği var. Ancak mantarların toplanması uzmanlık gerektiriyor. Çünkü zehirli mantarı ayırt etmek bazen uzmanların bile zorlandığı bir durum olabiliyor. Bu nedenle doğadan topladığımız mantarları uzman kontrolünden geçirmeden tüketirsek ciddi zehirlenme riskiyle karşılaşabiliriz. Özellikle Amanita phalloides olarak bilinen "ölüm meleği" türü mantar, masum ve zehirsiz mantarlarla karışma riski çok yüksek olan bir türdür. Karadeniz Bölgesi'nde de bulunabilen bir mantardır. Bu nedenle çok dikkatli olmak gerekiyor. Uzman kontrolü olmadan doğadan toplanıp tüketilen mantarların tamamı zehirlenme riski taşır. Bu konuda çok dikkatli olmamız gerekiyor" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/mantar-tuketirken-sagliginizdan-olmayin</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 21:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/a-w708073-01.jpg" type="image/jpeg" length="66459"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bahar aylarında çocuklarda alerjik nezle alarmı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bahar-aylarinda-cocuklarda-alerjik-nezle-alarmi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bahar-aylarinda-cocuklarda-alerjik-nezle-alarmi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Mesut Arslan, bahar ayları çocuklar için özgürce doğanın keyfini çıkartmak anlamına gelse de, hapşırma krizleri, burun akıntısı ve kaşıntısına yol açan "alerjik nezle (rinit)" ya da bilinen diğer adıyla "saman nezlesi" oldukça rahatsız edici bir sağlık sorunu olarak yaşanabildiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Mesut Arslan,</strong> bahar ayları çocuklar için özgürce doğanın keyfini çıkartmak anlamına gelse de, hapşırma krizleri, burun akıntısı ve kaşıntısına yol açan "alerjik nezle (rinit)" ya da bilinen diğer adıyla "saman nezlesi" oldukça rahatsız edici bir sağlık sorunu olarak yaşanabildiğini söyledi.</p>

<p>Alerjik nezlenin 2 gruba ayrıldığını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Mesut Arslan,<strong> "Bahar nezlesi, çimen, ağaç ve ot polenlerine bağlı gelişmekte iken, perennial alerjik nezle ise ev tozu akarı, hamamböceği, küf ve evcil hayvanlara bağlı gelişmektedir. Özellikle bahar aylarında burun akıntısı, burun tıkanıklığı sorunu yaşayan hastaların yaklaşık yarısı bahar nezlesidir. Bahar nezlesi yıl boyu sürer ya da mevsimseldir" </strong>dedi.<br />
<br />
Uzm. Dr. Mesut Arslan, alerji belirtilerini şöyle sıraladı:</p>

<p><strong>"Sık tekrarlayan burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve aksırık nöbetleri ile kendini gösterir. Aksırıklar arka arkaya 10-20 atak halinde, burun akıntısı ise su gibi olup çok bol miktarda ve devamlıdır. Akıntı olmadığı durumlarda çocuk burun tıkanıklığından şikâyet edebilir. Burun tıkanıklığı burun içini kaplayan mukozanın şişmesinden olur. Alerjik nezle, göz sulanması ve kaşıntısı gibi göz alerjileri ile birlikte de görülebilir. Bazen damakta ve genizde akıntı veya kaşıntı hissedilebilir."</strong><br />
<br />
"Alerjik nezle genellikle soğuk algınlığıyla karıştırılabilen bir hastalıktır" diyen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Eğer nezle, ilkbahar ve yaz aylarında başlayıp, üç haftadan uzun sürüyorsa ve iyileşme eğilimi göstermiyorsa, alerjik nezle şüphesi kuvvetli hale gelir. Böyle durumlarda mutlaka doktora danışılması gerekir. Bahar alerjisi çocuklukta 2 yaşından önce nadir görülür. Özellikle okul çağında sık görülür. Alerjik nezlesi olan çocuklarda astım da görülmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle aileler çocukta öksürük ve hırıltı belirtilerine karşı dikkatli olmalıdır. Çocukluk yaşlarında ilk belirtilerini veren hastalık yetişkin döneminde de devam edebilir" şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukta alerjik nezleden şüphelenildiği durumlarda, alerjiye neden olan maddeyi tespit etmek için cilt veya kan testleri yapılabileceğine değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Testlerin sonucunda, çocuğun belli bir alerjene karşı duyarlı olduğu tespit edildiği takdirde, buna karşı tedbirler alınabilir ya da bu alerjiye yönelik tedaviye başlanabilir. Alerjik nezle tedavisinin ilk adımı alerjiye sebep olan alerjenlerden kaçınmaktır. Eğer çocuktaki alerjik nezle polenlere karşı gelişiyorsa, tozlaşmanın sıkça görüldüğü aylarda, çocuğu yeşil alanlardan mümkün olduğunca uzak tutmak gerekebilir ya da temas kaçınılmazsa tedavi altında tutulması sağlanmalıdır" dedi.</p>

