Paraguay maçıyla sonlanan hayallerimizi, ABD maçıyla nihayete erdirerek ülkemize dönüyoruz.
ABD'yi yensek de grup sonuncusu olmaktan kurtulamadık. ABD galibiyeti bize futbolcularımızın kalitesini gösterdi. Diğer maçlardaki mağlubiyet ise teknik direktörün kapalı defansları çözme yönünde takımı hiç de çalıştırmadığını gösterdi.
XXX
Paraguay'ın Avustralya ile oynadığı maç ise adeta anlaşmalı bir maç gibiydi.
Tıpkı 1982 Dünya Kupası'nda Batı Almanya ile Avusturya arasında oynanan; futbol adına milli utancın yaşandığı, berabere biten ve bu sonuçla her iki takımın da bir üst tura yükseldiği unutulmaz maç gibi.
Avustralya, Paraguay maçının berabere sonuçlanması halinde; Avustralya direkt son 32'ye kalacaktı, Paraguay da 4 puanla en iyi üçüncüler arasına girebilecek ve yoluna devam edebilecekti. Öyle de oldu.
Artık turnuvanın bir tadı kalmadı bizim için. Anlamsız, anlamsız maçları seyredeceğiz. Geçmişte katılmadığımız turnuvalarda olduğu gibi belki de çoğumuz Brezilya'yı estekleyeceğiz.
XXX
Hayallerimizi yıkan baş müsebbib; beceriksiz TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'dur. Onun hemen ardından da sözde teknik direktör Montella gelir.
"Allah bu turnuvada bize başarılı olmayı nasip etmedi" diyerek, suçu kendi dışında aramanın nirvanasına ulaşan Hacıosmanoğlu, bundan önce de sağa sola laf atıyordu. Bunu zaman zaman çamur atma düzeyine ulaştıran basiretsiz TFF Başkanı, son olarak Fatih Terim'e de haksız bir şekilde sataşmıştı.
Türkiye'nin gelmiş geçmiş futbol federasyon başkanları içerisinde en tarafgir davrananı ve başarısızı olan Hacıosmanoğlu, üzüntümüzü bile doğru dürüst yaşatmıyor bize!
Turnuvaya erken veda edersek olacakları üç aşağı beş yukarı tahmin etmiştik.
Kendisinin hiçbir suçu yokmuşçasına davranacak TFF Başkanı, gerekirse tek suçlu olarak Montella'yı Türk futbol kamuoyunun önüne itecekti. ABD galibiyeti sonrası buna gerek kalmayabilir. Çok sıkılırsa verir tazminatını kovar.
Bu takdirde, Türk toplumunun ortak kabul edeceği bir ismi Milli Takımın başına getirerek hiç de üzerinde oturmayı hak etmediği koltukta oturmaya devam etmek isteyebilir.
Bu kötü niyete ve Türk futbolunun bu kötü gidişine "dur" diyecek ise Türk futbol kamuoyudur.
Yeterli tahsili almış, hitabet yeteneği olan, futbolu iyi bilen ve doğru yön verebilecek, herkesin destekleyeceği, baskılara boyun eğmeyecek, tarafsız bir yönetim sergileyebilecek, tutarlı, radikal kararları cesurca alabilecek bir başkan; oluşturacağı liyakatlı kurullarıyla belki de Türk futbolunun kurtulmasını sağlayabilir.
Umalım ve görelim.
OSMANLI'NIN DÜNYA KUPASI'NA ETKİSİ
Osmanlı İmparatorluğu'nun en geniş coğrafyaya yayıldığı dönemin topraklarının bugünkü sahipleri olan ülkeler, turnuvanın 5'de 1'inden fazlasını oluşturuyor.
Dünya Kupası'na katılan 48 takımdan 10'u, Osmanlı'nın egemen olduğu yerlerden geldi.
Avrupa'dan; Türkiye, Bosna - Hersek, Hırvatistan,
Asya'dan; Katar, Irak, Ürdün, Suudi Arabistan,
Afrika'dan; Tunus, Mısır, Cezayir.
Ayrıca ülke olarak tamamen egemenliği altında olmasa da topraklarının bir bölümü Osmanlı'nın parçası olan ülkeler var. Bunlar; Fas, Avusturya, İran.
Bir de Osmanlı ile doğrudan olmasa da dolaylı ilişkisi olan ülkeler mücadele ediyor Dünya Kupası'nda; Özbekistan, Senegal.
Bu bilgiyi de bir dip not olarak düşelim.
TOPA SAHİP OLMA YÜZDELERİNİN SONUCA ETKİSİ
Geçenlerde bir araştırma önüme çıktı. Araştırmaya göre topa çok sahip olan takımlar maçı alamayabiliyor.
Çalışmanın en göze batan tarafı; topa yüzde 70'den fazla sahip olan bir takım istediği sonucu alamazken, yüzde 60-70 arası sahip olan bir takım daha kolay sonuca ulaşabiliyor.
Bunun mantığını da yüzde 70'den fazla sahipsen, karşı takım tamamen kapanmış demektir. Böylesi takımları açmak zor. Dolayısıyla istediğin sonuca ulaşmak da zor.
Oysa ki topa yüzde 60-70 arası sahipsen oyun üstünlüğü sende demek oluyor. Aynı zamanda karşı takım da zaman zaman atağa kalkarak futbol adına bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bu da üstün oynayan takımın bazı fırsatları yakalamasını sağlıyor.
Analiz çok doğru.
Topa yüzde 70'den fazla oranda sahip olmanın bir işe yaramayabileceğini Avustralya ve Paraguay maçlarında yaşayarak gördük.