Propaganda ve dezenformasyon...

Abone Ol

İRAN DİRENİYOR...

Savaşlardaki en önemli silahlardan birisi propaganda, bir başkası da dezenformasyondur.

İç kamuoyunda safları sıklaştırmak, dışarı karşı gücünü olduğundan fazla göstermek için kullanılan bu yöntemler yeri gelir amaca ulaşmakta önemli hizmetler verir.

Savaşla ilgili değerlendirme yapmak isteyenlerin doğru sonuca ulaşmaları için

bu iki unsurdan arınması gerekir.

ABD-İran Savaşı'na bu çerçevede bakalım.

Bunun için elimizdeki somut verilerden sonuca ulaşmaya çalışalım.

X X X

İran'ın, Şah döneminin İran'ından daha güçlü olduğu görülüyor.

Humeyni'nin 1979'da iktidara gelmesinden hemen sonra, 1980'de başlayan ve 8 yıl süren İran-Irak Savaşı'nda her iki ülke de birbirine karşı bariz bir üstünlük sağlayamamıştı. Barış sonrası eski sınırlarına çekilen adı geçen ülkeler, savaşın kendilerine yaşattığı yıkımlarla baş başa kalmışlardı.

O dönemin İran'ı, rejimi değişmiş olsa da, Şah döneminin imkanlarına sahip İran'dı. ABD ile yakın ilişkisi olan Şah'ın, onlardan aldığı silahlarla ancak bu kadar savaşabilmişti.

Bugün ABD ile savaşan İran ise bambaşka bir İran görünümünde.

Artık ABD'den aldığı silahlarla savaşmıyor. Çin ve Rusya'dan aldığı silahlarla, daha çok da kendi üretimi silahlarla savaşıyor.

İçinde bulundukları savaşa uzun süredir hazırlandıkları belli.

Ellerindeki savaş malzemelerini bitecek, tükenecekmiş gibi kullanmıyorlar. Savaşın üçüncü haftası dolmak üzere. Ancak İran, sanki sonsuz sayıda füzeye sahip gibi.

Savaşta kaybettiği üst düzey görevlilerin yerini derhal dolduruyorlar.

İran dünyada en çok mühendis mezun veren beşinci ülke. Bunu sayısal değil de ülke nüfusuna oranlarsak belki de birinci sırada gelmekte. Bunun anlamı şu; İran, nükleer silah üretecek beyine de sahip, füze üretecek beyine de sahip. Ürettiklerini muhafaza edecek düzeneği kuracak beyine de...

Güçlü bombardımana rağmen nükleer tesislerin henüz yok edilmediği anlaşılıyor.

İran'ın bir başka özelliği, ABD ve İsrail ne kadar zarar verirse versin, sanki her seferinde yeniden başlıyormuşcasına savaşıyorlar. Bu da saldıran taraf olmasına rağmen karşı tarafın moral motivasyonunu düşürüyor.

Oysa ki ABD'nin her ölen askeri, düşen her uçağı Amerikan halkında infial uyandırıyor. ABD bu yüzden telaş ediyor. Acele ettikçe de eline yüzüne bulaşma ihtimali artıyor.

Neyse ki İran, ABD'de; sabotaj, suikast ve toplu katliam gibi Amerikan halkını, savaşın sorumlusu olan Trump'a hesap sordurtacak eylemlere kalkışmıyor.

Sözün özü İran; ABD ve İsrail'e her anlamda kafa tutuyor.

İran kolay yutulur bir lokma olmadığını sınır ötesi füze atışlarıyla dosta düşmana gösterdi. Sadece sınırdan kara savaşı yürüten bir devlet değildi artık.

Bu şekilde İran ile başedemeyeceğini düşünmeye başlayan ABD, kara harekatını da masaya yatırmış görünüyor. Günümüz dünyasında, İran'ın coğrafi koşullarında böylesi bir operasyona girişirse ne derece başarılı olabileceği büyük bir soru işareti.

Ayetullah Ali Hamaney'in öldürülmesi sonrası tüm İran'ın kenetlenmesi, ABD için beklenmeyen bir durum oldu. Çözümü ABD açısından çok zor görünüyor. Çünkü savaşın başlaması sonrasında muhalefet dahi İran'da rejimi destekler hale geldi. Ekonomik olumsuzluklar unutulmuş, düşmana karşı birleşilmiş durumda.

İran rejiminin yapısı, İran halkının rejime bağlılığı, İran'ın kadim kültürü, coğrafyası; ABD ve İsrail'in planlarının bugüne kadar istedikleri gibi gitmediği görüntüsünü veriyor.

Belki de yeni bir Vietnam batağına saplanmak üzere ABD.

Aslında böyle olursa dünya rahat bir nefes alır, ABD'nin yarattığı kabadayı ortamından. Sonucunda İran halkı sıkıntı çekmiş olsa da...

X X X

Yeter ki, üçüncü dünya savaşı başlamasın.

Maalesef bu yönde çalışmalar sıkı bir şekilde yürütülüyor. Bunlardan sonuncusu, Bosna Hersek'teki gelişmeler.

Benim bir başka korkum, savaşın, kim kime vuruyor karışıklığına gelmesi halinde, ABD ya da İsrail'in, baş edemedikleri İran'ı teslim almak için nükleer silah kullanmaları.

Bugünkü bombalama şekliyle sonuca ulaşmanın mümkün olmadığını, tüm uçak gemileri ve üslerindeki bombaları bile İran'ın üzerine boşalttığında amaçlarına nail olamayacağını anlarlarsa bunu yapmaktan çekinmeyecek tiniyetteler.