<p><br />
Çevresel korunma yöntemlerinin yetersiz kaldığı durumlarda, ilaç tedavisinin etkili bir yöntem olacağına değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bu ilaçlar sadece belirtilerin görüldüğü günlerde kullanıldıklarında bile, çocuğun şikâyetlerini gidermeye yardımcı olabilir. İlaç tedavisi de yetersiz kaldığında çocuklarda aşı tedavisi, "immünoterapi" uygulanmaktadır. Çocuğun duyarlı olduğu alerjenlerin artan dozlarda çocuğa verilmesiyle bağışıklık sistemini düzenlemeyi amaçlayan aşı tedavisi, bir süre sonra vücudun bu alerjenleri doğal karşılayabilmesini sağlamaktadır" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/bahar-aylarinda-cocuklarda-alerjik-nezle-alarmi</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 09:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/nezle-4.jpg" type="image/jpeg" length="81331"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye'den dijital dünyaya çağrı: Böbrek sağlığının da emojisi olsun]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/turkiyeden-dijital-dunyaya-cagri-bobrek-sagliginin-da-emojisi-olsun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/turkiyeden-dijital-dunyaya-cagri-bobrek-sagliginin-da-emojisi-olsun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dijital dünyanın eksik kalan sembollerinden biri için Türkiye’den tüm dünyaya çağrıda bulunuldu. Türk Böbrek Vakfının öncülüğünde, uluslararası böbrek sağlığı kuruluşlarının desteğiyle "Böbrek Emojisi"nin resmî emojiler arasına girmesi için Unicode Konsorsiyumuna başvuru yapıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Düzenlenen etkinliğin en dikkat çekici simgesi, sevimli bir böbrek emojisinin üç boyutlu yazıcı teknolojisiyle üretilen 2,5 metre yüksekliğindeki dev maketi oldu. Meydanda toplanan yüzlerce gönüllü, diyaliz hastaları, organ nakli bekleyen çocuklar, aileler, öğrenciler ve sporcular hep birlikte böbrek sağlığı için ses verdi. Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, "Kalp, beyin ve akciğer emojileri var ancak vücudumuzun sessiz kahramanı olan böbrekler dijital dünyada hâlâ temsil edilmiyor. Oysa Türkiye’de her 7 kişiden biri böbrek hastası. Böbreklerimiz vücudun su ve tansiyon dengesini sağlayan hayati organlarımız arasında yer alıyor. Bu kampanyayla özellikle genç kuşaklarda farkındalık oluşturmayı amaçlıyoruz. Nasıl ki sevgi için kalp, düşünce için beyin emojileri kullanılıyorsa, böbrek emojisi de bundan böyle dengeyi ve sağlıklı yaşamı simgeleyen bir ifade olsun istiyoruz" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşe Ağbaş ise çocuklarda böbrek hastalıklarının çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğine dikkat çekti. Yanlış beslenme, obezite, işlenmiş gıdalar ve yetersiz su tüketiminin çocuk yaşta böbrek sağlığını tehdit ettiğini belirten Ağbaş, özellikle ergenlik döneminde obezite ve işlenmiş gıda tüketimine bağlı hipertansiyon vakalarının arttığını da söyledi. Dr. Ağbaş, sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli su tüketimi ve erken kontrolün böbrek sağlığı için hayati önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Kampanyanın temel amacı, böbrek hastalıklarında erken teşhisin önemine dikkat çekmek, organ bağışı konusunda farkındalık oluşturmak ve özellikle genç nesillerde sağlıklı yaşam bilincini artırmak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/turkiyeden-dijital-dunyaya-cagri-bobrek-sagliginin-da-emojisi-olsun</guid>
      <pubDate>Sat, 16 May 2026 09:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/a-w706084-01.jpg" type="image/jpeg" length="30649"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Obezite oranları Türkiye’de hızla artıyor’]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/obezite-oranlari-turkiyede-hizla-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/obezite-oranlari-turkiyede-hizla-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Mehdi Deniz, 16 Mayıs Avrupa Obezite Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. Op. Dr. Deniz, “Obezite, yalnızca kilo problemi değil; diyabetten kalp hastalıklarına kadar birçok ciddi sağlık sorununa zemin hazırlayan kronik bir hastalık. Obezite oranları hem Türkiye’de hem de dünyada hızla artıyor” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa’da obezite oranının en yüksek olduğu ülkeler arasında Türkiye’nin de yer aldığını belirten Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Mehdi Deniz, “İşlenmiş gıdalar, hareketsiz yaşam ve yüksek kalorili beslenme alışkanlıkları obeziteyi her geçen gün daha yaygın hale getiriyor. Avrupa’da obezite oranının en yüksek olduğu ülkeler arasında Türkiye’de yer alıyor. Toplumda farkındalığın artırılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘OBEZİTE KRONİK VE SİSTEMİK BİR HASTALIK’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün obeziteyi kronik, ilerleyici ve sistemik bir hastalık olarak değerlendirdiğini belirten Op. Dr. Deniz, “Obezitenin en önemli nedenleri işlenmiş ve şekerli gıdalarla beslenme ile hareketsiz yaşam tarzıdır. Genetik, psikolojik durumlar, yaş, cinsiyet ve gebelik de etkili faktörler arasında yer alıyor. Obezite birçok hastalığı da beraberinde getiriyor. Tip 2 diyabet vakalarının yaklaşık yüzde 90’ı obeziteile ilişkilidir. Ayrıca hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, uyku apne sendromu ve yağlı karaciğer hastalığı gibi ciddi sağlık sorunlarına da neden olabilir. Bazı kanser türleriyle de obezite arasında bağlantı bulunuyor” dedi.</p>

<p><strong>‘SORUN MİKTAR DEĞİL, KALORİ’</strong></p>

<p>Yüksek kalorili gıdaların bilinçsiz tüketiminin obeziteyi artırdığını belirten Dr. Deniz, “Fast food ve şekerli gıdalar hacim olarak küçük olsa da çok yüksek kalori içeriyor. Bu nedenle önemli olan sadece miktar değil, alınan kaloridir. Obeziteyle mücadelede düzenli egzersizin oldukça önemli. Egzersizi günlük yaşamın bir parçası haline getirmemiz gerekiyor. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarıyla birlikte hareketli yaşam tarzı obeziteyle mücadelede temel rol oynuyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘TÜRKİYE’DE OBEZİTE ORANI YÜZDE 30’LARA ULAŞTI’</strong></p>

<p>Türkiye’de obezite sıklığının yüzde 30’lara yaklaştığını belirten Op. Dr. Deniz, “Avrupa’da obezite oranı en yüksek ülkelerden biriyiz. Bu nedenle toplum genelinde farkındalığın artırılması ve obeziteyle mücadelenin yaygınlaştırılması büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/obezite-oranlari-turkiyede-hizla-artiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 16 May 2026 09:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/images-126.jpg" type="image/jpeg" length="53977"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Hantavirüsün küresel nüfus için riski hala düşük']]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/hantavirusun-kuresel-nufus-icin-riski-hala-dusuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/hantavirusun-kuresel-nufus-icin-riski-hala-dusuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DÜNYA Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Hollanda bandıralı bir gemide görülen hantavirüsün küresel nüfus için riskinin düşük olduğunu bildirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, DSÖ'nün haftalık basın toplantısında değerlendirmelerde bulundu. Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) yetkilileriyle ülkenin kuzeydoğusundaki Ituri eyaletinde ortaya çıkan yeni Ebola salgını hakkında görüştüklerini kaydeden Ghebreyesus, şu ana kadar 13 Ebola vakasının doğrulandığını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hanbatvirüs vakalarıyla ilgili açıklama yapan Ghebreyesus, Hollanda bandıralı ‘MV Hondius’ gemisinin yolcularına ve mürettebatına gösterdikleri dayanışma için Kanarya Adaları'nın Tenerife kentinin halkına teşekkürlerini yineledi. Ghebreyesus, bu krizi yönetmek için yaklaşık 30 hükümet ve diğer paydaşlarla birlikte çalıştıklarını kaydederek, “Geminin yolcularının Tenerife'den transfer operasyonunun başarıyla tamamlandığını ve 120'den fazla kişinin şu anda kendi ülkelerinde bakıma alındığını veya nihai varış noktalarına giderken ev sahibi ülkelerde karantinaya alındığını bildirmekten memnuniyet duyuyorum” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Geminin kaptanı Jan Dobrogowski ve 26 mürettebatın ‘MV Hondius'ta yolculuğa devam ettiğini hatırlatan Ghebreyesus, geminin 18 Mayıs'ta Hollanda'ya varmasının beklendiğini dile getirdi. Ghebreyesus, “DSÖ, bu olayın küresel nüfus için riskinin düşük olduğunu tekrarlıyor ve gerektiğinde güncellemeler yayınlamaya devam edeceğiz. Bugün itibarıyla DSÖ'ye 3 ölüm dahil toplam 10 vaka bildirildi” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/hantavirusun-kuresel-nufus-icin-riski-hala-dusuk</guid>
      <pubDate>Sat, 16 May 2026 09:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/hantavirus-2459284.jpg" type="image/jpeg" length="78611"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ekran bağımlılığı hemoroid vakalarını artırdı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/ekran-bagimliligi-hemoroid-vakalarini-artirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/ekran-bagimliligi-hemoroid-vakalarini-artirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, tuvalette uzun süre telefon kullanımı ve ekran bağımlılığının hemoroid hastalıklarını artırdığını belirterek, vatandaşları yaşam tarzı değişikliği konusunda uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ekran bağımlılığının tuvalette de sürmesinin burada kalınan süreyi uzattığı söyleyen uzmanlar, hastalıklara karşı uyardı.</p>

<p>Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Sürek, "<strong>Son yıllarda özellikle genç yaşlarda dijital bağımlılık oldukça arttı artık insanlarımız tuvalete bile telefonlarıyla gidip çok fazla vakit geçirmekte. 3-5 dakikanın üzerinde vakit geçirme olduğunda hemoroid veya makat bölgesinin hastalıklarında artış meydana geliyor. Sık görülen bir hastalık, yaklaşık yüzde 30-40’larda. Hemoroid bir anatomik yapı, hastalığa hemoroidal hastalık diyoruz. Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı. Hemoroidal hastalık, makat çatlağı, alt gastrointestinal sistem hastalıklarından başvurular oldukça fazla, dikkat etmeliyiz" </strong>dedi.</p>

<p>Halk arasında basur olarak bilinen makat bölgesindeki hemoroid dokusunun sarkması, genişlemesiyle kaşıntı, kanama, ağrı gibi şikayetlerle kendini gösteren hemoroidal hastalığa karşı uzmanlar uyarıyor. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Ahmet Sürek de yaşam şeklinin değişmesi, yoğun işlenmiş gıda tüketimi, aşırı acı ve baharatlı gıdaların tüketilmesi, tuvalette uzun süre kalınması, ıkınma, hareketsizlik gibi nedenlerle hemoroidal hastalığı daha sık görüldüğünü belirtti. Doç. Dr. Sürek, son dönemde özellikle genç yaş grubunda ekran bağımlılığının tuvalette de sürmesinin hastalık üzerinde etkili olduğunu söyledi, önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>'SIKLIĞININ ARTIŞININ ANA NEDENLERİNDEN BİRİ, EKRAN BAĞIMLILIĞI'</strong></p>

<p>‘Son yıllarda özellikle genç yaşlarda dijital bağımlılık oldukça arttı artık insanlarımız tuvalete bile telefonlarıyla gidip telefonla çok fazla vakit geçirmekteler’ diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Ahmet Sürek, <strong>"Bu da tabi çeşitli sağlık problemlere yol açmakta. Uzun süre tuvalette, telefona bakarak vakit geçirmek, bağırsağımızın alt noktasında makat dediğimiz bölgede kan akımının durmasına neden oluyor. Kan damarlarında kan birikmesine neden oluyor. Bu da hemoroid, anal fissür dediğimiz makat çatlaklarına yol açabiliyor, kas disfonksiyonları(kas yapısındaki bozulmalar), ıkınmalarla prolapsuslar (dışarı çıkma, sarkmalar) meydana geliyor. Daha çok genç yaşlarda gördüklerimiz; anal fissür ve hemoroid olarak söyleyebilirim. Ekran bağımlılığı çok önemli bir konu, tuvalette çok fazla vakit geçiriyorlar hem de maalesef Z kuşağımız, gençlerimiz biraz daha artık aktivite, spor yerine herhalde bilgisayar başında vakit geçiriyor. Oyunlar oynuyorlar, devamlı oturarak vakit geçirdikleri için bu hastalıkların şu an görülme sıklığının artışının ana nedenlerinden biri aslında bu; ekran bağımlılığı. Alt bölgedeki damarlarda basınç artışı sağlayarak bu hastalıkların genç yaşlarda görülmesine olanak sağlamaktadır" </strong>şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>'TELEFONUNUZU YANINIZ ALMAYIN'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sözlerini sürdüren Doç. Dr. Sürek, "Bu hastalıkların en büyük nedenlerinden biri kabızlık, tuvalete girdiğimizde çok ıkınmamız, ekran başında veya işyerinde çok fazla oturmak, hareketsizlik, tuvalette 3-5 dakikanın üzerinde vakit geçirme olduğunda hemoroid veya makat bölgesinin hastalıklarında artış meydana geliyor. Makat bölgesinde her kanama hemoroid olmayabilir. En büyük önerilerimden biri; tuvalete gidiyorsak telefonumuzu yanımıza almayalım. Hemoroid sık görülen bir hastalık, yaklaşık yüzde 30-40’larda hemen hemen herkesin etkilendiği bir hastalık. Hemoroid zaten herkeste olan kan damarları, bağ dokusu ve düz kaslardan oluşan, büyük abdestimizin, gazımızın makat çevresini kaplayarak kaçmasını önleyen bir anatomik yapı. Yediğimize, içtiğimize, hareketlerimize çok dikkat etmemiz gerekiyor. Hastalığa hemoroidal hastalık diyoruz çünkü hemoroid bir anatomik yapı. Evresine göre tedavi uyguluyoruz, 4 evreye ayrılıyor. Yaşam tarzını değiştirme, bol su içme, lifli gıdalar yeme, yürüyüşlerini artırması belki bir spor fiziksel aktiviteyi artırmasını öneriyoruz, bunlarla zaten çoğu geçebiliyor. Geçmezse medikal ilaçlar verebiliyoruz. Etkili olmazsa endoskopik müdahalelerimiz oluyor, en son aşamada artık hiçbir tedaviden fayda görmüyorsa cerrahiye hastaları yönlendirebiliyoruz" dedi.</p>

<p>Hastalıkların oluşmaması için yapılması gerekenleri sıralayan Doç. Dr. Sürek, "Engellenmesi için şunu söyleyebilirim; hareketli bir yaşam, çok ekran başında veya işyerinde oturarak çalışıyorsak da mutlaka kısa bir yürüyüş yapmayı öneriyorum. Lifli gıdaları bol tüketmemiz gerekiyor hem bağırsak sağlığımız hem de bağırsak hareketleri, büyük abdestin formundaki yumuşaklıklarla bu hastalıklara yakalanmayı azaltmakta. Toplardamarlarda kan birikir ve bu hastalıklar meydana gelir, hemoroidin içinde kan birikirse hemoroidal hastalık meydana geliyor. Kabızlığı yenebilmemiz için aktiviteyi artırmamız, bol su içmemiz, lifli gıdalar yememiz gerekiyor. Uzun sürüyorsa mutlaka bir doktora gidip nedeninin araştırılması gerekiyor. İşlenmiş gıdalar hem kabızlık artışına hem de bağırsak floramızın bozulmasına, hastalıkların gelişmesine neden olabiliyor. Bağırsak sağlığımızı korumak için tahılları ön plana almamız gerekiyor, taze sebze, meyveleri bol tüketmemiz gerekiyor. Z kuşağı fast foodu aşırı seviyor, tüketiyor. Bu da bu hastalıkların gelişmesinde ve oluşmasında büyük etkenlerden biri." ifadelerini kullandı.</p>

<p>‘Kesinlikle sosyal medyadan hasta kendini tedavi etmemeli’ diyerek sözlerine devam eden Doç. Dr. Sürek<strong>, "İnternetten araştırıp tedavisini kendisi yapmamalı, bazen bunların altından kanserler de çıkabiliyor, özellikle 45 yaşından yüksek insanlarımızın mutlaka bir hekime başvurması gerekiyor. İnternette yazan her şey kişi için doğru değil. Kolorektal kanseri artık 20’li 30’lu yaşlarda da görüyoruz. Geçmeyen bir kanama, kronikleşmiş bir kabızlığı varsa vatandaşlarımızın mutlaka bir hekime başvurması gerekmekte. Belki kolonoskopi belki başka görüntülemeler yapılacak. Bu hastalıkların da yaşı biraz daha düştü, sebebi de yaşam tarzındaki değişiklik. Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı. 20 ile 40 yaş arasında bayağı bir hastamız özellikle genç 20, 30 yaş arasında daha da fazla hastamız bize başvuruyor. Hemoroidal hastalık, makat çatlağı, alt gastrointestinal sistem hastalıklarından başvurular oldukça fazla. Bağırsak sağlığımız çok önemli, insanın ikinci beyni derler, bütün vücudu etkiliyor, bağırsağımıza çok iyi bakmamız gerekiyor.</strong>" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/ekran-bagimliligi-hemoroid-vakalarini-artirdi</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 10:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/tuvalet.jpg" type="image/jpeg" length="10079"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yanlış beslenme çölyak hastalığını artırdı]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yanlis-beslenme-colyak-hastaligini-artirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yanlis-beslenme-colyak-hastaligini-artirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, yanlış beslenme ve yüksek glüten içeren gıdaların çölyak hastalığını artırdığını belirtirken, tek tedavinin glütensiz beslenme olduğu vurgulandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Yusuf Kayar,</strong> özellikle market ürünleri ve yüksek glüten içerikli gıdalarla gelişen yanlış beslenme alışkanlıklarının çölyak hastalığı görülme sıklığını geçmişe oranla 100 kat artırdığını söyledi.</p>

<p>Uluslararası Çölyak Farkındalık Günü çerçevesinde, toplumda bu kronik rahatsızlığa karşı duyarlılığın artırılması hedefleniyor. Uzmanlar, özellikle genetik yatkınlığı olan bireylerin ve benzer belirtileri gösteren vatandaşların farkındalık düzeyinin yükseltilmesinin, hastalığın yönetimi açısından kritik rol oynadığını ifade ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İHA muhabirine konuşan Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Yusuf Kayar, çölyak hastalığının bir glüten duyarlılığı olduğunu belirtti. Dr. Kayar,<strong> "İçinde glüten ihtiva eden herhangi bir gıda aldığında vücudunun buna karşı alerjik bir reaksiyon vermesi durumudur. Aslında böyle özetleyebiliriz; tabii öncelikle bağırsaklarda bir iltihaplanma söz konusu oluyor. Bağırsaklardaki iltihaplanma sonrası, hastalar emilimle ilgili ciddi sorunlar yaşayabiliyor. Tabii bu durum sadece bağırsaklarla sınırlı kalmıyor ve zamanla bütün vücuda yayılarak neredeyse bütün organları etkisi altına alabiliyor. Hastalığın hem genetik hem de çevresel birçok nedeni söz konusu. Özellikle 1950'li yıllardan itibaren baktığımızda, hastalıkta ciddi manada bir artış görülmektedir. O zamanla kıyas yaparsak yaklaşık 100 kat civarında bir artıştan bahsedebiliyoruz. Bunun da en büyük nedeni maalesef yanlış beslenme. Özellikle market ürünleri ve içeriğinde fazla miktarda glüten barındıran gıdalar tüketildiğinde, maalesef çölyak hastalığı ortaya çıkabiliyor. Tabii ki diğer bir neden genetik yatkınlıktır. Genetik etkenlere baktığımızda; özellikle ikiz kardeşinde çölyak hastalığı olan bir kişide, bu hastalığın görülme ihtimali yaklaşık 10 kat artış göstermektedir" </strong>dedi.</p>

<p>Çölyak hastalığının kişinin sağlığı açısından çok önemli olduğunu ve tedavisinin de bir o kadar basit olduğunu dile getiren Kayar, "Kişi eğer glütensiz beslenmeye devam ederse hiçbir sorun kalmıyor; yani normal popülasyondaki bir insandan hiçbir farkı olmuyor. Ama eğer diyetine dikkat etmezse, başta bağırsaktaki iltihapla beraber bu durumun bütün vücuda yayıldığını ve zamanla hastaların kansere bile eğilim gösterdiğini görebiliyoruz. Bu noktada farkındalık oluşturmak gerekir. Eğer bir kişide kilo kaybı, karın ağrısı, ishal, şişkinlik, reflü veya anemiyle ilgili şikayetler, kemik bozuklukları gibi durumlar varsa muhakkak bir doktora başvurması gerekir. Doktorun da çölyak hastalığı ihtimalini göz önünde bulundurup bu açıdan detaylı bir araştırma yapması şarttır" diye konuştu.</p>

<p>Hastaların glütensiz ürünlere ulaşması konusunda gerekli çalışmaların yapılması gerektiğini ifade eden Kayar, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>"Günümüzde glüten birçok ürünün içinde var; ancak özellikle market ürünlerindeki ve üretilen ekmeklerdeki glüten oranı çok fazla olduğu için hastalar zaman içerisinde bu hastalığa daha yatkın hale gelebiliyor. Hastalığın tek tedavisi diyettir; hastaların glütensiz bir şekilde beslenmeleri gerekir. Ancak maalesef günümüzde kamu kurum ve kuruluşlarının bu yöndeki desteğinin çok zayıf olduğunu görüyoruz. Bu nedenle kamu kurum ve kuruluşlarının bu yönde bir eğilim göstermesini ve hastaların bu gıdalara daha rahat ulaşması için ellerinden geleni yapmasını istiyoruz. Bu konu gerçekten çok önemli."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/yanlis-beslenme-colyak-hastaligini-artirdi</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 10:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/colyak.jpg" type="image/jpeg" length="93260"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Masum görünen içecekler bile riskli olabilir”]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/masum-gorunen-icecekler-bile-riskli-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/masum-gorunen-icecekler-bile-riskli-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ultra işlenmiş gıdaların kalp-damar hastalıkları riskini artırdığına dikkat çeken uzmanlar, özellikle yaz aylarında tüketilen şekerli ve paketli içeceklerin yaşam süresini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Pek çok faktör yaşam süresi üzerinde etkili oluyor. Gerek genetik miras gerekse yaşam tarzı alışkanlıkları sağlığı da hastalığı da beraberinde getiriyor. Özellikle de havaların ısındığı son günlerde serinlemek amacıyla tüketilen içecekler tehlikeli olabiliyor. Uzm. Dr. Burak Uzel, özellikle beslenme biçiminin uzun yaşam sürelerinde olumlu etkilerde bulunduğunu söyledi.</p>

<p>Ultra işlenmiş gıdaların sağlık üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu ifade eden Uzm. Dr. Burak Uzel, <strong>"Ultra işlenmiş gıdalardan (UPG) kaçış, uzun ömre açılan kapıdır. Avrupa Kardiyoloji Derneği'nin yayınladığı bir araştırmada günlük beslenmede ultra işlenmiş gıdaların payındaki her yüzde 10'luk artış, kalp damar hastalığı riskini yüzde 12 oranında artırmaktadır. Bu da ömür süresi üzerinde olumsuz etkilere yol açmaktadır. Dünya çapında binlerce kişi üzerinde yapılan araştırmaların meta-analizi, ultra işlenmiş gıdaların (hazır paketli atıştırmalıklar, bisküviler, şekerli içecekler ve hazır çorbalar) kalp sağlığı üzerindeki yıkıcı etkisini rakamlarla ortaya koymaktadır. İncelenen 13 büyük çalışmanın 9'u, yüksek oranda işlenmiş gıda tüketiminin kardiyovasküler ölüm riskini yüzde 9 ile yüzde 65 arasında artırdığını kanıtlamaktadır. Bu gıdalar, koroner kalp hastalığı riskini yüzde 13, beyin damar hastalıkları (felç) riskini ise yüzde 11 oranında tetiklemektedir"</strong> dedi.</p>

<p>Avrupa Kardiyoloji Derneği'nin hazırladığı raporun en dikkat çekici bulgularından birinin, ultra işlenmiş gıdaların zararının genel diyet kalitesinden bağımsız olması olduğuna değinen Uzm. Dr. Burak Uzel, <strong>"Yani, kişi sağlıklı gıdalar tüketse bile, araya karışan ultra işlenmiş ürünler vücuttaki enflamasyonu ve damar sertliğini tetiklemeye devam etmektedir. Mesele sadece kalori almak değil; bu gıdaların içindeki endüstriyel katkı maddeleri ve işleme süreçlerinde ortaya çıkan yeni bileşikler biyolojimizi bozmaktadır. Sağlığımızı kaybettikten sonra zayıflama iğneleriyle çözüm aramak yerine, sorunun kaynağına inmek önemlidir"</strong> şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastalara sadece<strong> "tuz ve yağı azalt"</strong> demesinin yeterli olmadığını kaydeden Uzm. Dr. Burak Uzel, "<strong>Artık kişilere "işlenmiş gıdalardan uzak dur"</strong> tavsiyesi vermek de gerekir. Bu tavsite hayati bir klinik müdahale olarak öne çıkmaktadır. Özellikle de yaz ayları yaklaşırken serinlemek adına içilen içeceklerin işlenmiş gıdalar arasında yer aldığını ve tehlikeli olabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Burak Uzel, "Iced Latte masum görünebilir ama içine eklenen şuruplar bazen bir öğünlük şeker ihtiyacını tek bardakta almanıza neden olur. Meyvenin lifinden ayrılmış, sadece şekerli suyunun (fruktoz) içilmesi karaciğeri doğrudan yorar. Enerji içecekleri ve gazlı içecekler hem yüksek şeker hem de kafein içeriğiyle kalp ritmini bozabilir. Bunun yanında milkshake gibi içecekler ultra işlenmiş şeker ve gıda kaynakları arasındadır. Bu süreçlerde içine nane, limon veya salatalık dilimleri atılmış doğal maden suları veya ev yapımı, şekersiz soğuk bitki çayları en güvenli limandır. Karmaşık diyet listeleri yerine, geleneksel Türk ev yemeklerine ve tencere yemeklerine geri dönmek önemlidir. İçeriğinde beşten fazla malzeme olan ve ev mutfağında bulunmayan kimyasallar içeren paketli ürünlerden kaçınmak gerekir. Çok hızlı ulaşılan ve hızlı tüketilen "hazır" gıdalar, yaşam süresini de aynı hızla kısaltmaktadır" diye görüş verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/masum-gorunen-icecekler-bile-riskli-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 11:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/soguk-2.jpg" type="image/jpeg" length="82116"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Baharda alerji alarmı... Çocuklarda şikayetler artıyor]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/baharda-alerji-alarmi-cocuklarda-sikayetler-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/baharda-alerji-alarmi-cocuklarda-sikayetler-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğada polen yoğunluğunun arttığını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, bu durumun çocuklarda alerjik hastalıkların daha sık görülmesine neden olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son haftalarda polen alerjisine bağlı başvurularda belirgin artış yaşandığını ifade eden Güneş, ailelerin belirtileri doğru tanımasının ve gerekli önlemleri almasının büyük önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p><strong>"Baharda en sık görülen alerjik hastalıklar"</strong></p>

<p>Bahar aylarında en sık karşılaşılan alerjik hastalıklarla ilgili bilgi veren Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, "Alerjik rinit (saman nezlesi) burun akıntısı, tıkanıklık, sık hapşırma ve burun kaşıntısı ile kendini gösterir. Çocuklar genellikle burunlarını yukarı doğru silme hareketi yapar. Alerjik konjonktivit gözlerde kızarıklık, kaşıntı, yanma ve sulanma ile ortaya çıkar. Çocuklar gözlerini sürekli ovalama eğilimindedir. Alerjik astım ise özellikle gece artan öksürük, eforla ortaya çıkan nefes darlığı ve hırıltı ile kendini gösterir. Bahar aylarında ataklar belirgin şekilde artabilir. Bu hastalıklar çoğu zaman birlikte de görülebilir ve çocuğun uyku kalitesini, okul başarısını ve günlük yaşamını olumsuz etkileyebilir" diye konuştu.</p>

<p><strong>"Ailelerin en sık yaptığı hata"</strong></p>

<p>Alerjik belirtilerin çoğu zaman soğuk algınlığı ile karıştırıldığına dikkat çeken Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, "En sık karşılaştığım durumlardan biri, alerjik belirtilerin uzun süre ‘soğuk algınlığı’ zannedilmesidir. Soğuk algınlığı genellikle 5-7 gün içinde düzelir. Alerjik şikayetler ise haftalarca hatta aylarca sürebilir. Eğer çocukta 1 haftadan uzun süren burun akıntısı, tekrarlayan hapşırık krizleri, göz kaşıntısı ve gece artan öksürük varsa mutlaka alerji açısından değerlendirilmesini öneriyorum. Sabah erken saatlerde ve rüzgârlı havalarda dışarı çıkışı sınırlandırın" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Tedavi süreci nasıl ilerliyor"</strong></p>

<p>Alerjik hastalıkların doğru tanı ve uygun tedavi ile kontrol altına alınabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, süreci şöyle anlattı: "Gerekli durumlarda alerji testleri yapılarak tetikleyici faktörler belirleniyor. Her çocuğun ihtiyacına göre kişiselleştirilmiş tedavi planı oluşturuluyor. Uygun ilaç tedavileri (şurup, burun spreyi, inhaler tedaviler) ile şikayetler etkin şekilde kontrol altına alınıyor. Erken dönemde başlanan tedavi sayesinde hem şikayetleri azaltmak hem de hastalığın ilerlemesini önlemek mümkün oluyor"</p>

<p><strong>"Hangi çocuklar risk altında"</strong></p>

<p>Bazı çocuklarda alerjik hastalıkların daha sık görüldüğünü belirten Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, şu bilgileri paylaştı: "Ailesinde alerji veya astım öyküsü olanlar, Daha önce egzama (atopik dermatit) geçirmiş olanlar, Sigara dumanına maruz kalanlar bu açıdan daha risk altındadır. Bu çocukların bahar aylarında daha dikkatli takip edilmesini öneriyoruz"</p>

<p><strong>"Erken tanı yaşam kalitesini artırıyor"</strong></p>

<p>Bahar aylarında uzayan burun akıntısı, geçmeyen öksürük ve göz şikayetlerinin çoğu zaman enfeksiyon değil alerjiye bağlı olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, "Erken fark etmek, doğru yönetmek ve uygun tedaviye başlamak çocuğun yaşam kalitesini belirgin şekilde artırır. Şikayetler uzuyorsa mutlaka bir çocuk hekimi tarafından değerlendirilmesini öneriyorum" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/baharda-alerji-alarmi-cocuklarda-sikayetler-artiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 19:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/a-w703192-01.jpg" type="image/jpeg" length="76650"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hantavirüs nedir? Uzmandan çarpıcı açıklamalar]]></title>
      <link>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/hantavirus-nedir-uzmandan-carpici-aciklamalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbulgazetesi.com.tr/hantavirus-nedir-uzmandan-carpici-aciklamalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, hantavirüsün bulaşma özellikleri nedeniyle geniş çaplı bir pandemi riskinin düşük olduğunu belirterek, virüsün çoğunlukla kemirgenler yoluyla bulaştığını ve insandan insana yayılımının oldukça sınırlı olduğunu söyledi. Bu nedenle bir pandemi beklenmediğini ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, "Hantavirüsün bulaşma dinamikleri nedeniyle geniş çaplı bir pandemi oluşturma riski düşük. Virüsün esas olarak kemirgenler aracılığıyla bulaşması ve insandan insana yayılımın son derece sınırlı olması nedeniyle pandemi beklemiyoruz" dedi.</p>

<p><strong>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu</strong>, “Hantavirüsler, kemirgenler ve bazı böcekçil hayvanlar aracılığıyla taşınan, zarflı RNA yapısına sahip virüslerdir. Bunyaviridae ailesi içerisinde yer alan bu virüs grubu, farklı türleriyle insanlarda çeşitli hastalıklara yol açabilmektedir. Bugüne kadar en az 40 hantavirüs türü tanımlanmış olup bunların en az 22'sinin insanlarda hastalık yapabildiği biliniyor. Her hantavirüs tipi genellikle belirli bir kemirici türü ile ilişkilidir ve virüs doğada bu hayvanlar arasında dolaşımını sürdürür” diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Sönmnezoğlu, <strong>"Virüs adını, ilk kez izole edildiği Hantaan Nehri'nden alıyor. 1978 yılında Ho Wang Lee tarafından Kore'de bu nehir çevresinde yaşayan bir kemiriciden izole edilerek bilim dünyasına kazandırılmıştır. Bu keşif, hastalığın nedeninin anlaşılmasında önemli bir dönüm noktası olmuştur. Hantavirüs yeni bir virüs değil. Hastalık ilk olarak Kore Savaşı sırasında dikkat çekiyor. O dönemde Amerikan askerleri arasında yüksek ateş, şiddetli kanamalar ve böbrek yetmezliği ile seyreden vakalar görülüyor ve hastalık 'Kore Kanamalı Ateşi' olarak adlandırılıyor. Amerikan ordusu 1951-1952 yılları arasında 3500'den fazla vaka ve yaklaşık 400 ölüm kaydetmiş. Savaş sonrası asker hareketliliği ve lojistik faaliyetler nedeniyle hastalığın belirtileri dünyanın farklı bölgelerinde de görülmeye başlanmış"</strong> dedi.</p>

<p><strong>'BÖBREK YETMEZLİĞİ GÖRÜLEBİLİR’</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sönmnezoğlu,"<strong>Hantavirüsler, </strong>coğrafi dağılımına ve virüs tipine bağlı olarak iki ana klinik tabloya neden olur; Hantavirüs Kardiyopulmoner Sendromu (HCPS). Daha çok Amerika kıtasında görülür. Akciğer tutulumu ön plandadır. Hastalık ani başlangıçlı olup hızla ağırlaşabilir. Öksürük, nefes darlığı, akciğerlerde sıvı birikimi ve dolaşım yetmezliği gelişebilir. Bu formun ölüm oranı oldukça yüksektir. Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş (HFRS) ise Avrupa ve Asya'da yaygındır. Böbrek tutulumu ile karakterizedir. Hastalarda düşük tansiyon, kanama eğilimi ve böbrek yetmezliği görülebilir. Türkiye'de bildirilen vakalar genellikle bu klinik tablo ile uyumludur" diye konuştu.</p>

<p><strong>‘ÇİFTÇİLİK VE ORMANCILIK GİBİ FAALİYETLER BULAŞ RİSKİNİ ARTIRIR’</strong></p>

<p>Hantavirüslerin çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaştığını söyleyen Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, "Enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya tükürüğü ile çevreye yayılan virüs, kuruyarak havaya karışabilir ve solunum yoluyla insanlara geçebilir. Kontamine partiküllerin solunması, kemirgen atıklarıyla temas, nadiren kemirgen ısırıkları ile bulaşabilir. Kapalı ve yetersiz havalandırılan alanların temizlenmesi, kemirgen istilasına uğramış ortamlarda bulunmak, çiftçilik ve ormancılık gibi faaliyetler bulaş riskini artırır. Genel olarak hantavirüsler insanlar arasında bulaşmaz. Ancak Amerika kıtasında görülen Andes virüsü için nadir de olsa insandan insana bulaş bildirilmiştir. Bu bulaşın genellikle aynı evde yaşayan kişiler veya yakın temaslılar arasında, uzun süreli temas sonucu gerçekleştiği belirtilmektedir" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'BELİRTİLER 1 İLA 8 HAFTA İÇİNDE ORTAYA ÇIKAR'</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Belirtiler genellikle virüse maruz kalındıktan sonra 1 ila 8 hafta içinde ortaya çıkar. Erken dönem belirtileri; ateş, baş ağrısı, kas ağrıları, karın ağrısı, bulantı ve kusma. İleri dönem belirtileri; HCPS'de: öksürük, nefes darlığı, akciğer ödemi. HFRS'de: düşük tansiyon, kanama bozuklukları, böbrek yetmezliği. Hastalık bazı hastalarda hızla ağırlaşarak hayati risk oluşturabilir. Hantavirüs enfeksiyonunun erken tanısı, belirtilerin diğer birçok hastalıkla benzerlik göstermesi nedeniyle zor olabilir. Bu nedenle hastanın öyküsü büyük önem taşır. Özellikle kemirgen teması, mesleki riskler ve seyahat geçmişi sorgulanmalıdır. Tanı yöntemleri olarak serolojik testler (IgM ve IgG antikorlarının tespiti), PCR ile viral RNA'nın gösterilmesi kullanılır. Laboratuvar çalışmaları yüksek biyogüvenlik önlemleri gerektirir" dedi.</p>

<p><strong>'DÜNYA GENELİNDE HER YIL BİNLERCE VAKAYA NEDEN OLUR'</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Hantavirüs enfeksiyonu için onaylanmış spesifik bir antiviral tedavi veya aşı bulunmuyor. Tedavi tamamen destekleyicidir. Solunum desteği, sıvı ve elektrolit dengesi, böbrek fonksiyonlarının izlenmesi, gerekli durumlarda yoğun bakım desteği yapılır. Erken dönemde uygun tıbbi müdahale, özellikle ağır vakalarda hayatta kalma şansını artırır. Hantavirüs enfeksiyonları nadir görülmekle birlikte dünya genelinde her yıl binlerce vakaya neden olur. Yıllık tahmini vaka sayısı; 10.000 - 100.000 civarındadır. Vakaların büyük çoğunluğu Asya ve Avrupa'da görülür. Amerika kıtasında daha az vaka olmasına rağmen hastalık daha ağır seyreder. Ölüm oranları Avrupa ve Asya'da yüzde 1 - yüzde 15, Amerika kıtasında yüzde 20 - yüzde 50 arasındadır" diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Hantavirüs enfeksiyonları dünya genelinde farklı bölgelerde görülüyor. Çin en yüksek vaka sayısına sahip ülke. Güney Kore düzenli olarak vaka bildiriliyor. Kuzey ve Orta Avrupa'da her yıl binlerce vaka görülüyor. Güney Amerika daha az vaka ancak daha yüksek ölüm oranına sahip. Türkiye'de hantavirüs vakaları 2009 yılından bu yana bildiriliyor. 2009-2025 yılları arasında yıllık vaka sayıları 4 ile 58 arasında değişmiş. Türkiye'de görülen vakalar genellikle böbrek tutulumu ile seyreden HFRS formundadır. Hantavirüs enfeksiyonu açısından risk altında olan gruplar; çiftçiler, orman işçileri, depo, ahır ve kapalı alan çalışanları, kemirgenlerle temas riski olanlardır. Ayrıca uzun süre kapalı kalmış alanları temizleyen kişiler de risk grubunda yer alır" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'KORUNMANIN EN ETKİLİ YOLU KEMİRGENLERLE TEMASI AZALTMAKTIR'</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Yaşam alanlarının temiz tutulmalıdır. Kemirgen girişleri engellenmelidir. Gıdalar güvenli şekilde saklanmalıdır. Temizlik sırasında toz oluşumu önlenmelidir. Kirli alanlar temizlenmeden önce nemlendirilmelidir. El hijyenine dikkat edilmelidir" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.istanbulgazetesi.com.tr/hantavirus-nedir-uzmandan-carpici-aciklamalar</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 10:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbulgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbulgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/virus-2.jpg" type="image/jpeg" length="23270"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
